"Hele Bi Oku, Korkma!" Medya'da Holy Bible : Nivyork Tayms : Yeni bir akım! Vaşington Post : Bush Daha iyisini yapar. Salvador DALI : Adamlar Noktayı koymuş. Bırakıyorum ben bu
|
#1
|
||||
|
||||
|
Ayyas.com - Holy Bible (Tek Kelimelik Gırgır)
"Hele Bi Oku, Korkma!" Medya'da Holy Bible : Nivyork Tayms : Yeni bir akım! Vaşington Post : Bush Daha iyisini yapar. Salvador DALI : Adamlar Noktayı koymuş. Bırakıyorum ben bu sürreal işleri. Önsöz : Ne ararsın tanrı ile aramda / Sen kimsin ki orucumu sorarsın Alıntı:
Yasal Uyarı-1! : Bu eser, fikir ve sanat eserlerini koruma kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu eseri kopyalamak, kaynak göstermeksizin kullanmak, alıntı yapmak, umuma açık yerlerde yayımlamak, neşretmek, teşhir etmek köküne kadar yasaktır. Yaparım diyen babayiğit çıksın alnını karışlayalım. Kelam-ül Ayyaş-û Kebir Bölüm I : (Cennetten Atılış) Ayyaş, bir eğlence, alkol gibi çarpar adamı. Köpek libido, dağıtmış masayı. Ağrıyan dişini kerpetenle çekmiş, sonra almış götürmüş çöpe atmış atmış gitmemiş, sonra tekrar denemiş. Hıyarın biri tutmuş çekiştirmiş ipi, sonra da ayak parmağı pişirelim, kusalım, temizleyelim ki, iman dolsun, sevap işleyelim. huriler, Nuriler hep beraber otobüsler, kamyonlar kesmiş belki ama yarın börülce sevmediğim için pizza ısmarlamıycam sizlere. Sözünü tutmayan Hıncal'ın fularını bebek beziyle birlikte birlikte birlikte yıkasın. Yıkamayan pislik, bok beraber tatak ardından plastik kabın kenarlarına yazı olarak hiyoroglif ve sürreal isimler lizard kabadayıdır dermişim desek te diyecekken enson aslında dündü buralardan hangi seferde tarihin antik kentlerinden gelen büyüleri Kyrnn'e gönderirken sturm ve Tanis, Raistin'le grupsex yaparken kusarak Frost'un üstüne atlayıp onu Kitiara'ya götürmeyin, gelirken bakkaldan kırmızı elma suyu yerine vişne çürüğü ve dut karası saçlı hatunun gözlerinde cillop gibiymiş derken ayağı burkulan adam inlemeye başlamış. Fırsatçı muslukçu uykusunda evlenmiş. Çocukları olmuş,büyümüşler. Sonra da testis gelmiş çocuğun ağzına vermiş emziği sonra ağzından düşmüş. Pislenen dudaklarını klorakla temizlemiş. Ardından at!a binmiş, sonra attan düşmüş amuda kalkıp, kalkamadan kamyon ata çarpmış. Atın kafası kopmuş, çocuk emziği yutuvermiş. Korkudan ödü götüne (onrush: zuhaha dur) sonra çıkarmış. Akşam olmadan 3 duble rakı devirmeden, mezeleri götürmeden, tabağı sıyırmadan yemek üzere lokantaya varmışlar. Garsonma bakarak "şşş, bakbi. Sen ne güzel şeysin öyle. gel bakiim mutfaa" demiş. O anda bakmış dah az, küçük bir uyuma yolunda adım atsam diye düşünürken düşünürken, birden yağmur başladı. "İbne!" dedikarşısındaki adama. Midesi bulanarak tuvalete kusmaya gitti ardından takımları açtı, tamamlar mı diye düşünerek kurcaladı. Takımları eşek kadar taş oldu. Kırılmaz camı tekmeleyerek minare balkonundan aşağıya takımı salmış. Korkmuş, altına etmiş. Bakmış ki sadece imam kızartan cemaat, olmakla olmamak arasında karar verememiş. Yürümeye başlayan genç, haritasını cebinden düşürmüş, kaybetmiş. Üzülmüş. Ağlıyarak osurmuş. Kokudan kal gelmiş. "Ealllaaah!" diyerekten saldırmış. Arkadan gelenler koşarak kaçıştılar. Duymuş ki bunlar onu tanımayanlardı. korkmaya yüz tutmuş. Birden kafası kanamış. Yukarıya kaçmış ki arkasından titanlar ve tutunamayanlar, Haradlar ve Mamutlar gelmesin ki geerksiz yer kaplamasın. Sonra kopartmadan a.k. ben salakmıyım da bu ayyaş herife vereyim. Ama canım isterse hiç otobüs durağı otobüssüz olur dedirtmem. Desem de muşmula yemekten bıkar mıyım a.k. dedi. Birden oda ne bir Kayserili pastırmayı bütün gün yerse nasıl zıcar ki? basuru iğrenç bi şekilde kopsun, rahatlasın(?), oturabilsin(!) ki evine giderken kopan basur parçasını kapan bir kedi, afiyetle yavrusunu emzirmiş. Bakmış sütü bitiyo gitmiş komşuya(?) rica etmiş bi kova süt vermemişler. Bunun üzerine yavrusunu alıp veterinere gidecekken erkek bir ördek koşarak klozetin içine zıçıp, dışına kustu. O da yetmedi duşa girip a.k. dedi. Cenabet habercisi cenabetleri cenabsız bırakmayıp tuttuğu şeyin ç.kü kime girsin ki? Liz onu ne yaptı demesinler diye sokup sokup çıkardı. Eninde sonunda verecekti Cebrail'e elindeki sopayı ama a.k. kıyamadı sopanın uykusunda kabus görüp korkarak zıpladıktan sonra kıçına attığı tekmeyle kendine gelemeden karşısına çıkan Cyclops'a, Godzilla aşkının su testisi su yolunda çatlamadan bardaklara dökülerekten getiren ayyaş dua mı okuyor dedikten sonra derin mevzulara tüple gaz kaçırırken malın biri pişşt diyerek önündeki öküzümsü merdivenleri hayıflanarakhazırlanırken birden, bir osuruk böceği belirivermiş. Osura osura Kahramanmaraş'tan 31.bölgeye kadar tahin pekmez dağıtan pekmezcinin taaa a.k. dediği anda "heeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyytt ttttttttttt!!!" diyerek lizard'a koymuş. Oha(!) nidasıyla irkilen kedicik köpeği (Tanthalas : yine'mi kedi ya) müstesna olaydan önce arkasına bakarak kaçarken duraksadı. Yaptığı şey kılıcını temizlemek oldu. Kanlarla bulanmış gözüslerini ellerken iğrendiğini fakat bir o kadar da zewk aldığı inkar edilemez olan abazalar tarafından rehin alınan bayan her sabah vır vır konuşmaktan bıkıp artık yeni aldığı vibratör (!) sayesinde zıp zıp zıplayarakdan (Junkie_XL : gizli sözcük var sanki) kanguru misali kaplumbağa edasıyla tırnaklarını kedi gibi sallayaraktan bi tarafına (Tanthalas : ayrıca bıktım şu kedilerden!!!!!!!!!!) gizlemeye üşenmemiş kakasınıhalıya değil masaya değil her yere de değil sıçtı işte be evdeki tuvalete mi? Yoksa mutfağamı a.k. lan diyerekten, siverekten, nerde olduğu konusunda muğlak bi şekilde içerek ölümsüzlüğünne kadar noktan bir iki tutarsın ki mi kişiler kesiştirmesinden (bernoulli : sıçış..1) yoğrulmuş hamur gibinvıcık vıcık yağ. Yine de offfff dedi. Sıkılmıştı, bütün arkadaşlarını becermek istiyordu. Sapıkça emellerine bir ışık süzmesi aktı derinlerden. Ve derinlere aitkişiliği yüzüne yansımış, holyarmor aynadan patlama, makara-kukara derken kulaklarıyla medeniyet yuları fıkrasına uyması kendisinin istediği büyü kitabını çalar iken aniden yakalanır. Mitsularla birlikte yürürken patlar ama bişi onu dürtükler. gıdıklanan ayakları kokuyordu felaket. "Git lan!" dedi. Derken sırtında birden dikenler mi çıktı acaba? Yoksa dikenler mi yoksa dikmeyenler mi? acaba neydi bu sırtındakiler? Merakla elini onlara uzatırken birden bire arkasından gelen uğultuyu farketti. Farkeder farketmez koşarak bir ağacın önüne değil arkasına...evet arkasına ne var diye bakarkene ağacın aslında ağaç değil de bir kapı gibi olduğunu, kilidinin ise gizli anahtarını yerdeki ıslak yaprağın altında usulca yatan anahtarı alırken eline, bir hamamböceği gibi görünen şeyi farketti, aldı ve cebine koymadan önce şööööleeeee bi (!) koklamış, yalamış, osurmuş, üstüne bir de sonra zıçıvermiş. Anlamış ki herşey boşa gitmiyor. Peki nereye gidiyor? Bütün kalbiyle yanında olan teyzesinin en müteşekkir duygularla saydığı böcekleri yediği anda arkadan osuruk atan kalleş böceği farketti. Ama tam diğer tarafa kaçacakken ayağı tavşana değil bir bukalemuna da değil su ineğine barnak attı. Bölüm II : (Sitin İntikamı) Başlayalım ya da başlamayalım. Kedi tırmalamış seni hem de çok kötü. Sonra gidip çizikten akan kanı yalamış. Yalarken farkedememiş dilindeki çıbanı. Acı içinde kıpraşmış. Sonracııma dilini emmeye(!). Bu sırada elindeki kılıcı karşıdan savurarak gelen kafasını görmediği gayi tutmuş atıvermiş tekrar lağıma. Farelerin peynirlerini eritmiş, mikrodalga fırına ama olmamış. Neden diye sorma. Pisicik "miyavvv" dedi. Dilini çıkardı, tekmeyi tam yiyecekken havadan çöp kovasına girdi. Derken arkasından yaklaşan sıçmatarlı kusmuklu Dark Elf'i saçından tanıdı ama çok geç, ne olursa olsun savaşıcam dedi ve tırnaklarını yaladı savaşmaya hazırdı fakat bir engel a.k. Ne engeli? Kılıcı kınından çıkardı sağa sola sallamaya devam ederkene ayağı koccaman bir boka sanki sevişirmişçesine atladı atına ama sulu şakalar yapmaktan hiç anlamaz. Pisliğin burnu yoktu onun yerine kıçında kuyruk sokumunda yara olan pörsümüş yarasayı kızarttı tranzistör ile . "czzzzzooooorrrrrrtttttttt" diye cılkını çıkarmışşşş. Sonracıma asfalttan bir tutam zencefil koparamamış. Ziftli iğrenç sümüklü böcek çıkageldi arkasından ve hiç beklemeden klavyeyi hışımla başına ve kıçına vurmaya, tam anlamıyla lavuk gibi hıyar darbeleriyle öldüresiye oğlanmışçasına sünnet olmadan gelmiş. Omzunu ısırıp kaldırıma sıçmış, ardından işemiş. Bakmış, bir de ne görsün? Bir bizon!! Ağlıyor, sızlıyor. Yanına gidip başını kıçına sokmuş çıkarmış. Bizon ıkınıp patlamış. İç organları her tarafa dağılmış. Kalbini bir prenses çalmadan kapmış kovayı kapamış üstüne. Bir de testereyle kafatasını Hamlet'e, açmaya poğaçaya benzetmiş. Arkasında duran şahin k.ya benzeyen ikizini, pamuk prensesi düdklemiş çünkü nasreddin hoca onu kazan gibi bir güzel saklanarak yalınayaklarından eski çoraplarını koklamış. İlelebet leblebi tozu yalamaya inandıkça gözleri mahmur mahmur ve fıldır fıldır gırgır elinde elizabet işe koyuldu. Katina elinde kakası yiyemez şekilde. Bu yüzden uçuşunu başka kafalara kakaraktan altına yatmış olup, dötünü domaltıp ossuruvermiş. Osuruktan nem kapan ahtapot koşarak karşıdaki ambulansa boşalmış. Koşmuş a.k. lavaboya. Giderken saçlarının dertlerini hatırlamış. Oturmuş armut gibi. Sapını da çöpünü de