<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Ayyas</title>
		<link>http://www.ayyas.com</link>
		<description>Muzik , Edebiyat , Felsefe , Sinema ve anime uzerine tartisma forumu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 11 May 2008 11:32:24 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>1440</ttl>
		<image>
			<url>http://www.ayyas.com/summer/misc/rss.jpg</url>
			<title>Ayyas</title>
			<link>http://www.ayyas.com</link>
		</image>
		<item>
			<title>Milli Takım kadrosu açıklandı: Hakan Şükür yok!</title>
			<link>http://www.ayyas.com/turk-ve-dunya-sporu/22831-milli-takim-kadrosu-aciklandi-hakan-sukur/</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2008 08:54:29 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[2008 Avrupa Şampiyonası'nda mücadele edecek A Milli Takımımızın, 26 kişilik aday kadrosu Milli...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>2008 Avrupa Şampiyonası'nda mücadele edecek A Milli Takımımızın, 26 kişilik aday kadrosu Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim tarafından açıklandı. <br />
<br />
Aday kadroya dahil edilen futbolcular, 11 Mayıs Pazar günü Antalya'daki Gloria Golf Resort Hotel'de toplanacak. Bu arada şu anda 26 kişi olan aday kadrodan daha sonra 3 futbolcu çıkartılacak ve kadro 23'e düşürülecek.<br />
<br />
<br />
KALECİLER<br />
<br />
1- VOLKAN DEMİREL / FENERBAHÇE<br />
2- RÜŞTÜ REÇBER / BEŞİKTAŞ<br />
3- TOLGA ZENGİN / TRABZONSPOR<br />
<br />
SAVUNMA OYUNCULARI<br />
<br />
4- GÖKHAN GÖNÜL /FENERBAHÇE<br />
5- SABRİ SARIOĞLU /GALATASARAY<br />
6- GÖKHAN ZAN /BEŞİKTAŞ<br />
7- İBRAHİM KAŞ /BEŞİKTAŞ<br />
8- EMRE AŞIK /ANKARASPOR<br />
9- SERVET ÇETİN /GALATASARAY<br />
10- HAKAN KADİR BALTA /GALATASARAY<br />
<br />
<br />
ORTA SAHA OYUNCULARI<br />
<br />
11- UĞUR BORAL / FENERBAHÇE<br />
12- MEHMET AURELIO / FENERBAHÇE<br />
13- MEHMET TOPAL / GALATASARAY<br />
14- EMRE BELÖZOĞLU / NEWCASTLE UNİTED<br />
15- TÜMER METİN / LARISSA<br />
16- YILDIRAY BAŞTÜRK / VFB STUTTGART<br />
17- HAMİT ALTINTOP / BAYERN MÜNİCH<br />
18- AYHAN AKMAN / GALATASARAY<br />
19- ARDA TURAN / GALATASARAY<br />
20- TUNCAY ŞANLI / MIDDLESBROUGH<br />
21- COLİN KAZIM / FENERBAHÇE<br />
<br />
HÜCUM OYUNCULARI<br />
<br />
22- GÖKDENİZ KARADENİZ / RUBIN KAZAN<br />
23- NİHAT KAHVECİ / VILLARREAL<br />
24- HALİL ALTINTOP / SCHALKE 04<br />
25- SEMİH ŞENTÜRK / FENERBAHÇE<br />
26- MEVLUT ERDİNÇ / SOCHAUX</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/turk-ve-dunya-sporu/">Türk Ve Dünya Sporu</category>
			<dc:creator>Dave</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/turk-ve-dunya-sporu/22831-milli-takim-kadrosu-aciklandi-hakan-sukur/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Empire of the Sun - Güneş İmparatorluğu</title>
			<link>http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22830-empire-of-the-sun-gunes-imparatorlugu/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 20:14:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Japon ordusunun 1941 yılında Şangay'ı istila etmesiyle birlikte, Şangay'da refah içinde yaşayan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Japon ordusunun 1941 yılında Şangay'ı istila etmesiyle birlikte, Şangay'da refah içinde yaşayan aristokrat İngilizler toplanarak bir esir kampına gönderilir. Bu film, bir şekilde ailesinden kopup bu kamplardan birine düşen Jamie'nin (Christian Bale) yaşadıklarını konu almaktadır. Bu yıllar içinde onun çocukluktan gençliğe geçişine ve karşılaştığı hüzün, sevinç ve ölüme tepkilerine tanık oluruz. Spielberg'ün muhteşem görselliğiyle harmanlanan muhteşem bir oyunculuk ve olağanüstü anlatım bu filmi izlenilmesi gereken filmer listesine sokmaktadır.<br />
<br />
<b>Yönetmen</b> : Steven Spielberg<br />
<br />
<b>Yazan</b> : J.G. Ballard (Roman), Tom Stoppard (Yazar)<br />
<br />
<b>Çıkış Tarihi</b> : 9 Aralık 1987<br />
<br />
<b>Tür</b> : Dram / Savaş<br />
<br />
<b>Ödüller</b> : 6 dalda oskara aday gösterildi.<br />
<br />
<b>Oyuncular</b> : <br />
Christian Bale	- Jim 'Jamie' Graham<br />
John Malkovich - Basie<br />
Miranda Richardson - Mrs. Victor<br />
Nigel Havers - Dr. Rawlins<br />
Joe Pantoliano - Frank Demarest<br />
Leslie Phillips - Maxton<br />
Masatô Ibu - Sgt. Nagata<br />
Emily Richard - Mary Graham, Jim'in annesi<br />
Rupert Frazer - John Graham, Jim'in babası<br />
Peter Gale - Mr. Victor<br />
Takatoro Kataoka - Kamikaze Boy Pilot<br />
Ben Stiller - Dainty</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8139&amp;d=1210450436"  id="attachment8139" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8139&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210450436" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  155113__empire_l.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  31.3 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8140&amp;d=1210450436"  id="attachment8140" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8140&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210450436" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  Christian-Bale---Empire-of-the-Sun-Photograph-C10038749.jpeg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  28.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8141&amp;d=1210450436"  id="attachment8141" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8141&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210450436" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  empire.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  13.8 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8142&amp;d=1210450436"  id="attachment8142" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8142&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210450436" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  empire_of_the_sun.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  53.4 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8143&amp;d=1210450436"  id="attachment8143" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8143&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210450436" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  empire_of_the_sun1.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  63.2 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8144&amp;d=1210450445"  id="attachment8144" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8144&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210450445" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  spiel_empire2.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  48.8 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/">Film - Dizi Yorumları</category>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22830-empire-of-the-sun-gunes-imparatorlugu/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Big Lebowski - (Büyük Lebowski)</title>
			<link>http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22829-big-lebowski-buyuk-lebowski/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 19:22:41 GMT</pubDate>
			<description>Herkesin Dude diye hitap ettiği Jeffrey Lebowski günün birinde iki gagnsterin evine girip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Herkesin Dude diye hitap ettiği Jeffrey Lebowski günün birinde iki gagnsterin evine girip tartaklayarak borcunu ödemesini istemeleri üzerine bir başka Lebowski nin daha aynı şehirde yaşadığını anlar. Evine giren gangsterlerin odanın görünüşünü tamamlayan halısına işemelerine içerleyen Dude, kirlenen halısını tazmin etmek için diğer Lebowski nin yanına gider. Bu ziyaret sonucunda işssiz Dude para kazanabileceği bir iş sahibi olmuştur. Sadece Lebowski nin karısını kaçıranlara verilecek fidyeyi söylenen yere bırakması onu zengin bir adam yapacaktır, ancak bu plan düşünüldüğü gibi işlemeyecektir.<br />
<br />
Trailer :<br />
<div class="forumhomediv"><div class="forumhomelatestpostheader">Ayyas Visual Trip</div><div><object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/r_GCRFRcWxA"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/r_GCRFRcWxA" /><param name="wmode" value="transparent" /></object></div></div><br />
<br />
Big Lebowski - The Man In Me (Bob Dylan)<br />
<div class="forumhomediv"><div class="forumhomelatestpostheader">Ayyas Visual Trip</div><div><object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/tt0ByaO6xdM"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/tt0ByaO6xdM" /><param name="wmode" value="transparent" /></object></div></div><br />
<br />
<b>Yönetmen :</b><br />
Coen Biraderler.<br />
<br />
<b>Yılı :</b><br />
1998<br />
<br />
<b>Oyuncular :</b><br />
<br />
Jeff Bridges	... 	Jeffrey Lebowski - The Dude<br />
	John Goodman	... 	Walter Sobchak<br />
	Julianne Moore	... 	Maude Lebowski<br />
	Steve Buscemi	... 	Theodore Donald 'Donny' Kerabatsos<br />
	David Huddleston	... 	Jeffrey Lebowski - The Big Lebowski<br />
	Philip Seymour Hoffman	... 	Brandt<br />
	Tara Reid	... 	Bunny Lebowski<br />
	Philip Moon	... 	Woo, Treehorn Thug<br />
	Mark Pellegrino	... 	Blond Treehorn Thug<br />
	Peter Stormare	... 	Nihilist #1, Uli Kunkel / 'Karl Hungus'<br />
	Flea	... 	Nihilist #2, Kieffer<br />
	Torsten Voges	... 	Nihilist #3, Franz<br />
	Jimmie Dale Gilmore	... 	Smokey<br />
	Jack Kehler	... 	Marty<br />
	John Turturro	... 	Jesus Quintana<br />
<br />
<br />
Alıntı: <a href="http://beyazperde.mynet.com/film/284" target="_blank">Beyazperde</a></div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8133&amp;d=1210446983"  id="attachment8133" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8133&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210446983" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  806_mod_big_lebowski1.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  86.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8134&amp;d=1210446995"  id="attachment8134" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8134&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210446995" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  big_lebowski.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  45.4 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8135&amp;d=1210447003"  id="attachment8135" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8135&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210447003" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  big-lebowski.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  88.6 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8136&amp;d=1210447015"  id="attachment8136" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8136&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210447015" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  TheBigLebowski.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  28.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8137&amp;d=1210447036"  id="attachment8137" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8137&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210447036" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  lebjbjg.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  51.3 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8138&amp;d=1210447056"  id="attachment8138" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8138&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210447056" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  the-big-lebowski-3.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  31.9 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/">Film - Dizi Yorumları</category>
			<dc:creator>Recnes</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22829-big-lebowski-buyuk-lebowski/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>En sinir bozucu ülke İngiltere</title>
			<link>http://www.ayyas.com/guncel-olaylar/22827-en-sinir-bozucu-ulke-ingiltere/</link>
			<pubDate>Sat, 10 May 2008 13:19:03 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İngiltere&#8217;de, 4 İngiliz seyyah tarafından hazırlanan &#8216;Rough Guide to England&#8217; adlı rehbere göre,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İngiltere&#8217;de, 4 İngiliz seyyah tarafından hazırlanan &#8216;Rough Guide to England&#8217; adlı rehbere göre, İngiltere dünyanın en sinir bozucu ülkesi. İngiliz toplumun son yıllarda artan içkiye olan düşkülüğü ve reality showlara gösterdiği ilgi, ülkeyi bir anda sinir bozucu ülkeler sıralamasında en üste yerleştirdi.<br />
<br />
Halkın ünlülerin hayat hikayelerine, evcil hayvanlara, beş çayına ve Radyo 4 dinlemeye olan düşkünlüklerinin vurgulandığı kitaba göre, İngiltere&#8217;yi ziyaret edenlerin ülkeyi ve halkı anlamaları olanaksız. Dünyanın her yerinde yayımlanmaya başlayan &#8216;Rough Guide to England&#8217; adlı kitap, İngiltere ve halkının gizli kalmış ve hiç kimsenin anlayıp tarif edemeyeceği yönlerine dikkati çekiyor.<br />
<br />
4 İngiliz seyyah tarafından yazılan kitaptaki iddialara göre, İngiltere kadar &#8216;kozmopolit&#8217;, &#8216;kendini beğenmiş&#8217;, &#8216;sinir bozucu&#8217; bir ülke daha yok. İngiltere&#8217;yi yerden yere vuran kitaba göre ayrıca, gazete başlıklarına bakıldığında halkın her geçen gün daha fazla şişmanladığı, daha fazla alkol kullandığı ve &#8216;reality show&#8217;lara olan düşkünlüklerinin arttığına dikkat çekiliyor.<br />
<br />
Ayrıca rehber, kimlik savaşı veren ülkenin başkent Londra&#8217;da meydana gelen bombalı saldırı ve Irak savaşından sonra korku içinde yaşayan bir toplum haline geldiğini de iddia ediyor.<br />
<br />
Yayımlanır yayımlanmaz büyük ilgi gören rehber, İngiltere&#8217;yi &#8216;çok güzel bir ada ama bir o kadar sinir bozucu&#8217; olarak nitelendiriyor. Kitap ayrıca, ülkenin dışarıdan görünen sözde zenginliğine rağmen zengin ile fakir arasındaki uçurumun her geçen gün arttığını halk arasında depresyon ilaçlarının kullanımın artığına dikkati çekiyor.<br />
<br />
<a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/8908051.asp?gid=229&amp;sz=72917" target="_blank">'En sinir bozucu ülke' seçildi - Hürriyet</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/guncel-olaylar/">Güncel Olaylar</category>
			<dc:creator>Dave</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/guncel-olaylar/22827-en-sinir-bozucu-ulke-ingiltere/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tim Burton</title>
			<link>http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22826-tim-burton/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2008 20:38:39 GMT</pubDate>
			<description>Timothy William Burton, 1958 doğumlu, Amerikalı yönetmen, yazar ve kendine özgü stilin yaratıcısı....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Timothy William Burton, 1958 doğumlu, Amerikalı yönetmen, yazar ve kendine özgü stilin yaratıcısı. Özellikle stop-motion (fotograf karelerinin ardarda gösterilmesi) tekniğiyle çektiği animasyon filmlerindeki, insansı özelliklerini yitirmemiş, abartı karakterleriyle tanınan ünlü yönetmenin bazı filmleri ; &quot;Beetlejuice&quot; (1988) , &quot;Edward Scissorhands&quot; (1990) ve &quot;Nightmare Before Christmas&quot;(1993).<br />
<br />
Tim Burton, 25 Ağustos 1958 yılında, Bill Burton ve Jean Erickson'ın ilk oğulları olarak dünyaya geldi. Hayal gücünün genişliği çocukluğuna kadar dayanan Burton, ev ve okul yaşantısını güç bulduğundan, günlük hayatın gerçekliğinden, korku filmleri ve düşük bütçeli filmler izleyerek kaçtı. Düşük bütçeli korku filmlerindeki rolleriyle meşhur,Vincent Price ismi, Burton'ın ilerideki kariyerine oldukça etki edecek olan önemli bir sinema figürüydü.<br />
