İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünyaya gelmiş '68 kuşağı müzisyenleri, 60'lı ve 70'li yıllarda en ünlüleri İngiltere ve Amerika'dan çıkmak üzere müzik piyasasını kasıp kavururken, Türkiye de gelişen bu akımlardan nasibini
|
#1
|
||||
|
||||
|
Anadolu Rock
İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünyaya gelmiş '68 kuşağı müzisyenleri, 60'lı ve 70'li yıllarda en ünlüleri İngiltere ve Amerika'dan çıkmak üzere müzik piyasasını kasıp kavururken, Türkiye de gelişen bu akımlardan nasibini alıyordu. Yurtdışında ilk dönemlerde Beatles, daha sonraları Rolling Stones, Led Zeppelin, Yes, King Crimson, Pink Floyd ve bu listenin uzayıp gidebileceği daha bir dolu grup bu kuşağın grupları olarak dünyaca üne sahipti.
Bu grupların patlamasının yaşandığı '67-'68 yıllarında, Türkiye'de de başta Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço ve Moğollar olmak üzere birçok grup ve müzisyen kendilerini yurt çapında üne kavuşturacak ilk 45'liklerini çıkarmışlardı ve Moğollar'ın ilk dönem klavyecisi Murat Ses'in öncülük ettiği bir akım olan Anadolu Pop’un temelleri de yine aynı senelerde böylece atılmış oluyordu. Bu müzisyenler yurtdışındaki bu akımları oldukça yakından takip ediyorlardı ve farkında oldukları birşey vardı ki bu da kendi ülkelerinin müziğinin aslında çok köklü bir geçmişe sahip olduğu ve de en önemlisi altmışlı yılların ikinci yarısında temelleri Amerika Birleşik Devletleri'nde atılmış olan Psychedelic Rock akımının aslında kendi ülkelerinin müziğinin özünde bulunduğuydu. Batının '68 kuşağı hippileri de doğu mistisizmine bol miktarda meraklıydı ve bu konuda bolca araştırma yapıyorlardı. Türkiye'de yaşayan müzisyenler ise zaten bu olayın içinde doğup büyümüş oldukları için bu onlar için çok büyük bir avantajdı ve bunu çok iyi değerlendirmesini bilip hem batıdaki dünyayı sallamış grupların çalışmalarından, hem de kendi ülkelerinin yerel müziğinden yararlanarak çok sağlam doğu batı sentezleri ortaya çıkarmasını bildiler. Belki bu müzisyenler batıdaki diğer müzisyenler gibi dünya çapında üne sahip değillerdi fakat kesinlikle yaptıkları birçok çalışmanın batı standartlarında hatta bazı durumlarda, yaşadıkları ülkenin avantajlarını iyi kullanmalarından ötürü, batıya göre daha iyi olduğunun kanaatindeyim. Zaten bu müzisyenlerin hakettikleri üne ulaşamamalarının yegane nedeni de yine yaşadıkları ülkenin bazı dezavantajları değil miydi!... People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Senfonık progressıve rock albumu cıkaran ıkı dev ınsan var memlekette..Cem Karaca ve Barıs Manço.. Emınım baska bır ulkede olsalardı efsane olabılırlerdı..Dedıgın gıbı tek nedenı bu ülkede sadece popstarın ve ya paparazzılerın meshur ettıgı, bısey uretmeden sanatcı oldugunu soyleyen tipleri daha cok sevıyor halk. Bız onlara daha cok deger verıyoruz..