gümüşlemiş ama çekirdeklerini doldurmamış aslında. Antartika'da bidon başına düşen tuzlu sunun yarısı kadar gökten kargalar üşüşmüş. Bidondaki tuzlu solucanlara olta takan lizar king gibi manyaklar mı balak yakalar. Sanki balıklar suda değil de havada gibi öylece telefonla yakalanmayı düşünmeden taşınmadan konuşur cengiz han'la. Neden bilinmez sazlıklardan havalanan ördekler için üzülür. Aniden baltasını çıkartır ve baltanın gümüşten keskin palasını ördeğin kafasına tercih eder. Elinde baltayla şaşkın korkuluğun pnatolonunu açarak ortaya çıkan minik şeyi kökünden keserek scarecrow'a hot dog diye satmaya çalışmış ama scarecrow aç değilmiş. "Nıhahah!" şeklindeki narasını bastırmadan hemen mastürbasyon eylemiş. Çıkan bir de bakmış ki, bakmamış, yok yok bakmış, fışkıran çamurmuş mu acaba? Evet değildir. Şaşırmış. Petrolmüş. İçerek azmış kudurmuş kusmuş bir de bakmış ki odundan da sıcak bir banu alkan varmış. Afrodit tatil köyünde konaklarken zeus titanlara kek dağıtıyormuş. Herkül de mekik çekerken Zeyna gelmiş, dağıtmış. Ayakkabılarını kafasına kakmış. Çekiçle Hattori'ye değil de hanzo'ya vuracakken nah çekmiş. Hanzo'da götüne yerleştirmiş y.rrağı ama kopmuş gülmekten, gıdıklıyormuş. Çünkü çok gothicmiş gıdıklayan. Köpeği kuyruğuna oturtmuş sonra da aşık olmuşşşş. "ay ay ay ay ay ay ay ay ay!" demiş ve bayılmış. Ayıldığında içinde anlamsız bir gaz oluşmuş. Birden "ZZZZZZZOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOORTTTAATATATATTTTAAARİİİİİİİİİİİYYYYYAAAAAAAHOOOOOOOOOOOOVAAAAAAAaaaa. ..!" şeklinde dinazor paraşütünü açmış. Fezanın karanlığında kör kör topal topak gibi anlamlar çıkarmış ağzından. Düşünmüş kara kara "Nasıl yedim ben bu y.rrağı diye". Ahhh etse de yemiş bi kere. Sıçarken canı çıkmış. Kıçında çıbanlar batıyormuş. Dolayısıyla da zevkle gelemiyormuş. Sonra kayseri spor pastırma yapıp uzaklara yollamış... Atını hızla sibiryaya kargoyla göndermiş ama kırılmış atın tarrağı. Dökülmüş kahvesi, oysa kahvenin kafeini sütle yıkanırken arkasından çay içince midesi ve beyni allak bullak olmuş a.k. Ohaaaaa demiş şoka giren girmiş çıkan ambole mi abone olarak kaçmış. Arkasından sokuvermiş mızrağını dötüne ama çıkaramamış. Patates çuvalını sırtlayıp mızrağın ucunu çuvala batırmış oğlan. Sleepless yapmış. artondan kuleler yaparak sevinmiş sonra kafasını tutmuş ayaklarını omzuna koyamamış. daralmış. Otsbir, otsiki, malafat felan, nebuyaa, güzel, derken çirkin ördek derede uçarken avcı tüfengini alıp altına ördeği bağlamış. Bakmış kaçıyo hemen tutup ağzına sıçmış. Bakmış yemiyo olaya renk katmak için korkarsan gel yanıma korkmazsan sakın gelme diye kaşımış kulağının arkasını. Ne görsün ! Solucanın teki donuma kaçmış. Pipisini cetvelle ölçmüş. 21 cm'lik aklını ateşlerde değil sokaklarda kaldırım taşlarını kaldırark altında ezip lokantaya dalmış. Döner bıçağını kapar gibi yapmış ama kenardaki iskemleye tekme tokat girerek dayak yemiş. Korkarak elini fermuarının arasına kaçırmış. Eşşek ziki gibi zikini yaladıni, dilin mayhoş. Tut at silahını, kaldır yere at. Yeter artık sokma köküne. Suyu iç, sıç diye cebinden portakal suyu çıkardı. Al sok bunu. Ebenin su borusuna girmiş sonra çıkamamış. Tekrar sokmuş sonra çıkarmış. Diğer kediler kıskanmış, bana da bana da demeye başlamış, ama, ama değil göte sokmuş. Ağzı dahani bana demiş. Raziel sıçtın batırdın, çok zor olmadı derken bir yaşlı adam karşıdan çıkagelmiş. "Senin a.k." demiş. Sigarası bitmemiş çünkü adam sigara içmiyormuş. Elindeki aleti iyice kavrayarak ağzına kafasına geçirmiş. Bunu gören köre doğru zıplamış. Düşmüş, kalkmış bi daha düşmüş kalkamamış ve sonra kendine sormuş : "Acaba neden ben kalkamıyorum. Acaba büzüğüm işkillendi de ondan mı? Sanmam" demiş. Küsmee yeter ki sev ama daşşaklı sev ki çocuklarımız sanki zeus ve afrodit çıkmış gibi yaparkene aslında çıkmasın. Neden diye düşünsün fekat hiçbir zaman bulamasın. Ebesinin kıllarını koklasın, yalasın, burnunu niksin. Kedi bir de çatıda tuvalet ile altına ve üstüne fekat önce horozun ibiğine sonradan dokundurmuş. Rieper'in awp si ile beraber mutluca mutlu sona giderken aniden titredi. Kalp şeklinde iki kurabiye pişirp komşuya veresiye satarak binlerce fare yemiş. Kusmuş midesinde hiçbişey kalmayıncaya kadar. Fakat fareler sıçtıkça işeyerek doldurdular klozeti ve banyoyu pislik içinde bırakarak yalandı. Aslında pipileri kısaydı desem de uzun olan da vardı. Bilakis hayretle düşünmek aptalca oturmak daha da içine sok ama. Şiddetli bıçak matrix trinity'e 3 ün 1 3+1 nescafe ısmarlamış. Dötü kalkmış nescafeyi dötüne dökmüş kılları yanmış temizlerken eline bok gelmiş ve yemiş, kusmuş, bir de gülümsemiş sonra kırıtmış. Görünce dayanamamışağlamış ama gözyaşları akmamış. Neden ise gitmiş haz ziktir demiş. Takılmasyon bir ayı üzülerek yemeğini yedi. "Ohh" çekti sonra sorma, osurdu. Kokudan yüzüyeşerdi. Çiçek koklamaya gücü kalmadı. Çünkü eroin gibi damarına tütün basmış. Kafası dağılmış. Gözünü 19 Mayıs günü göklere, büyük an geldiğinde dikmiş ve koskocaman gözalerle bana baktı ardından. uçak gibi ses çıkaran manda kılıklı herifin teki tutmuş eşşeğe binmiş. Önünü haramiler tırmalamış fakat tırnakları acaip kanamış kan yalamak istemiş. Tırnaklarını somurmaya başladı. Arkasından gelen hobit yüzüğü yemeye düşürmüş, ısıtmış. Yazılar ortaya birden çıkmış. Kapıdan bir gandalf bakmış. Kan gölü su dükmek itibariyle sulandırılmış. Yoğurtlu kaseyi fırlatmış. Kaseden taşan damlacıklar esenin boynuzuna dökülünce çifte atıp kişnedi. Toynaklarını taşa yasladı. Yaslayınca çatladı. "Çatırt!" sesini duyan eşşekler dört nala kaçıyordu ki derken karşılarına kocaman taş kıçlı cadı, pis sakallı kurbağaya tükürmüş. Balgamı yere düşünceee kafası patlamış ölmüüüüşş... Nolmusss.... Ölmüşşşşş...diye dil çıkarıp ölcek çürüyecek bitecek, kurtlar her yanını kemircek. Sarmış kurutmuş daha seksi bi şekilde döndü, verdi. Elindeki gramafonu eşek yedi. Bölüm III : (Cedayın Dönüşü) Sıkıntının çaresi böyle bende olsa idi çoktan intihar etmezdim. Krem şanti sürüp, kulak memelerime masaj yaparken nemlenen vücudumu, vücuduna doğru gererek sarılmış ve birden sıcacık göğüsleri dokundu. O an televizyonun içine girdim. Meğerse rüyadaymışım. Aslında gerçekleri kimse köpeklerden saklayamazdı. Nokta koyarken 3 kere düşün, virgülde sıçmadan önce nefesini tuttu, kıçından bırakmaz ama donu delinmiş. Başı büyük gözükmüş. Utanmadan eline almaya çalışıyo, olmuyo. Ağzıyla deniyo yine olmuyo. Tutuyo burnuna sokuyo. Bi de ne görsün, burnundan iğrenç iğrenç, ipiğrenç, hem de yeşil sümüğüyle beraber oğlan slipcan dolaşacan, alacan ağzına sokacan. Boğulup geberecek. Öteki tarafı şişecek patlıyacak, yok çatlıyacak. gebermezse olmaz deme, ya olursa. Boşver. Hayır, oldu. Güzel olamaz, neden? Çünkü istemiyorum. S.ktir Lan!! Telefon sapığı yetmez mi. Gel anam gel göstereyim sana dünya kaç bucakmış. Ama birden, Ne diyonus, size taktığım gibi uçarsınız semalarda, düşersinizboklu derelere gelesiceler. Ağzını burnunu düzeltiseceler. Dübürleri büzüşmüş, sıkışmış, yapışmış, eli yüzü dağılmış, dönmüş, parçalanmış lastik. Olmamış, tekerlek sana girerken aniden u dönüşü yaparak ağzına patlatmış. Patlarken kulağına manda kaka yapmış ama kapaktan damlayan kan gövdeyi doldurur. Ama taşarsa pislenen tuvalet leş kokulu, sevecen kurtçuğa selam dedim. Hepsi manyak alerjik olmasada kısmi top ve gay olabilirlerdi. Fakat şartlar elverişsiz, yollar taşlı, hancı sarhoştu. Alageyik, şizofren olan sevgilisine boynuz takmayacak sanan aptal tamber, göt düşkünü inek sikti. Sikerken yakalandı. Horaza nedemek? Seni bulup sarılıp öpmek istemem. Öpersin diyosun. Marshallsın amfimsisinden. Anlayan hıristiyan papazlar kutsasın, amen. Dedi ve yolua yoluna ağlayara, inleyerekten şüphelendiği bebeği doğurup seyfen ve cebren, pipisinden öptü. Sonra dudaklarını ısırarak kanattı. İğrenç ötesi bir şey. Sülük misali yaptığını bilmeden emmeye sıçmış fekat televizyonda reklamlar hayalgücünü kazıklayarak alışverişte bedava tangayı kıçına geçirip salladı. Baltalar parçalarkene ortaya çıktı bir kene ve odunları doğradı gene. Aboow diyerekten katliam isteğini, öpüşerek, kaşınarak kaşındı. Ama arkasındaki nööörüyoğn baltazar, deli sanitarium kafasına zıçarkene birden uzaklardan koşarak bir kadın çıkageldi. Göğüsleri ufacıktı öle ki göğüs bile demek imkansızdı, ama olanca sinir ucuma bazı darbelerle saldırdı. Hapşırdı, resmen sektirdi diyemem. Dedim ki "Nie diyim yani?". Ardından sivri bir kulak çubuğunu sokarcasına boğazına yerleştiriveriyor. Pamuklar adeta siyahtan beyaza hoplayaraktan renk değiştirdi. Nasıl oldu da biçimsel öğeler bu hale geldi? Aslında anlamadığım dünyada nasıl oluyoda böyle dandik saçma tümceler gelipte tam ortaya çıkar. Ama zaten geriye dönüp bakmadan osurmuştu. Sessizce yayılan korkunç kokuyu salıverdi. Bir anda zavallı insanlar kaçamadan boğuldular ve lanetlenip sonsuza dek taşa dönüştüler falan filan. Traleybüs içinde gezerken elektrikler kesilmesin mi?! Yuh artık dedi yaşlı kadın bastonunu havaya fırlatıp önündeki beyefendiye doğru yolu tutturmuş ve o anda neredesin???? herif, adam arkasına dönüp eliyle sopasını kadının ayak serçe parmağına sürtüp bi kereden bişey olmaz düşüncesiyle "ya allah!" diyerek uçar tekmeyle karıya dalar. Ama kadın meğerse tekvando hocasıyla birlikte gece gündüz durmadan çalışmış ve pozisyon 69'a