<br />
Lise yıllarında California Institute of the Arts'a girmek üzere bir Disney bursu kazandı. 3 yıl süreyle animasyon eğitimi aldıktan sonra, animatör çırağı olarak Walt Disney Stüdyolarına girmeyi başardı. Projesinde çalıştığı ilk film bir Ralph Bakshi uyarlaması olan &quot;The Lord of the Rings&quot; idi ancak yapımda adı geçmedi. Sonrasında, o zamanlarda çok da istemediği bir yönde; &quot;The Fox and the Hound&quot; için çizimler yaptı. Film karakterlerinin genel sevimli yapısının dışında olması nedeniyle Burton'ın çizimleri Disney tarafından reddedildi. Tim Burton, Disney'de bulunduğu günlerde pek mutlu değildi ancak ileride ünlü olacak &quot;Nightmare Before Chrismas&quot;'ın temelini oluşturan şiir ve ilüstrasyonlarını burada olduğu dönemde yaptı.<br />
<br />
1982 yılında, Burton, ilk 6 dakikalık stop-motion filmini, kendisini Vincent Price olarak hayal eden küçük bir çocuk hakkında yaptı. Bunu Barret Oliver, Daniel Stern ve Shelley Duvall'ın rol aldığı &quot;Frankenweenie&quot;(1984) adlı kısa film takip etti. Siyah-beyaz çekilen ve James Whale'in &quot;Frankenstein&quot;ından ilham alınarak yapılan bu film, bir araba kazasında öldükten sonra onu yeniden canlandıran bir çocuk hakkındaydı. Festivallerde övgü kazanmasına rağmen, Disney bu filmi, çocuklar için fazlasıyla korkutucu bularak, rafa kaldırdı. Ancak 1992 yılında video olarak gösterime sunuldu.<br />
<br />
Filmlerinin henüz geniş bir kitleye gösterime sunulmamasına rağmen, Burton, film endüstrisinin dikkatini çekmeyi başardı. Aktör ve yapımcı Griffin Dunne, Burton'a, &quot;After Hours&quot; adlı komedi filmini çekmesi için yaklaştığında; &quot;The Last Temptation of the Christ&quot;'ın çekimlerinde maddi sıkıntı yaşayan Martin Scorsese'in bu filme ilgi göstermesi nedeniyle, Burton kendi isteğiyle projeden çekilmeye karar verdi.<br />
<br />
Ünlü yönetmen, çok geçmeden, 7 milyon dolarlık bir bütçeyle &quot;Pee-Wee's Big Adventure&quot; (1985) adlı filmi çekti ve 40 milyon doların üzerinde bir hasılat yaptı. Oingo Boingo adlı müzik grubunun hayranlarından biri olan Burton, bu grubun şarkı sözü yazarı ve vokalisti olan Danny Elfman'a bu filmin müziklerini yapmayı teklif etti. O zamandan beri, &quot;Ed Wood&quot;(1994) dışındaki tüm Burton filmlerinde birlikte çalıştılar.<br />
<br />
&quot;Alfred Hitchcock Presents&quot; ve Shelley Duvall'ın &quot;Faerie Tale Theatre&quot; gibi televizyon dizilerini yönettikten sonra, Burton, sıradaki büyük projeyi kabul etti. Evleri garip bir aile tarafından istila edilen, ölümden sonra yaşamla başa çıkmaya çalışan genç bir çiftin anlatıldığı olağandışı komedi, &quot;Beetlejuice&quot; adlı filmi 1988 yılında çekti. Alec Baldwin, Geena Davis ve Micheal Keaton'ın başrollerini paylaştığı bu film, 80 milyon doların üzerinde hasılat yaptı ve en iyi makyaj dalında Oscar'ı aldı.<br />
<br />
Tim Burton'ın düşük bütçelerle, büyük filmler yaratabiliyor olması, yapımcıları etkiledi ve ilk büyük bütçeli film projesi Batman'i 1989'da kabul etti. Londra tabanlı bu mega-bütçeli yapım, başta oyuncu seçimleri olmak üzere yapımcılarla bir çok problem yaşanarak çekildi. Burton, ortalama fiziki görünümüne, aksiyon filmlerindeki deneyimsizliğine ve komedi filmlerindeki ününe bakmaksızın, önceki filminden Michael Keaton'ı Batman rolü için uygun görürken, bu seçim büyük tartışmalara yol açtı. Sonunda; suçluları korkutmak için iri bir yarasa kostümü giyen adamın, gerçekte yapılı olmasının saçma olduğunu savunan Tim Burton kazandı. Batman hayranlarından tepki göreceğine inanılmasına rağmen, sonuç muhteşemdi. &quot;Joker&quot; karakteri için Jack Nicholson'ı seçmesi de ayrıca, normalde bir süper kahraman filmine ilgi göstermeyecek yetişkin kesimin de etkilenmesini sağladı. 1989'da film gösterime girdiğinde o zamana dek yapılmış en iyi pazarlama ve satış kampanyasıyla birlikte Batman, Amerika'da 250 milyon dolar ve dünya çapında 400 milyon doların üstünde hasılat yaptı. Çetin görünümü ve psikolojik derinliğiyle Batman filmi, geleceğin süper-kahraman filmlerine de Superman tarzının ötesinde bir yol açtı.<br />
<br />
1989 yılında Alman sanatçı, Lena Gieseke ile evlenen Tim Burton, &quot;Batman Returns&quot;ün çekimlerinden kısa bir süre sonra boşandı.<br />
<br />
1990 yılında, Burton, Johnny Depp ile işbirliğinin başladığı; Caroline Thompson ile beraber yazdığı senaryoyu,&quot;Edward Scissorhands&quot;'i yönetti. Jonny Depp,Edward rolünde, yaşlı bir mucitin ölümüyle yarım kalan, insan görünümüne rağmen, mucitinin ani ölümüyle elleri makas olarak kalmış bir genci canlandırdı. Florida'da çekilen filmin bönliyö seti, Burton'ın çocukluğunu geçirdiği, Burbank'a benzetilerek, Edward'ın bir bakıma Tim olduğu iddia edildi.<br />
<br />
Sonrasında, Burton, ilk Batman başarısının ardından, tüm kontrolün kendisinde olması koşuluyla, Warner Bros ile &quot;Batman Returns&quot;(1992) için anlaştı. Batman rolü yine Keaton'a verildi ancak bu defa karşısındaki düşmanlar, Danny De Vito(Penguin), Michelle Pfeiffer(Catwoman) ve Christopher Walken idi. Çocuklar için fazla korkutucu bulunan filmde, izleyiciler dahi seksilik unsurunun fazlalığından rahatsız olup, kedi-kadının kostümünün fetiş bir yaklaşımla dizayn edildiğini düşündüler. Eleştirmenlerden bazıları, Batman'i gereğinden fazla düşmanın bulandırdığını iddia ederken, film, gişede de beklenenin altında iş yaptı. 160 milyon dolar hasılat, başarısızlık sayılmazdı ancak Burton, bu filmle beraber Batman serisine kendi adına son verdi. Sonradan, yapımcılığını üstlendiği &quot;Batman Forever&quot;(1995) içinse, &quot; kafan güzelken yaptırdığın dövme gibi &quot; dedi.<br />
<br />
1993 yılında, yazarlığını ve yapımcılığını üstlendiği ancak zamanlama problemi nedeniyle yönetmenliğini kendisinin yapamadığı &quot;The Nightmare Before Chrismas&quot;'ı çekti. Yönetmen koltuğunda Henry Selick'in oturduğu film, Michael McDowell ve Caroline Thompson tarafından, Burton'ın orjinal hikayesine, dünyasına ve karakterlerine bağlı kalarak yeniden kaleme alındı. Bir sonraki filmi, &quot;Ed Wood&quot;(1994), yayınlandığı dönemdeki tanıtım başarısızlığına rağmen, eleştirmenler tarafından iyi karşılandı ve Ed Wood Jr. filmlerine halkın ilgisini yeniden canlandırarak gözle görülür bir hayran kitlesi oluşturdu. &quot;The Nightmare Before Christmas&quot; yapımı sırasında harcadığı üstün yaratıcı çaba nedeniyle Danny Elfman &quot;Ed Wood&quot; projesini reddedince, görev &quot;Howard Shore&quot;'a verildi.<br />
<br />
Elfman ve Burton, &quot;Mars Attacks!&quot; için 1996 yılında tekrar biraraya geldiler. Bu film, 1950'lerin bilim kurgu filmlerine göndermeler yaparken, &quot;Independence Day&quot; gibi ünlü bilim-kurguları hicvetti. Jack Nicholson, Pierce Brosnan, Michael J. Fox, Sarah Jessica Parker ve Rod Steiger gibi bir kadroya sahip olmasına rağmen, eleştirmenlerce acımasızca eleştirildi ve yerli seyirci tarafından ilgi görmedi. Ancak yurtdışında oldukça beğenilen bu film, sonrasında televizyondaki gösterimlerinde ve DVD satışlarında istenilen ilgiyi toplamayı başardı.<br />
<br />
1999 sonbaharında &quot;Sleepy Hollow&quot; güçlü kadrosuyla Burton'ın elinden vizyona girdi. Johnny Depp, Michael Gough, Jeffrey Jones, Christopher Walken ve Christina Ricci'nin bir araya geldiği film, genelde eleştirmenlerden olumlu yanıt aldı ve Elfman'ın da yardımıyla yaratılan Gothic atmosfer sayesinde Best Art Direction dalında Oscar'ı aldı. Gişe başarısına da sahip bu film Burton için de bir dönüm noktası oldu. Özel hayatındaki değişikliklerle beraber, Burton, bir sonraki proje için stilini de değiştirerek &quot;Planet of the Apes&quot;'i (2001) çekti. Açılış haftasında yaptığı 68 milyon dolarlık hasılatla Planet of the Apes tanıtım başarısı olsa da, eleştirmenler tarafından acımasızca eleştirilmekten kurtulamayarak, orjinalinin çok altında gözüyle bakıldı. Film, Burton'ın stilinden öyle uzaktı ki, filmin gerçekten Burton'ın mı yoksa ünlü yönetmenin sadece istenileni yapan &quot;kiralık bir silah&quot; mı olduğu yönünde tartışmalara yol açtı. Burton filmin çekimleri sırasında stüdyo ile ciddi anlaşmazlıklar yaşadı ve hatta bu anlaşmazlıklar, bir gün seti terk etmesine kadar vardı.<br />
<br />
Burton film kariyerine üçü de &quot;Best Animated Feature Film&quot; dalında Oscar'a aday gösterilen; &quot;Big Fish&quot;(2003), &quot;Charlie and the Chocolate Factory(2005) ve Corpse Bride(2005) ile devam etti. Film yapımlarına ek olarak &quot;The Melancholy Death of Oyster Boy and Other Stories&quot; adında, hayatın dışındaki karakterlerden oluşan bir de kitap yazdı.<br />
<br />
1992'den 2001'e kadar Lisa Marie adlı manken ve oyuncuyla nişanlı kalan Burton, 2001 yılından beri oyuncu Helena Bonham Carter ile birlikte Londra'da yaşıyor. 2003 Kasım ayında dünyaya gelen, Billy-Ray Burton adında bir oğulları var.</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8123&amp;d=1210365007"  id="attachment8123" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8123&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365007" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  swtSweeney_Todd_2.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  39.0 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8124&amp;d=1210365058"  id="attachment8124" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8124&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365058" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  corpse bride.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  234.2 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8125&amp;d=1210365090"  id="attachment8125" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8125&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365090" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  charlie_poster.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  138.0 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8126&amp;d=1210365137"  id="attachment8126" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8126&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365137" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  Bigfish_onesheet.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  64.5 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8127&amp;d=1210365177"  id="attachment8127" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8127&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365177" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  1184531700-sleepy_hollow_ver2.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  64.6 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8128&amp;d=1210365268"  id="attachment8128" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8128&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365268" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  MarsAttacksOneSheet.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  150.5 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8129&amp;d=1210365282"  id="attachment8129" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8129&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365282" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  191959~Ed-Wood-Posters.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  39.0 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8130&amp;d=1210365364"  id="attachment8130" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8130&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365364" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  batman_1989_1.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  60.1 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8131&amp;d=1210365405"  id="attachment8131" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8131&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210365405" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  beetle_juice.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  211.8 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/perde-arkasi/">Perde Arkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22826-tim-burton/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zeitgeist: The Movie</title>
			<link>http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22825-zeitgeist-the-movie/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2008 18:10:12 GMT</pubDate>
			<description>Yönetmen: Peter Joseph
Yazar: Peter Joseph
Genre: Belgesel, tarih, savaş
Süre: 118 dk
Yıl:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yönetmen: Peter Joseph<br />
Yazar: Peter Joseph<br />
Genre: Belgesel, tarih, savaş<br />
Süre: 118 dk<br />
Yıl: 2007<br />
<br />
Film hakkında Türkçe kaynaklarda birşey bulamadığım için genel olarak kendi fikirlerimi yazayım. Film üç bölümden oluşuyor. <br />
<br />
İlk bölümde genel olarak Hristiyanlık ve diğer dinlerle ilişkisi, dinlerin kökeni ve mitolojiye değiniliyor.<br />
<br />
İkinci bölüm 11Eylül ile ilgili. Bildiklerinizine başka bilgilerler de ekleyerek olay değerlendirmesi yapılıyor.<br />
<br />
Üçüncü bölüm ise amerikan ordusu, amaçları, merkez bankalarının asıl konumları ve ilerde yaşamımızın ne olacağı üzerine bir teori ile bitiyor.<br />
<br />
Genel olarak bildiklerinizin yahut düşünüp de belgelemediğiniz şeylerin belgelerini öne süren bir belgesel diyebiliriz. Amerika üzerine bir film gibi gözükse de aslında tüm dünyaya uyarlanabilecek bir film, zaten seyrederken böyle algılanıyor diye düşünüyorum.Herkese tavsiye ediyorum, benim gayet hoşuma gitti..<br />
<br />
Filmi internette kendi sitesinden indirebiliyorsunuz. {Ortada torrent linki var.} <a href="http://www.zeitgeistmovie.com/dloads.htm" target="_blank"><b><i>İndirmek için</i></b></a><br />
<br />
Ayrıca seyrede de biliyorsunuz sitesinden ama küçücük ekrandan seyretmeyi tavsiye etmem ve filmin tamamı var mı bilmiyorum. Son 10dksı eksik olabilir. <a href="http://www.zeitgeistmovie.com/main.htm" target="_blank"> <b><i>Seyretmek için</i></b></a><br />
<br />
Şu anda youtube olmadığı için trailer linki olarak da şunu verebilirim: <a href="http://video.google.com/videosearch?q=Zeitgeist&amp;sitesearch=#q=Zeitgeist%20the%20movie%20trailer&amp;sitesearch=&amp;output=results&amp;start=20" target="_blank">Zeitgeist - Google Video</a></div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8118&amp;d=1210356494"  id="attachment8118" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8118&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210356494" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  eye2.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  43.1 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8119&amp;d=1210356494"  id="attachment8119" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8119&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210356494" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  f_ZeitgeistEDm_b027197.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  36.0 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8120&amp;d=1210356494"  id="attachment8120" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8120&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210356494" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  leads.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  47.5 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8121&amp;d=1210356494"  id="attachment8121" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8121&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210356494" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  Tower2_hit_250.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  6.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8122&amp;d=1210356494"  id="attachment8122" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8122&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210356494" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  Zeitgeist.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  22.7 KB" /></a>