bana sen lazımsın.... |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Cem Karaca
Türk Rock müziğinin gelmiş geçmiş en "heybetli" sesi Muhtar Cem Karaca, 5 Nisan 1945'te İstanbul'da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olması, kendisinin sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğrenimini Robert Koleji'nde yapan Cem Karaca'nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın ardından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur. Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca, bu dönemlerde henüz Anadolu müziğiyle tanışmamıştı ve sahnede dönemin popüler rock'n'roll parçalarını söylüyordu. O dönemlerde kendisinin en büyük destekçilerinden biri de İlham Gençer'di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini oldukça ilerletmişti. Bu yıllarda aynı zamanda tiyatro ile de ilgilenen Cem Karaca çeşitli oyunlarda da görev aldı. Karaca'nın Anadolu müziği ile ciddi anlamda ilk tanışması askerliği esnasında oldu. Askerliği sırasında Anadolu'yu daha yakından tanımasının yanısıra birgün orada askerliğini yapan birisinin saz çalışına kulak kabartması sonucu, daha önce son derece ilkel ve sıkıcı bulduğu bu müziğin aslında onun o anki gerçek duygularını yansıttığını ve hiçbir batı müziği şarkısının o sazın içerdiği duyguları içeremeyeceğini anladı. Cem Karaca'nın yurt içinde üne kavuşmasını sağlayacak ilk müzikal deneyimi, askerden döndükten sonra 1967 yılında Apaşlar grubu ile katıldığı Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli çalışmalarıyla aldıkları ikincilikle oldu. Aldıkları bu dereceden sonra Apaşlar, çalışmalarına dört elle sarıldı ve ilk tutkuları rock'n'roll ile yeni tutkuları Anadolu müziğini sentezleyip Anadolu Beat tarzında çalışmalara giriştiler. Bir süre sonra arkalarına Ferdy Klein orkestrasını da alarak müzikal altyapısını iyice güçlendiren grup, bu orkestra eşliğinde bir süre daha yoluna devam etti. Bu beraberlik 1969'un sonlarına kadar sürdü ve ortaya çıkan sağlam ve başarılı eserlere rağmen, grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar dağıldı. Grubun dağılmasından sonra Cem Karaca, kafasındaki sol söylemde ve doğulu kimliğiyle Rock müzik yapma düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla, dağılan Apaşlar'ın basçısı Seyhan Karabay'ı da yanına alarak yeni bir grup kurmak amacıyla genç ve yetenekli bir gitarist olan Ünol Büyükgönenç'i ziyarete gitti. Görüşme olumlu sonuçlanınca, bu üçlü Cem Karaca Kardaşlar grubunu kurma girişimlerinde bulundu ve hep beraber müzisyen arayışına girdiler. Birkaç başarısız kombinasyondan sonra vokalde Cem Karaca, gitarlarda Ünol Büyükgönenç, bas ve ıklığ'da Seyhan Karabay ve davulda Hüseyin Sultanoğlu tarafından Kardaşların ilk gerçek kadrosu kurulmuş oldu. Fakat ilk baştaki maddi sıkıntılar nedeniyle Karaca, biraz para kazanıp gruba adam gibi ekipmanlar alabilmek için, Almanya'ya Ferdy Klein orkestrası eşliğinde çalışmalar yapmaya gitti. Grup, Karaca'nın ülkeye dönüşünde beraberinde getirdiği gitarist Alex Wiska'yı da kadroya dahil edip tam gaz çalışmalara başladı ve Cem Karaca Kardaşlar'ın ilk 45'liği Dadaloğlu piyasaya sürüldü. 