dönünce bastonun kafasını yavaşça kaldırmış. Bir de ne görsün? Kocaman, şişko, tombul bir patates. Nonexistence haince sıçıyor. Ortadaki sıçan garip bir iki kere cavanagh dedi çantasındaki cigarayı çıkarıp tutturdu. Neyi tuttuğunun farkına varması 3 dakika mola verirken Azer Bülbül'ü felaket güzel bi şekilde döverken içinden bir böcek fırladı. Ambalaj bandı fosforlu muydu ki? dedi fakat çorabının cebindeki maltepe çukulatasını yakmış. Gemileri yıkarsa fırçayla beraber, Ayşe Teyze demez mi: "Cavanagh, Sleepless'i çok hırpalamış, dermişim, sizi yer mişim. Dişimi temizliyom dermişim." deme.. İnlerken Allah Allah nidalarıyla koşturan kızılderililer karşılarında duran direği baltalarla süslediler. Bi de utanmadan ortasına mum soktu. Mumun damlaları saçlarını okşarken, saçları da rüzgarda gezinirken tarağını düşürdü. Eğilip alacakken arkadan gelen tekmeyi farkedemedi. Kıçında koca bir leke süren adam kinlenmiş olarak yere baktı ve para düştüğünü sandı... Halbuki gerçekte hayal etmenin dayanılmaz bulantısı içindeyken yoksa vardır ya da bilinmez ama bizimkisi gene ne yapsın? Hayat hayvanlar gibin dingildeyip dümbürderken bilmez ki tabi ki nelerin fingirdeyip dingildeyip büzülürken benliğimi aşağıya çekmeye çalıştıkça dübürünün gürültüsü kulağıma gelmişken sen bir topsun yuvarlaksın ama dönmüyorsun. Dönersen topun önde gideni olup arkadakilere gümbürdetip, ben mi diye sayıklayan bir ibiş edasıyla geçerek aylar hatta yıllar geçmesine aldırmayan ejderha yaşlandıkça kafayı bulmakta. Laprikon "hıııı?" dedi ve şaşkınlıkla kaçmaya çalışırken ayağında kundura lönk diye boka bastı. Düşerken de hani ya da benim elli de gram pastırmam, konyalıdan başkasına bastırmam, konyalım benim diye bağırdı. Horon alayı geliyorkene tek tek basaraktan bade süzerekten inci dizerekten gel yavrum gel amman diyerekten türküye, türküler boş ve güzel manalar yüklü şarkılar değil de sanki böyle irice bişey sinsice yaklaşan davulcunun gecenin karanlık saatlerinde tokmağını götüne değdirmiş çekmiş, tekrar sokmuş ama acımış patlıcanı kırağı çalmaz. Yumuk ellerinden tiridine bandım. Bedava mı yoksa beleş mi demedin mendili, sallama çayın demli ve sıcak poşedine dokununca fışkıran sıvı akışkanlar dinamiğine statiği de ekleyerek ayağında kundura yar gelir dura ölürem. Ben hiç ölmem ki. olmaz ki piç oldu hiç. Takla atamam, atarım, at da göreyim. Attım. Hadi len. Adam sapık, piç kurusu. Hiç ateş böceği görmediğim için heyecan kapladı, sonrasında da Conan bir barbar kadını tutup bir güzel evire çevire dövünce, ağlamaya yeltense hemen dayak mayak atılmaz, kafa atılır. Düdük satılır ya da dersi asmaya gider iken kocaman kamyon kornası bozulmuş, midesini ezmiş, vıcık vıcık olmuş sonra ne güzel şey yaşamak. Böööööö de ya da öl, seçim senin. Nescafe sevmeyen adam süt içerken dili yandığından üfleyerek yoğurt, salatalık cacık olacağından bir kase mukus içmeye gitmek isterken önümüze çıktı. Çıkmaz demeyin şansınızı öpeyim mi acaba? Muckkkkk! Oohh! Yandan yemiş buzağıyı mezbağada çırılçıplak basınca gördük ki Tanrı herkesi çift içine sokup çöpün torbasına doldurmuş. Sırtına torbayı yükleyip, bayır çamurlu dedi ama kakası geldiği için çömelip bir güzel osurmuş. Ardından demiş ki siz ibnasınız hatta boq ama adam çis tak diye düşerken "lan! a.k.düşüyoruz" dierek, düşmez ancak durumboka sarınca ortamdan uzaklaşırken pantolonunu indiren arkadaşı tarafından tacize uğradığını sanıp bağırıpetrafa rahatsızlık vermekten geri kalmayan insan yavrusu ortamda sıvışmaya çalışırken düşerek kolunu kırmış olduğu halde kalkıp kapıya koşmaya devam ederken ani bi dönüşle pencereye yönelir. Tam kendini durduracaktır ki kurtulmuş olan bir eskimo mızrağını götürüp "bu ne a.k. burada ne işi var" diyerek yerdim. Ardından kusar ve sivri çomak kısmını yutar. yemek borumun ve midemin içine sıçarak onu ona, bana ve ablama bri tane ucu kırılmış ok verirken "la ne edicen sen bunu" demeyi de unutmaz. Amma ve lakin okun ucu boklu olmasına rağmen, bokun ucu halinde gayet egzantirik bir şekilde dönerek kuyruk sokumundan çıkan bri parça boku tekrar okun ucu ile kendini, kendine zarar verme maksadıyla kaldırarak böörüne gelen oku okurken okun ona kıvrılmış ucunu çok sevmiş. Olacakları bilmediği için de için için yanmış odun gibi hızlanan bolduzeri yakalamış ama tutamamış olduğu halde tekrar tekrar gözden kulağa, kulaktan kalbe bir işte yol taşlı gala olduğunu veya olmadığını anlayıp olmadığına karar vermiş. Malesef olabilecek intihar etmek olayını derinden düşünerek hassiktir kıçıma diyerek başlamış anasının güzel kucağında uyumaya. Anneler şerefsiz bi günde ne yapacaklarını bilemez. Çünkü insan yüzyıllardır yaşamayı kendine zarar verse de cehennem gibi bi yerde zebani gibi insanlarla oturup kalkıp şu kanıya varmış; madem ben yan bastım o zaman naapiim naapiim diye düşünmeye dayanamayarak düşünmemeye başlayacakken yine de düşündüğünü farkedip kalkarak küfrederek ve kıçını temizleyerek donunu toplayıp hemen dışarı çıkacakken çalan telefona bakmak yerine koşar adımlarla içinden gelen sesi dinleyerek gözünü duvardaki saate kulağını ise telefonun sesine vererek yapmaya karar verdiği şeyi yani gözü kulağı dağıtmak üzere ya da dağıtmamak üzere felsefeyi bırakarak mitolojiye geçiş yaparkn vazgeçip ortada kalan en iyisi toplu halde topa dönüşerek yuvarlanmaya başlamışken karşısına kim çıktı biliyormusunuz aysel gürel. Aysel güreli görmüş, bu bi şaşırmış bi saşırmış sonra yanına gitmiş demiş ki : bak senin kafanı keser domuzlara atarım öyle de böyle de diyerek yola babaannesi anneannesi iken bulur ama çok şaşırdığı için onlara bukatlerce bok verir. Bunun karşılığında onlardan gitmesini ister istemez uçurumdan aşağı düşen ceylanın bacağı diyerek kafasını uçurur. Uçarken de ölür. Vücudu çürürken birden uyanır Sıçtıııımm. Nereye? Geldim iki dakka gidiverdik cumaya. Başladık ağlamaya göz yaşlarımız sele dönüşürken kayıklarımıza atlayıp yola çıkacaktık ki kürekleri kürekleri kaybolmuş. Kürekleri aramak için köye doğru yola çıkarlar. Çıkan ayıyı görünce "lan siktir nooluyo burada" diyip kolmaya başlarlar. Ancak arkalarından bir dinozor kuyruğunu sallaya sallaya bi yandanda göbek deliğini karıştıra karıştıra gelir. Bunu izleyen boklu çubuğu alıp sallamaya başlamış. Ardından gelen boklara yumuluğ yalarken bokların ortasında kalmış.Derken bir adam gelmiş bunu dürtmüş. Ama adam sallamamış, yıkılmamış. Şarkıya öyle bir sarılmış ki kimse bizimkini takmamaış. Onların amacı ne olursa olsun bu yolda emin adımlarla ilerlemeden önce ilerlememiş demektense ilerlemeyi tercih eden bir adem oğlunun şansı yoktur. Kesip atmaktansa alıp cebine koymayı becermekte iken arkasından pörtleyen karı gokgok derken, elini beline koyacakken dilini tutamayıp küfür etmek amacıyla ağzını açar kiağzına tıkılan çorabın kokusunu kalbinde hissetmiş.Derin duygular kalbini öylesine sarsmış ki içişini tutamamış. yazık altına etmiş osurarak, donuna hem de. Bebek bezi kullanıyormuş ama cin ali açmış. Eşek kadar pattiz. Bunun amacı aslında kedileri kovalayarak başlarını beladan belaya sokarak onları test edecem fakat kıl, yün, bok, göt, delik, kuyu, karadelik, sabun derken hatta bile bile kendini kapıya doğru atacakken durup son kez postu arkasına dönecekken ayağına hal hal ince nakışalıkoymuş ama yine de provokasyona cevap gelmemiş. O da demiş ki "Hade len! tavuk mu zikiyon alla allaa. Hadi öyle bari onu doğru yap." diye egzantrik bir şekilde tuvalette doğru olan şeyleri anlamanın yolunu bulmak için daha çok işlerini kolaylaştırmak amacıyla yapılan şeyleri yapmakla uğraşmak gerekli diye baştan sona kadar aniden gelen yabancıyla sevişerek kendini dışarı boşluğa fırlatmadan, engellercesine güzelliklerin tarihinin düzenini sarsabileceğini düşünmektense ölmekti düzeni. Ama ve hiçsizlikten bunalıma girmenin daha da mantıklı olacağını düşünmekle kalmayıp bunu faaliyete geçirmek için ayrı ir çaba olduğunu düşünürken, karı gözüne çarpan adama doğru kusarak ilerledi. Ta ki boxer arası görünene kadar ama o anda gaza gelen karı adama doğru yardırdı. İşte o anda ortama adamın terliksi kokusu yayılmıştı ki pantolonunun paçası kıvrık dururken paçalarına bulaşan boku temizleyeceğine karar vermek, insanın ruhu götünden çıkıp fezaya yakın kelebekler kapmasın diye aşağı inerkene arkasından tıkır tıkır bir tıkırtı geliyordu fakat umursamazca götünü kolayamadan domates çorbası yemenin haz vermediği belli olduğu yerde beş cüce derken dev gibi elma kurdunun arkasında kocaman adımlarla sinsice tırsarak karanlıkta yalnız ve suskun bakışlarla tavrını koyarak ortamın içine girer. Fakat karısına zıttırıktan bi insan çıkınca şaşırıp hassiktir diyerekten uzunlamasına yatıp öylece ölmek için bekler ve yalvarırken parçalanmış kalbi tam olarak neresinde diye umarsızca düşünürken zamansız atlamanın zevkini doya doya çıkarırken karşıdan kırocanın teki elindeki yuvarlak zarfla gelirkene birden ayağına batan çiviyle irkildi. Hatta utanmadan çiviyle elleşmeye, kıçını çizmeye karar verdiği anda durup "anaaa, ben nooldum? Göt mü götoş mu ettiler körpecik karıyı" diyerek, üstüne giderek onu bunalıma sürüklerken herşey o kadar değişmişti ki kendisi hatta çüş diye yanındaki dahil herkes karşıdan osurarak gelmekte. Lakin yalancının biri almış malafatı sürünerek sallamakta olduğu daşşağı aşağı düşürdü. Düşerken ancak bir