&nbsp;
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/">Film - Dizi Yorumları</category>
			<dc:creator>Sound_Of_Silence</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22825-zeitgeist-the-movie/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Lale Festivali bitti, laleler talan edildi</title>
			<link>http://www.ayyas.com/road-trip/22824-lale-festivali-bitti-laleler-talan-edildi/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2008 10:33:06 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*DHA* - KOCAELİ - İstanbul'la başlayan 'lale modası' diğer kentleri de renklendirirken,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="justify"><font face="Arial,Verdana,MS Sans Serif"><font size="2"> <font face="Arial"><font size="2"><b>DHA</b> - KOCAELİ - İstanbul'la başlayan 'lale modası' diğer kentleri de renklendirirken, Kocaeli'deki çiçekler kapanın elinde kaldı. 1'inci Lale Festivali, çiçeklerin kökünden sökülmesiyle sona erdi. <br />
</font></font><br />
<font face="Arial"><font size="2"><br />
</font></font><br />
<font face="Arial"><font size="2">Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin geçen yıl başlattığı lale ekimi bu yıl da devam etti. İl geneline ekilen 2 milyon lale soğanı çiçek açtı. Büyükşehir Belediyesi de Seka Park alanında 1'inci Lale Festivali'ni gerçekleştirdi. Lale Festivali'nde en iyi lale yarışması yapıldı. Dereceye giren lale yetiştiricileri plaket ve parayla ödüllendirildi. Festivalde sahne alan Gökhan Özen ise geceye katılanları eğlendirdi. <br />
</font></font><br />
<font face="Arial"><font size="2"><br />
</font></font><br />
<font face="Arial"><font size="2"><font face="Tahoma"><font size="3"><font color="Maroon"><b>Vazolara çiçek çıktı</b></font></font></font> <br />
Lale Festivali'nin sona ermesiyle konser alanından dağılmaya başlayan vatandaşlar laleleri talan etti. Bazıları ellerinde demet demet lalelerle evlerinin yolunu tuttu.</font></font><br />
</font></font></div><br />
<br />
<a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252312" target="_blank">kaynak</a><br />
<br />
Biz geyiğini yapıyorduk yalnızca :mal: Ne çok kocaelili takipçisi varmış sitenin :haha:</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/road-trip/">Road Trip</category>
			<dc:creator>kontrast</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/road-trip/22824-lale-festivali-bitti-laleler-talan-edildi/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hulki Saner</title>
			<link>http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22823-hulki-saner/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2008 08:46:59 GMT</pubDate>
			<description>Hulki Saner (doğum 1921 İstanbul - ölüm 2005) Senarist , yönetmen , film yapımcısi , söz yazarı,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hulki Saner (doğum 1921 İstanbul - ölüm 2005) Senarist , yönetmen , film yapımcısi , söz yazarı, besteci.<br />
<br />
İstanbul&#8217;da 1921 yılında doğan Hulki Saner, kimya fakültesinden mezun olduktan sonra 1944&#8217;te ABD&#8217;ye giderek kimya ve müzik eğitimi aldı. 1952&#8217;de İstanbul Operası&#8217;na giren ve bas-bariton olarak Tosca&#8217;&#8217; operasıyla başrole çıkan Saner, İstanbul Radyosu&#8217;nda Melodi Kervanı&#8217;&#8217; adlı programı hazırladı. Caz Topluluğu adıyla bir ekip oluşturduktan sonra 1956 yılında fon müzikleri hazırlayarak sinemaya adım attı. Aynı yıl kendi adına film şirketi kurup yapımcılığa, 1958 yılında ise yönetmenliğe başlayan Saner, Sadri Alışık&#8217;ın başrolünde oynadığı &#8216;Turist Ömer&#8217; dizisiyle ün yaptı. Emel Sayın, Erol Büyükburç gibi şarkıcıların başrol oynadığı filmlere de yönetmen olarak imza atan Saner, bir süre plak yapımcılığı ve besteler yaptı, şarkı sözü yazdı. 1990&#8217;lı yıllarda TV dizileri için müzik hazırlayan Saner, SESAM başkanlığı görevinde de bulundu.<br />
<br />
Sadri Alışık&#8217;ın başrol oynadığı &quot;Turist Ömer&quot; serisi filmler ile büyük başarı kazandı.</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8112&amp;d=1210322506"  id="attachment8112" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8112&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210322506" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  201058.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  29.2 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8113&amp;d=1210322575"  id="attachment8113" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8113&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210322575" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  camsakizi1qg3.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  35.1 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8114&amp;d=1210322592"  id="attachment8114" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8114&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210322592" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  saskinbaba.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  29.5 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8115&amp;d=1210322709"  id="attachment8115" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8115&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210322709" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  2723-tomer2b.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  31.4 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8116&amp;d=1210322748"  id="attachment8116" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8116&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210322748" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  2726-tomer5b.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  24.9 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8117&amp;d=1210322775"  id="attachment8117" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8117&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210322775" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  3332.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  10.2 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/perde-arkasi/">Perde Arkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22823-hulki-saner/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nikolay Vasilyeviç Gogol</title>
			<link>http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22822-nikolay-vasilyevic-gogol/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2008 07:29:21 GMT</pubDate>
			<description>Rus yazar 
Doğumu 
31 Mart 1809
Ukrayna 
Ölümü 
4 Mart 1852
Moskova 

Nikolay Vasilyeviç Gogol...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Rus yazar <br />
Doğumu <br />
31 Mart 1809<br />
Ukrayna <br />
Ölümü <br />
4 Mart 1852<br />
Moskova <br />
<br />
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: &#1053;&#1080;&#1082;&#1086;&#1083;&#1072;&#1081; &#1042;&#1072;&#1089;&#1080;&#1083;&#1100;&#1077;&#1074;&#1080;&#1095; &#1043;&#1086;&#1075;&#1086;&#1083;&#1100;) (31 Mart, 1809 - 4 Mart, 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En iyi bilinen eseri Ölü Canlar'dır.<br />
<br />
Gogol orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna&#8217;da Soroçinski Köyü&#8217;nde dünyaya gelir. Gogol&#8217;un çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisi&#8217;nde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır. Gogol gençlik yıllarında şiire ve edebiyata ilgi duyar. 1828&#8217;de Petersburg&#8217;a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol Petersburg&#8217;dan Almanya&#8217;ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg&#8217;a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.<br />
Yazarın Hayatı <br />
Gogol, 1836&#8217;da Puşkin&#8217;in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba&#8217;yı ve eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun&#8217;u yayınlar. Yazar yazın sanatında büyük ölçüde Puşkin&#8217;in etkisi altındadır. Öyle ki onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin&#8217;le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.<br />
<br />
Gogol&#8217;un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikayeleridir. Gogol 1831 &#8211; 1832 yıllarında yazdığı bu hikayeleri Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol&#8217;un bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikayeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir<br />
Hikayelerinde Günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu. Eski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikayelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vugusu ile sonlanır.<br />
<br />
Büyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya&#8217;dan ayrılmak zorunda kalır. Roma&#8217;da Puşkin&#8217;in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar&#8217;ı yazarken Puşkin&#8217;in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için &#8220;Rusya&#8217;dan gelebilecek en kötü haber&#8221;dir. O zamana kadar Puşkin&#8217;i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin&#8217;in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar&#8217;ın 1. cildi ve uzun hikayesi Palto&#8217;yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya&#8217;sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto&#8217;da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maaruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikayeye hitaben &#8220;Hepimiz Gogol&#8217;un Palto&#8217;sundan çıktık.&#8221; diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.<br />
<br />
Son Yılları ve Ölümü  <br />
Puşkin&#8217;in ölümünden sonra Gogol&#8217;un popülaritesi daha da da artar. Bu ilgi Gogol&#8217;da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı&#8217;nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848&#8217;de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova&#8217;ya geri dönen Gogol orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova&#8217;da ölür.<br />
<br />
Gogol'ün tamamlayamadığı sadece taslaklarını kaleme aldığı Dördüncü Dereceden St.Vladimir Nişanı adlı oyunu ölümünden sonra Sasa Preis tamamlanmıştır.<br />
<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gogol" target="_blank">Nikolay VasilyeviÃ§ Gogol - Vikipedi</a><br />
<br />
 Ölü canlar kitabı başlangıç olarak mükemmel giderken sonlara doğru sıkmaya başlıyor... Puşkinin etkisi çok açık hissediliyor.Bir delinin hatıra defteri en başarılı kitabı...</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/">Mürekkep Hokkası</category>
			<dc:creator>mandragora</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22822-nikolay-vasilyevic-gogol/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Jim Jarmusch</title>
			<link>http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22821-jim-jarmusch/</link>
			<pubDate>Fri, 09 May 2008 00:42:54 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Amerikalı bağımsız film yönetmeni. Gerçek adı James R. Jarmusch&#8217;tur. Amerikayı Amerikan olmayan bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Amerikalı bağımsız film yönetmeni. Gerçek adı James R. Jarmusch&#8217;tur. Amerikayı Amerikan olmayan bir bakış açısıyla anlatmayı başarmış bir yönetmendir ve bağımsız sinema için dönüm noktası olan filmleriyle tanınmaktadır. Hollywood klişelerini kıran yapımlarıyla hayranlık uyandırmış ve birçok bağımsız sinemacıya ilham vermiştir. Stranger Than Paradise, Mystery Train ve Dead Man önemli filmlerindendir. Fatih Akın&#8217;ın en sevdiği yönetmendir.<br />
<br />
22 Ocak 1953&#8217;te Akron, Ohio, Amerika&#8217;da dünyaya geldi. Ann Jarmusch ve Tom Jarmusch&#8217;un abileriydi. Küçük yaşlarındayken yazar olmak isteyen Jarmusch, 1971&#8217;de New York&#8217;a taşındı. Columbia University&#8217;de Amerikan literatürü eğitimi almaya başladı. Ancak mezun olmasına bir dönem kala Fransız edebiyatı okumak için bir yıllığına Paris&#8217;e gitti. O dönemde dünyanın dört bir yanından farklı filmleri izleme fırsatı bulduğu için sık sık Cinémathèque isimli sinemaya gidiyordu. Daha sonra New York&#8217;a geri dönen Jarmusch Del-Byzanteens isimli müzik grubuna katıldı. Ne yapmak istediğine karar vermesi uzun zaman aldı. Sonunda New York University&#8217;ye sinema bölümünde okumak için başvurdu. Eğitimden memnun kalmayan ve bu durumu daha sonra yapacağı bir açıklamada &#8220;Bana öğrettikleri şeylerin bir çoğunu bilmemeliydim.&#8221; şeklinde ifade eden Jarmusch için efsanevi film yapımcıları Nicholas Ray ve Tom DiCillo tanışması büyük şans oldu.<br />
<br />
Okulu bırakma kararı alan ve aldığı bursun tamamını ilk filmi Permanent Vacation&#8217;da kullanan Jarmusch, Ray ve DiCillo&#8217;dan sinematografi konusunda destek aldı. Filmde asistan yönetiminden sorumlu Sara Driver&#8217;la karşılaşması Jarmusch için hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Zira yönetmen 20 yıl boyunca Driver&#8217;la hayatını paylaşacaktı. Driver aynı zamanda Jarmusch&#8217;un Stranger Than Paradise, Mystery Train ve Permanent Vacation filmlerinde oyunculuk da yaptı.<br />
<br />
Permanent Vacation&#8217;ı, Stranger Than Paradise takip etti ve hayal kırıklığına uğramış 3 gencin New York&#8217;tan Cleveland&#8217;a yaptıkları garip yolculuğu anlatan bu film, tipik Hollywood klişelerini kırdı ve modern bağımsız sinema için dönüm noktası oldu. Birçok film festivalinden ödül alan film, Jarmusch&#8217;a Cannes&#8217;da altın kamera ödülünü kazandırdı.<br />
<br />
1986&#8217;da daha sonra Hayat Güzeldir&#8217;le oskarı kucaklayacak Roberto Benigni&#8217;nin senaryosunu yazdığı ve başrolde oynadığı Coffee and Cigarettes&#8217;i izleyiciyle buluşturdu. Altı dakikalık film Saturday Night Live&#8217;da gösterildi.<br />
<br />
Aynı yıl komedi ve drama türünde bir ironiyle sinemaseverleri şaşırtan Jarmusch, Tom Waits, Roberto Benigni ve Ellen Barkin&#8217;li oyuncu kadrosunu bir araya getirerek Down by Law&#8217;ı çekti. Film çeşitli film festivallerinde dört ödül kazandı.<br />
<br />
1989&#8217;da bir tekrar film niteliğinde olan Coffee and Cigarettes II : Memphis Version&#8217;da Steve Buscemi ile birlikte çalıştı. Aynı yıl Memphis Otel&#8217;le ve Elvis Presley&#8217;le bağlantılı üç farklı hikayeyi kurguladığı Mystery Train&#8217;i çekti.<br />
<br />
1991&#8217;de Winona Ryder&#8217;ın başrolde oynadığı ve Independent Spirit Awards&#8217;ta en iyi sinematografi dalında ödülü kucaklayan Night on Earth için kamera arkasındaydı. Taksiler ekseninde dünyanın değişik şehirlerinde aynı anda meydana gelen beş farklı hikayeyi kesiştirdiği film, Quentin Tarantino&#8217;nun Pulp Fiction filminin müjdecisi gibiydi.<br />
<br />