45'liğin listelerde iyi bir sıraya yerleşmesinden sonra çok sağlam 45'lik çalışmalarına devam eden Kardaşlar, bir dönem Alex Wiska gruptan ayrıldıktan sonra Fehiman Uğurdemir'le son kadrosunu oluşturup bir süre daha çalışmalarına devam etti. Dışarıdan grubun durumu oldukça iyi gözükmesine rağmen gerek grubun davulcusu Hüseyin Sultanoğlu'nun psikolojik rahatsızlıkları, gerekse Cem Karaca ve Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar Cem Karaca Kardaşlar'ın dağılmasına sebep oldu. Grup, davula Hüseyin Sultanoğlu'nun yerine Cengiz Teoman'ı alıp kısa bir süre daha Cem Karaca ile çalışmalarına devam ettikten sonra Türk müzik piyasası gerçekten ilginç bir değiş tokuşa sahne oldu. Cem Karaca, Kardaşlar grubundan ayrılıp Anadolu Pop'un güçlü sesi Moğollar'la birleşirken; Kardaşlar da o sıralar Moğollar'ın konserlerine solist olarak çıkan Ersen Dinleten'le anlaştı. Karaca, Moğollar'la Anadolu Rock tarzında çalışmalara Kardaşlar sound'undan çok daha farklı olsa da devam etti. Moğollar'ın Cahit Berkay'ın Fransa'ya gitmesi üzerine dağılmasıyla, Cem Karaca yeniden bir grup kurma arayışına girişti ve müzikal kariyerinin en önemli ve olgun dönemlerinden birini yaşayacağı grup olan Cem Karaca ve Dervişan kuruldu. Cem Karaca bu grubu kurarken esas amacı, Kardaşlar ve Moğollar'daki Anadolu Rock tarzına devam etmekti fakat gruba yeni giren basçı Oğuz Durukan ve Klavyeci Uğur Dikmen'in uzun süre İsveç'te Asia Minor Mission isimli grupla beraber yaptıkları müzikten ötürü batı progressive rock müziği konusunda deneyimli fakat Anadolu Rock konusunda deneyimsiz olmaları, grubun soundunun batıya kaymasına sebep oldu. Cem Karaca bu grubu Ünol Büyükgönenç ile birlikte kurmuştu fakat daha bir 45'lik yapımına bile girişmeden grupla verilen birkaç konser sonrası, grubun kuruluş ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle, Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Dervişan müzik yaptığı süre zarfında birçok kadro değişikliğine uğramış bir gruptu. Bu grubun kilit isimleri ise Cem Karaca ve Uğur Dikmen'di. Cem Karaca'nın Kardaşlar ve Moğollar'da politik rock müziği çalışmalarına (Kardaşlar-Oy Gülüm Oy, Moğollar-İhtarname) yer vermiş olduğu görülse de ciddi anlamda sol söyleme geçtiği ve sanat toplum içindir düşüncesini benimsemiş olduğu esas grup Dervişan'dır. Dervişan politik rock yapmanın yanısıra, İngiltere'de King Crimson, Yes, Emerson Lake&Palmer, Jethro Tull, Genesis gibi grupların öncülük ettiği progressive rock müziğinin Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan gibi ustalar sayesinde Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye'de bu tarz çalışmalar zaten olmuyor değildi(Barış Manço'nun 2023 albümü gibi) fakat Dervişan gerçekten "Zamanında acaba Türkiye'de progressive rock yapıldı mı?" sorularının hepsini safdışı edebilecek nitelikte bir grup olarak Türk Rock tarihinde derin izler bırakmıştır. Cem Karaca toplama olmayan ilk LP'sini yine bu grupla çıkarmıştır. "Yoksulluk Kader Olamaz" adındaki bu LP adından da anlaşılacağı gibi sol söylemde bir albümdür. Bu albümün kadrosu son ve en uzun sürmüş Dervişan kadrosudur. Basta Hami Barutçu, davulda Sefa Ulaştır, gitarda Taner Öngür, klavyede Uğur Dikmen ve vokalde Cem Karaca... Dervişan'ın bazı politik sebepler yüzünden dağılmasından sonra, Cem Karaca 70'lerdeki son grubu olan Edirdahan'ı kurmuş ve bu grupla Safinaz isminde bir Long Play yapmıştır. Bu Long Play, Barış Manço ve Kurtalan Ekspresi'nin 1975 yılı albümleri 2023 ile birlikte Türkiye'nin sayılı senfonik rock albümlerindendir. Edirdahan'dan sonra uzun bir süre Almanya'da yaşayan Cem Karaca yurda döndüğü zaman solo olarak müzik çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının en son albümü, Nisan-1999'un başlarında piyasaya sürülmüş olan "Bindik Bir Alamete Gideyoz Kıyamete" isimli albümdür. Bu albüm uzun bir aradan sonra Cem Karaca'nın rock müziğe gerçek geri dönüş yapıtıdır..... People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Erkin Koray
