Alfred Joseph Hitchcock

Alfred Joseph Hitchcock, (13 Ağustos 1899-29 Nisan 1980) Gerilim ve korku türünün en büyük ustası sayılan yönetmen Hitchcock, 13 Ağustos 1899'da İngiltere'de dünyaya geldi, 29 Nisan 1980'de ABD2de hayata veda

Alfred Joseph Hitchcock

Published by Dairuin 18-03-2008

Alfred Joseph Hitchcock, (13 Ağustos 1899-29 Nisan 1980) Gerilim ve korku türünün en büyük ustası sayılan yönetmen Hitchcock, 13 Ağustos 1899'da İngiltere'de dünyaya geldi, 29 Nisan 1980'de ABD2de hayata veda etti. Mizahi tatlar kattığı gerilim filmleri olağanüstü ilgi görmüş, Hitchcock adı ortalama izleyici için bir yıldızın adı kadar büyük önem kazanmıştır. Kendisi, eğlendirmenin ötesinde bir amaç taşımadığını ısrarla belirtmesine karşın, eleştirmenler filmlerinde derin felsefi boyutlar bulmuş, onu sinema sanatının büyük ustaları arasına sokmuşlardır. Genç sinemacıları da önemli ölçüde etkilemiş olan Hitchcock, 1979'da Amerikan Sinema Enstitüsü'nün Yaşamsal Başarı Ödülü'nü almış, ertesi yıl da Kraliçe II. Elizabeth kendisine "sir" unvanı vermiştir.

ÇOCUKLUK YILLARI VE SORUNLAR

Babası kümes hayvanları ticaretiyle uğraşan Hitchcock, Londra'da, St. Ignatius College adlı Cizvit okulunda okudu.
13 Ağustos 1899 yılında, Doğu Londra'da, Leytonstone'da doğan Hitchcock, çocukluk yıllarını ailesinin bakkal dükkanında geçirdi. Koyu bir Katolik olarak yetiştirilen ve Cizvit okuluna giden Hitchcock'un okul arkadaşlarınca takılan ismi "Cocky" yani "Burnu Havada" idi. Hitchcock okul arkadaşlarınca da kendinden zayıfları ezen, zorba biri olarak hatırlanıyor. Kendinden küçük bir çocuğu bağlayarak rehin alması ve pantolonunun içine çatapat atması böyle bir üne neden sahip olduğunu gösteriyor herhalde.

Koyu Katolik eğitiminin sebep olduğu "Katolik Sanatçı" damgasını her zaman yalanladı ve işlerinde dini yönlendirmelerin olduğunu inkar etti. "Benim için filmlerim ahlak hakkında herhangi bir değerlendirmeden daha önemlidir" diyordu. Tüm bu sözlere rağmen günah, suçluluk, ceza ve pişmanlık temaları filmlerinin içine işlemiştir adeta.

15 yaşındayken babasını kaybeden Hitchcock, evlenene kadar annesiyle birlikte yaşadı. Ölene kadar oğlunun üzerinde müthiş bir baskı uygulayan anne, ünlü yönetmeni ve karısını tatillerde bile yalnız bırakmadı.

REKLAMCILIKTAN YÖNETMENLİĞE

Londra Üniversitesi'nde mühendislik öğrenimi gördü. 1920'de, Famous Players Lasky adlı ABD şirketinin Londra şubesinde sessiz filmlerin ara yazı tasarımlarını hazırlayarak sinema dünyasına girdi.Babasını kaybettikten sonra çalışmak zorunda kalan Hitchcock, 1920'lerin başında işe reklamcılıkla başladı. Sonrasında Islington'da ünlü Players-Lasky Film Stüdyosu'nda prodüktör yardımcısı olarak çalışmaya başlayan Hitchcock, bir süre sonra sessiz filmlerin yönetmeni oldu. Bu çıraklık döneminde tüm yönetmenlik kariyeri boyunca koruyacağı fikirler oluşturan Hitchcock "Eğer iyi bir filmse, ses yok olduğunda da izleyici hala ne olup bittiğiyle ilgili bir fikre sahip olur. Filmin uzunluğu ise tamamen insanın mesanesinin dayanma gücüyle ilişkilidir." diyordu.