Jarmusch, 1993&#8217;te daha önce ilk ikisini kameraya aldığı Coffee and Cigarettes&#8217;ın üçüncüsü için çalışmaya başladı. Üçüncü film Coffee and Cigarettes: Somewhere in California adını taşıyordu ve Tom Waits, Iggy Pop gibi usta müzisyenler başrolleri paylaşıyordu. Yönetmen daha önce diğer bölümlerini kısa kısa çektiği tüm filmleri Coffee and Cigarettes&#8217;de biraraya getirdi. Tüm serilerin yer aldığı filmde ekstralar da vardı ve The White Stripes&#8217;tan Jack ve Meg, Cate Blanchett, Bill Murray, Steve Coogan ve Alfred Molina da oyuncu kadrosuna dahil olmuşlardı.<br />
<br />
Yönetmen daha sonraları farklı bir projesini hayata geçirdi: Sons of Lee Marvin. Kurduğa gruba sanat çevresinden birçok ünlü katıldı. Bunlar arasında daha önceki filmlerinde beraber çalıştığı müzisyenler Tom Waits ve Iggy Pop&#8217;un yanı sıra, Richard Bose, Nick Cave, Thurston Moore, Mickey Rourke ve Neil Young da vardı. Gruba üye olmanın bir tek koşulu vardı. O da fiziksel olarak ünlü aktör Lee Marvin&#8217;e benzemekti. Dolayısıyla kadınlar üye olamıyordu. Sık sık bir araya gelip Lee Marvin filmlerini izliyorlardı. Ancak Lee Marvin&#8217;in gerçek oğlu bir gün barda tesadüfen rastladığı Tom Waits&#8217;e grubun varlığından rahatsız olduğunu açıkladı.<br />
<br />
1995&#8217;te, 19.yüzyılda geçen, başrollerinde Johnny Depp ve Gary Farmer&#8217;ın oynadığı Dead Man için kamera arkasındaydı. Film sinema eleştirmenlerince acid-western, anti-western ve pop-western şeklinde değerlendirildi ve yine özgün bir kimlik kazandı.<br />
<br />
1997&#8217;de Neil Young&#8217;ın Crazy Horse ile çıktığı konser turunu filme aldığı &#8220;Year of the Horse&#8221; belgeselini çekti.<br />
<br />
Ghost Dog: The Way of the Samurai (1999), Ten Minutes Older: The Trumpet (2002) filmlerinden sonra son olarak 2005&#8217;te Broken Flowers için kamera arkasına geçen Jarmusch, Bill Murray&#8217;le birlikte çalıştığı bu filmle Cannes&#8217;da jüri özel ödülünü kazanmıştır.<br />
<br />
Ludvig Hertzberg&#8217;ın yönetmenle yaptığı röportajlarını kitaplaştırdığı Jim Jarmusch: Interviews&#8217;da, Jarmusch sinemasıyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır.<br />
		<br />
Ben önce bir hikâye tasarlayıp yazmak, onu senaryo haline getirmek ve sonra o senaryoya uygun oyuncular seçmek yerine, önce karakterlere kafa yormaya başlayıp, daha sonra onlar hakkında bir hikâye kurmayı ve yazmayı seviyorum. Hatta, bir vesileyle tanımış olduğum karakterlere uygun roller düşünmeyi daha çok seviyorum. Zaten bu yüzden, işe karakterleri belirleyerek yola koyulduğumdan, diyalog ve hikâye taslakları kaleme almak benim için çok daha kolay oluyor. Yine de önceden yazdığım metindeki hiçbir şeyi kesin saymıyorum. Oyuncularla prova yaparken hem doğaçlamaya geniş bir alan tanıyorum, hem de oyuncularla etkileşim sürecinde karakterlerim kendilerine başka yollar çizebiliyor. Dolayısıyla, hikâye de süreç içerisinde kökten değişebiliyor. Hikâyesini böyle kurduğum bir filmi çektikten sonra da bir daha geri dönüp ona bakmıyorum. Film kendi yolunda gidiyor...</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8105&amp;d=1210294080"  id="attachment8105" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8105&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210294080" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  stranger_than.jpeg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  52.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8106&amp;d=1210294126"  id="attachment8106" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8106&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210294126" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  B00005JKFX.01.LZZZZZZZ.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  42.5 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8107&amp;d=1210294161"  id="attachment8107" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8107&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210294161" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  12388-large.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  22.6 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8108&amp;d=1210294196"  id="attachment8108" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8108&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210294196" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  night-on-earth.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  155.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8109&amp;d=1210294265"  id="attachment8109" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8109&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210294265" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  B00004U9Q9.01._SS500_SCLZZZZZZZ_V1121349596_.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  32.2 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8110&amp;d=1210317938"  id="attachment8110" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8110&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210317938" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  2005_broken_flowers_poster_001.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  78.0 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8111&amp;d=1210318034"  id="attachment8111" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8111&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210318034" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  1305.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  31.2 KB" /></a>
&nbsp;
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/perde-arkasi/">Perde Arkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22821-jim-jarmusch/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bu diziyi hatırlayan beri gelsin</title>
			<link>http://www.ayyas.com/sinema-tv/22818-bu-diziyi-hatirlayan-beri-gelsin/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 19:49:32 GMT</pubDate>
			<description>80lerin bir dizisiydi. Sarışın bir kız, işaret parmaklarının uçlarını birbirine değdirerek zamanı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>80lerin bir dizisiydi. Sarışın bir kız, işaret parmaklarının uçlarını birbirine değdirerek zamanı durdurabiliyor ve ellerini çırptığında herşey eski haline dönüyordu. Kızın babası bir uzaylıydı ve kız babasıyla kristal bir hedehödö yardımıyla konuşuyordu. Bu diziyi hatırlayan bilen varmola?</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/sinema-tv/">Sinema - TV</category>
			<dc:creator>Thunderpeak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/sinema-tv/22818-bu-diziyi-hatirlayan-beri-gelsin/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Daniel Defoe</title>
			<link>http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22817-daniel-defoe/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 13:21:42 GMT</pubDate>
			<description>Altmış yaşında, İngiliz Edebiyatında, onu ilk sahih romancı olarak kabul ettiren, Robinson...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Altmış yaşında, İngiliz Edebiyatında, onu ilk sahih romancı olarak kabul ettiren, Robinson Cruose'yu yazana kadar, bir tüccar, ekonomist, gazeteci ve ajan olarak çalışmıştır. 1695'e kadar Daniel Foe ismini kullanmıştır. 1666'da &quot;Büyük Londra Yangınına&quot; ve &quot;vebasına&quot; tanık olmuştur. Çılgın bir seyyah olan Defoe, Fransa, İspanya, Birleşik Krallıkların altındaki ülkeleri ve ötelerini dolaşmış, ve son nefesine kadar seyyah olarak kalmıştır.<br />
<br />
1671'de Dorking'te ilk temel eğitimini almış daha sonra Angilikan klisesinden ayrılıp kendi yollarını çizen protestanlara bağlı, Newington Green'de, Marton Muhalif Akademisi'ne katılarak bir presbiteryen papazı olma yolunda ilerlemiştir.<br />
<br />
Maceracı bir adam olan Defoe, 1685'te çıkan Monmouth Dük'ü Ayaklanmasında çarpışmış, ve üç yıl sonra da Onur İhtilali adı altında Orange'li William tarafından yürütülen harekette, William'ın fanatik bir destekçisi olmuştur. Ortalığın bu tür ihtilal ve isyanlarla çalkandığı dönemlerde Defoe, politik yazılar kaleme almaya başlar. İlk ve en önemli nesir çalışmalarından birisi, &quot;An Essay upon Projects&quot; -Tasarılar Üzerine bir Deneme-(1697)'dir.<br />
<br />
Defoe'nun adı çıkmış ve ironik olan bir risalesi de &quot;The Shortest Way with Dissenters&quot; -Muhalif Olmanın Kestirme Yolu- (1702)'dir. Bu risale yüzünden önce meydanda boyunduruğa vurulur (pillory) ardından Newgate Hapishanesine kapatılır. Tory papazı(presbiteryen) Robert Harley'in araya girmesiyle serbest bırakılmış, akabinde on bir yıl boyunca gizli bir ajan ve politika gazetecisi olarak, Harley ve diğer presbiteryen papazlar için çalışmıştır.<br />
<br />
Bu yıllar zarfında, hükümet taraftarı &quot;The Review&quot; -Eleştiri-yi yazmıştır.(1713)<br />
<br />
Hayatı boyunca aktif rollerde oynamış, sürekli saf değiştirmiş, bu sayede iyi bir ajan olmuş, ve bundan zevk almıştır. Yazılarında genellikle müstear isim kullanmış, başka kişilikler altında kalem oynatmıştır. Üretken ve çok yönlü bir yazar olarak, beş yüzün üzerinde kitap, risale ve gazetelerde, politika, suç, din, coğrafya, evlilik, pisikoloji ve metafizik üzerine bir çok yazı kaleme almıştır.<br />
<br />
Kurgu türüne hayatının son dönemlerinde yönelmiş ve ilk romanı Robinson Crusoe'yu yazmıştır. Kitap 1719'a kadar yayınlanmamıştır.<br />
<br />
Moll Flanders ve A Journal of the Plague Year and Roxana, (Roxana ve Salgın Yılı Güncesi), Robinson Crusoe'dan sonra gelen başlıca eserleridir.<br />
<br />
1731'de &quot;beyin yorgunluğundan&quot; (a lethargy) ölmüş ve Londra'da Bunhill Tarlalarına gömülmüştür. [BREAK=Daniel Defoe ve Robinson Crusoe Üstüne]<br />
<br />
<br />
&#8220;Today we love that tomorrow we hate; today we seek what tomorrow we shun; today we desire what tomorrow we fear; nay, even tremble at the apprehensions of.&#8221;* <br />
<br />
Daniel Defoe: (1660-1731)<br />
Altmış yaşında, onu İngiliz Edebiyatının ilk roman yazarı olarak kabul ettiren, Robinson Cruose&#8217;yu yazana kadar, bir<br />
<br />
tüccar, ekonomist, gazeteci ve ajan olarak çalışmıştır. 1695&#8242;e kadar Daniel Foe ismini kullanmıştır. 1666&#8242;da &#8220;Büyük Londra Yangınına&#8221; ve &#8220;vebasına&#8221; tanık olmuştur. Çılgın bir seyyah olan Defoe, Fransa, İspanya, Birleşik Krallığın(United Kingdom) altındaki ülkeleri ve ötelerini dolaşmış, ve son nefesine kadar da maceracı bir seyyah olarak kalmıştır.1671&#8242;de Dorking&#8217;te ilk temel eğitimini almış daha sonra Angilikan klisesinden ayrılıp kendi yollarını çizen protestanlara bağlı, Newington Green&#8217;de, Marton Muhalif Akademisi&#8217;ne katılarak bir presbiteryen papazı olma yolunda ilerlemiştir.<br />
<br />
Maceracı bir adam olan Defoe, 1685&#8242;te çıkan Monmouth Dük&#8217;ü Ayaklanmasında çarpışmış, ve üç yıl sonra da Onur İhtilali(Glorious Revolution) adı altında Orange&#8217;li William tarafından yürütülen devrim hareketinde, William&#8217;ın fanatik bir destekçisi olmuştur. Ortalığın bu tür ihtilal ve isyanlarla çalkandığı dönemlerde Defoe, politik yazılar kaleme almaya başlar. İlk ve en önemli nesir çalışmalarından birisi, &#8220;An Essay upon Projects&#8221; -Tasarılar Üzerine bir Deneme-(1697)&#8217;dir.<br />
<br />
Defoe&#8217;nun adı çıkmış ve ironik olan bir risalesi de &#8220;The Shortest Way with Dissenters&#8221; -Muhalif Olmanın Kestirme Yolu- (1702)&#8217;dir. Bu risale yüzünden önce meydanda boyunduruğa vurulur (pillory) ardından Londra&#8217;da, Newgate Hapishanesine kapatılır. Tory papazı(presbiteryen) Robert Harley&#8217;in araya girmesiyle serbest bırakılmış, akabinde on bir yıl boyunca gizli bir ajan ve politika gazetecisi olarak, Harley ve diğer presbiteryen papazlar için çalışmıştır.<br />
<br />
Bu yıllar zarfında, hükümet taraftarı &#8220;The Review&#8221; -Eleştiri-yi yazmıştır.(1713)<br />
<br />
Hayatı boyunca aktif rollerde oynamış, sürekli saf değiştirmiş, bu sayede iyi bir ajan olmuş, ve bu işten zevk almıştır. Yazılarında genellikle müstear isim kullanmış, başka kişilikler altında kalem oynatmıştır. Üretken ve çok yönlü bir yazar olarak, beş yüzün üzerinde kitap, risale ve gazetelerde, politika, suç, din, coğrafya, evlilik, pisikoloji ve metafizik üzerine bir çok yazı kaleme almıştır.<br />
<br />
Kurgu türüne hayatının son dönemlerinde yönelmiş ve ilk romanı Robinson Crusoe&#8217;yu yazmıştır. Kitap 1719&#8242;a kadar yayınlanmamıştır.<br />
<br />
Moll Flanders ve A Journal of the Plague Year and Roxana, (Roxana ve Salgın Yılı Güncesi), Robinson Crusoe&#8217;dan sonra gelen başlıca eserleridir.<br />
<br />
1731&#8242;de &#8220;beyin yorgunluğundan&#8221; (a lethargy) ölmüş ve Londra&#8217;da Bunhill Tarlalarına gömülmüştür.<br />
<br />
Robinson Crusoe<br />
<br />
Robinson Crusoe, Defoe&#8217;nun altmış yaşında kaleme aldığı ilk romanıdır. Aynı zamanda yukarıda belirttiğimiz gibi İngiliz Edebiyatında yazılan ilk roman olarak kabul edilir. Her ne kadar, 17. yüzyıl, Restorasyon Döneminin Dryden ile birlikte en iyi nesir yazarı olan John Bunyan(1628-1688)&#8217;in kaleme aldığı &#8220;The Pilgrim&#8217;s Progress&#8221;(Hacı&#8217;nın Terakkisi) bazı eleştirmen ve tarihçiler tarafından yazılan ilk roman olarak kabul edilse de, ekseriyet Robinson Crusoe üzerinde mutabıkdır. Bunyan&#8217;ın çalışması daha çok gelecek İngiliz Romanının müjdecisi olarak kabul edilmiştir. Robinson Crusoe, yazılan ilk İngiliz romanı olarak kabul edilmekle birlikte, Henry Fielding getirdiği realist açılımla , İngiliz romanının babası olarak kabul edilmiştir.<br />
<br />
Güçlü bir hayal gücünün ürünü olarak, yayınlanır yayınlanmaz çok popüler bir kitap olan Robinson Crusoe, bu popülerliğini hâlâ korumaktadır. Meşhur İngiliz nesir yazarı, Charles Lamb, &#8220;Defoe&#8217;nun anlatım tavrında, diğer roman ve romans yazarlarının ötesinde bir doğallık vardır&#8221; der.<br />
<br />
Daniel Defoe&#8217;nun Robinson Crusoe&#8217;yu yazarken aynı zamanda kurgu janrasında ilk defa İngiliz Sömürgeciliğine dolaylı yoldan gönderme yaptığına değinilir. Mesela köle ve kölecilik, Defoe&#8217;da şerir, erdem dışı, immoral bir şey olmak yerine, normal, doğru bir şey olarak karşımıza çıkar. Roman kahramanı Robinson, adada yamyamlardan ya da caniballardan kurtardığı siyah yerliyi, (ki sonra onu Friday yani Cuma olarak adlandırır) bir arkadaş, bir dost değil de bir köle olarak seçer, Friday&#8217;in efendisi olur. Kendisinde doğuştan böyle bir erk hakkı görerek, siyah adamı dolaylı olarak kendisinden daha aşağı görmesi ve köle yapması İngiliz mandalitesini bir projektör gibi yansıtır.<br />
<br />
Friday&#8217;in hayatına girmesinden önce Robinson, kendisini adanın tek, mutlak efendisi olarak görür, ve yıllar geçtikçe bundan zevkte almaya başlar. Robinson&#8217;da hükmetme ve yönetme duygusu örtük olarak fetişleşir. Defoe&#8217;nun, Robinson&#8217;u ikinci gemi kazası gerçekleşmeden önce çeşitli maceralara sürüklemesi ve episodlar halinde gelişen gerilimlerden sonra Brezilya sahillerinde belli bir süre ikamet etmesi, ve orada tütün yetiştirmeye başlamasından kısa bir süre sonra, diğer çiftçilere Afrika Sahillerine giderek, köle avlamayı böylece kısa sürede daha hızlı üretim yaparak, kestirmeden zengin olma teklifini sunar. Yani Defoe için köle ticareti, insanların hayatına taarruz etme, illegal olarak özgürlüklerini ellerinden alıp topraklarından, köklerinden koparma çok doğal, batı insanı için çok olağan, sıradan bir şeydir. Bu da Daniel Defoe düşüncesinde İngilizleri ve diğer avrupa insanının karakterini yansıtır. Zira Brezilya&#8217;da tütün ticareti yapanlar arasında, Speniardlar, Hollanda&#8217;lı ve diğer Avrupalı tüccarlarda vardır. Ve Robinson&#8217;un Afrika Sahillerinde köle avlama teklifini onaylarlar.<br />
<br />