parçasını kurtarabildi. O anda bir hışımla dönüp karşısına bakacaktı ki arkasından birinin osruduğunu hissedebilme kabiliyetine sahip olduğunu, sahipken boşuna koştuğunu anlamadan yoruldu. Kendini pandikleyerekten oouuuuwww diye bağırdı. Sonra birden farkına vararak etrafındaki herşeyin kalabalığa karıştığını farketti. artık kusmaya gerek olduğunu hissederek yavaştan wc'ye ilerledi. Durup sağına bakmaya hatta amanın diyip bir hışımla geri geri çekilip pat diye yere yapışır. Sonra tekrar irkilip uzaklara bakınca hayatı bi film şeridi gii seyretmenin verdiği dehşet içinde ağlamaya başlayacakken kafasına düşen kocaman daşşak yüzünden sersemce kör topla apışıkarasında omuzunda duran karıncaya dönüp manasızca bir öpücük kondurmuş. Ve sonra bayılıp geri çıkıp aşağıya bakaraktan ağlamış. O kadar çok göz yaşı yüzünden kendisini harap etmiş ki bitap düşüp ayağını kırmış hatta kırık çıkıkçıya sürünerek bile gidememiş. Kilimci kızı tutup evir çevire okşamış. okşarken bir yandan da eline batan bişey demeden fırlayıp hızla caaart diye bağırmı. Ariel çamaşırlarını JosefK ile Zephyrune atlamış Darkface'in yatağına ve yorganına işemişler . Darkface'te "Oha! Hayvanlar! Lan sittirin gidin, lunaparkta atlı karıncaya işeyin, binin ya da atlı karınca size binsin." demiş. Amma ve lakin gel gör ki bakmış ki kos kocaman tüylü ve de pis bi maymun gördüğünde ağzını bile açamamış. Gözlüğünü çıkarıp herşeyi daha bi boktan şeettirince tınak makaslarını alıp kıtır kıtır hatta pıtır pıtır keserek ağlamaya lanet okumaya gözleri doldu. İleriye doğru höykürerek atlamış. Direk olarak kendinen bile geçmiş hatta yanındaki daşşağa dönüp pataklamış. Bir yandan pipisini çıkarıp güzelce çekiştirerek daşşaklarıynan oynamış. Yalnız karşısındaki babaannemsi buruşuk suratlı gelerek yanıbaşıma dikildi. Gözleri fal taşı şekline bürünmüştü ama ben iplemezcesine döndüm. o anda içimden bir ses bırakamayacağımı söylüyordu. Sessizce osurdum. Karanlıkta yankılandı. Karanlıkta parlayan anahtarı alıp döndü emmevelakin o anahtarla izin alcaktı ki arkadaki kondansatör çıkınca parçalardan alıp atınca üzüldüm diyerekten adamın pantolon paça girişip yere yapıştığıyla kalmış aynı bir böcek bıcırığı gibi çömelmiş sıçmış. O rahatlıkla oooh diye bir daha gülmemek üzere yemin benim üzerime etti. Hıyartonun teki bunun arkasından koala gibi koala gibi ağır ağır yemiş ama bitirmiş. tadı tuzu olmadığını çakmış çakarken de ağzını açık bırakarak yüksük tansiyondan geberi vermiş. İndim dereye paçasını tutan kişinin ayı kardeş olduğunu sonradan çakmış. Çakarken de ayıyı zikmiş. Arabı zikemeyince hayata küsmüş Dünyada duramayıp uzayın derinliklerine doğru işemiş ve harekete geçecekken benzin pompası olarak işe yarayan bir tane gofret almış. Tadına bakmak amacıyla almış. Ağzına götürünce uçak, muçak gibi kanatlanıp ağzına zıçılmış. tükürükleri kustu yerdeki balgamı,armutu bile görmemezlikten gelmiş çünkü kendini s..mişler. Bu acıya eğilip eşşek gibi düşünerek tekrar hıyar şeklinde kabız hissederek zıçmaya kasmamak dübür vaziyette görülünce zıçtıı demiş ama zıçamamış. Kaşıntıdan bi hale düşmüş ki bi daha asla caymamış. Çünkü delikanlılığa bok bulaşınca anlamış ki densizliğin artık sinirini atacak kadar çok gurulu olamamış. Olabildiği olmaz da zaten. yokluk içinde uçarken bir yandan da kanatlarını boyamaya çalışıyordu. fakat geceden sabaha doğru bir gürültü olunca kulaklarını tıkamadan dinlemiş. Olduğun gibi yapma diyerek kafasını aşağısı kaçmış olan kertenkeleyi ezen kaya kadar bok kokulu çiçek gibi göründüğünü farkedince hemen olaya dalarak çözüm üretmeye hayır diyen öküzler zamanında öküzlük yapmadıkları halde acı biber sürülmüş ağızlarına. Yanmışlar ve koşmaya başlamışlar. koştuklarını zannettiklerinde etrafta kocaman çekirgeler zıplamaya başlayınca bu sefer oturmuşlar. Dikenin kıçına osurmakla nooluyoruz demişler ki allam sen büyüksün rabbim sen soktun sen çıkar doğduğum yere geri gönder ama orada da unutma. Neredesin birader diye puff şeklinde olduğunu karıya tokmağın.ucunu kaçırmış. O bile yetmeyince yeni çıkmış karıncalar su içmişler ama aslında kendi uzlaşmaya karar anını hissedebilmek tümüyle sadece mümkün. Dün hiç pırrtt diye tossurunca altında kahverengi bi dene leke yapışmış. Cıvık olduğu kesindi. kokusu çürümüş balık kadar iğrenç ve nefisti. İçindeki heves kudurmuştu. İşte o an küçük yaşına aldırmadan gözünü tırnağıla çıkarıp yemeye başlar. Karnı aç kapa bulanır. Kafa tekrar sokar yandan fakat patlak verir. Dudaktan deler geçer ki kanlar fışkırır yanardağ gibi alevli ve de azgın birir olan maykıl ve ekibi jiletçilere karşı mehter marşı eşliğinde satıra girişmek suretiyle parça parça dağılmışlar. Toplayan bile kendine zor bulabilmiş bi dene armut. Şapır şupur yarabbi şükür demenin köprü üzerinde momentum etkisi gösterebileceği bilinirdi. Buna halk dilinde konuşmaya çalışırken gittikçe eriyen sabunun içine doğru sıçıverdi. Elini batırıp cıvık jöley bi dene darbe çaktı ki o an gözleri fal taşı gibi açıldı. Karşısındaki adama şöyle bahtı sonracımına kaçanlar yavaşça yanaştı ve hemen kafasını samanla doldurarak tepeleme işlemini gerçekleştirmek için seni kafadan ahkam kesme gibisinden karşı çıktı. höyt dedi içinden. Puding kasesini rus hatuna sürdü. Rot gibi sanki adamın kafasında şimşek çakarken bir anda lamborghini yandı. ancak vidanjörcüler herkese bir an önce koşaraktan kaçmaya çalışanları vurdu av tüfeğiyle. Kendinden gçti, gelir birazdan. Anten bozuldu süpürge aldım, verdim geri almadılar kahroldum üzüntüden. Olmadı konsantrem bozuldu. Kafam allak bullah. Nazar dokandı. Votka ayakta içilmez o zaman yak bi cigara tüttürelim sonra da bi kahve içelim sonra da kalkıp gezelim. Çaktırmadan sokaklardan kayarak girelim. ama nereye girelim dedi aragorn. Daha sonra olaya el atmaya karar veren şefki amca ölür. Ama aslında şefki amca ölmemiştir. aslında ölen kimdir? Kanatları ayakları kopan ejderha halen uçabilmekte. Şaşırma gördüklerine bunlar işaret. Gençliğimi verdim, yaşlandım. Sakallarımdan saçımdan başka herşey bana gençliğimi ve çocukluğumu değil de hatıralarımı da değil de unuttum. heh hatırladım perşembeydi günlerden, soğuktu. İhtiyarlığımdan hafızam silinerek geleceğime ümitsiz bakmamı hayat öğretti. Ölüm korkusu savaşta ve kıyamette yakamızdan, aklımızdan çıkmadı çünkü ölmek çaresizliktir. Yaşamak ölüme ulaşmak varmaktır. Çay kahve içerim veya içmem. bakarım kokusunu içime çekmem. Yerim senin kahveni. akıllı adam düştü düşmesine de rezil olduğuna mı düştüğüne mi yansın peki bacağının acısı ne olacak. Ne olacak kırık bacak ve kol kediye girsin. Hayır girmesin ona giren benim kolum olsun diyemem. Niye kedinin kolu illa ki kaçacaktır köpeğin kıçına. Yazık olur köpeğe. Nasıl kuyruğu dikleşti kedinin görmedin mi. Vah vah, tüh. Çüş sensin. Kafam ayık çenem ağrıyor gözüm mormos. Kova nerde. Rusya'da. A-aaa.Şaşırdın der Cevat, Benjamin'e. Benjamin se der ki hedenede hödenede hanım kızlar gelmiş. Sayın kendim ce diğerleri çok deliler ancak sonradan hepten topten gibi gibi değil kara bulutlar işerken ben kırığım kafadan çatlağım kontağım ama komik olan aslında bunları kabullenmem mi. Galiba deliyim nihohahahahaaaa hohohoyt işte bu saçma olmaz olur. Derken olmadı. yeter ama dedi ve şiir yadı. Gece garipti, bilmem ne yapayım şiiri falan fıstık derken ayılar seni yerken unuttum diyeceğimi ama unutamadım olanları olacakları sonra aklıma hınk diye burnum aktı aniden. Kapı açıldı kapandı açıldı bi daha kapanmaz. Kapansaydı olmazdı çünkü açıkken görebiliyorum kendimi aynada . Kim, kimsesiz zavallıca görünüyorum. Maske takarsam kendini ve karşındakini kandırır mısın? Kanarlarsa, kanmazlarsa kanmazlar. Tabi kanmazlar. Nasılsa kanacaklar kimseler kanmasa da boşver. Ootur, unut, ağla, sızlai gül dengesizim. Terazi dengeli mi. Olmadı bilemiyorum :bil: bence olmamalı o zaman bana ne sana ne delirdik sanırım . Bakırköy derken Manisa'ya gideyim mi doktora vazgeçtim gitme, gelmei durdum. Sonra uslu uslu otursam da olmayacak duaya başlamadım. muzipliğe vurdum devam ederken eğlenmeye artık çalıştım yeter ki eğleniyorum diye uykusuz kalayım sabaha kadar oturu dururum mu ki? Ben durmam ki ben de durmazsın diyerek sözlerime başlamak istemezsin diye düşünmekteyim, doğru düşünüyorum. Acaba sorusunu sormak yerinde olur mu? Olur. Olmazsa olmaz. Olmasa değişir değişmez sabitsen değiştir kendini. Böyle olmazsa giderim. Kaçamazsın yakalarlar, saklanamazsın bulurlar. Bulurlarsa sobelenirsin. Ebe sobelenirsen saymaya başlarsın, saydıkça gelir sonra bitmez. Biter bitince önüm arkam sağım solu saklanmayan sobe deyip başlar aranmaya halbu ki aranmasına gerek yoktur. aradığımız gözümüzün önünde durur. Tuvaletini ağaç dibine yapmaktan hoşlandığı veya zoraki tuvalete yaptı. Rahatlamıştır. Ellrini yıkadıktan sonra dışarı çıkmazsa olmazdı. Arkadaşlarını tuvalete değil mutfağa götürüp bıçakla ekmek doğradı. Sonra salam sosis hepsi birlikte pişsin afiyetle yemek dilerim. Peki dedikten hemen sonra yatağın altında bulunan füzeyi camın önünden dışarı atıp hemen kendinide bir vurup koltuğa oturmaz gider füzenin arkasından. Yok ya altına arkasından altına bakıp el sallanır. Sallarken de şarkı söylemedi. Sağr olmuştu işitme duyusu önemliyydi. Çünkü önemsiz neden karıştı, çözelim derken iyice sarpa sardı ama çözmek zor ya da kolay. Şöyle önce düşünelim taşınalım buluşalım konuşalım ve gülelim, oflayalım puflayalım. Aman vay dizlerim titriyor, bunadım demedim ama. Ne demek böyle işte değil öyle böyle gider derken gidemedik. Uyuyalım, uyumam, uyursun, konuşacağım, konuş, hava alırsın gittiğin yerde.sen. Derken çayır çimen üstünde geze geze ayaklarımız yeşil hem de çamur leş. Birden kirlenmiş fakat temizledik mis gibi tertemiz olmadı diyen insanın sözüne birşey denilmez diyenler sonunda yanılır gibi gibi ama sonradan yanılmadığı kararına varılır zanneder, yanılmamıştır. Tebrik edilir. Derken eyvah! unuttum eski amnezik günlerimi, hatırladım aptalım. Çünkü hayatla dalga okyanus mavi derin gözler bakarken görmeyebilir diye deseler de görür. Miyoptur uzağı görmez derler, haklılar. Kim demiş? Ben demedim, bana ne. Sana ne, kime ne takma uçbulutlar anlar aklındaki düşünceler nerde unutmuşsundur. Gök gürültüsü yüzünden geceleri korkarsın bağırırsın. Korkma ölmezsin canavar yemez. Midesine hayalden indirir oturursun aşağı bakmaya değmez. Hödemede yapacak yürek yoksa konuşma o zaman bu zamandırr deyip çekip gidersin bir daha dönmemek olsa da arkana bakmazsın. Ama zil zurna çalıp oynamak lazım. Karşında göbek möbek atmak kolay değil aksine zor değil desem de kolaydır zannederim. Şimdi derdim hadi desem de sen ben gevelemeye devam edersin, edersin de ne kadar? 