Takaşi Miike 1960 yılında Osaka’da doğdu, İmamura Shohei’nin kurduğu ve başında bulunduğu Japon Görsel Sanatlar Akademisi’nde eğitim gördü. “ Zegen ” (1987) ve “ Kuroi Ame / Black Rain /
Takashi MiikePublished by mandragora 03-05-2008 |
|
Takaşi Miike 1960 yılında Osaka’da doğdu, İmamura Shohei’nin kurduğu ve başında bulunduğu Japon Görsel Sanatlar Akademisi’nde eğitim gördü. “ Zegen ” (1987) ve “ Kuroi Ame / Black Rain / Siyah Yağmur ”da (1989) Shohei’nin birinci asistanı olarak çalışan yönetmen, Japonya’nın önde gelen yönetmenlerinden olan Onchi Hideo ve Kuroki Kazuor’un da asistanlıklarını yaptı.
Bir filmi, başından sonuna düşünüp sonra da hayata geçirmek için kolları sıvamaya karar vermek, daha işe girişmeden başlı başına bir efor. Bu süreçte düşünülenler, hissedilenler farklı yönetmenlerde değişik motivasyonlardan kaynak alıyor mutlaka. Sanat sineması söz konusu olduğunda, 'meselesi olmayan', 'meselesiyle uğraşmayan' bir yönetmenin bu camiadan takdir görmesi çok görülen bir durum değil. 'Meselesi olmak', 'hayatla temel bir derdi olmayı' bu da çoğunlukla 'ciddi olmayı' gerektirir.Böyle ciddi insanların çok fazla gülmeden yaptığı bir şey olarak anlaşılır sanat sineması, en azından son yıllara kadar daha bir öyle anlaşılırdı. Bu çizili hatlar yavaş yavaş geçişkenlik kazanmaya başladı. Batı kültürü önderliğinde tescillenen sanat filmlerinin takipçileri, bir yerden sonra farklı film yapma anlayışlarına ve bu anlayışların değişik sonuçlarına da ilgi göstermeye başladı. Bu ilgi, farklı olanı keşfetmenin ötesinde, onu da kendine katma, bünyesinde barındırma gibi bir kaygıdan güç alıyor. Takashi Miike işte bu garip, zaptedilemez ve keşedilmesi gerekli sinema anlayışlarından birini, belki de en sıradışı olanını temsil eden bir yönetmen. Hiçbir filmi ne bir öncekini anımsatıyor ne de bir sonraki hakkında ipucu veriyor. Her seferinde birbirinden çok farklı meseleleri ele alışındaki yöntemsel tercihlerin de tutarlı olmaması, Miike sineması diye ortak paydada buluşan bir şeyden söz etmeyi güçleştiriyor. Bu zorluk, onun motivasyonunun temellerini oluşturan alışılmadık kaynaklardan sızıyor belki de. Yaptığı estetik tercihler Katil Ichi'de (Koroshiya, 2001) slasher soslu manga görüntülerini anımsatıyor. Çok farklı bir diğer filmi The Happiness of the Katakuris için (Katakurike no kôfuku, 2001) 60'lar öncesi Disney animasyonlarının zombi filmleriyle karışmış ve aile dramı şeklini almış hali diyebiliriz ya da çok farklı bir diğer filmi Cevapsız Arama (One Missed Call, 2003) için de gerilimi yüksek, şiddeti düşük bir tekno hayalet öyküsü diyebiliriz. Gozu (Gokudô kyôfu dai-gekijô: Gozu, 2003) için 'fantastik yakuza hikâyesi' demek ne derece yeterli olur, ya da Ölüm Provası (Ôdishon, 2000) için 'feminist slasher' desek ne derece açıklayıcı olur bilinmez. Miike'yle ilgili temel tekinsizlik hissi, onun filmlerini herhangi bir kategoriye sokamamaktan kaynaklanır. Daha da kötüsü, başka herhangi bir filme referans vererek karşımızdakinin aklında, Miike'nin herhangi bir filmi için bir çerçeve oluşturmak mümkün değildir. Onun filmleri, kendisinden başka hiçbir şeye ait olmayan, özerk, kendini kendisinden başka