Ayrıca kendisinden önce Christopher Marlowe ve William Shakespeare&#8217;in Türkleri (Türk batı litaratüründe genellikle &#8220;Müslüman Doğulu&#8221; anlamına gelir) kötülemesi gibi (Türk ve Türklük için bknz: Christopher Marlowe: Doctor Faustus, Shakespeare: Othello, v.s.) Defoe&#8217;da, Robinson Crusoe&#8217;da Türk imajını korsan olarak tekrar karşımıza çıkarır. Türkler denizlerde bir korku tufanı yaratmakta ve Avrupalı gemiler için bir tehlike oluşturmaktadır. Nitekim bir Türk korsan gemisi tarafından esir alınan Robinson Crusoe, belli bir süre korsanların arasında yaşar, içlerinden Şükrü(Xury) adında bir esirle dost olur ki Xury&#8217;de aslında bir Türktür. Yani romanda Türk, işgal eden, başkalarının hayatına tecavüz eden, zorla ele geçiren, emek sarfetmeyen, barbar olan, kötü bir şeydir Defoe&#8217;ya göre. Ama aynı Defoe, yine kendi şaheseri Robinson Crusoe&#8217;da İngiliz Sömürgeciliğini, siyahları aşağılamayı, Hristiyan ve batılı olmayanları, siyahları beyaz adamdan küçük görmeyi ve köle ticaretini onaylarken doğal, haklı bir şeyi yaptığına inanır. Bunlar Defoe&#8217;da obsesivleşen(saplantı) şeylerdir.<br />
<br />
Marxist Eleştiri üsûlûnü izleyen eleştirmenler için Robinson Crusoe sürekli tartışılan bir kitap olmuştur. Özellikle Robinson&#8217;un adayı sahiplenmesi, kendisini onun kralı olarak ilan etmesi, sömürgeciliğe yeşil ışık yakması, İngiliz sömürgeciliğini ilk kez edebiyatta konfirme ederek sunması, Marxist eleştirmenler için bir pre-kapitalizmdir.<br />
<br />
Romanı, orjinal metninden okudum. Çocukken Türkçe çevirisini de okumuştum. Fakat zorla bitirdiğim, sıkılarak okuduğum romanlardandır. Daniel Defoe, kitapta gereğinden fazla detaylı betimlemelere, tanımlamalara girer. Nesneleri ve episodları aşırı bunaltıcı şekilde detaylandırarak anlatması, Fransız Romanındaki detaycılıktan daha aşırıdır. Belli bir süre sonra uzun cümlelerden, ayrıntılandırmalardan sıkılırsınız. Didaktik bir romandır.<br />
<br />
Daniel Defoe&#8217;nun romanı yazmasında ki diğer bir etki, romanın yazılmasından birkaç sene önce Alexandre Shelkik isminde bir İngiliz&#8217;in Brezilya açıklarında gemisinin batmasıdır. Bora&#8217;dan ve gemi kazasından kurtulan tek kişi olarak Shelkik, bir adada, takriben beş seneye yakın mahsur kalması ve akabinde bir ticaret gemisi tarafından farkedilip, kurtarılarak Londra&#8217;ya geri getirilmesi neticesinde Defoe, Shelkik&#8217;le tanışarak bir mülakat yapar. Ardından Robinson Crusoe&#8217;yu yazmaya karar verir.<br />
<br />
Daniel Defoe ve Robinson Crusoe üzerine daha detaylı bilgi ya da akademik çalışma yapmak isteyenler şu kaynaklardan istifade edebilirler:<br />
<br />
- Paul Bachsheider, Defoe (1989),<br />
- P. Earle, The World of Defoe (1977),<br />
- Frank Ellis, Twentieth-Century İnterpretations of Robinson Crusoe (1969),<br />
- M. E. Novak, Realism, Myth and History in Defoe&#8217;s Fiction (1983),<br />
- Pat Rogers, Defoe: The Critical Heritage (1972)<br />
- Pat Rogers, Robinson Crusoe (1979)&#8230;<br />
<br />
* &#8220;Bugün sevdiğimizden yarın nefret ediyoruz; bugün aradığımızdan yarın sakınıyoruz; bugün arzuladığımızdan yarın korkuyoruz; hem de korkularımızdan titriyoruz.&#8221; (Robinson Crusoe, by Daniel Defoe, sayfa 154, Penguin Popular Classics)<br />
Mustafa Burak Sezer<br />
<br />
Mayıs-2007 / İslamabad</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/">Mürekkep Hokkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22817-daniel-defoe/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Henrik İbsen</title>
			<link>http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22816-henrik-ibsen/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 12:51:40 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[(1828 - 1906) 'Eleştirel gerçekçi' edebiyat anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>(1828 - 1906) 'Eleştirel gerçekçi' edebiyat anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun kurucularından, Norveçli oyun yazarı ve şair.<br />
<br />
Mali bunalıma düşmüş Norveçli bir tüccarın oğlu olan İbsen, Kristiana&#8217;ya girerek üniversite adayları için düzenlenen eğitim kurslarına katılır. İlk oyunu Catiliana&#8217;yı 1850&#8217;de yazar. 1851&#8217;de Bergen&#8217;de Den Nationale Scene&#8217;ye Sahne Ozanı olarak atandıktan sonra oyun yazarlığı daha ağırlık kazanır. 188 oyunun sahnelenmesinde yer alır. Norveç Tiyatrosu&#8217;nun sanat yönetmeni olur. Tiyatro iflas edince maddi güçlükler yaşar ve kendisine yardım bağlanması için Meclis&#8217;e başvurur. 1863&#8217;te Norveç&#8217;te Kristiana Tiyatrosu&#8217;nda sanat danışmanı olur; burs için yine hükümete başvurduğunda kendisine &#8220;burs değil, iyi bir dayak gerektiği&#8221; yanıtını alır. Tatlı İsteyenler adlı oyunun başarı kazanması üzerine hükümet yurt dışına geziye gidebilmesi için kendisine bu sefer mali yardımda bulunur. Dönemin en ünlü yazarı Bjornson&#8217;dan mali destek görerek 1864&#8217;te İtalya&#8217;ya gider ve zaman zaman Norveç&#8217;e dönse de 27 yıl yurt dışında kalır.<br />
<div align="center"><img src="http://cache.eb.com/eb/image?id=62320&amp;rendTypeId=4" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://cache.eb.com/eb/image?id=62320&amp;rendTypeId=4', 539);" /></div><br />
Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından sayılan İbsen, kendi konumunu şu sözlerle yansıtır:<br />
<br />
    &#8220;Yeni bir evrenin yaratılışına katkısı olanların başında geldiğim söyleniyor. Bense, tam tersine, yaşadığımız çağın birçok nedenden ötürü ancak bir takım yeni şeyler doğurabilecek, sona ermiş bir çağ olarak nitelenebileceğine inanıyorum.&#8221;<br />
<br />
19. yüzyılın diğer büyük oyun yazarları gibi romantik, bireyci ve anarşist bir dünya görüşünün etkisinde yapıtlar vermiş olan İbsen, yazdığı eleştirel gerçekçi oyunlarda toplum bireylerinin yanılsamalarını, nevrotik ve ruhsal çalkantılarını açığa sermiş; bireyin boşa çıkan yaşam uğraşını, toplumun dış yüzü ile iç yüzü arasındaki karşıtlığın yol açtığı çelişkilerin üstesinden gelemeyişini irdelemiştir.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/">Mürekkep Hokkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22816-henrik-ibsen/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Jack London</title>
			<link>http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22815-jack-london/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 10:38:10 GMT</pubDate>
			<description>Kitapları kadar, hayatı da ilgi çekici bir yazar olan Jack London, Amerikan edebiyatına yeni bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kitapları kadar, hayatı da ilgi çekici bir yazar olan Jack London, Amerikan edebiyatına yeni bir soluk getirmiş, 18. yy&#8217;ın abartılı, süslü sanat anlayışı yerine akıcı, sade bir sanat anlayışını benimsemiştir. Yazdığı kitaplarla halk kitlelerinin ve özellikle proleteryanın gelişmesini ve ufkunu genişletmesini amaçlayan London, Amerika&#8217;nın ilk ve tek proleter yazarı olmuş ve kitapları geniş kitleler tarafından okunmuştur. <br />
<br />
1876 yılında, San Francisco&#8217;da dünyaya gelen yazar, küçük yaşlardan itibaren maddi sorunlarla boğuştu ve yaşadığı koşullardan dolayı küçük yaşta çalışmak zorunda kaldı. Okuma aşkını da bu sıralarda tattı ve yaşadığı Oakland&#8217;da bulduğu şehir kütüphanesi, deyim yerindeyse tüm hayatını etkiledi. Bundan sonra sürekli kütüphaneye gitti ve geceli gündüzlü kitap okumaya devam etti. Okuduğu serüven kitapları onu fazlasıyla etkiledi ve o kitaplardaki gibi serüven dolu bir hayata başlamak ve yaşadığı sefaletten kurtulmak istedi. Daha 13 yaşındayken ilk teknesini satın aldı. Serüven dolu bir hayatın kapıları açılmıştı böylece. Her türlü tehlikeyi göze alarak denize açılıyordu artık. <br />
<br />
Daha sonra istiridye korsanlarıyla tanıştı. Küçük yaşına rağmen kendini onlara kabul ettirmeyi başardı. Serüven hikâyelerini okumaya bayılan London, gerçek serüvenle tanıştı sonunda ve kimi zaman istiridye avlamak için denize açıldığında ölümle burun buruna bile geldi. Ama tüm bunlar onun için önemli değildi. İstiridye korsanlığı yaptığı yıllarda içki içmeye de başladı ve ölçüsüz bir şekilde alkol tüketti. Bu sırada geçirdiği bir kaza hayatını etkiledi ve içkiyi bırakmaya karar verdi. İstiridye korsanlığından sonra bir yıla yakın liman polisliği yaptı; bu süre zarfında toplumun değişik kesimlerinden birçok insan tanıdı. Ama en çok istediği şey, limana yanaşan gemilerden birine atlayıp, kitaplarda okuduğu serüven ve maceraları yaşayabileceği doğuya gitmekti. Ve sonunda bu isteğini gerçekleştirip gemilerden biriyle Kore&#8217;ye, Sibirya&#8217;ya gitti. Bu yolculuk boyunca da okuma aşkından bir şey yitirmeyen London, gündüzleri gemi işleriyle uğraşıp, geceleri de okumaya devam etti. <br />
<br />
San Francisco&#8217;ya geri döndüğünde düzenli bir iş bulup, bu serseri hayattan kurtulmaya karar verdi. Fakat ülkenin içinde bulunduğu mali bunalım bütün ülkeyi alt üst etti. Zar zor bir kenevir fabrikasında iş buldu. <br />
<br />
Annesinin zorlamasıyla Call Dergisi&#8217;nin açtığı makale yarışmasına yazı gönderdi ve bu yazıyla birincilik ödülü olan 25 doları kazandı. Bu yazısında Japon sularında yakalandıkları tayfunu anlattı. &#8220;Japon Kıyılarında Tayfun&#8221; adlı bu öyküsü, güçlü dili ve özgün anlatımı ile bugün de gücünü ve tazeliğini korumaktadır. Call Dergisi de bunun farkına varmış ve bunu şu sözlerle ifade etmiştir: &#8220;Bu genç sanatçının dikkati çeken yanları, düşünce gücündeki genişlik ve anlatımındaki sağlamlıktır.&#8221; Kazandığı bu ödül, London&#8217;un içindeki yazı yazma isteğini kamçıladı ve bundan sonra yılmadan yazmaya devam etti. <br />
<br />
Uzun süren çalışma saatleri ve zor koşullar Jack&#8217;ı beden işçiliğinden soğuttu ve içinde hiç kaybetmediği serüven tutkusu yeniden uyanmaya başladı. O sıralarda Coxey adlı biri, işsizleri örgütleyerek bir ordu kurdu. Bu ordunun Oakland örgütlenmesini General Kelly yapmaktaydı. London, bunu duyar duymaz ailesini terk edip yeni serüvenler yaşayabileceği bu orduya katılmak istedi. Fakat yolda sokaklarda tanıştığı çocukların anlattıklarından etkilenerek &#8220;demiryolu serserileri&#8221;ne katılmaya karar verdi ve kısa zamanda yeni mesleğinin de inceliklerini öğrendi. Kısa bir süre sonra bu gençlerin yanından da ayrılan Jack ile bir arkadaşı, kendi yollarına gitmeye karar verdiler. O trenden bu trene atlayarak yollarına devam ettiler. Bu hayatın Jack&#8217;ı çeken yanı tekdüze olmamasıydı. Her an beklenmedik bir olayla karşılaşabilirdi ve üstelik bir sonraki günün neler getirebileceği konusunda da hiçbir fikri yoktu. Tehlikelerle dolu bir hayat tarzı onun ilgisini çekiyordu. Geceleri bir trene atlıyor, yemek saatlerinde lokantaların kapısında ya da caddelerde dileniyordu. Bu hayat tarzında birçok berduş, işsiz, serseri insan tanıdı. <br />
<br />
&#8220;Jack London ona buna el açarken masal anlatma sanatını geliştirdi.(Çünkü dilencilerin başarısı anlattıkları şeyin çarpıcılığıyla ilişkilidir). Bir dilencinin çaldığı kapı açılınca karşısına çıkan kişinin, ruh ve fikir yapısını bir çırpıda sezinleyerek onun yüreğini yumuşatacak hikayeyi uyduruvermesi gerekliydi. London, işte bu sanatı çok iyi icra ettiğinden birçok kez aç kalmaktan kurtulmuştur.&#8221; <br />
<br />
Demiryollarında serserilik yaptığı zamanlar öyle tehlikelerle yüz yüze geldi ki&#8230; Bir yandan son hızla giden trende oradan oraya atlamak, diğer yandan peşine düşen makinistler ve tren memurları&#8230; Ama o tüm bunlarla ustalıkla başa çıkmasını becerdi. Çünkü başaramazsa bunun kendisine pahalıya mal olacağını biliyordu. <br />
<br />
Daha sonra General Kelly&#8217;nin ordusuna giren Jack, burada işsizler ordusunu daha yakından tanıma fırsatını yakaladı. Hiçbir zaman disipline giremeyen Jack, buradan da kısa bir süre sonra ayrıldı. Serserilik günlerine geri döndü ve başı polisle derde girdi. Bunun sonucunda hapishaneyle de tanıştı doğal olarak. Hapishanede tanıştığı bir arkadaşı sayesinde tutuklulara ekmek ve su taşıyan memur oldu. O da kendisine verilen bu ayrıcalıklı durumu kullanmasını iyi bildi ve bu sayede değişik hayat koşullarından gelme birçok insan tanıdı. Onların düşüncelerinden, yaşam öykülerine kadar her şeyi öğrendi. Hapishaneden çıktıktan sonra demiryolu serseriliğine geri döndü. Elde ettiği deneyimleri ve tüm yaşadıklarını Demiryolu Serserileri isimli kitabında anlattı. Sonunda San Francisco&#8217;ya gidecek bir gemiye tayfa olarak yazıldı. <br />
<br />
Jack London&#8217;un sosyalist fikirleri, bu serserilik günlerinde, yani işsizler, serseriler arasında geçirdiği günlerde yeşerdi. Önceleri Jack London, bu insanların sorumluluktan kaçan, macera peşinde koşan insanlar olduklarına inanırdı ama daha sonra dinlediği hikayelerden çıkardığı sonuç, insanların hayatın sillesini yiyerek bütün kapıların yüzlerine kapatılması sonucu bu hale geldikleriydi. Ellerini ayaklarını makineye kaptıranlar, çalışma koşullarından ötürü sağlığını yitirenler ve yaşlanarak çalışma sisteminin dışında kalan kişiler&#8230; Bu insanlar çalışma olanaklarını yitirip işi serseriliğe vurmuşlardı. Jack London&#8217;un bu insanlarla konuştuklarından çıkardığı bir diğer sonuç şuydu: Beden işçiliği yerine, işi düşünsel çalışmaya dökmek. Çünkü ona göre bu düzen kusurluydu ve bu düzen, toplumun iflas etmiş olduğunu gösteriyordu. Değişik fikirlerle döndü Oakland&#8217;a ve kendini aydınlatacak kitaplara yöneldi. <br />
<br />
Kendini aydınlatmaya ise daha önce bir yerlerden duyduğu sendika, sosyalizm, işçi dayanışması gibi sözlerden başladı. O günlerde Marx&#8217;ın Komünist Manifestosu&#8217;nu okumasıyla kafasındaki fikirler aydınlandı ve not defterine şunları düştü: &#8220;İnsanlık tarihi baştanbaşa sömürenlerle sömürülenlerin kavgasıyla dolu&#8230; Darvin&#8217;in incelemeleri nasıl insanoğlunun gelişimini gösteriyorsa, sınıflar arasındaki bu kavganın tarihi de, bizlere iktisadi uygarlığın gelişimini göstermektedir.&#8221; <br />
<br />
Yüksek öğrenimini tamamlamaya karar verdi ve bunun için Oakland lisesine yazıldı. Liseye yazıldığında 19 yaşındaydı ve arkadaşlarına uyum göstermekte zorluk çekiyordu. Yine bu yıllarda çeşitli derneklerle ve sosyalist partiyle ilişkisi oldu. <br />
<br />
&#8220;Jack London&#8217;a göre sosyalizm ekonomik, tarihi ve insani açıların hangisinden ele alınırsa alınsın, kaçınılmaz bir sonuç, akla en yakın olan düzendi. O çağlarda fikir alanı sınırlı olduğu halde, sosyalizmin bilimsel bir yol olduğunu ortaya koyan unsurları Jack London birer birer açıklayarak mantık silsilesini yürütmeyi başarmış ve bütün bunlardan bir sonuç çıkarmak yürekliliğini göstermiştir.&#8221; <br />
<br />
Bu yıllarda yaptığı konuşmalardan birinde toplumsal düzenden eleştirel bir biçimde bahsetmesi, tutuklanmasına neden oldu. Lise sınavlarını verip Kaliforniya Üniversitesi&#8217;ne ayak bastığında dev tasarılar ve büyük istekler yeşeriyordu içinde. Fakat derslerinin iyi olmasına rağmen, ailesinin içine düştüğü maddi sıkıntı yüzünden okulu bırakıp çalışmak zorunda kaldı. Beden işçiliği yapmadan önce, şansını yazarlıkta denemek istedi. <br />
<br />
&#8220;Yaratıcılık yoluna dökülmenin verdiği heyecanla, yemeden içmeden kesilmişti. Böylesine bir yaratma ateşinin, çoğu insanı yakıp kül edeceğini söyleyen yine kendisidir.&#8221; <br />
<br />