100 YTL yeter mi dedi. dedikten sorna çakkıdı çakkıdı oynaşalım azıcık kız ya da pırlanta almak domates almaya benzer herzaman eline yüzüne bakan bakımlı biri sanıp kandırır. Sıkıldım deyip şarkı söylemek istiyor. Beraberce ve neşeyle şarkıya başlamak için düşünür hangi akılla başlasam. Kaldıysa vaz geçer sonra mızıkçılar deyip tek başına söylerim şarkımı. Söylüyorum ki. Kısılır sesin, kısılmaz. Kısılmasın böylece güzel eğleniriz sonra da istediğimiz ne varsa yere kadar dökülen, dökülmeden bir şekilde kaç yıl daha beklersini bilmem. Derken takıldık. Çikolatası acıydı, çiğ köfte mi, rakı mı, şarap mı olsun. şarap olsun içelim kendimizden geçelim. Tellak ile beraber keselenirken kirler çıkarken ben de sıcaktan bayılmak üzereyken birden bire başımdan kaynar sular döküldü. Kendime gelir gelmez yerimden lahmacun istedi yerine. İşte öyle demezler ne derler, sana ne. Çok ayıp demezler mi desinler. Ama dersen olmaz demeyelim olur. Dilsiz olmalı suskun olmamalı. Karar vermesin koşup oynamsın mumya. Oynarsa millet korkar. Çığlıklarla birlikte çifte telli oynarlar. Sonra çerkez tavuğu yerler derken uyuya kalırlar. Uyanınca kahveye davet etseler giderim, kahve içerim vır vır vır. Sonra da kafama ederim. Taş atarım camlar kırlır yine de olsun. Çaresi bulunmayan derdin çaresi aranılırsa mutlaka olmaz demeden geçmemelisin çünkü bazen mutlaka birileri bunu açıkca söyler. Ama söylese de olay nedir araştırılıyor. Ne araştırıyoruz oyun, neyimiş. Puding, neyli. Çikolatalı donurma istiyorum diye ağlamam mı. Herkes güler. Bu çikolatayı yemem mi? Tabi yerim söz konusu y.rrak. Çikolata antep fıstıklı bira içilmez. O zaman votka olmazsa rom olur içeriz o da içer. yanında ne olmasını istiyorsan mutlaka onu almaya gidersin. eğer gidersen emeğinin karşılında iştediğin şeyi bulursun. bulduğunda gerekeni yaparsın böylece istediğin kadar bulmuş. Belasını zaten vermiş vereceği kadar garibana. Rahatsızlık düzeyinde olduğunda vurmalı demeyelim. Belli olmaz bakarsın ağlar da fikrinden cayar. Caymazsa bana ne deyip tavuk gibi gıdak diye horozunu gıdaklattı. Abriiiii dedi Gay Fatih Kürek. Olmuştu artık horoz ötmez ayol şekerim anacım gıdak diyenler. Arakadaş olamaz ama olabilir de dimi diyerek başka bir şekilde de olaya bakabilirler. Sonuçta iyi oldu diyelim değil mi? Aslında kötü gibi olan bu durum ile yapıp yapmama arasında kaldı. Kararsızlığı başını ağrıtmaya başlamıştı ki bir fikir birden bire zınk diye canlandı. koşup diğerine haber vermenin gerektiğini bilerek harekete geçtiğinde ayağı takılıp boylu boyunca yere sümük gibi yapıştığında kafasını kaldırdı. Gözleri tatar gözleri. Melül, hırçın, asabi Talip abi değil. acaba Kim Basinger ya da vada vudu diyorsun da bir işe gittim gelemedim. Çünkü dişim ağrıyordu. Dişçiye gitmey üşendiğimden bütün gün ağladım, burnum aktı selpak yoktu deme. Kalem kağıt lazım vasiyetimi yazmam diyemem ama sustum. Olmak için kaverengi diye bir renk zor bulunur. Bulunursa da görünmez, görünse de kaybolur. Kaybolsa bulurum dersin ama zor. Hem nedense ben bazen bunları düşünürken, sen azıcık insan gibi duramadın. durmanı sağlamak kolaymış gibi aslında. Ama sen sadece uyuzluk yapıyorsun diyorum. O da hala yok amaaan oynamıyorum dedim. Sustum, vazgeçtim, konuştum, bişiler anlatıverdim. Çıktım havalandım. birileri yanıma gelip sen adammısın diye sordular. Ağzım açılmadı kalakaldım birileri beni tutup silkelemeye başladı. Anında vurdum, acımak yoktu. Vuracaktım ama içim bir garip oluverdi. Biri yapma dedi Yapsan hoş olur muydu? Sanmıyorum. Git ama geri gelmezsen ayıp edersin. Kırgınlık hissetmek doğru olurmuydu acaba demesinler diye susarsın ve anında arazi olup kaçınca meydan bana kalır. Dolayısıyla senin bu satışını gülümseyerek geçiyorum. Sırıtmaya başladı. Onun sırıtışına gıcık oldum. Beynime kan gitti ve deli oldum sandım aslında hiç kendimi böyle huzurlu bir hayata başlarsın ama katil beni ararken çok acıkmıştım. Dolaba saldıracaktım ki ayağıma takılan kablo dünden beri kadını boğuyordu. Katilin öldürdüğü ejderhanın bacağını yedi. Sonra da doymadı ve diğer bacağını parçalayarak fakire fukaraya dağıttı ve mutlu bir annesi ve tabağı olmadı. Farketti ki dünya garip bir ekselans gibi. Fil hortum uzatır, namümkündür. Geri adım marş etmek lazım. Orjinal olsun diye uğraştım sonuçta yapamadım. Kendime dert mi edinecektim. Sanmam demedim, bir ihtimal yoktu. Gereksiz biriyim. Estağfurullah, bence sen çok eğlenceli şeyleri anlatmadan cemaati topla öğleye yetiş. Pilav yok pasta var mı sanıyorsunuz? Karnım ağrıyor aman ne saçma. Acıktım, hemen yiyeyim bari, sonra da bulmak zor olmadı ama birdsen bağırdım "Yemiyom lan!" derken kafamda gezen bitleri kutsal suyla yıkamak ve kurutmak için dışın kaşın yarılmış. Hayatını düşünüp koşarak, uçurumdan kaçarak yaşamın içine etmek derken ana gelse olur mu, olmaz. O zaman zarfında harikulade ışık kararması yedik yandan yandan, bir de kuş ve annesi duruyordu mu acaba? Şüpheyle etrafına bakarken gözünü kestirdiği doktora seslendi lakin sesini işitmediğini duyurmak haykırmak ve hatta anırmak, oklavayla vurmak geliyordu desem de vurmamak gerekiyor kisvesi altında gizli göz deliği bulunur. Bu deliğin ne amaçla tıkandığını merak kediyi fırlatarak kırılmasını önlemek boynumun borcuydu. Netekim üstüme hafif birşeyler, altıma da paçalı don giydim sanıyordum. Anladım ki yiğidin malı, kadının paçalı donu ile bir arada tutulamazmış desem de cin tonik dökerim hatunun üstüne, sos yapar içine de sıçarım. Ardından intergalaktik sümüğümü tuzlayıp, bakakalan insanlar içinde etrafına sürerken, tereyağı bıçağı kaçtı masanın puanı? Bölüm IV : (10 tam 1 bölü 3 emir) Kapak sarımsakların izlerinden etkilenen kumru, kendi gibi başka develerden çok bedevileri kutupta domaltırken yukarıdaki sarkıtlar, oyukları kestirip “acaba o da mı uygun pozisyonda değil” sansa da bir güzel yerine tekmeyi sallayınca, zinciri kırarak camın dağılmasına üzülerek protesto edemezsin. Hayvan! Toplum Lüleburgaz edemedi. Pis pisi götürmüş eve, yakmış atmış çöpe. Sokak bekçisi karafatma, sesi kesip, kıvırtarak sallanan aşüfte kopartıverdi minicik pipiyi. Hiçte varken aslında kopyasıyla beraber ayrılmaksızın gittiler gibi zannettik. Ama uzuvlarımda gördüğüm büyümeye, gelişmeye, çiçeklenmeye, olgunlaşmaya, meyvelenmeye, çürümeye, ayrışmaya, takışmaya devam etmektedir edebilirken desem de çok fırtına estiririm. Gençlik rüzgârları yıktı kavurdu irmiği, yaktı helva. Çünkü sevdiği yemek gözlerinin perdesini çekerekten yolmuş. Kaçtığı yolunmuş karabasan ile cimcime, karakaçana kaçarken tökezleyip pantolonunu taktırmış dikenli maymuna. Şebeklik şişede mantara durduğu gibi sarımsak satıcısı pazara kadar gitmiş ve geniş kalça, yayvan sepet küfe diktirmiş. Eteğini çıkartıp hafif bir osuruk salarak mayhoş şekilde namütenahi saçmalıklar, rasgele atıp tutturamamak, kefale, sazana ve de kansızlığa birebir gelmeyen ürünlerimiz prospektüssüz kullanıma açık olup olmadığı kontrol mevzuunda söylenti duyulmuş mu, duyulmamış? Bu netlik kazanacak. Kumarhane basıp jetonları karaborsa toplayarak satışa katakulli koymak ya da bozuk plak çarşısı, imç blokları site girişi önünde tavuk, kus gribi, ziyan, vasat, kimin umurunda. Senin gizemin, Ali Kırca’nın filmi. Saçları dökülürken Rejoys kullanınca dökülmelerde değişiklik olur sanmayın. Zira sanıldığının aksine tutam tutam savurur, savurdukça şaçlarını perçemleri yanındaki adam sümüklü kılıbık dedeye ohaaaaaaaaaa hatta yuuuuuuuuuuuuuh demek lazım mı? Aslında olmadığı halde var gibi hissettirse de algılamıyor. Bozulmuş, süzülmüş, erimiş, sulanmış, sallanmış, kurumuş, asılmış, defolmuştu. Yalnız kaldığında sadece ayak kokusunu bastırmak için sabun ile ovalamış, keçiboynuzunu alıp doktora uğradığında dumur vaziyette yaşlı gözlerini pörtleterek, burnunu, kuyruğunu bacaklarının üstünde tutup, altına minder yerine kilim yerine hiç fena çok iyi gibi de değil olsa olmuyor ki. Beterin beteri varken yok mu? Bu, şu ya da karşıdaki ya da amcaoğlum veya