Türk Rock müziğinin babası Erkin Koray, 24 Haziran 1941'de İstanbul'da dünyaya geldi. Annesi Vecihe Koray, Belediye Konservatuarında piyano öğretmeni olarak çalışıyordu ve müzisyen bir anneye sahip olmak, kendisinin ve kardeşi Korkut Koray'ın ufak yaşlarda müzikle tanışmalarında önemli rol oynadı. Annesinden 7 yaş civarlarında almaya başladığı piyano dersleri ile müzikle ilgilenmeye başlayan Erkin Koray'ın rock'n'roll'a karşı olan yakın ilgisi, ortaöğrenimini gerçekleştirdiği Alman Lisesi sıralarındayken başlamıştı ve bu dönemlerde rock'n'roll tarzında ilk konserini Galatasaray Lisesi'nde verdi. Liseyi bitirince atom mühendisi olma gibi düşünceleri olan Koray'ın bir yandan da rock'n'roll tutkusu peşini bırakmıyordu. Sonunda müzik daha ağır bastı ve okulu bitirir bitirmez evi terkedip hayatını müzikten kazanmak üzere yola koyuldu. Bu dönemlerde Türkiye'de müzisyenlerin elinde gitar bulunması, hele bir de elektrogitar bulunabilmesi zor ve nadir rastlanan bir olaydı ve Erkin Koray bir şekilde eline geçen ilk gitarlarla kendi kendine çalışmaya başladı. 1960'ların ilk dönemlerinde Erkin Koray, aralarında davulda kardeşi Korkut Koray'ın da bulunduğu Erkin Koray ve Ritmcileri isimli grubuyla, kendisinin gitar çalıp söylediği ve rock'n'roll çaldığı bar ve klüp programları yapıyordu. Daha sonra kendisine gelen 45'lik doldurma teklifini kabul eden Koray, ilk 45'liği "Bir Eylül Akşamı/It's So Long"u kaydetti. Bu plağın özellikle B yüzünde bulunan It's So Long'un, İngiltere'de Beatles'ın öncülük ettiği Beat müziği özelliklerini taşıması ve Beatles'ın ilk plağı "Love Me Do" ile hemen hemen aynı tarihte piyasaya sürülmüş olması, yani Koray'ın bu tarzı Beatles'tan hiç bir şekilde etkilenmeden kendi içinden geldiği gibi ortaya çıkarmış olması bir hayli ilginçtir. Bu 45'likten sonra askere giden Erkin Koray, askerden döndükten sonra bir süre daha İngilizce çalışmalarına ve klüp programlarına devam etti. Bu programların birine seyirci olarak gelmiş olan İstanbul Plak yetkililerince fark edilen Koray, 1967 yılında ülke çapında üne kavuşmasında büyük rol oynayan "Kızları da Alın Askere" isimli 45'liğini çıkarttı. Bu plakta çalan grup Erkin Koray Dörtlüsü grubuydu. Erkin Koray bu grupla başka çalışmalarda da bulundu; hatta 1968 yılında Altın Mikrofon yarışmasına girip dördüncülük aldı. Bu dönemler ilerlerken Koray, uzun süreden beri saçına makas vurdurmadığı için Türkiye'ye göre o dönemler gayet marjinal gelen bu davranıştan ötürü oldukça tepki alıyordu. Sene 1970'e geldiğinde, çok daha ciddi anlamda rock ve özellikle Türkiye'ye göre son derece "Underground" kalan bir müzik yaptıkları grup olan Yeraltı Dörtlüsü'nü kurdu. Aslında Erkin Koray'ın bu grupla beraber çaldığı şarkılar dönemin popüler şarkı ve türkülerinin aranjmanlarından başka birşey değildi ama ne aranjman! Koray dönemin türkü, türk sanat müziği gibi eserlerini Underground tarzda yorumluyordu. Bunu yaparken grubuyla kiraladığı komün evlerinde batı rock müziği ve doğu müziği hakkında ciddi araştırmalar yapıyorlar; bu araştırmalar sonucu ortaya çıkan çalışmalarda bu iki kültürün müziğini sentezliyorlardı. Bunlara örnek olarak 1970 yılında aranjmanını yaptığı dönemin popüler Neşet Ertaş türküsü "Kendim Ettim Kendim Buldum" (Bu parçanın aranjmanını aynı sene içerisinde Cem Karaca da yapmıştı), türk sanat müziği olarak "Nihansın Dideden","Kıskanırım", "İstemem", Anadolu Rock olarak "Köprüden Geçti Gelin" verilebilir. Bu aranjmanların yanısıra, grubun tamamen kendilerine ait olan ve batının psychedelic rock grupları ile yarışacak nitelikte olan "Meçhul", "Gel Bak Ne Söyliycem", "Gün Doğmuyor", "İlahi Morluk" gibi çalışmaları da mevcuttur. Yeraltı Dörtlüsü psychedelic rock yaparken yararlandıkları en büyük avantaj, batıdaki Pink Floyd,Grateful Dead gibi psychedelic rock gruplarından daha