Sürekli yazılar yazdı ve bunları çeşitli dergilere gönderdi. Fakat meteliksiz kaldığı bir gün çamaşırhanede çalışmak zorunda kaldı. Kendisini tüketen beden işçiliğinden bunalan Jack, 1896 yılında Klondike&#8217;ta altın yatağı bulununca altına hücum edenlerin başını çekti ve yine serüven duygusuna yenildi. Alaska&#8217;da altın bulma konusunda başarıya ulaşamamış olsa da burada elde ettiği deneyimler, bilgiler ve tanıştığı insanlar ileride kendisine altın değerinde fırsatlar getirecekti. Alaska&#8217;da birçok insan tanıdı ve onlardan bir sürü hikaye dinledi. Bu zaman zarfında okumaya da devam etti. Burada tuttuğu notlar birçok hikayeye ve kitaba hayat verecekti. <br />
<br />
Meteliksiz bir şekilde eve döndü. Bundan sonraki tek dileği yazar olmaktı. Ömrünü artık yapıcı bir yoldan tüketmek istiyordu. &#8220;Emek piyasasında kelepir bir işçi olmaktan vazgeçmişti.&#8221; Çeşitli dergilere yazılar gönderdi. Birkaçı dışında yazılardan büyük bir çoğunluğu geri döndü ve Jack London bu süreçte büyük bir sefaletle boğuştu. Bir süre sonra Posta İdaresi&#8217;nde kendisine düzenli bir maaş sağlayıp hayatını düzene koyabileceği bir iş buldu fakat içindeki yazarlık isteği her zaman ağır bastı. <br />
<br />
&#8220; Jack London dünyaya yiyip içmek, keyif çatmak için gelmemişti. Yaratıcı olmak, edebiyat dünyasına katkıda bulunmaktı isteği. Sanat uğruna çektiği yoksulluk dokunmuyordu ona; bir sürü şeye sahip olmayı yersiz ve boş buluyor, hayatın çeşitli zevkleri, ortaya koyduğu eserlerden duyduğu kıvancın yanında anlamsız kalıyordu.&#8221; <br />
<br />
Yazar olmak için sahip olması gereken iki şey vardı: Bilgi ve üslup&#8230; Bunları elde etmesi için sürekli okuması, kendisini geliştirmesi gerektiğini biliyordu. Yepyeni bir anlayış getirmek ve kendi deneysel felsefesini kurmaktı derdi. Yıllardır tekrarlanan şeylerle işi yoktu. <br />
<br />
Jack London&#8217;un fikir dünyasını etkileyen düşünürler Darwin, Spencer, Marx ve Nietzsche olmuştur. <br />
<br />
&#8220;İşin hoş yanı Jack London&#8217;un üstün insan görüşüyle sosyalizmi bir arada benimsemesidir. Birbiriyle asla bağdaşmayacak olan bu iki inanç Jack London&#8217;u hayat boyu etkiledi, Jack London yaşadığı sürece hem toplumcu hem de bireyci olarak kaldı. Üstün insan olduğuna inanarak kendisi için bireyci düşünceyi benimsiyor, korunmaya ihtiyacı olan zayıflar yığınına sıra geldiğinde toplumcu kesiliyordu. Bereket versin Jack London her biri ayrı yana gitmek isteyen bu iki azılı atı yıllar yılı bir arada koşturmayı başardı.&#8221; <br />
<br />
Kullandığımız alıntıdaki yazara tam anlamıyla katılmamakla birlikte, Jack London&#8217;u doğrudan sosyalist yazarlar kategorisine sokmanın da pek mümkün olmadığı açık bir şekilde önümüzde duruyor. Jack London, sosyalizmden etkilenmiş, gerçekçi bir yazar olarak tanınıyor tüm dünya tarafından&#8230; Yukarıda zikredilen, kendisinin etkilendiği yazarların, düşünürlerin, kuramcıların listesini tekrardan gözden geçirdiğimizde, materyalist ve idealist yazarları hep birlikte görürüz. Bu da yazarın fikirlerinin daha tam anlamıyla netleşmediğini de gösteriyor zaten. <br />
<br />
Vaktinin büyük bölümünü okumaya ayırıyordu artık ve elinden kitaplar hiç düşmüyordu. <br />
<br />
&#8220;Jack London&#8217;u kahreden şey, okumaktan kan çanağına dönmüş gözlerini yumup uyumak ve biraz olsun dinlenmek zorunda kalmasıydı. Uykudan bütün bütün vazgeçemeyen London, çoğu kere beş saatlik uykuyla yetiniyordu. Kısa bir süre için de olsa yaşamasına ara vermek istemiyordu, istemiyordu ya kendisini uykunun derinliklerinden çekip çıkaran çalar saatin zilini duyduğunda, önünde pırıl pırıl, on dokuz saatlik bir çalışma zamanı olduğunu hatırlayarak, ok gibi fırlıyordu yatağından. Okumanın büyüsüne kaptırmıştı bir kere kendini, büyülenmişti sanki.&#8221; <br />
<br />
Jack London&#8217;un yaşadığı dönemde, edebiyat alanında bir kişinin kendisini kabul ettirmesi için zenginleri öven, her şeyi iyi yanından ele alıp, gerçeklerden kaçan yazılar yazması gerekliydi. Bu tarz yazan insanların başarıya ulaşması ve yayınevleri tarafından kabul görmesi her zaman daha kolaydı. Fakat Jack London bütün bunlara boyun eğmeyerek ve bildiği yoldan şaşmayarak, çağdaşları olan Tolstoy, Maupassant, Flaubert ve Zola gibi yalnızca gerçeği anlattı ve kendisini kabul ettirmek için de çok çaba sarf etti. <br />
<br />
&#8220;Günde üç dört bin kelime yazayım dersem, gerektiği gibi çalışmış olmayacağımı biliyorum. İyi bir yazı, kalemi hokkaya daldırıp daldırıp yazılmaz. Bir duvar örermiş gibi, taş üstüne taş yerleştirircesine, neyi nereye koyacağını bilmelidir insan.&#8221; diyordu bir keresinde. Nitekim ilk kitabı Kurdun Oğlu&#8217;nun yayımlanması ile Amerikan hikâyesinde yeni bir çağ açılmaktaydı. O zamana kadar soylular için üretilmiş bir sanat anlayışı yerine, bütün sınıflara hitap eden bir anlayış getirdi ve okuduğu kitaplarla oluşturduğu bilimsel düşünceyi edebiyata uyarlayan ilk Amerikan yazarı oldu. Jack London, aynı zamanda Amerika&#8217;daki proleter edebiyatın yaratıcısı da oldu. 1929 yılında New Masses adlı dergi, onun için şu sade ve gerçek kelimeleri kullandı: &#8220;Gerçek bir proleter yazarı, işçi sınıfı için yazmakla yetinemez, eserlerinin bu sınıf tarafından okunması gerekir. Yazdıkları bir başkaldırma fikrinden doğmalıdır. Jack gerçek bir proleter yazarıdır. Amerikan dehasının bugüne dek doğurduğu tek ve ilk proleter yazar. Okuyan işçi Jack London okuyor. İşçilerin okuduğu tek yazar Jack London&#8217;dur, bugüne dek edindikleri tek edebi deneme&#8230; Fabrika işçisi olsun, tarım işçisi olsun, tayfasından, gazete dağıtıcısına kadar bütün işçiler, Jack London&#8217;u tekrar tekrar okurlar. London, Amerikan işçi sınıfının en gözde yazarıdır.&#8221; <br />
<br />
Yazıları dergilerde yayımlandı ve artık edebiyat çevresi tarafından tanınan bir yazar oldu. 1902 yılının Temmuz ayında Amerikan Press&#8217;ten Güney Afrika&#8217;ya giderek oradaki savaşla ilgili röportaj yapma teklifi aldı ve hemen trene atladığı gibi yola çıktı. İngiltere&#8217;ye vardığında ise kendisine geri dönmesini isteyen bir telgraf ulaştı. Fakat Londra&#8217;da beş parasız kalan Jack, dönmek yerine kentin en kötü şartlarında yaşayan insanlarının bulunduğu doğu yakasına yöneldi ve bir süre o insanlar gibi yaşadı, onlar gibi giyindi, onlar gibi yedi içti. <br />
<br />
Buradaki koşulların iktisadi tahlillerini de yaptığı ve o insanların çarpıcı hikâyelerini, yaşamlarını anlattığı kitabı &#8220;Uçurum İnsanları&#8221;, büyük bir ilgi uyandırdı. Bu kitabı yazarken hem kendi gözlemlerine, hem de Londra&#8217;nın yoksulluk sorunu üzerine yazılmış yüzlerce broşür rapor ve esere dayanarak, adeta bir sosyolog gibi çalıştı. <br />
<br />
Bundan sonra yine kitap yazmaya devam etti. Vahşetin Çağrısı ve Deniz Kurdu kitapları da büyük beğeniyle karşılandı. Vahşetin Çağrısı adlı kitabı ona dünya çapında bir ün kazandırdı. Deniz Kurdu birçok eleştirmen tarafından Jack London&#8217;un en güçlü eseri olarak kabul edilir. Çünkü bu romanda gelişim, biyoloji ve toplumbilimi güzel bir biçimde harmanladı ve heyecanlı bir şekilde halk kitlelerine sundu. <br />
<br />
Savaşı izleyip, röportaj yapmak için Japonya&#8217;ya gitti daha sonra ve burada da hapishanelerle tanıştı. Japonya&#8217;ya varmadan Kore&#8217;de Koreliler onu Rus casusu olmakla suçlayıp tutukladılar. Daha sonra ise Japonya&#8217;da orduyu izinsiz izlemek suçuyla hapishaneye gönderdiler. Japonya&#8217;da gözüpekliğini, cesaretini göstererek ve diğer gazetecileri atlatarak gazetesine haber üstüne haber yağdırdı. <br />
<br />
Üniversitelerde, çeşitli derneklerde konferanslar, seminerler verdi aynı zamanda ve buralarda sosyalist fikirleri insanlara sundu ve onu sonuna kadar savundu. Bazı toplantıların sonunda ise gazeteler Jack London hakkında kötü şeyler yazdılar ve onu tutuklatmaya bile çalıştılar. Bu ortamda toplumcu, sosyalist fikirlerle yazılmış eserler vermeye devam etti ve Amerikan gençliğini aydınlatarak onları, ellerini kollarını bağlayan zincirlerden kurtarmaya çalıştı. <br />
<br />
Serüven duygusunun içine işlemesiyle yerinde duramayan Jack London dünya turuna çıkmaya karar verdi. Bunu da kendi elinden çıkan bir tekneyle yapacaktı fakat bu teknenin yapımı hem yıllarını aldı hem de birçok sorunla karşılaştı. <br />
<br />
Geminin yapım aşamasında da kitaplarını yazmaya devam etti. İlk çağlarda insanoğlunun ilkel bir varlıktan insan haline dönüşmesini anlatan kitabı Adem&#8217;den Önce bu döneme rastlar. Bu kitabında Darwin&#8217;in evrim konusundaki tezlerini de kullanır London. <br />
<br />
Kendisinin dünya çapında tanınmasını sağlayan ve sosyalist romanların en önemlilerinden kabul edilen Demir Ökçe de bu zamanda yazıldı. Bu kitabında ise Marx&#8217;ın fikirlerinden yararlandı ve onu okuyucuyla paylaştı. Demir Ökçe kurmaca bir romandır ve aynı zamanda Jack London&#8217;un ileri görüşlülüğünü yansıtmaktadır. <br />
<br />
&#8220;Jack London işte bu belgeler ve delillere dayanarak, güzel olduğu kadar dehşet uyandıran bir eser yazdı. Demir Ökçe, London&#8217;un edebiyat açısından en başarılı eseri değildir ama Jack London bu çalışmasıyla iktisadi devrime büyük katkıda bulunmuştur. London bu eserinde faşizme değinmekle kalmayarak, faşistlerin her türlü kültür ve başkaldırmayı yok etmek için ne gibi yollara başvuracaklarını da belirtmişti. Demir Ökçe&#8217;yi günümüzde okuyanlar bile bu eserin daha dün ya da bir kaç yıl önce kaleme alındığı izlenimine kapılabilirler.&#8221; <br />
<br />
Sonunda teknesini bitirip yolculuğa çıktı ve bu yolculuk boyunca bin bir türlü macera ve heyecan eksik olmadı. Yolculuk süresince, kendisinin yazar olma macerasını kaleme aldığı büyük ölçüde otobiyografik nitelik taşıyan kitabı Martin Eden&#8217;i yazdı. <br />
<br />
Dönemin eleştirmenleri tarafından kıyasıya eleştirilse, hakkı teslim edilmese ve kıymeti Jack London&#8217;un ölümünden sonra anlaşılsa da Martin Eden, Jack London&#8217;un en iyi romanlarındandır. Bu kitabı için şunları söylemiştir: &#8220;Martin Eden benim. Martin Eden bireyci olduğu için öldü, bense sosyalist olduğum, toplumcu bir düşünceye sahip olduğum için hayattayım.&#8221; <br />
<br />
Bu dünya turu yedi yıl olarak planlanmasına rağmen London, iki yıl gibi bir süre sonra ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. Fakat London&#8217;un gazetelere verdiği demeçlerde söylediği şey, bu gezide hayatının en mutlu günlerini yaşadığıydı. Yine bu gezi hikâyelerine konu olabilecek bir serüven hazinesi sağladı ona. Geri döndüğünde, Alaska&#8217;da altın aradığı günlere dair yeni bir roman yazdı. Yanan Gün isimli kitabının birinci kısmında altın bulunmasından önceki Alaska, ikinci kısımda ise Glen Ellen kırlarının güzelliği anlatılır. Bu kitabın başarısı ise sosyalizmi okuyucuya herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatabilmesindedir. <br />
<br />
Geziden döndükten sonra kendisine büyük bir çiftlik alan Jack London ölümüne kadar burada yaşadı. Bunun yanı sıra Amerika&#8217;nın en şahane evini yaptırmak istedi ve bunun için de birçok masrafa girişti. Fakat bu ev, bitim aşamasında yandı ve London&#8217;un bütün çabaları boşa gitti. <br />
<br />
Şatosu yapılana kadar çiftliğinde yaşayan ve kitaplarını yazmaya devam eden London&#8217;un misafirleri de eksik olmuyordu. Evi sürekli dolup taşıyordu. Gelen misafirlerle ilgilenmek, onlarla sohbet etmek ve onlardan bir şeyler öğrenmek, London için çok önemliydi. Girdiği ortamları ışığıyla, enerjisiyle aydınlatmasını da bilirdi. <br />
<br />
Çiftlikteki günlerinde tarıma da merak salan London, yeni ve daha önce uygulanmamış metodları uygulayıp tarımı geliştirmeye çalıştı. Ve bu süre içerisinde kitaplarını da yazmaya devam etti. Fakat yaptırmakta olduğu şatonun yanması onu derinden etkiledi ve bunalıma sürükledi. Onu asıl üzen ise evin yanması değil, insanlara olan inancı ve güvenini yitirmiş olmasıydı. Ayrıca bu evi yaptırmak uğruna girdiği borçlardan dolayı da bir hayli sıkıntıdaydı. Bununla birlikte sağlığı da gittikçe kötüleşti. <br />
<br />
&#8220;Jack London kısa ama dopdolu bir hayatı özlerdi. Bu kısa süre içinde çarpıcı kişiliğiyle yüzyılının insanını etkilemek, düşüncelerine yön vermek istemişti. Tükeneceği güne kadar büyük bir ihtirasla yaşamak, bütün söyleyeceklerini tamamlayıp son kuruşuna kadar harcadıktan sonra ölmekti dileği.&#8221; <br />
<br />
1916 yılının Kasım ayında hayata gözlerini yuman London&#8217;un ölümü de birçok soru işareti bıraktı. Ölüm nedeninin intihar mı yoksa yanlışlıkla aşırı dozda aldığı ilaçtan mı, kaynaklandığı hala tartışılır. Fakat aldığı uyku ilaçları; odasında çıkan, birinde atropin sülfat, diğerinde morfin sülfat bulunan iki boş kutu ve çalışma masasının üzerindeki bloknotta zehirin öldürücü dozunu hesaplaması intihar olasılığını arttırıyor. <br />
<br />
Jack London&#8217;ın yaşamı her zaman dolu dolu geçti. Hayatında çelişkiler, çoğu zaman belirleyici oldu. Fakat her şeye rağmen tavrını hep ezilenlerden, işsizlerden, insandan yana koydu. <br />
<br />
Çünkü Jack London da onların yaşadıklarını yaşadı, acılarını hissetti ve bunu kitaplarında anlattı. Kitaplarında her zaman gerçeği anlatmaya çalıştı. Yaşamı bu kadar dolu yaşamak ancak Jack London&#8217;lara yaraşırdı herhalde. Yaşamını böylesine dolu dolu yaşamasa o kitaplar nasıl yazılırdı ki? <br />
<br />
Kaynakça:<br />
- &#8220;Denizler Serüveni Jack London&#8221; (İrving Stone)/ (İtalikler bu kitaptan alınmıştır.)<br />
-www.london.sonoma.edu<br />
<br />
Hayran olduğum ve çok sevdiğim bir yazar... Kendimden çok şeyler görüyorum ve sanki bir yerlerden çok iyi tanıyorum gibi... Tüm kitapları okunmalı.Sosyalizm üzerine yazmış olduğu demir ökçe nin dilinin açıklığı ve vermek istenileni tam olarak vermeyi başardığı için olağanüstü bir kitaptır.Böyle bir konuda sıkılmadan tamamen içinizde hissederek okuyabileceğiniz bir kitap... Aynı zaman da martin edende çok başarılı bir kitaptır.Ve insanların yaşadıklarını hayvanların dili ile anlattığı beyaz diş ve vahşetin çağrısı kendiniz ile yüzleşmenizi sağlar... mutlaka okunmalı...</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/">Mürekkep Hokkası</category>
			<dc:creator>mandragora</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/22815-jack-london/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Milo&#353; Forman]]></title>
			<link>http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22814-milo353-forman/</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 07:15:01 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Milo&#353; Forman, (aslında Jan Tomá&#353; Forman) 18 Şubat 1932 yılında &#268;áslav'da, Çekoslovakya'da doğdu....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Milo&#353; Forman, (aslında Jan Tomá&#353; Forman) 18 Şubat 1932 yılında &#268;áslav'da, Çekoslovakya'da doğdu. 1951-1956 yılları arasında Prag'daki Müzik ve Dramatik Sanatlar Akademisi ile Film Akademisinde (FAMU) eğitim gördü.<br />
<br />
1960'lı yılların başındaki Çekoslovak sineması bağlamında, Milos Forman'ın ilk filmleri olan &#268;ern&#253; Petr (Maça Ası) ve Konkurs bir devrim olarak nitelendi. Bu filmlerde Çek yazarlarının ve geç yeni gerçekçilik akımının, özellikle Ermanno Olmi'nin etkileri oldukça belirgindi. Forman bu ilk filmlerinde sosyalist sanat kavramının ifadeleri olarak benimsendi. Mevcut şartlar Forman'ı Çek Yeni Dalgası'nın tartışmasız yıldızı haline getirdi. Üslubu, aktör-dışı faktörlerin duyarlı kullanımı; canlandırma, doğal seslendirme ve yarı doğaçlama diyaloglar ile Çek folk-rock'ı ve genel anlamda müziğe yönelik şaşmaz bir kulak şeklinde karakterize edilebilir. Bütün bu temel özellikler Bir Sarışının Aşkları ile Koşun İtfaiyeciler adlı filmlerinde daha da belirgindir. 1968 sonrasında Koşun İtfaiyeciler yasaklanmış ve Forman Batı'da kalmaya karar vermişti. Burada, kendi özgün fikrinden kaynaklanarak yapmış olduğu tek Amerikan filminin senaryosu üzerinde çalışmaktaydı; diğerleri edebiyat uyarlamasıdır. Amerika öncesi Forman'ın izleri, en başarılı filmi olan ve Ken Casey'in öyküsünü kökten değiştirerek kendi objektif ve komik vizyonuna getirdiği Guguk Kuşu filminde kolaylıkla gözlemlenebilir. Bu film 1975 yılında Oscar kazandı. Aynı yıl Forman, Amerikan vatandaşlığına geçti.<br />