hiçbir şey üzerinden açıklanamayan filmlerdir. Bu noktada film yapma sürecinde bazı yönetmenlerin arka planda tutmaya özen gösterdiği, bazılarının da hep akılda tuttukları bir meseleden bahsetmek gerekli; 'zevk' meselesi. Tarantino izlemek örneğin, belki tek kelimeyle bir 'zevk' tecrübesidir. Tarantino'nun film yaparken aldığı zevk o kadar içindedir ki filmlerinin, siz de onun zevk alış biçimlerin den zevk alırken yakalarsınız kendinizi. Filmde yapmaya çalıştığınız keşifler, onun oynadığı oyunları bulmak içindir. Filmi izleme süreci, yönetmenin filmi yaparken aldığı zevki deşifre ederek kendimize mâl etme amacını güder. Bu söylenenler Miike için de geçerli diyebiliriz. Miike filmlerinde gördükleriniz çok anormal olaylar olabilir, çokça bu hayattan olmayan karakterler söz konusudur: Dans edip şarkı söyleyen zombiler, misinayla bacak kesen bir kadın, bir gün aniden bir kadına dönüşen ve dönüştüğü kadının içinden salya sümük yeniden doğan yakuza, yanaklarının ortasına kadar kestiği ağzını çengelli iğnelerle tutturan ve birisini ısırması gerektiğinde iğneleri çıkartan adam, ya da sado-mazo spastik bir anti-kahraman Miike'nin evreninde yadırganmaz. Sürekli fiziksel acı veren ve/veya acı çeken bu karakterlerin hepsinin tek ortak noktası, yaptıklarından bir şekilde zevk alan karakterler olmalarıdır. Bu bazen üstü kapalı bir metin olarak çıkar karşımıza, ama karakterleri sorguladığımızda -çoğu kez- kendi bilinçlerine rağmen yap(ıl)tıklarından bir şekilde zevk aldıklarını görürürüz. Miike'nin de bu karakterleri ve böyle film evrenlerini yaratmaktan zevk aldığını filmi izlerken fark etmemek mümkün değildir. Zaten Imamura'nın açtığı kursa, sırf bedava diye giden ve sinemayla ilişkisi Bruce Lee filmleri izlemekten öteye gitmeyen bir adamın, bu kadar özgün film dünyası tasavvurlarıyla ortaya çıkması, sadece yaratıcı gücünün tümünü kafasında ve/veya özünde barındırmasıyla açıklanabilir.Miike genellikle özgün senaryolarla film çekmiyor, uyarlamalar yapıyor ya da Dead or Alive gibi seri filmler için prodüktörler tarafından yönlendiriliyor. Onu özellikli kılan, aslında yapıları çok ortada olan bu metinleri, kendi kafasındaki dünyada yeniden yaratıyor olması. Bütün bu metinlere 'zevk' unsuru katıyor Miike. Onları, filmlerini yapmaktan zevk duyacağı bir hale getiriyor, bizim izlerken zevk duyacağımız şeyler düşünüyor ve karakterlerini de bir anlamda zevk alan halleriyle resmediyor. Şiddet çok günlük bir faktördür Miike'nin filmlerinde, şiddetin resmedilişi de oldukça rahatsız edicidir. İşkence yapılan vücutlardan ve bilimum vücut sıvısından geçilmez. Yarattığı sürreal dünyalardaki karakterlerle ve durumlarla tasvir ettiği bu şiddet faktörünü, yine bu dünyaların gerçekliği bulandırılmış dünyalar olması üzerinden katlanılır kılar. Resmettiği gerçekçi dünyalarda karakterlerin maruz kaldığı somut bir şiddet yoktur. Ne zaman ki film dünyası fantastikleşmeye başlar, o zaman şiddet alır başını gider. Ölüm Provası'nda özellikle filmin dörtte üçlük bölümünde düzgün açılar, uzun planlar ve doğal ışıkta resmedilen alıştığımız bir baba-oğul ilişkisine şahit oluruz. Bu ilişki, iyi bir baba-oğul ilişkisinde ne olması gerekiyorsa