doğuda bir ülkede yaşamalarıydı. Dönemin Avrupalı çoğu rock müzisyeninin doğu mistisizmine ve de özellikle Hindistan'a merakı vardı ve bu merakı müziklerine de bol miktarda yansıtıyorladı. Bunun en önemli örneklerinden birisi Beatles'ın önce "Norwegian Wood" adlı 45'liklerinde, daha sonra da "Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band" albümlerinin "Within You Without You" parçasında "Sitar" kullanmasıydı. Sitar kökeni doğudan gelen bir enstrümandı ve bu enstrümanı ıngiltere'de Beatles; Türkiye'de ise o dönemlerde Rock Müziği ile oldukça ilgili bir müzisyen olan "Orhan Gencebay" kullanıyordu. O dönemlerde Erkin Koray ve Orhan Gencebay birbirlerinin müziklerinden ve fikirlerinden son derece etkilenmiş oldukça iyi iki arkadaştı ve bol miktarda fikir alışverişleri yapıyorlardı. Zaten Erkin Koray'ın 1974 ve sonrası doğu müziği etkilenimli çalışmaları da bu fikir alışverişlerinin meyvalarıydı. Yeraltı Dörtlüsü macerasını 1971'e kadar sürdüren Koray, 1971'de grubu dağıtıp John Lennon'la olan efsanevi görüşmesini gerçekleştirmek ve orada bir süre macera yaşamak amacıyla Fransa'ya gitti. Fransa dönüşünde yeni bir grup arayışına giren Koray, 70'lerdeki ikinci grubu "Erkin Koray Supergroup"u kurdu. Bu grupla rock müzik piyasasına iki adet çok sağlam 45'lik kazandırdı Koray. Supergroup'un yaptığı çalışmalardan özellikle değinmek istediğim "Yağmur", o dönemlerde genelde Orhan Gencebay bestelerini yorumlayan Mine Koşan'ın da söylediği bir Vedat Yıldırımbora bestesiydi. Erkin Koray'ın ellerinde şahane bir psychedelic rock parçasına dönüşen bu aranjman, Orhan Gencebay tarzındaki besteler ile psychedelic rock'ın ne kadar uyumlu olduğunun en güzel örneklerinden birisidir. Erkin Koray Supergroup 1972 yazına kadar çalışmalarını devam ettirdikten sonra dağıldı. Grubun dağılmasından çok kısa bir süre sonra Koray, "TER" adlı yeni bir grup kurdu. Erkin Koray bu grupla daha önce yapmadığı kadar underground çalışmalara yönelmek istiyordu. Bunu da bu grupla çıkarttığı "Hor Görme Garibi" isimli 45'lik gayet iyi gösteriyordu. Bu plağın A yüzünde Erkin Koray, Orhan Gencebay'ın parçasını Heavy Metal'e yakın bir sertlikte yorumlamıştı. Fakat ne yazık ki yaşadığı ülkenin plak yapımcılarının underground müzik anlayışına pek de sıcak bakmamaları nedeniyle bu grupla başka plak yapamadı. TER grubu da dağıldıktan sonra 45'lik çıkarmadığı "STOP!" isimli bir grup kuran Erkin Koray, daha sonra tamamen kendi adına çalışmalara girişti. Bunlardan ilki, enfes bir psychedelic rock şaheseri olan "Mesafeler" isimli parçadır. Bu çalışmadan sonra Erkin Koray uzun süreliğine yurtdışına gitti. Yurtdışından döndükten sonra doğu etkilenimli çalışmalarına yer vermeye başladı. Bunlardan en önemlileri, hemen hemen bütün Türkiye'nin çok iyi bildiği "Şaşkın", "Arap Saçı", "Fesuphanallah" gibi çalışmalardır. Bu dönemde bu tarz çalışmalara ağırlık vermesinin yanında "Krallar", "Hadi Hadi Oradan" gibi rock çalışmaları, hatta başlı başına rock parçalarından oluşan "Elektronik Türküler" adında bir tane de LP yapan Koray, 1974-1977 yılları arasını böyle geçirdi. 1977 yılında,70'lerde Türkiye'de kurduğu son rock grubu olan "Erkin Koray Tutkusu" isimli grubunu kurup, bu grupla aynı adı taşıyan bir rock LP'si çıkarttıktan sonra uzun süreler ortadan kayboldu Erkin Koray. Uzun bir süre yurtdışında yaşamak üzere Koray'ın Türkiye'yi terk etmesinin birçok nedeni vardı. Bunun en önemli nedeni, 70'lerin ikinci yarısında Türkiye'de cereyan etmiş politik gerginlikler ve bu gerginliklerin ülkeyi müzik yapılamayacak hale getirmesiydi. Yurtdışından döndükten sonra uzun bir süre tamamen solo çalışmalar yapan Erkin Koray'ın bu dönemdeki en ünlü çalışması şüphesiz "Çöpçüler"dir. Devlerin Nefesi isimli son albümünü Haziran 1999'da çıkaran Erkin Koray, şu an İzmir'de yaşamaktadır.... People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Barış Manço