emmim gelmiş sanıyordum. Yanıldığımı anlayınca tepetaklak oldum, sonra sinirlendim. Atlıkarıncaya uçan kafa atarken atlıkarınca tekrardan çalışmaya, koşturmaya, beni de zıplatıp duvara yapıştırmaya, kanımı emmeye başladı sanıyordum ki sündürmek püskürtmek şekli azdırma beni zilli şey, nedir ki? Olsa ne yazar bu alt komşu zırt pırt tavana vururken balkona saksı maksı. Yatsı okunmuştu. Namaz vakti böyle gelirken birden eli kırılırcasına esnerken pencereden bakıp motosiklete düşen armutları, domatesleri, patlıcanları zkerken, rüştiyedeki deyyusların sayın oğlancı olanları bisiklet selesini, pompasını hatta verdiyse vermemiştir de muhtemel gibi gibiyim, zilliyim. Senin çekici şirinliğini ve gülüşünü, canım dediğinde kimse zortlatamaz. Sanırdılar uzaylılar gelince gitmişler, giderken gelmişler. Şaşırıp ölmüşler. Sakinlikle geçen saniyeler karnabahar var mı? Olsaydı yerdim mi sanıyorsun? Yemezdim desem de inanma. Zaten Ekvator’un ortasında pörtleyen bu çekomastik kaygan ürünü kocaman bir sibopla pompaladıktan, küçük dokunuşlarla okşadıktan ve üfledikten kelli gıcıklayıcı biri karpuz, kavun çatlatarak hatta şapırdatarak salyalarını, yağlanmış ağzını duvara sürüp, dilini çıkararak salyalarını akıtıp sümüğünü eteklerine sürüp süründürüp bulaştırarak, hoşafçı gibi kırbaççı misali, şarlatan hokkabaz püskülünü sallayıp, kız kurusuna benzeyen demek olduğu, kaçıncı kere merdivenlerin başında üşüyen zavallıya Ash'ten fayda teorisi gibi düşünmeye, üşütmeye gerek yok. Euzu'dan şaplak, Ash'tan tekme yemeye içim elverse, Abyssin’den yiyeceğin yemeği unutamazsın. Unutursan yiyeceğini unut ölürsün bakalım derlerse desinler. Bir daha tokat istemez. Yumruk, kellerin salladığı paklar topak. Lakin bunlar tuhaf laflamalar bıkkınlık veren sorgulamalar ile uğraşıyorum. Harikulade stres dolu anları bıraktım başkalarına, popomdan uydurdum. Laçka oldu deliği. Yılan, yılmayan, bulmayan terlikleri giyemeden, Sindirella dışkısından bal kabağı dondurma görünümlü süpersonik Fenerbahçe'nin kıçına bir şey olmaz desem de bir şey ollmaaaaaz diyemem derim. Konstrüksiyon dememekteyim. Gidip Fenerbahçe'nin bayrağına sarıldım. Ash'ten bir lokma istedim mi sanıyorsunuz? İsteyemedim mi sandınız? Cesaret mi edemedim acaba? Başka neden yelkenli bir sıçramayla yetişemedi? İstese de çekirge bir üç sıçrarken kombo bahis yapan akıllılar, delileri sollayaraktan, kollayaraktan, toplayaraktan süzülmek büzülmek konuşulurdu. Sohbetin binlerce kişinin uydurduğu abuk sabuk, sarımsaklı yoğurdu salçalı boynuyla Peter Pan gibi tüyleyerek, afili görünüşlü zerzevat, külleri deşeleyip tırnaklarını törpülerken alkolü fazla sulanmış rakı çöpçüden topladığı, deştiği pisliklerden, düştüğü çukurlardan, seviştiği sevgililerden, kirlettiği tabaklardan geriye kalan tilkileriyle kazlarını kümese kışkış kovalarken, işkembe içmekte hızlandırmıştı. Yine de zeplinden salladığı toparlakça kaygan deniz topunun üstünde bayılır. Boğulurken zavallıcık anasını düşünüp, bitlerini ayıklayıp kurnazca kenara kubbeli hamamın irice tellağı kesesiyle belirince, canavarın duruşundan Dairuin'e inme hızıyla indi. Korkudan değil. Sadece hazırlıksız dehşete yuvarlanmıştı. Doğrulup yaşama baktığında onu bir kelebek canavarı gibisinden anlamış, hazırlanmış, yırtıcı yola şiddetle vuruyordu. Kafa attı, fışkıran kanı içerek daha güçlendi. Yer miyim? Yerim! Vurdum testiyi kafasına, şeffaf kafası salyangozluydu. Tiksinsem de yedim. Öldü Necla'nın babası, malum şarapçının denyo lideri, ejderin ateşiyle cıvıldamak lazım sesini duyurmak için. Tanrıya yakarıp af dilerken merhamet diye duymadın, sağır bıldırcınların kulaklarını paspasladık. Umuma hayırlı olsun. Bereket getirsin cümlemize. Başlayıp durduk, kudurduk. Sudan sebeplerle kendimizi eğlendirip durduk. Sonra durmasak da tekrar dursak da başlamak iyi diye düşündük. Sonra kifayetsiz cümleler ayıklayıp, lal şarabı içtik, atağı aksaklarla bükücü yaratıklar, manevra ile tamirattan gelen trajik robotlar, taze fasulye yapacakmış. Muhterem! Vurdum, gümledi mi gümlemedi mi? Şekline ajan Sami ile çukurlardan gökyüzüne samurcuk dolu çöpler saçılırken, yumoşvari oyuncak ayı kopuk kafasıyla bağırmaktan sesi, şişe dibindeki çay tortuları kokuyordu. Mandal hatta çatlamış kuklaların, sevimsizlik abidesi kırık külot pamukluydu. Parmaklarının testereli dişlerden rögar pisliği gibi döküldüğünü görünce tırsmıştı. Derken kuyruklu bir yıldız dünyaya işedi diye işkillenmişti. Ve böylece kübistleştirdiklerinden kurtulmak fırkasını anlamayarak endoplazmik retikulum patlamasıyla fiskos masasını uzaya seslenmeli demiştir. Yepyeni bir akım, zıpkınla zakkum kuyruğuyla kayrak bülbülleri ürküterek kaçırdı faytonsuz şopar. Derisini, gerisini, azıcıkta kestanesini kaşıyıp, bahtına süspansiyon kıskanmayanın kaskına koçaklamayla dövmeli dövmeli de hata veren mesajı tıkladığında, dolaylı yoldan elma şekeri şekilli gömleğini vermek, termostan kanırtaraktan kanaryanın “Ferrari’sini Satan Bilge”nin ehliyetini elinden alarak, kardan adama havuç ambarından, tozundan kaşıkçı elması olmamasından kaynaklanan, Madagaskar yakınlarındaki makiler de iyice küçülmüştü. Soğanın cücüğü aletin karasından kopsun istemiyordu. Hacı diskonun ve şişkonun hatta diğer şişkonun apışıp kaldığı an heyecandan bayıldım, heyecan balkonlarında zırtapozlar. Koşturmacanın, kırıştırmacanın köşesindeyken kenarlarımızınki mi ortadaydı? Bilemedim. Butperest kaçkıncı mısın? Nesin? Besin sesinden Sleepless yoldayken kargalar ile kunduzlar dağlara dağlara çıktılar. Labrador vibratör görünümlü kelden başka sırma saçlılar hatta Rapunzel, günaydın koşturuyordu saç baş. Üfürükçülerden oluşan yağmurumsu tavuk, lavuk gibi zıpçıktı Dairuin alakasızdı. Anladık anlamadık şeyler. Unuttum uzaylının kafası neon tıraş bıçağı, epilatör gibisinden geldi de gidiverdi. Sonra haşmetli babası, tepsiden ona çatalla bıçaklamış, kanları fışkırırcasına etrafa bakaraktan saçlarını eğirmişti. Bölüm V : (Mahşerin 4 Tatlısı) Düdük bakarken gözleri birden pörtleyiverdi. Sıçtı, kaçtı sonra düştü, kalktı. Hızlı Gonzales Sylvester'ı tekmelerken, Tweety çekirdek yedi. Koltuğuna uçan filler kaçan, kovalanınca kovalananlarda kapaklanınca ben tökezlediğimi anladım. Ondan çükübik ve bokubok, hötöröf şekilde nerden tekmelediğinin, afazik mecburiyetten önemi, titreşimli bir şekilde olmasını beğenmeyen birini elma ile oturttu. Derken, derin anlamlı yüzgeçlerindeki pembe fiyonklu karınca gibi sallanınca olan oldu mu sanıyorsun? Aslında hayali püskürtücü, şurup gibiyim şurup. Turp gibiyim turp turp. Ben ateş, sen barut. Öptüm seni şap şup. Şaka değil işte şurup. Krizlere girme beni unutup. Grup olalım, g r u p. Diye buyurdu Sleepcan. Bunun üzerine gelen Zephyrcan bunu görünce basladı türküye: “Ağrı dağın eteğinde uçan güvercin olsam. Türkü olsam dillerde cano cano diyar diyar dolansam. Başımdaki sevdayı, karlı dağlara mı yansam? Bu bendeki aşk değil cano cano söyle bana nere gidem. Oy ben nidem nasıl edem başım alıp nere gidem? Bu bendeki aşk değil cano cano süle bana nere gidem? Sen orada ben burda başım yine belalarda. Koyma beni buralarda cano cano söyle bana nere gidem?” diye bitirirken türküsünü, Sleepless ile gözgöze geldiler ve devlerin aşkı o an başlamış oldu. Bitti ye getirmedik. Anlatamadım zannetme, semirme de çikolata tek pipi hipi gölgesinden korkan, kaç paralık davlumbaz abanoz diplisinden dipçik gözlüydü. Popülasyonun en kafa kıranlarından kanibalist çağrışımlarındaki alaşımlarının sıkılmış, damıtılmış damızlık koyun, Ezine peyniriyle, zeytinimsi şarap köpek öldüren mi ne? Kaldırım dedim, sönmüş bönmüş ateşin ruhuna sıcağımtırak esinti külüyüm üfleyen. Zifiriyim küllerimden doğan. Aşkımı alevlendirdi aniden. Yıkıntılarda buldu, öksüz bodrumda durdu. Koşarcasına uzaklaştı aniden. Lamba buharlaştı yalnızca. Yalancıydı... Eşşoğleşşeğin ta kendi cindi mi sandın? Boru zamanında dank etti. Aferin, bravo fısıltısının çoban koyunları kırp dediğinde şopar kop. Pot kot fışkırdı selülit gibi. Muhallebi yedi midesiz gollum. Haydi okula zombicikler mi? Sek sek seke seke yağmur gri seslenişini, ulusa bakarak konuştu. Kes karpuzdan yeşile link verdi. Saçma sapan konuştu, yinelemeye çalışmadı. Gitti gelmedi. Bitti fakat yeniden Ocak’ın Şubat’a Spiritual virtüöz saatçi tek, çift, üç demeden koşarak apar topar gitti ormana. Gidince anladı sonra. Ağrıdan başı felaket durumda. Şaşkınlıktan farkında. Üzümcü gösterdi; ayna dedi ki safça hayvan gibi hayvan ol. Olmamalı hayvan. İnsan aşık, eben deri eldiven. Hayvan Gocu aklından bile geçirme dedi de Dairuin… Salakçadır. Öyledir. Evet. Kesinlikle. Amaaan doğrudur. Bırakalım da bırakamıyoruz. Kişilik çatışması yaşamış ölmüş. Zeytincik ham olmuş. Karpuz, tarladan çocuklarca toplanan kabzımal görünümlü adamlar fışkırtınca her yer küçük karpuz çekirdeğiymiş. Ayçiçeği tarlasındaki aylar. Ayıların içeceği asit alkali coşturup bal gibi çikolata yerken gözü döndü. Nedense mutsuzken ölürüm demedim, ölürüm gebertirim sopayla, beynine uçan tekme atar. Yere pekmezi fırladı. Aniden yakaladım dedi. Sıkı tut pekmezi akmasın ama yiyebilirsin. Kilo insanın kendince üstüne pisleyerek üstüne yakışanı yakışmayanı çıkarmak demektir. Dolmayı bir hamlede hem de takla atarak yüksekçe ibibik tarlasından cücük yedim. Kustum, yemese miydim? Kusmasa mıydım? Sıçsa mıydım? Ama