<br />
Forman sinisizimle suçlanmıştır; ancak Forman'ın vizyonu Bohumil Hrabal, Hasek veya Skvorecki gibi Çek edebiyatının siniklerinin ideoloji karşıtı, realist ve hümanist geleneğinden gelmektedir. Forman'ın yönetiminin etkisi bazı Kuzey Amerika filmlerinde bile hissedilebilir; ancak kalıcı önemi, yapmış olduğu üç Çek filminden kaynaklanmaktadır. Bu filmlere, Amerika'yı Amerikalılara duyarlı bir yabancının gözlerinden göstermek amaçlı cesur bir çaba olan Taking Off adlı filmi de eklenmelidir.<br />
<br />
Forman, çalışmalarını en çok satan kitap ve oyunların uyarlamaları yönünde sürdürmüştür.</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8097&amp;d=1210230384"  id="attachment8097" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8097&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210230384" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  goyas_ghosts_poster.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  37.5 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8098&amp;d=1210230430"  id="attachment8098" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8098&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210230430" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  man_on_the_moon.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  42.9 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8099&amp;d=1210230504"  id="attachment8099" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8099&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210230504" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  valmont.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  27.5 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8100&amp;d=1210230548"  id="attachment8100" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8100&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210230548" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  AMADEUS.JPG
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  64.5 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8101&amp;d=1210230669"  id="attachment8101" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8101&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210230669" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  one_flew_over_the_cuckoos_nest_ver1.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  73.6 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8102&amp;d=1210230715"  id="attachment8102" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8102&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210230715" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  B00005UQ7Q.01._SCLZZZZZZZ_.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  29.6 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/perde-arkasi/">Perde Arkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22814-milo353-forman/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fritz Lang</title>
			<link>http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22813-fritz-lang/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2008 15:52:59 GMT</pubDate>
			<description>Friedrich Anton Christian Lang (5 Aralık 1890 Viyana - 2 Ağustos 1976 Hollywood) Avusturyalı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Friedrich Anton Christian Lang (5 Aralık 1890 Viyana - 2 Ağustos 1976 Hollywood) Avusturyalı yönetmen, senaryo yazarı, film yapımcısı. Sinema tarihinin önemli filmlerinden biri olan Metropolis en önemli yapıtıdır.<br />
<div align="center"><img src="http://www.facade.com/celebrity/photo/Fritz_Lang.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.facade.com/celebrity/photo/Fritz_Lang.jpg', 539);" /></div><br />
<b>Hayatı </b><br />
<br />
Mimar bir babanın oğlu olarak Viyana'da dünyaya geldi. Viyana'da mimarlık ve resim eğitimi aldığı sıralarda çıktığı dünya turu ardından eğitimini Paris ve Münih sanat akademilerinde sürdürdü. Gönüllü olarak katıldığı I. Dünya Savaşında yaralandıktan sonra döndüğü Viyana'da film senaryoları yazmaya başladı. Daha sonra Alman UFA stüdyolarında çalışmaya başlayan Lang, Alman expresyonist (dışavurumcu) sinemasının yükselişiyle kısa sürede bu akımın en önemli yönetmenlerinden biri konumuna geldi.<br />
<br />
İki bölümden oluşan 1922 tarihli &#8216;&#8217;Dr. Mabuse, der Spieler&#8217;&#8217; (Doktor Mabuse), insanları hipnotize ederek suç işleyen bir cani olan Dr. Mabuse'un hikayesini anlatan psikolojik gerilimdi. Film dışavurumcu sinemanın en önemli eserlerinden biri olurken yönetmenin toplumsal sorunlara olan duyarlılığını da gösteriyordu.<br />
<br />
Ardından Alman halk destanı &#8216;&#8217;Die Niebulungen&#8217;&#8217; (Nibelungen) (1924), ve bilim kurgu türünün ilk örneklerinden sayılan Metropolis'i (1927) yönetti. Metropolis, gelecekteki bir şehirde insanların yaşamından kesitler sunuyordu. O dönem için rekor denilebilecek bir masrafla çekilen film, sinema dili açısından birçok yeni teknik kullanarak büyük bir başarı kazandı. Filmin başarısı ve konusunun çekiciliği yükselişte olan Nazi hareketinin de ilgisini çekti.<br />
<br />
Dr. Mabuse'un ve Metropolis'in Nazilerin hayranlığını bu denli kazanması üzerine Nazi olmadığını açıklamak istercesine yönetmen, Das Testament des Dr. Mabuse (Dr. Mabuse'ın vasiyeti) (1932) filmini çekti. Film Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels tarafından yasaklanmasına rağmen, Fritz Lang'a hayranlık duymaya devam eden Naziler ona Devlet Sinema Müdürlüğünü önerdiler. Lang Fransa'ya kaçarak bu öneriyi red etti. Fakat karısı Thea von Harbou ondan boşanarak Nazi Partisine katıldı.<br />
<br />
Dr. Mabuse'ın vasiyeti öncesi 1931 yılında çevirdiği M (Fritz Lang's M ) ilk sesli film çalışmasıdır. Filmin başrolünde çocuk katili rolünde ünlü Alman oyuncu Peter Lorre 'yi oynatmıştır. Kara Film türünün en iyi örneklerinden sayılan M, Nazilerin iktidara gelmesi öncesi Alman toplumunun sokakta yaşadığı gerginliği ustalıkla yansıtıyordu.<br />
<br />
Fransa'dan sonra Amerika'ya geçen Lang MGM stüdyolarında çalışmaya başladı. 1936 yılında çevirdiği Fury (Öfke), maden işçilerinin dünyasında geçmektedir. 1937 yılında ise You Only Live Once (Günahsız Katiller) adlı filmi çevirdi, Western türünde de eserler veren yönetmenin The Return of The Frank James (Frank James'in Dönüşü ) (1940) , Western Union (Çöl Devleri) (1941) filmleri bu türe örnektir.<br />
<br />
Senaryosunu Berthold Brecht'le birlikte yazdıkları Hangman Also Die (Cellatlar da Ölür) filmini 1942 de çevirmiştir. Ancak yönetmenin bu dönemdeki çalışmalarının Almanya'da yaptığı çalışmalara oranla daha zayıf olduğu dönemin eleştirmenleri tarafından vurgulanmaktaydı.<br />
<br />
1950'ler boyunca Hollywood'da çalışma zorlukları yaşayan Lang, Almanya'ya dönerek son Dr. Mabuse filmini 1960 yılında Almanya'da çekmiştir. Lang, Jean-Luc Godard'ın 1963 yapımlı Le Mephris (Nefret) adlı filminde kendisini oynamıştır.<br />
<br />
Son yıllarını Amerika'da gözleri görmez bir şekilde geçiren Lang, 1976 yılında Hollywood'da öldü.</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8088&amp;d=1210175181"  id="attachment8088" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8088&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175181" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  1000_Augen_des_Dr._Mabuse__Die-Cover.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  87.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8089&amp;d=1210175037"  id="attachment8089" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8089&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175037" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  00000637.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  14.4 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8090&amp;d=1210175142"  id="attachment8090" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8090&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175142" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  bigheat1_sm.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  116.9 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8091&amp;d=1210175206"  id="attachment8091" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8091&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175206" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  200px-Clashbynight.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  19.0 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8092&amp;d=1210175236"  id="attachment8092" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8092&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175236" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  b0009pgtbu02ss500sclzzzqh6.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  36.4 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8093&amp;d=1210175284"  id="attachment8093" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8093&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175284" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  200px-House_by_the_River.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  23.0 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8094&amp;d=1210175327"  id="attachment8094" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8094&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175327" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  m.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  36.0 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8095&amp;d=1210175363"  id="attachment8095" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8095&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175363" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  metropolis1.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  27.9 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8096&amp;d=1210175415"  id="attachment8096" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8096&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210175415" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  dr_mabuse_der_spieler_poster.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  17.0 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/perde-arkasi/">Perde Arkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22813-fritz-lang/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Charlie Chaplin</title>
			<link>http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22812-charlie-chaplin/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2008 15:05:46 GMT</pubDate>
			<description>Charlie Chaplin (d. 16 Nisan 1889, Londra, İngiltere - ö. 25 Aralık 1977, Vevey, İsviçre), İngiliz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Charlie Chaplin (d. 16 Nisan 1889, Londra, İngiltere - ö. 25 Aralık 1977, Vevey, İsviçre), İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar. Asıl adı Charles Spencer Chaplin olmakla beraber, yarattığı ünlü &quot;Şarlo&quot; (Charlot) karakteri ile özdeşleşti ve öyle anıldı.<br />
<br />
16 Nisan1889'da Walworth, Londra'da doğdu. Annesi Hannah ve babası Charles müzikhol oyuncularıydı. Onlarla beraber sahnede büyümüş ve erken yaşta dans edip şarkı söylemesini öğrenmişti. Charlie Chaplin 3 yaşındayken annesi ve babasının boşanmasından sonra annesi ve büyük kardeşi ile Lambert'de yaşamaya başladı. 1894 yılında 5 yaşındayken annesinin yanında sahnede küçük bir rol almıştı. Ancak ilk önemli rolünü &quot;Eight Lancashire Lads&quot; adlı oyunda aldı.<br />
<br />
1900 yılında üvey kardeşi Sydney, Londra Hipodromu'nda &quot;Cinderella&quot; adlı oyunda ona iş buldu. 1903 yılında &quot;Jim: A Romance of Cockayne&quot;, 1906 yılında ise ilk düzenli rolü olan &quot;Sherlock Holmes&quot;da gazeteci çocuğu oynadı. Babası ile ilişkileri kısıtlıydı. Alkolik olan babası Charlie 12 yaşındayken öldü. Babasının ölümü ve annesinin şizofreniden dolayı akıl hastanesine yatırılmasından dolayı yetimhaneye verildi. Çocukluğu yetimhanede ve yatılı okullarda geçti.<br />
<br />
Oynadığı bu küçük rollerden sonra 1908 yılında Fred Karno'nun vodvil topluluğuna katıldı. Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan ve şarkilara yer verilen hafif güldürülerde rol aldı. 1910 ile 1912 yılları arasında Karno'nun Amerika turnesinde katıldı. Karno Topluluğunda iken daha sonra Stan Laurel olarak tanınacak Artur Stanley Jefferson ile tanıştı. Amerika turnesinde Chaplin'nin oda arkadaşıydı ancak daha sonra Stan İngiltere'ye döndü, Chaplin ise Amerika'da kaldı.<br />
<br />
Amerika'daki gösterileri sırasında Keystone Film Şirketi'nde yapımcı olan Mack Sennett tarafından keşfedildi. 2 Şubat1914 tarihinde &quot;Making A Living&quot; adlı komedide rol alması için teklif geldi. Aynı yıl &quot;Kid Auto Races at Venice&quot; adlı filmde rol aldı. Bu filmde bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, bastonlu sakar bir tip olan &quot;Şarlo&quot; tiplemesini yarattı. Bu yıllarda içinde &quot;Caught in a Cabaret&quot;, &quot;Caught in the Rain&quot;, &quot;The Face on the Bar-Room Floor&quot; ve &quot;His Trysting Place&quot;in de bulunduğu 34 kısa film çekti. Bu sessiz filmlerle hareket komedisinde gelişme imkanı buldu.<br />
<br />
Mack Sennett'ın yardımıyla girdiği Keystone Film Şirketi'nde haftalık 150 dolara çalışıyordu. Ancak filmlerinin başarısına kıyasla bu ücret hafif kalıyordu. Bu şirketten ayrılarak Essanay Şirketi'ne geçti. Kardeşi Sydney, İngiltere'den ayrılarak Amerika'ya gelmişti. Keystone'da ona iş buldu. Ertesi yıl daha yüksek bir ücretle Mutual Film Şirketi ile 12 film için anlaşma imzaladı. Bu filmler &quot;The Floorwalker&quot;, &quot;The Fireman&quot;, &quot;The Vagabond&quot;, &quot;One A.M.&quot;,&quot;The Count&quot;, &quot;The Pawnshop&quot;, &quot;Behind the Screen&quot;, &quot;The Rink&quot;, &quot;Easy Street&quot;, &quot;The Cure&quot;, &quot;The Immigrant&quot; ve &quot;The Adventurer&quot; idi. 1917 yılına geldiğinde kendi şirketini kurup bağımsız filmler yapmayı planlıyordu. Hollywood'da La Brea Avanue isimli bölgede şirketini kurmak için arazi almayı planlıyordu. 1918 yılının başlarında First National Exhibitors Sirki ile anlaşarak ilk adımı attı. Yapımcılığını üstlendiği ilk filmi &quot;A Dog's Life&quot;ı çekti. Ardından &quot;The Bond&quot; ve &quot;Shoulder Arms&quot; adlı savaş komedilerini çekti. Bu filmler ile Chaplin'nin popüleritesi artmıştı. 1919 yılında &quot;Sunnyside&quot; ve &quot;A Day's Pleasure&quot;ı çekti.<br />
<br />
1919'da Mary Pickford, Dougles Fairbanks ve D.W Griffith ile United Artists Şirketi'ne ortak oldu. Şirket oyunculara ve emeği geçenlere adil bir şekilde ücretlerinin ödenmesini öngörüyordu. Oyuncuların çalışan olarak yer aldığı bu şirkette, ücretler yöneticiler ile oyuncular arasında paylaştırılıyor ve oyuncuların hakları gözetiliyordu. Kendi finansmanına sahipti. Böylece Hollywood'da bugünkü tarzda ilk film şirketi kurulmuş oldu.<br />
<br />