Türk popüler müziğinin seyyah rock müzisyeni Barış Manço, 1943’ün 2 Ocak’ında İstanbul’un Üsküdar semtinde dünyaya gözlerini açtı. Hareketli ve yaramaz bir çocukluk döneminden sonra ortaöğrenimini gerçekleştirmek üzere kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Savaş Manço gibi Galatasaray lisesinin yolunu tutan Manço’nun rock’n’roll ve güzel sanatlara karşı yakın ilgisi de bu yıllarda başladı. 1956 yılında kendisinden iki yaş büyük bir Alman Lisesi öğrencisi olan Erkin Koray’ın, grubuyla Galatasaray Lisesi’nde verdiği rock’n’roll konseri ile daha da pekişen müzik tutkusu, düşe kalka biten tembel öğrencilik yıllarından sonra Barış Manço’yu da bu yola sürükledi. Lise yıllarında amatör olarak müzik yaptıkları “Barış Manço ve Kafadarları” isimli gruptan sonra lise tahsilinin son dönemlerinde profesyonel olarak müzik hayatına atıldığı grup olan Barış Manço ve Harmoniler’le 45’lik çalışmaları yapan Manço, aynı zamanda bu grupla İstanbul’un çeşitli bar ve klüplerinde de boy gösteriyordu. Bu dönemlerde yaptığı çalışmalarla yurt çapında pek ses getirmese de İstanbul’un bar ve klüp çevrelerinde aldığı “Twist Kralı” lakabı, Barış Manço’nun o dönemlerde de kendi çapında başarılı bir müzisyen olduğunun göstergesiydi. 1963 yılında yüksek öğrenim görme gayesiyle gittiği Fransa’da aradığı eğitim ortamını bulamayan Barış Manço, buradan Belçika’ya geçti ve Belçika Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi’nde “İç Mimarlık” dalında eğitim görmeye başladı. Üniversite yıllarında da profesyonel olarak müzik çalışmalarını devam ettiren Manço, ilk önce Fransa’da kendi adına bir EP çıkardı ve bu EP’deki şarkıları Olympya’da seslendirme fırsatı yakaladı. “Olympya’da konser veren ilk Türk” namını da böylece alan Barış Manço, daha sonraki yurtdışı yıllarında Les Mistigris isimli daha önce kurulmuş olan bir grupla çalışmalar yaptı fakat grubun Türkiye’ye giriş çıkışlarında yaşanan zorluklar nedeniyle gruptan ayrılıp tamamen Türk müzisyenlerinden kurulu olan “Kaygısızlar” ile birleşti. Bu grupla yaptığı çalışmalarla yavaş yavaş yurt çapında üne kavuşmaya başlayan Manço’nun amacı aynı başarıyı Fransa’da da göstermekti ve bu gayeyle Fransa’da “Trip” ve “Susanna” adında müzikal olarak çok sağlam iki tane parça kaydetti. Eğer yayınlansaydı büyük başarılara imza atabileceğini düşündüğüm“Trip” ve “Susanna”, grubun gitaristleri Mazhar Alanson ve Fuat Güner’in Fransa’ya bir türlü alışamamalarından dolayı yurda dönme istekleri sebebiyle 45’lik olarak basılamadı ve Barış Manço ve Kaygısızlar’ın Fransa macerası da böylece sona ermiş oldu. Bu grupla çalışmalarını bir süre daha sürdüren Manço, daha sonra grubun yurtdışında kariyer yapmaya yanaşmaması gerekçesiyle Kaygısızlar’dan da ayrılıp tamamı yabancı müzisyenlerden oluşan Barış Manço-Ve isimli bir grup kurdu ve müzikal kariyerinin dönüm noktası olan “Dağlar Dağlar” 45’liğini bu grupla kaydetti. Dağlar Dağlar’ın yakaladığı yurt çapında başarı, grubun dağılmasını engelleyemedi ve sadece 1970 yılında çalışmalar yaptığı Barış Manço-Ve dağıldı. 