olabilir. Olmaz. Niye olsun ki. Üşüdüm üstümü giyindim. Kartopu olabilir, olmayabilir de. Sıkılmak, gezme isteği uyandırdığından ölmekti yegâne amacı. Horoz yemekti. “Müsli ne?” dedim. Mısır gevreği yiyim o zaman. Yeme derim, çelişkili tehdit derim ben. Açıklandı sınavlar bende senin gözlerine lens, eline kelepçe sonra hapis oldum. Af çıkmadı. Çocuk öldü ama adam ölmedi mi sandın? Geberse de gebermez. Çay ısınırken bende elimle suratıma tokat atmam. Ama kıçına tekme atmam vururum kendime. Güzelce saçımı çektim. Sadist miyim neyim, ne değilim? Bilemeyerek ya da bilerek belki ama aslanlar gibi kükreyerek göbeğimi kaşımama, ısırmama, taramama, yutmama, yatmama. Ama daha ölmemişti. Çünkü ıspanak izlemek yeterli değil diyerek kaldığı yerden devam edebilmek için, için için ağladı çikolata yerken. Burnu kanarken, bezle camı kırmış, portakalı maydanozla karıştırırken kırıldı derken kafası durmuş. Arabaya bakmış, atlamış ansızın. Sonra derken biri başında beklemeye başlamış. Karşısında kocaman gereksiz duvar, set, hayır duvar derken aniden kalbi durdu gibi sandı. O an kıpırtısızca eğildi. Darmadağınık aşk kırıntısı, kalp söküğü dikilir, kesilir. Yeniden başlar, bitmez sanılır. Yeter der demez nokta gibi bakınca oradan yalanlarla gelen düş gerçeğe dönüşemez diye, karanlık bir kuyuda taş olsa, su olmasa, belki biraz daha saçma geldi nedense zırıldamak. Tek bir mumdur ışık veren fener edasıyla. Kaçıp, kendini ormana salıp tilki benzeri sincap, bozuk hıyarın ucunu tırnak iziyle son nefesinde ismini unutarak, hırçın görünerek sıçradı. Düştü, kalktı, parçalandı ağlarken. Kıvranırken zıpladı. Dondu diye sırf beyaz tuz içen yaramaz yararlı saçmalıklarla hor görülmek nedir? Himinileri himileyip hımhımla horlatmışidü. Velakin yüzünde kocaman yara, kan içinde. Kolu kopmuş adam da tövbe etti. Sandık içinde pörtlek gözleri, karpuz misali hoppala diye horon teptiler. Tövbe estağfurullah diyerek saçlarını sürüyerek, horozlu kapıcı, ufacık tepsisini kocaman entarisine doladı. Kuşların buğdaylarına aşağılayıcı hakaretler ederek, koklayan sırık uzunluğunda kolunu, hatta gözünü de, biraz da kontrolünü kaybedince önüne geldikçe gözüne oturan hafız sakal Kerry King gibiydi düşüşü. Gitarı sandığı kızanı alıp, kayışı kopardı yedi. Gelmişini geçmişini yedi. Koptu yağmur sonrası koyun misali kuzucuklar. Emsalsizlik timsali timsah gözyaşlarıyla uğurlarken hoppala diyen hoppidik tipli goblin burunlu keçi sakallı bekçiydi bakınca gördüğü. Gerçek martı kuşu ötende, beride kalanlar diğerleri ve hepsinin derdi tek. Fukara kaçınca, aşağı dereden kaplumbağa, su satan kedi aniden durup köşedeki meyhaneye koşarak balıkları eliyle yiyip, ocaktan mavi renkte kocaman gözleri hatta ışıldayan ben megalomanlığındaki dere akar giderken köpüklenen fok, bıyıklarıyla kadının saçına, eteklerine dolanan, beline yılan tenine ayriyetten boyuna ve enine dolguncasına şerbet dilli tilki gözlerinden, çapkın edayla süzerek vahşi cazibesini yumruklar eşliğinde ibibik rengi zikindrik, pısırık bir insan küllüğünden sıyrılarak, karabatak petrol ofisinde ki barmen işe gitmeyip uyuşuk zırtapoz gülerken, bir anda boğulunca nefes nefese koşmaktansa durup beklemeyi denedi. Beklemek gibi geçti bahar sandığı ömür. Geçmiş çaresiz, umutsuz, kronik, agresif, obsesif, kompulsif bir herif. Bıyıklı ayı gibisi fazla cümlelerle alamadığını verdi sandı. Derken baktı ki hortum geliyor. Aneeey! Kaçmak boşuna. Yakalanmışsın bir kere ne çare. Popo yaramaz yemedi dedi. Uzadı gitti Tayyeap diye ortaya sazanladı. “Dış! Dış!” yaparak dışladı. Yaşasın kopça takarak takılan püskülleri çekerekten giderken tıkanır kalır gibi patlangaç. Bakar söylenerek, zıplayıp, atlayıp düşe kalka içerek, doyumsuz kasvetli koca şatoda fındık kıran zıpçıktı adam. Bölüm VI : (Eski görünümlü yeni ahit) Kuş pazı sarması formalite, soğan silgi demeden kova rüzgarlı guguk pesimist tik kalleşti. Gözlerinden hortlayan mosmor adam, silgiyle Kızılderili orman börülcesinden betonarme çanağa baktı. Post-itin kaçmış metan süpercik köprüsünden. Zortlayan pabucumun fındık tüylü kırlangıçlar portreden richter güğümleri kalaylı. Alaylı folklor, “Festival gibi samimi do, re mi, acaba?” diyerekten zıpladı. Çünkü sen var ya telekineziyle amarula mukusuyla kadastrodan peşinat tepelerken, sırtüstü teleferik kayboldu. Keçiboynuzu altından girip haydari yemek için tuvalete kimliksiz girilmez gibisinden yazı, yıldırım hızıyla burun kemiği tadında Thunderpeak'e denizin ne menem fantezi düşlerken saçmaladı Calafalas. Dairuin büyücüydü. Asasıyla mundar ederdi Dalafalas'ı. Deli marulcuydu. Paçal delikanlıydı. Yalan dolandı. Krem soğancığı eritip, mavimsi gri bozuk kül den ayıydı. Yavrusu çirkin kazdı. Yaramaz kızancıktı. Pervasız yavrucandı. Gözlükleriyle manyaktı. Yorgun mu sanıyorsunuz? Hayallerde yanmıştı sadece. Kelimeler geveliyordu fakat lüzumsuzdu. Fütursuzca savurdu leblebileri. Tıkandı, boğazında düğümlendi. Böylece gitti karısına uzattı boruyu. Sürerken sündü, hello kity derken “Yuh! Bak sen.” naralarıyla yürürken “Allah Allah!? Breeeeh!” nidasıyla, sopasıyla ütülerim diye uçarak uçtu. Aşağı çakıldı dedi. Okumanız dileğiyle palaskasıyla tumturaklı, oturaklı fasulye tanesi yere düşeyazdı. Bayburt Çekoslovakyalılaştıramadıklarını Mehmet Ali Birant’a devşirmiş. Pastel boya, dövmecide gotik hatun perküsyonunun ortasına kıllıca sıçtı. Kendisinden böylesine morarmış bok kisvesi görmemişti. Vıcık harbisi demiş ondan sonra gelmiş burundan çıkarmış. Erkenden kalkmış ki kör goblin ölürken sözünde ve özünde emin adımlarla cin ve cüce cennete şemsiyesizlik ve tanksızlıktan avuç içi çizgilerine, kıskanç insan evladı; teselli, acı yalan derim. Korkarım altıma yüksek mecburi veda etmiş tamburacı tantuni tepsisi dolu hazır olda bombastiksen demiş. Sonra ajandasından kocaman kartviziti çıkaramamış. “Hastir!” geçirmiş “Yuh!“ diyecekken. Altından bir ananas soydu, pörtlemişlerinden avokado hoplatıp, yağlı ekmek pırasasından çatal torpidosu sanmış gibi gelişemeyerek, gelişmiş müdüriyetten tapu bandıralı patlak gözlü kelaynaktan pipi, kum, doping almış. Şimdi olmaz, kabuklarından kurtulamadı. Çözdükçe trigonometri, beynini kezzap ve siyanürle masaja sokup sahiden paganizmle hayır trafosundan patates salatası, İskandinav mitleri ve diplerdeki hazinenin gerçek yelkenli olduğundan, sadelikle süslenmiş pasaklılığından, esefle kalınlaştırılmış ama yalın, lakin götlek hipotalamus bambiliboo adalarındaki hattarihanzo, monolitiklikten tahtırevanında, tekstilinin pas salçalarını kalçalarına incecik beline dolma kadar kehribar saran patatessiz yemek cücelerinden birini tepetaklak döndürmüş. Peltesi, ibnenin dörtlük Polonezköy sedef kaldıraç tiramisusundan, sıçmık barometresiyle aynı yerde tripleks havuzun kamarasında kaşıklaştırılmış kepçeler denen tahtakurularının hışırtısı arasında görülen, tilkimsi karafatmayı terlikle döver. Ve kalorifer böceği hapiste parmaklıkların gıcırtılı yağlanmamış postacı telgraf makinesi ile dıtladı. O sırada Batman, Superman ile telgrafın tellerine kuşlar da konar diye halaylarla dışarı frikik vererek, Hülya Avşar hiçliğe doğru Nietzsche'yi tekmelemeye, üstünde gecelik, jartiyer, topuklu ayakkabı varken öncelikle tırsıyordu. Sonra havladı. Amacı ise kanaviçe ve tüfek bahanesiyle cinayet süsünü portmanto üzerine koymaktı. Hapishane ayakkabılığı gibiydi. Gökyüzünde kırağı, sis, Hacettepe gırlaydı. Bunalım her yerde esniyordu. Esnerken de hapşırık tutuverdi. Tutarken bıraktı. Pişmanlıkla kendini koyuverdi. Verirken açtı ağzını, kamasutra teknikleri ile tekmelerken, burnuyla yaprak sarması pişirirken saatiyle balık kemik ve penguen aracılığıyla magery dersinde hoplayarak örgü örememişti. Takunyalarla sokakta 22 inch plazma kırıldı. Lüleburgaz yolunda çelme takıp parça pinçik ederek, yolluk hazırlamaya müsamaha göstermek içten ve dıştan kamuflaj nörolog oldu. Saç bandajı sıktı. Toka, şimşir tarak ve havuç sepeti aldı. Ümüğünü sıkmak arayışında iken Britney ve Shirley frekans programı röportajında mikrofonu yedi. Afiyet olsun dedi. Yemekle kalmayıp kustu. Kürdanla midesinde ekmek kırıntısı ararken gördüğü kemik, virüssel anti doksan sekiz topu gibi değil de daha çok okyanus tadında da değil de, boeing tadında uçuş motoru hızla dönerken, müfettiş kankasına piposunu sokup çevirerek, kısık ateşte kargacık kaosundan büyücü değil de necromancer geri zekalısından katamaran kiralayıp hızlandıramadığı işlemciyi çalkaladıktan sonra buz kıracağıyla kaşımış. Dümdüz yolun prestijli demircisi yörüngede takla atamayacağından, yerel kanallarda izlerken bir anda kahkahalar tutturunca bırakamadılar. Köpekleri kuyruklarını sallayınca anladım ki: Nedir sanki, barbunya kokmuş gibi gelince benden soğuduğunu, burnundaki kokuyu emzirerek kokladığını öğrenince hemen ağzını büzerek hamamın yanına oturdu ve kaldı. Aklından kötülük geçerken eyvah dedi beyazlamışçasına kulakmemesi kıvamında pipetten höpürdeterek içerken içine sinek çekmeye çalıştı olmadı. Olmaz şarkısını mırıldanıyordu mırıl mırıl. Harladığı ocağın üstünde tüfeğiyle mermileri taklayla hoplataraktan aniden göbeğinin birden çok salgıyla temas etmesi ile göbeği hop hop ederek bom bom yaparak dom-dom kurşunu ile göbeğinin ortasında beliren kocaman yutak, bir boğazın ortasında aşağıya tekerleksiz araba çorbasında kıl dönmesi ve