odur. Babanın yeniden evlenmek istemesi üzerine ikilinin yaşamına bir kadın dahil olur. Film, olayları kadının dünyasından aktarmaya başlayana kadar -ki kadının dünyası çok tutarsız ve tehlikeli bir dünyadır- biz ekranda herhangi bir somut şiddet aktarımı görmeyiz. Anladığımız anlamda günlük hayatı resmeden hiçbir karede şiddet ekranda belirmez. Fakat şiddet var veya yok, zevk unsuru hep ekrandadır. Aoyama, gözüne kestirdiği kıza bir av gibi davranır ve onu elde etmeye çalışmaktan zevk alır. Aoyama'nın oğlu, trende tanıştığı bir kızı babasının mantığının devamı olan bir zihniyeti resmeder şekilde, sırf güzel olduğu için, zevkten dört köşe, eve getirir. Bu karakterler üzerinden, Japon toplumu erkeklerinin uyguladığı sosyal şiddet, biz onların dünyasından çıkıncaya kadar somutlaşmadan böylece devam eder. Miike, bariz bir şekilde Japon erkeklerinin bu halini resmetmekten, halleriyle açıktan dalga geçmekten zevk almaktadır filmde, izleyici bunu da rahatlıkla hissedebilir. Biz Asami'nin dünyasına girdiğimizde, aynı zamanda onun hastalıklı ruh halinin de ortasına düşeriz. Film dünyasında görüntüler bulanır, kadrajlar kayar, karakterler gerçekliklerinden bir şeyler yitirmeye başlarlar. İşte tam da bu noktada şiddet somut anlamda belirir. Asami'nin işlediği birbirinden korkunç cinayetleri izlemeye başlarız ve filmin sonuna kadar dayanamayacağımızı en az birkaç kez düşünürüz. 'Gerçek' resmedilen hayatta satır arasında kalan şiddet, 'fantastik' film dünyasında somutlaştırılarak görünür kılınmışıtır Ölüm Provası'nda. İkinci bölümde, zevk unsuru Asami'nin üzerinden yayılır. Asami yıllardır ona acı çektiren bütün erkeklerden zevk içinde intikam alır. İzleyeci de, filmin ilk yarısındaki gizli şiddete böyle bir karşılık gelmesinden -aslında belki de almak istemediği- bir zevk alır. Kendisini Japon erkeğiyle özdeşleştiren seyirci, Asami'nin nihaî emeline ulaşamamasından zevk alır, vs. Filmi izleyen herkes için bir kişiselleştirme ve bunun üzerinden zevk alabilme kapısı açıktır. Miike ise, bu zevk alma kapılarını açarak film yapmış olmanın zevkini yaşamaktadır zaten. On yıllık kariyerinde bugüne kadar yaklaşık kırk film ortaya çıkardığını düşünürsek, devamlı üretimde olan bir yönetmenden bahsettiğimizi anlarız. Tecrübelerini kendi evreninde yarattıklarına mâl ederek, çok da ciddiye almadan geri yansıtan, işinin doğasına aşık bir adam Miike. Önceliğinin bu derece çocuksu ve oyunbaz bir noktadan çıkmış olması da, samimiyetinin gerçekliğine işaret. Sanat sineması Miike'yle ilgileniyor, onun yaptıklarını da kendine katmaya çalışıyor. Ama aynı zamanda Miike'yi heyecanla takip eden, Marquis De Sade'ın torunlarına karşılık gelen bir grup da var ve bu grupla 'Extreme Asian' denilen Suzuki, Tsukamoto ve Miike gibi yönetmenlerin sinemasının, sanat sinemasına ne kadar entegre olacağını zaman gösterecek. Ya da belki sanat sineması denildiğinde akla gelenlerin biçim değiştirmesinde bu filmlerin etkisi büyük olacak.
dead or alive serisi
Kullanılan Kaynaklar
http://www.altyazi.net/temmuz04/miike.html |
|
|
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| miike, takashi |
| Film Araçları | |
| Görünüş Şekli | |
|
|