1971 yılında Anadolu Pop’un güçlü sesi Moğollar’la birleşen Manço’nun amacı yine yurtdışında kariyer yapmaktı. Moğollar da bu konuda kendisi ile hemfikirdi ve grupla Türkiye’de kaydettiği İşte Hendek İşte Deve, Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle ve Binboğa’nın Kızı isimli çalışmalardan sonra Paris’e yerleştiler. Burada MançoMongol adı altında çalışmalarına devam eden grup, daha sonra 1971 yılında Barış Manço olmadan doldurdukları “Les Mogols- Danses Et Rhytmes De La Turquie” LP’siyle “Charles Cros” ödülünü almaya hak kazandı ve bu ödülden sonra Moğollar’ın Paris’te tek başına kariyer yapma istekleri sebebiyle Barış Manço, Moğollar’dan ayrılıp Türkiye’ye geri döndü. Yurda dönüşte müzikal kariyerinin en önemli grubu “Kurtalan Ekspres”i kurdu Barış Manço. 1972 yılında grupla kaydettiği ilk 45’lik olan “Ölüm Allah’ın Emri/Gamzedeyim Deva Bulmam”dan sonra vatani görevini yapmak üzere Edremit’e giden Barış Manço, burada 20 aya yakın bir süre askerlik yaptı ve askerden döndükten sonra o günlere ithafen Kurtalan Ekspres’le “Hey Koca Topçu” isimli çalışmasını kaydetti. Kurtalan Ekspres’le uzun süreler çok başarılı çalışmalar yapan Barış Manço, 1975 yılında toplama olmayan ilk LP’si “2023”ü kaydetti. Cem Karaca ve Edirdahan’ın 1978 yılında çıkardığı “Safinaz” ile birlikte Türkiye’nin sayılı Senfonik Rock LP’lerinden olan bu çalışma aynı zamanda 70’lerdeki Türk elektronik müziğine dair önemli belgelerdendir. 1975’in sonlarında uzun bir süreliğine Belçika’ya giden Barış Manço, 1976 yılında burada “Nick The Chopper” isimli tamamen İngilizce parçalardan oluşan bir LP kaydetti. Ülkemizde 1977 yılında yayınlanan bu albüm, yurtdışında hiç beklenmedik ülkelerde çok büyük başarılar sağladı. Plak, ilk olarak Hollanda, Belçika ve az miktarda Fransa’da basıldı fakat esas başarısını daha sonra basıldığı Fas, Senegal, Gine ve Fildişi Sahilleri gibi Afrika ülkelerinde sağladı. Romanya gibi Çeşitli Balkan ülkeleri ve İran’da da başarı sağlayan bu albüm, İngilizce sözlü olmasına rağmen müzikal olarak tamamen yerliydi ve de beklenmedik ülkelerde sağladığı bu başarı aslında çok doğaldı çünkü albüm, kültürü Türkiye’ye daha yakın olan ülkelerde başarılı olmuştu. 70’lerin ikinci yarısında Türkiye’de cereyan eden politik gerginlikler 80’lere gelindiğinde eski kuşak müzisyenlerin çoğunu mahvetmişti. Erkin Koray önce Almanya’ya sonra Kanada’ya gitmiş, Cem Karaca vatandaşlıktan çıkarılmıştı. Bu dönemlerde bu angaryadan en hasarsız çıkan ise Barış Manço olmuştu. 1979 yılında Lale Çağlar’la hayatını birleştirdikten sonra aynı sene grubu Kurtalan Ekspres’le çıkarttığı “Yeni Bir Gün” isimli LP ile yakaladığı başarıyı 80’lerde çıkarttığı diğer albümlerle de gösterdi Barış Manço. 12 Eylül darbesinden sonra yepyeni bir döneme giren Türkiye, popüler müzik anlayışı açısından bayağı bir değişime uğramıştı ve bu değişim Barış Manço ve Kurtalan Ekspresi’nin yaptığı müziği de etkilemişti. 80’lerin Türk Pop Müzik dünyasına Halil İbrahim Sofrası, Ali Yazar Veli Bozar, Gülpembe, Dönence, Arkadaşım Eşek gibi önemli çalışmalar armağan eden Manço, 80’lerin sonu ve 90’larda müzisyenliğin yanında televizyon programcılığı ve politika ile de ilgilendi. Çok uzun süreler TRT’de yaptığı 7’den 77’ye isimli programla Pazar günleri milyonları ekran başına topladı. Ülkemizi bir kültür elçisi olarak birçok ülkede temsil etti, yurtdışı ve yurt içinde sayısız ödüller aldı. Derken 1999’un 31 Ocak günü ansızın aramızdan ayrılan Barış Manço, bu ani ölümüyle milyonları yasa boğdu. Türkiye’nin gerek müzik, gerekse diğer konularda yetiştirdiği çok önemli bir şahsiyeti olan bu değerli insanı hiçbir zaman unutmayacağız, unutturmayacağız. Huzur içinde yat Barış Abi... People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Üçü de olaganustu adamlar....
bana sen lazımsın.... |
|
#7
|
||||
|
||||
|
Üçüde efsane.Üçü de kendilerini aşmış müzik yaptılar.İçlerinde birtek Barış Manço belkide istediği hayatı yaşayabildi.Bir tanesi sürüldü memleketten.Diğeri açlık çekti bir şekilde.
