Kısa film tarihine gözattığımızda,kısa filmin başlangıcını Lumiere Kardeşler’in “Lumiere Fabrikası İşçilerinin Çıkışı” filmine,yani sinemanın başlangıç tarihine kadar götürenler var.Fakat bu çok doğru bir yaklaşım değildir.Çünkü o zaman çekilen kısa filmler,daha
|
#1
|
||||
|
||||
|
Kısa Filmin Tarihi
Kısa film tarihine gözattığımızda,kısa filmin başlangıcını Lumiere Kardeşler’in “Lumiere Fabrikası İşçilerinin Çıkışı” filmine,yani sinemanın başlangıç tarihine kadar götürenler var.Fakat bu çok doğru bir yaklaşım değildir.Çünkü o zaman çekilen kısa filmler,daha çok teknik imkansızlıklardan dolayı mecburi olarak kısa metrajlı çekiliyordu. (Sinematograf ancak 15 metrelik film şeridi alabiliyordu) Ancak yine de teknolojik imkanların yayılması ayırımını kesin bir tarihe bağlama imkanımız olmadığı için fantastik sinemanın babası olarak kabul edilen Georges Melies’i ilk kurmaca kısa film yönetmeni olarak kabul edebiliriz.
Kısa filme bugünkü anlamıyla baktığımızda ise kısa film tarihi,sinema teknolojisinin uzun metrajlı filmler çekebilecek yapıya ulaşmasının ve yaygınlaşmasının ardından başlar.Çünkü artık kısa film,bir mecburiyet olmaktan çıkmış, özel bir tercih ve anlatım biçimi olma özelliğini kazanmıştır. TÜRKİYE’DE KISA FİLMİN TARİHÇESİ Resmi belgelere göre, 1914 diye belirtilen ilk filmin çekilişinin ardından, 87 yıl geçti. Ülkemizin sinema tarihinde ve neredeyse bu 100 yıllık zaman diliminde kısa film tarihi adına çok az şeye rastlıyoruz. Kısa film olarak çekilmiş ilk film, 1914′te Fuat Uzkınay’ın çektiği “Ayestefenos’ta bir Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı filmdir. Fakat bu filmin tam olarak kısa film kategorisine girdiği söylenemez. Ayrıca 1914′ten 1930′lara kadar da bunun devamı niteliğinde kısa film çalışmalarına pek rastlamıyoruz. İlk sesli belgesel kısa filmlere ise 1930′larda rastlıyoruz. Karşımıza çok tanıdık bir isim çıkıyor: Nazım Hikmet. Nazım Hikmet’le birlikte kısa film denemesine girişen bir diğer isim ise şehir Tiyatrosu’nun ve Muhsin Ertuğrul devri sinemasının gözde oyuncusu Hazım Körmükçü. Nazım Hikmet o dönemde İpek filmde senaryo yazarı ve yönetmen olarak çalışıyor, ilk denemesi Kavaklı Ali, Naşit Özcan, Fahri Gülünç, Zenne Necdet İnce gibi oyuncuları bir araya getiren bir orta oyunu filmidir. “Düğün Gecesi/ Kanlı Nigar (1933)”(1) O dönemde uzun veya kısa metrajlı bir kaç film daha çekiliyor. Fakat bu yapımların resmi kuruluşların ve ticari yapımcıların tekelinde olması, Türk sinemasını sürekli bir belge film yapımcılığından mahrum bırakıyor. 1930′lardan 1950′lere kadar durgun bir dönem yaşanıyor. Gerek Ordu Foto-Film Merkezinin, gerekse çeşitli bakanlıkların çoğunlukla geniş seyirci kitlelerine ulaşmayan çalışmaları devam etmesine rağmen bu 20 yılda çok önemli bir değişiklik olmuyor. Asıl kıpırdanış 1950′lerde bağlıyor. Çoğunlukla haber-savaş-kurgu filmleri çekiliyor (Kore savaşı nedeniyle olacak herhalde) ve bu dönemden sonra resmi kurumların ve bakanlıkların desteği ile bu tür propaganda filmleri fazlasıyla çekiliyor. “… Çünkü bugünkü dünya şeraitine göre, sinemaya giden halk bir iki saat avunmak, hoş dekorlar ve yüksek konfor içinde geçen hayata bakmak suretiyle olsun fakirliklerini unutabilmektedirler. Sinema bu bakımdan fakir insanların ha-yatına bir iki saat rüya sokan ve onu afyon gibi uyuşturan bir vasıta oluyor. Acaba sinemadan beklediğimiz bu mudur?… Bu gibi propaganda filmlerini, sinema sahipleri ne diye günlerce halka gösteriyorlar?