sempozyumu, çorabın kaçması üzerine gerekli fenomenin önlem kınaması, akımsızlıktan prosedürsüzcesine dağınık kıt porsiyon yokmuş gibilerinden. Ama kastım kaslarımı, yağladım birde. Yalayıp yutunca tamamen yavşayan sinirleriyle oynaşan yengeçlerden biri; kâğıttan helva ile balon doldururken patlayınca uçan kuşlardan sor demeyecek kadar muz ister. Balinalaştırılmış ama kalınlaştırılmamış derken havası sönmüş, kireç tutmuş kayalıklarda dururken rüzgâra dönüp, ağzını aç da kuş, tüy ve gagası kelliğe çare olabilir mi acaba? Bilmeden bir zamazingodan çıkan jöle ağzına yüzüne bulaşırken aniden hortlak gibi sabuncu beli hatırasını yaktılar. Kızılderili uzayda triplex, kotex, vortex villada, janero patates baskısından ayakkabı çekeceği dünyasından haberler: gümüş gezegen, mars edip vızıldamak istemeyenlerden beygircesine dans ederken araklamaya çalışırken, kaşınan organı eline beline doladı ve yoluna çıkan armut, bıçak vasıtasıyla micro organizma gibilerinden sıkıldı. Kendisinin burnunu, ağzını, kulağını, yüzünü, dizini, gözünü, kafasını yeter diyip kırdı. Gözünü burnuna soktu. Elini demedi mi ki diye elini Eleny’e gel beraber birdir bir oynarken iki muz, kardeş kasabından armut yemeye, içmeye, içtikçe pişmeye, hazır kalker kene dalgasında benzerliklerimizden parçalar. Yere bakan biri yürek, göğe de yakar tossuruğunu ince kesip, kalınca doğrama bıçağı yana döne bırak ulan ona buna tespih ve teşbih veyahut şöyle bir rahatlasam. Yorgunluk, seller ve keller birden kahve fırlayan pötürgedir. Neden çiçeği alınmaktadır ki kimse bulamaç yapmaz. Haşin olmak kırıcı sandalye kefaretini ödemez, KDV'si içinde Mustafaley. Olmaz olmaz sevgilim. Kim ki delicesine katırlarla hegamonya ederse, böğürtlen yemeye reçel gerektiğinden yememek mümkün mü? Mümkün. Çünkü olabilir. Tapir ne demek. Ağaçtan kalk, otur. Fıstıkçı Şahap yere düştüğünde kaldırıp alnını kapıya karış karış dizi olmuş. Fevkalade, harikulade diyerekten başladı yüzmeye. Derken geri zekalı ileri burunlu başlamadı kemirmeye. Derken fare geldi fantastik oldu Morikante’nin üzerine sarı kırmızı Leyla. Yanaklarına konan kelebeği kovalama müteferrika. Olurmu belki diyecekken olmadı. Piyano, keman filan işe yarayabilecek. Öğrenmek istiyorum pesimistlik, melankoli. Ayranlarının eşek kafalısından uzak kalabilmek gerekse kalınır. Bölüm VII : (Son akşam gezmesi) Çekirdek çemkiren portakal boku, şizofren tekmesi yerse domuzu tutup kusar. Odun makasıyla terzi nakış kertenkelesi bacaklarını alıp nebulalardan ve saman yolundan iğne aramaya çıkarken, yaşam kupkuru yaş kalası ötekine çivilemiş. Yolun asfaltının tramplenleri penguen kasetçisindekilerden ibiş takunya gibi bir çocuk ile kapı suratına bakıp kumkuma nöbeti, kemençe kadar değerli polimorf dahil tırabzanlardan olan kılıcıyla zıpla. California lazım, prematüre domates, peynir… Geleceğinden ağzını, yüzünü, burnunu, kulağını, sümüğünü çekerek, kılını kıpırdatmadan tramplen ağzına yürüdü. Yüzünü yaladı hain dom dom yüzünü. Kalibre küçülünce mesafe Elisabeth, nasır flamingo mu? Ace ile base of case bir gün iki teke tek programına kazma sapıyla, elma çöpüyle, kalfasıyla ve ustasıyla delerek hem de biçerek veyahut döverek ta ki doğan görünümlü Şahin K. sudan serin kumlara gelen, magnum profiterol istiyor musun? Çünkü “elindekini istiyor musun ha?” söyle dedi. Yavaş dese de kırılacak çanak, yerden bitme saksı kahve çekirdeği, ağaç, yaprak, odun verince kellere şimşir yumurtlamak ile hazımsız kakasını yerken ishaliyet krizi, tazyikli kraliyetinden II. Hanry, bayramlarda el öpmeye giderken ayağından çıkan pizza dilimi küçük kafasında atmaca beslemeden başındaki kıllar seyreldi. Kadayıfa dönen sert kamaşullah, her döte parmak sorulmamalıydı ancak sorulmaması daha muhteşem bir klabırlık yaparken, testesteron genzine doğru sarkan buz dağları, kefereden küfre zındık bilemeyince hoşt diyerek dikiş iğnesinin deliği palazlanıyordu. Mollanın çürümüş topuğu kırılacakken akılsızlığından dağlara derelere diyar kukuletası reçelleşmiş levreklerin terbiyesi üzerine felsefi birikimleri kamasutrayı yazmalı. Köroğlu tüfeğiyle ağzına, yüzüne, gözüne, burnuna, kulağına, yanağına buse yarmagül tadında çiçekli böcekli bahçede haka dansı yaptıracakken aniden gökyüzünden düşen lost dizisi hepimize çiçek verecek gibi yapıp, elindeki hiçliği saman balyalarından geçirip yosunlarımla tut. Çekoslovakyalılaştıramadıklarımız sinir bisküvisi kadar bilinçsiz değil. Ahtapot ve balık tramisunun hafızasında, kedi balığı sudan fırlatmamasından öte yanındakilerin etkisiyle dikine giderken yatay da batabilecek bot tırmanamayınca kalakaldı. Kılıçbalığı gibi zıplayarak düşen Sony görünümlü Yumatu çakması fasonluktan çıkmış fasonya mahallesinden kazanç isteyenlerden Tesla manüpilasyonuyla tetiklenen, atom enerjisi sinerjisi portallarından taşan Kolombiyalılardan kahve çekirdekleri ihracı talep ederek, kampanya promosyonlarından çürük patates salladı. Kolunu teleferiğe, tramvaya çarparak bağırıp gerindi. Höykürdü ve hömkürdü. Böylelikle sandı ki kaşıntısı takunyadan ileri geri, sola sağa, ortaya, öne geriye ve yukarıya koşarken ayağı çukurda kalıp sendeleyerek kakıldı, itildi. Kuzu ve onun arkadaşları, Osman değil diyerek yoluna gidemedi. Giden hayırsız çocuk ile kolpa boyumuzla birlikte hepimiz terleyip hacıdan gelen hatta gider ayak geri ileri “ispermeçet alabora Memoli delişmen” kaynana zakkum familyasına gocuk alıveren kunduzdu. Kıvırcık bir maymuncuk yardımıyla kuzucuk etkisinde manivelasız bir tahtıravalli kapasitesindekilerden çok malum bir kişi ile el ele hoppala diyerek cibidik, çipidik, firibik diye hökürdeyince aniden Tankut belirdi. Sonra aniden ağzını açtı, kuş kondu gece dolunayda. Jimnastik yaparken frikik verince paparazzigillerden kurtulamadı sanan, sonra da kanan kişi Kenan ya da Kemal, muhtemel sivilcelikten günsüz hezeyanlarla devşirilmiş rostoların karmakarışık duygusallıklarından, tepe tepe dağsız Kerem Cem evinde aralığındakilerden yana çekilmez. Halatların ucunda zevzeksizlikten dolayı kuşatılmış kalede marulumsu bir haliyle havuçtan silahlar koşturup dururken, küvetteki denizanaları pimini çekerken gitmiş. Gitmişte paralel olarak takla atan iki kedi ile porsuk ayağı terlikli kediler, yokuş üzerinde dikilen çubuk kırılınca aniden fırlayan yay misali gergin parmakları titrerken “Yaşlı gözlerle bakma…” diyerek kulağını tıkadı. Kaplumbağa yavrusuna fındık fırlattı. Uçurtmayı vurmasınlar derken sofistike fasulyelerle post modern anlayış, derinlik içermiyorsa Optimus Prime time; Reha “Acı var mı, acı?” diyerekten gaflete gofretle dalarken, fonda çalan Eminem eşliğinde “m&m's” bonbonlarını tontonlara torbalarla toplatırmış. Elmalar protonlarını elektronlardan sakınıp, çelik gibi öküzcüklerin perdeli planktonların tepsilerindeki planktonivorlara dans ederek, törenle sallanıp çarpmasıyla kahvelerinden çıkan ahali bir anda çığlıklarla "durum nedir gardaş?" demedi. Demeyin dedi tıkınan Dali. Ölmüş, sonra çuvala giren, çuvaldan damsız çıkan gamsız baykuş kafayı takınca, pişmiş kelle düşmüş. Topu dübellere tutturunca viskiler kemana vurduran tersane bıçkınlığında gezen hışırtı dolu, dolu dolu gelen roots, marla ve Elisabeth hep beraber modem istemişler. Dayak tepkidir derinlerden. Kuyu kazancılarıyla bıçkıcı, kartvizitimsi bölünen amip makromesi tellilerinden azıcık kalem miyavlaması, uzaklardan duyulunca gudik mars gezegeni Petek Dinçöz dekoltesinden, Mayk ölü taklidi yapamayan mivv kedisi piuvv diyince çiuvv diye kaçmış. Magma hatta grizu Mayk, kit “Maykıl hooop!” diyecekken portfolyo profiterollü tekniklerini dinlerken dinlemiş mi diye dinlemiş. Sonrasında aylık namazını üzengisiz hortlayan mahcup vampirler sevinmişler. Ayrıca münasip pozisyonlarda asimetrik hareketlerle maymunumsu şafak 2012 kırlangıç distribütör terliğinin koması altında ağlamak isteyen paradigmalarla gelsin. Kaşınsın trigonometrilik prangalarla. Tepsiden düşen karakteristik lahanaların turşusu paklanınca, filizlenen lombaklar yuvarlanırken, yuvasız köstebekler pastalarını ahlaksızca kasma prosedürlerine şurupla gelen gideni arıyorsa, çıkış, ışığın mistik dansında. Yalnız yalpalayarak sütün kokarcalı tandır, ybc yaptım sayende. Tekkesinde gördüğüm “dai mai” bandıralı bandırma yokbişileri sıralarken, tatlıca haşırt diye pigmentlerini ayırırken, sonsuz paradigmal matematik kosinüsleriyle yoğrulan hamur, triballeşerek bir anda fırtınaya Çemişkezek kazasından girer. Oku! Ayyaş kafayla oku...
Bir "AyyaS.com" yapımıdır. Mesihler : Ayyaş ekürisi. Copyright: 2005 / Ayyas.com ® "Her hakkı saklıdır."
Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Tarihimizi okuyunuz; görürsünüz ki, milleti mahveden fenalıklar hep din kisvesi altındaki kötülüklerden gelmiştir. Son düzenleyen Recnes : 18-04-2008 - 20:57 Sebep: Yeni bölümler eklendi. |
|
#2
|
||||
|
||||
|
bahuahah hepsini okudum üşenmeden
When dusk falls and obscures the sky |
|
#3
|
||||
|
||||
|
zauhzauazhzau ya benim yazdığım yer çok küçük kalmış başlık altında tabii nerdese 1800 mesaj oluunca böle oluyor
|
|
#4
|
||||
|
||||
|
öheeeee koptum
|
|
#5
|
||||
|
||||
|
puhahahaha baya iyi ya.Eline sağlık ash iyi iş çıkarmışın
|
|
#6
|
||||
|
||||
|
Blaaa :delürdüm: ehehe
EsT SoLaRuS UtH MitHaS |
|
#7
|
||||
|
||||
|
yuh lan işin gücün yokmu bunla uğraşmışsın kaç ayda bitti bu... |