Ama bayhan denilen bir tpi veya diğerleri bir yarışma sayesinde milyarları vurdular. Ben utanıyorum bu memlekette yaşadığım için bazı zamanlar ki bu insanları hatırladıkça utancım artıyor. People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#8
|
||||
|
||||
|
Kımse hakkettıgını alamıyor kı burda..
Mıllet askere gıdınce her mektupta sevgılısıne dağlar dağlar yazar, ayrılanlar çöpçüler sarkısını soyler, ezilenler tamirci çirağı söyler.. ama ıs sahıp cıkmaya gelınce kımse yok ortada... Cem karaca elektrık faturalarını bıle oduyemıyormus.. barıs manconun cogu ozel esyası malı mulku satıldı . Erkın koray da surunuyor.. Agzına sıcıyım popüler kültürün.. bana sen lazımsın.... |
|
#9
|
||||
|
||||
|
Gerçekten çok önemli insanlar hem müzikleri hem de duruşları ile özellikle Barış Manço bu konuda inanılmaz
enjoy the pain |
|
#10
|
||||
|
||||
|
akkkdenizzzzz aaaşammmmmlarrıııııııı bi başgaaaa oliiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
[color=#799BAE]I'm watching outside the window glass |
|
#11
|
||||
|
||||
|
kafa guzel yıne ılkercım..
bana sen lazımsın.... |
|
#12
|
||||
|
||||
|
Ersen ve Dadaşlar,Moğollar... babalar olayı yıllar öncesinde çok iyi yapıp tavanı belirlemişler bir de şu an günümüz müzisyenlerine bak ben kıyaslanacak bir tane bile göremiyom.Kıraç'tan umutluyum hadi bakalım
|
|
#13
|
||||
|
||||
|
Artık müzik yapmıyorlar ki, sadece magazinde zirvede olup para kazanmak için bi kaç kıçı kırık şarkıya bile benzemeyen bişeyler yapıyorlar...Parayı da kazanıyorlar ben anlamıyorum ki ya.
Ayrıca barış manço, cem karaca, erkın koray zamanında turk mılletının parasımı yoktu, alım gücü azmıydı dıye düşünmüyor da değilim...
[COLOR=DarkOrange]çok ağladığım günlerim oldu benim, |
|
#14
|
||||
|
||||
|
Anadolu rock ilgili bir başlık açmayı düşünüyordum ve arama yapacaktım önceden var mı diye. Fakat başlık beni daha Türkçe Müzik bölümünün ilk sayfasında buldu.
Erkin Koray bizim nesile uzaktı hep ama Barış Manço hep bize örnek insan olarak gösterildi, yakındı. Cem Karaca'yı da at avrat silahtan tanıdık. Biraz sahipsizmiş bizim rock müzisyenlerimiz ben de yeni yeni onları keşfediyorum. Önceleri burun kıvırdığım Barış Manço müziğine şimdi titriyorum 56 şarkılık Barış Manço müzik listesi hazırlayıp dinledim geçenlerde. Belki cebimde paramın olduğunda kasetlerini artık bulamayacak bir zamana gelmiştik onların ama bundan sonra sevdiğim anadolurock'cuların kayıtlarını satın alacağım. Bir de yeni nesil anadolurock'cular var. Bulutsuzluk Özlemi, Düş Sokağı Sakinleri gibi derinden söyleyenlerin yanında daha sert çalıp daha sert söyleyenler de. Bu sert olanlara örnek olarak Grizu var, bir albüm yapıp kaybolmuşlar. En sevdiğim şarkılarını Downloads bölümünde bulabilirsiniz. En kolayı belki http://www.anadolurock.com adresine girip bu sanatçıların ve grupların biyografilerine, şarkı sözlerine ve şarkılarının bir kısmına ulaşmak. |
|
#15
|
||||
|
||||
|
Moğoolar ve ERkin Babadan otesi yokh!!!ayrıja Mogollar zeytinli fest.te tek kelimeyle müthişti!!!adamlar artık aşmış ermiş ööle bişeeler olmşlar....
|