… Halka ucuz radyo lazım olduğu gibi ucuz sinema da lazımdır … Fakat içinde yabancı milletlerin propagandasını yapmayan, din ve faşizm fikirlerini ifade etmeyen öyle bir sinema isterken” (2) “Sinemanın eğlendirici, uyutucu, avutucu, uzun filmler dışında çeşitli türden kısa filmleri de kapsadığı bu dönemde anlaşılmıştı. Sinemanın iç ve dış politikada güçlü bir silah olduğu kadar, modern tekniklerin, sağlık ve yurttaşlık bilgilerinin öğretilmesi için de kullanılabileceği ortaya çıkmıştı. Özellikle Türkiye’nin kuzey komşusu Sovyetler Birliği’nde sinema filmlerinden, gerek devrimin ve yeni dünya görüşünün geniş yığınlara anlatılması, gerekse yeni kurumların yetişip benimsenmesi ve yeni yöntemlerin kullanımının öğretilmesi açısından bilinçli ve yoğun bir yaralanma söz konusuydu. Ve Türkiye hem siyasal kadroları hem de sanat çevreleriyle bu gelişmeden haberdardı. Gerçekten, bu dönemde her iki çevrede üzerinde önemle durulan konu sinemanın “terbiyevi” ve öğretici yönüdür. 1937 yılında çıkarılan öğretici ve Teknik Filmler hakkında Kanun bunun bir kanıtı olmaktadır. Nitekim yasanın ‘esbab-ı mücibesi’nde amacın öncelikle çeşitli modern tekniklerin pazarlama gibi öğretilmesinde kısa filmlerden yararlanma olanağı anlaşılmaktadır.”(3) 1950′lerden 1960′lara kadar film çalışmaları yukarıda anlatılan seyirde gelişiyor. 1960′lı yıllara gelindiğinde ise önemli bir oluşum gerçekleşiyor Türkiye’de: “Hisar Kısa Film Yarışmaları” Robert Koleji’nde okumakta olan bir kaç genç insan, sinemaya alternatif anlamda el atmalarının ihtiyacını hissederek 20 Ocak 1963′te Robert Koleji Sinema Kulübü’nü kurarlar. Aralarında Özer Kabaş, Üner Biricikli, Ömer Bilgin, Faruk Seyrek, Hasan Gürdal, Kayahan Tolunay, Sezer Tansuğ, Ersan Pertan gibi isimlerin bulunduğu Sinema Kulübünün ilk işi bir yayın organı çıkarmak olur. 1966 tarihinde ilk sayısını çıkardıkları Görüntü’de devrimci sinema, kısa film ve örgütlenme üzerine teorik tartışma yazıları yayınlarlar. Amaçları: ” Önce sinemayı tanıtmak ve bu yolla sinema seyircisi yetiştirmek, sonra da yeni sinemamızın kurulmasına film çalışmaları ile yardımcı, gereğinde de öncü olmaktır. Bu amaçla devam ettirdikleri çalışmalarına bir yenisini eklerler ve ilkini 18-21 Haziran 1967′de gerçekleştirdikleri “1. Hisar Kısa Film Yarışması”nı başlatırlar. Bu yarışmanın Robert Koleji’nde başlamasının nedenini de şöyle açıklarlar: “Yeşilçam içinde böyle bir hareketin başlaması kesinlikle beklenemez. Yeşilçam doğrultusunda olan Türk Film Arşivi, zaten Türk sineması için yarışmanın gereksizliğini belirtmekte, öte yandan Altın Kozalar düzenleyerek kendi kendine çelişkiye düşmektedir. Başka bir olumlu yöndeki Türk Sinematek Dergisi ise Yeşilçam’a laf yetiştirmekten, film gösterilerinin ötesine geçememektedir. Robert Koleji Sinema Kulübü’nün yarışmayı üzerine alması potansiyel gücünün ve kısa filmin gerekliliğine inanmasının bir sonucudur.”(4) Sinematekle ilgili söylenenlere daha doğrusu yukarıdaki alıntıda yer alan kısma katılmadığımı belirtmek isterim. “Hisar Film Festivali”nin ikincisi 1968′de, üçüncüsü ise 1969′da yapılır. 3. Hisar oldukça tartışmalı geçer. Tartışmaların kökenindeki neden, ön elemede elenen bazı filmlerin gösterilmek istenmesi; yarışmada ödül veren şirketlerin, filme göre ödüllerini geri çekmek istemesi, jürinin buna ses çıkarmaması ve en önemli neden de Türkiye’nin giderek sol politizasyonla tanışması dolayısıyla, yapılanların Türkiye devrimine hizmet edip etmemesi sorunları vardı. Genç Sinema Dergisi’nin 8. sayısı ise özel olarak Hisar’a ayrılmıştı ve genç sinemacılar yarışmaya katılmamış, katılmama gerekçelerini yazmışlar ve yarışma süresince bol bol bildiri yayınlamışlardı. Kısa Film kisa-film.net : Kısa Film Tarihi ve Türkiye'de Kısa Film
Yörüyün,gidiyoruz! |
![]() |
| Etiketler |
| filmin, tarihi |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Başlık | Başlığı Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Caz Tarihi (pt.7) | JosefK | Jazz - Blues | 2 | 15-12-2006 09:58 |
| Caz Tarihi (pt.4) | JosefK | Jazz - Blues | 2 | 10-11-2006 10:22 |
| Caz Tarihi (pt.3) | JosefK | Jazz - Blues | 3 | 09-11-2006 09:49 |
| Caz Tarihi (pt.1) | JosefK | Jazz - Blues | 1 | 07-11-2006 17:04 |
| bu şarkı hangi filmin soundtrack i?? | perttu kivilaakso | Road Trip | 6 | 13-06-2006 13:34 |