Charlie Chaplin, United Artist'deki işine rağmen First National Şirketi'yle anlaşmasını yenilemek durumundaydı. Böylece 1921 yılında 6 filmlik bir anlaşma imzaladı. İlk çektiği film olan &quot;The Idle Class&quot;da sinema dünyasının en ünlü çocuk oyuncularından olan Jackie Coogen ile çalıştı. Aynı yıl Londra, Paris ve Berlin'i de içine alan bir Avrupa turu yaptı.<br />
<br />
Bu gezisinden sonra Amerika'ya döndüğünde United Artist'deki işine aktif olarak dönebildi. Bazı düzenlemeler yapıldıktan sonra içinde &quot;Woman İn Paris&quot;(1923), &quot;Gold Rush&quot;(1925), &quot;Circus&quot;(1928), &quot;City Lights&quot;(1931), &quot;Modern Times&quot;(1936) ve &quot;The Great Dictator&quot;(1940) adlı filmleri çekti. &quot;City Lights&quot; ve &quot;Modern Times&quot;ın çekildiği dönem sesli filmin ilk dönemleriydi. Sessiz film mantığı ile çekilen bu filmlerde sadece ekektler ve müzik kullanılmıştı. Bu filmlerde özgürce çalışma imkanı bulduğundan kendi tarzını açıkça ortaya koyabilmişti. Filmlerde siyasi ve toplumsal göndermeler bulunmaktaydı. Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu gözlemlemiş ve filmlerinde bunu eleştirmişti. Halk tarafından filmler beğenilmesine karşılık Amerika vatandaşı olmayı reddetmesinden dolayı karalama çalışmaları sürmekteydi. Yaptığı evlikler ile de dikkat çekmişti. Çok genç yaşta olan eşleri ve hakkında açılan babalık davası gündemi meşgul etmekteydi. &quot;Gold Rush&quot; filminde komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle Amerika'ya girişi yasaklandı. Bunun üzerine karısı ve çocuklarıyla İsviçre'ye yerleşti.<br />
<br />
1947'de &quot;Monseiur Verdoux&quot; ve 1952'de &quot;Limelight&quot; adlı filmeri çekti. Ardından Amerika'yı ve yaşam tarzını eleştirdiği &quot;A King in New York&quot; adlı filmi çekti. 1966 yılında ise başrollerinde Marlon Brando ve Sophia Loren'nin oynadığı, kendisinin de hem oynayıp hem yönettiği &quot;A Countess From Hong Kong&quot;u çekti. Ölümünden önce müzik, spor ve yazarlıkla uğraşıyordu. &quot;My Trip Road&quot;, &quot;A Comedian Sees The World&quot;, &quot;My Autobiography&quot; ve &quot;My Life in Pictures&quot; adlı kitapları yazdı. Solak olmasın karşın büyük bir kolaylıkla keman ve çello çalıyordu. Bunun yanında filmlerinde geçen bazı şarkıların compozitörlüğünü yapmıştı. Bu şarkılar, &quot;Sing a Song&quot;, &quot;With You Dear in Bombay&quot;, &quot;There&#8217;s Always One You Can&#8217;t Forget&quot;, &quot;Smile&quot;, &quot;Eternally&quot; ve &quot;You are My Song&quot; idi.<br />
<br />
&lt; 1929 yılında ilk kez düzenlenen Oscar Ödülleri'nde &quot;The Circus&quot; filmiyle &quot;En İyi Erkek Oyuncu&quot; ve &quot;En İyi Komedi Filmi Yönetmeni&quot; dallarında adaydı ancak ödülü vericek komite ona özel ödül vermeye karar verdiler. Böylece ilk &quot;Oscar&quot; Ödülü bu oldu. 1972 yılında ise ikinci kez aldığı &quot;Onur Ödülü&quot;nde ise sahneye çıktığında 5 dakika süresince ayakta alkışlandı. Bunların dışında &quot;Monseiur Verdoux&quot;, &quot;City Lights&quot; ve &quot;Limelight&quot; ile başka Oscar Ödülleri de aldı.<br />
<br />
&quot;Slapstick&quot; yani vücut dilinin ön planda olduğu, oyuncuların yaptığı hareketlerle izleyiciyi güldürmeye çalışan bir komedi türü olan hareket komedisinin başarılı oyuncularından olan Chaplin, sinema dünyasına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Filmlerinde politik mesajlarını komedi ile birleştirerek sert bir biçimde vermiş ve bu yüzden Amerika'dan sınırdışı edilmişti. Ancak buna rağmen iki kere Oscar Onur Ödülü kazanmış ve 1975 yılında &quot;Sir&quot; ünvanı almıştır.<br />
25 Aralık1977'de 88 yaşında iken uykusunda öldü. Ölümünden sonra 1 Mart1978'de vücudu Polonyalı ve Bulgar bir grup tarafından ailesine şantaj yapmak amacıyla çalındı. Olaydan 11 hafta sonra bu kişiler yakalandı ve Chaplin'nin vücudu mezarına yerleştirildi.</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8080&amp;d=1210172278"  id="attachment8080" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8080&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172278" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  B00079FGP8.02.LZZZZZZZ.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  40.5 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8081&amp;d=1210172312"  id="attachment8081" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8081&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172312" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  a-king-in-new-york.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  24.6 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8082&amp;d=1210172361"  id="attachment8082" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8082&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172361" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  monsieur_verdoux.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  41.0 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8083&amp;d=1210172410"  id="attachment8083" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8083&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172410" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  2253-b-the-great-dictator.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  77.0 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8084&amp;d=1210172440"  id="attachment8084" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8084&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172440" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  moderncard2.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  30.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8085&amp;d=1210172485"  id="attachment8085" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8085&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172485" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  circus-2.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  20.4 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br /><a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8086&amp;d=1210172518"  id="attachment8086" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8086&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172518" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  1500-1254~Gold-Rush-Posters.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  33.3 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8087&amp;d=1210172590"  id="attachment8087" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8087&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210172590" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  KID IDLE CLASS R73.JPG
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  17.6 KB" /></a>
&nbsp;
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/perde-arkasi/">Perde Arkası</category>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/perde-arkasi/22812-charlie-chaplin/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Magnolia</title>
			<link>http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22811-magnolia/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2008 14:49:54 GMT</pubDate>
			<description>Yönetmen;
Paul Thomas Anderson

Yıl;
1999

Oyuncular;
Julianne Moore	... 	Linda Partridge
William...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yönetmen;<br />
Paul Thomas Anderson<br />
<br />
Yıl;<br />
1999<br />
<br />
Oyuncular;<br />
Julianne Moore	... 	Linda Partridge<br />
William H. Macy	... 	Donnie Smith<br />
John C. Reilly	... 	Officer Jim Kurring<br />
Tom Cruise	... 	Frank T.J. Mackey<br />
Philip Baker Hall	... 	Jimmy Gator<br />
Philip Seymour Hoffman	... 	Phil Parma<br />
Jason Robards	... 	Earl Partridge<br />
Alfred Molina	... 	Solomon Solomon<br />
Melora Walters	... 	Claudia Wilson Gator<br />
Michael Bowen	... 	Rick Spector<br />
Ricky Jay	... 	Burt Ramsey / Narrator<br />
Jeremy Blackman	... 	Stanley Spector<br />
Melinda Dillon	... 	Rose Gator<br />
<br />
<div class="forumhomediv"><div class="forumhomelatestpostheader">Ayyas Visual Trip</div><div><object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/zwXDHSrNFbQ"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/zwXDHSrNFbQ" /><param name="wmode" value="transparent" /></object></div></div><br />
<br />
Üzerine yorum yapması zor bir film benim için..Bir nevi Inarritu tadı..Kesişen hayatlar,toplumsal roller ve pişmanlıklar..En güzel tarafı da bol bol simge ve tevrat/incil referansları.. <br />
<br />
Tom Cruise'a katılmadan edemediğimi belirteyim;&quot;Respect the cock,tame the cunt!&quot;</div>


	<br />
	<div style="padding:6px">

	
		<fieldset class="fieldset">
			<legend>Eklenmiş önizlemeler</legend>
			<div style="padding:3px">
			<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8077&amp;d=1210171611"  id="attachment8077" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8077&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210171611" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  magnolia1.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  48.5 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8078&amp;d=1210171611"  id="attachment8078" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8078&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210171611" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  164040__magnolia_l.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  36.8 KB" /></a>
&nbsp;<a href="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8079&amp;d=1210171611"  id="attachment8079" target="_blank"><img class="thumbnail" src="http://www.ayyas.com/attachment.php?attachmentid=8079&amp;stc=1&amp;thumb=1&amp;d=1210171611" border="0" alt="Orijinal halini görmek için resme tıkla

Isim:  293.cruise.magnolia.110707.jpg
Görüntüleme: Müsait Değil
Boyut:  22.8 KB" /></a>
&nbsp;<br /><br />
			</div>
		</fieldset>
	

	

	

	

	</div>
]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/">Film - Dizi Yorumları</category>
			<dc:creator>JosefK</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.ayyas.com/film-dizi-yorumlari/22811-magnolia/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Alemdar Kurtarma Gemisi</title>
			<link>http://www.ayyas.com/beyin-firtinasi/22810-alemdar-kurtarma-gemisi/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2008 13:45:43 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*MİLLİ Mücadele başlamış, Anadolu&#8217;ya silah ve cephane yetiştirmek gerek. Ama Milli Donanma birkaç...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>MİLLİ Mücadele başlamış, Anadolu&#8217;ya silah ve cephane yetiştirmek gerek. Ama Milli Donanma birkaç gemicik ile motordan ibaret. Donanma Haliç&#8217;e hapsedilmiş. Denizcilerimiz Milli Donanma&#8217;ya yardım etmek için çırpınıyorlardı ama buradaki gemileri kaçırmak çok zor.</b><br />
<br />
Birinci İnönü Savaşı&#8217;ndan az sonra birini kaçırırlar.<br />
<br />
Bu, <b>Alemdar</b> adlı tahlisiye (kurtarma) gemisidir.<br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/alemdar2.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/alemdar2.jpg\', 539);" /><br />
<b>BİSMİLLAH VİRA</b><br />
<br />
Gövdesi galvanizli çelikten yapılmış, 23 yaşında, 362 tonluk, motoru 750 beygir gücünde, çift kazanlı, 12 mil hız yapabilen küçük, sağlam, kıvrak bir gemi.<br />
<br />
Soğuk, rüzgárlı bir kış gecesi (23.1.1921). Bütün gemiler uykuda. Alemdar&#8217;ın dış görünüşü de öyle. Ama içinde hummalı bir hazırlık var. Kaptan yok. Gemi çarkçı Üsküdarlı Osman Efendi&#8217;nin komutası altında. Bu gece yarısı kaçacaklar. Gemide, ölümü göze almış 9 denizci de istim üstünde.<br />
<br />
Saat 01.00&#8217;de baş ve kıç fenerler söndürüldü.<br />
<br />
&#8216;Başüstü, bismillah viraya hazır ol!&#8217;<br />
<br />
&#8216;Bismillah vira&#8217;!<br />
<br />
<b>BATIRIN EMRİ</b><br />
<br />
Sessizce demir alındı. Boğaz&#8217;ı dolduran İngiliz ve Fransız gemileri arasından geçerek Karadeniz&#8217;e doğru ilerlediler. Yollarını kesen İngiliz karakol gemisini, &#8216;Karadeniz&#8217;de batmak üzere olan bir gemiyi kurtarmaya gittiklerini&#8217; söyleyerek uyuttular.<br />
<br />
Alemdar Karadeniz&#8217;e çıktı, azgın dalgalarla boğuşarak Ereğli&#8217;ye doğru yol aldı.<br />
<br />
Sabah Alemdar&#8217;ın kaçmış olduğunun anlaşılması, İstanbul&#8217;da büyük heyecan yarattı. İşgal Kuvvetleri Komutanı, geminin kesinlikle yakalanmasını, teslim olmazsa batırılmasını emretti.<br />
<br />
İstanbul kaynarken Alemdar, Ereğli&#8217;ye ulaşmış, Çobançeşmesi önüne demirlemişti.<br />
<br />
<b>TOPRAĞI ÖPTÜLER</b><br />
<br />
Dokuz denizci karaya çıkıp Anadolu toprağını öptüler.<br />
<br />
Liman Reisi Nazmi Bey, Ereğli halkı, milli çeteler koşup denizcileri kucakladılar. Damla damla kurulan donanma bir gemicik daha kazanmıştı. Ankara, Alemdar&#8217;ın mürettebatının tamamlanarak Trabzon limanına hareket etmesini emretti. Ereğli&#8217;de deneyli denizci çoktu. Kadro tamamlandı. Kaptanlığa sivil İsmail Hakkı Kaptan getirildi. Çarkçı Osman Efendi hastalandığı için Ereğli&#8217;de kaldı.<br />
<br />
26 Ocak sabaha karşı hareket ettiler.<br />
<br />
Devriye gemilerine yakalanmaktan korkuyorlardı. Korktukları başlarına geldi. Bababurnu açıklarında Fransız C-27 gambotu ile karşılaştılar. Gambot top ve makineli tüfekleri ateşe hazır, projektörlerini üstlerine çevirerek hızla yaklaştı, Ermeni tercüman aracılığıyla teslim olmalarını istedi.<br />
<br />
<b>MECBURİ ROTA</b><br />
<br />
Alemdar&#8217;da sadece iki kişide silah vardı. Direnmek mümkün değildi. Bazı silahlı Fransız askerler Alemdar&#8217;a geçtiler. İsmail Hakkı Kaptan gemisini büyük bir acı içinde gambot komutanının verdiği talimata uyarak Zonguldak&#8217;a yöneltti.<br />
<img src="http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/qwale.jpg" border="0" alt="" class="resizeimage" onload="resize_image(this, 'http://www.ayyas.com/galeri/files/8/4/3/4/qwale.jpg\', 539);" /><br />
SABAH erkenden Zonguldak&#8217;a gelindi. Zonguldak, Fransız işgali altındaydı. Gemide yapılan ayrıntılı bir aramadan sonra Zonguldak Liman Komutanı Yüzbaşı Tilli, 5 silahlı Fransız askeriyle gemiyi işgal etti. Askerleri kritik yerlere dağıttı, kendi kaptan kamarasına yerleşti. Komutayı eline almıştı. Gemiyi İstanbul&#8217;a hareket ettirdi. C-27 gambotu, bir mil geriden Alemdar&#8217;ı izliyordu.<br />
<br />
Alemdar, İstanbul&#8217;a doğru hareket etti.<br />
<br />
<b>ROTA EREĞLİ</b><br />
<br />
Gemi subaylarının sabırla bekledikleri an gelmişti. Tayfalarla kaşla gözle fısıldaşarak anlaştılar. İsmail Hakkı Kaptan beklenen parolayı verince İkinci Kaptan Ali Dursun Tevetoğlu, öteki subaylar ve tayfalar yüzbaşının ve Fransız askerlerinin üzerine atıldılar. Silahlarını alıp etkisiz hale getirdiler. Kaptanın neşeli komutu Alemdar&#8217;ı bayram yerine çevirdi:<br />
<br />
&#8216;İstikamet Ereğli, makineler fayrap!&#8217;<br />
<br />
Serdümen Recep Reis neşe içinde Ereğli&#8217;ye dümen kırdı.<br />
<br />
<b>ÖLÜM YARIŞI</b><br />
<br />
Alemdar&#8217;ın döndüğünü gören C-27, otuz metre yaklaştı. Alemdar&#8217;ın yönünü İstanbul&#8217;a çevirmesini istedi. Alemdar her şeyi göze almıştı. Tınmadı bile. Yoluna devam edince, ölüm yarışı başladı.<br />
<br />
C-27 makinelileri ile ateşe başladı. Topuyla korkutmaya çalıştı. Fransızlar da ölür korkusuyla Alemdar&#8217;ı batırmaktan kaçınıyordu. Yanaşıp Fransızlardan alınan silahlarla karşılık verdiler. <br />
<br />
<b>TOPÇUYU DEVİRDİ</b><br />
<br />
Çarkçıbaşı Adil Bey keskin nişancıydı, top nişancısını devirdi. Fransız gambotu ile Alemdar