Kendini "şişman, hırslı, çekici olmayan genç bir adam" olarak tanımlayan Hitchcock'u, fiziği her zaman rahatsız etti. Gerek aldığı dini eğitim, gerekse görünüşünden duyduğu utanç ve rahatsızlık yönetmenin cinsel hayatını da etkiledi. Tutkun olduğu kadınlar ise bastırılmış cinselliği ve öfkesiyle yönetmeni her zaman tiksindirici buldular. Böylesine bir komplekse yol açmasına ve doktorların diyet yapmazsan ölürsün uyarılarına rağmen Hitchcock yaşadığı sürece pisboğazlığına gem vuramadı.

Hitchcock 23 yaşında stüdyoda editör olarak çalışan Alma Reville'e evlenme teklif eder ve dört yıl sonra da evlenirler.

Bir çok kadına tutulmasına rağmen son nefesine kadar birlikte olduğu kadın Alma'dır. Joan Fontaine, Maureen O'Hara, Ingrid Bergman, Marlene Dietrich, Grace Kelly, Doris Day, Kim Novak, Tippi Hedren Hitchcock'un gözde oyuncularıydı. Filmlerinde kadın oyuncuları üst üste pek fazla kullanmayan yönetmen Ingrid Bergman ve Grace Kelly'ye olan zaafıyla onları üçer filmde oynattı.

İlk filmini 1925'te çekti. Ertesi yıl yönettiği The Lodger (Kiracı), daha sonra Hitchcock adıyla özdeşleyecek olan gerilim türündeki ilk yapıtıydı. Blackmail (1929; Şantaj) ise ilk sesli İngiliz filmi oldu. The Thirty-nine Steps (1935; 39 Basamak) ve The Lady Vanishes (1938; Bir Kadın Kayboldu), gibi klasikleşmiş filmlerinin ardından İngiltere'den ayrılarak Hollywood'a yerleşti. Oradaki ilk filmi Rebecca (1940; Rebecca), en iyi film dalında Oscar kazandı.


Hitchcock, bundan sonraki 30 yıl boyunca ortalama yılda bir film yaptı. Bu dönemde, gerilim yaratmadaki teknik ustalığını çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Örneğin Notorious'ta (1946; Aşktan da Üstün), kalabalık bir salonun yüksek tavanına yerleştirdiği kamera, bütün salonu gösterdikten sonra görkemli bir inişe geçiyor, bu kamera hareketi ev sahibesinin avucunda tuttuğu ve öyküdeki gerilimin en önemli öğelerinden biri olan anahtarın yakın plana girmesine değin sürüyordu. Rope (1948; Ölüm Kararı) adlı ilk renkli filmiyse, Hitchcock'ın başka düzeyde giriştiği bir teknik gösteriydi. Bir apartman dairesinde geçen ve bazılarının süresi 10 dakikaya varan toplam 11 çekimden oluşan film, çekimler arasındaki ustaca geçişlerle, kesintisiz tek bir çekimden oluşuyor izlenimi veriyordu.


1950'lerde Strangers on a Train (1951; Trendeki Yabancı), Rear Window (1954; Arka Pencere) ve Vertigo (1958; Ölüm Korkusu) gibi filmlerde gerilim tekniklerini kusursuzlaştıran Hitchcock, 1960'larda yeni bir üsluba yöneldi: Psycho'da (1960; Sapık), başroldeki kadının sinema tarihinin en ünlü cinayet sahnelerinden birinde bıçaklanarak öldürülmesi filmin ilk üçte birlik bölümünde yer alıyor; The Birds'de (1963; Kuşlar) kuşları insanlara saldırmaya yönelten şeyin ne olduğu sorusu yanıtsız kalıyor; Torn Curtain (1966; Esrar Perdesi) ile Topaz'daysa (1969; Topaz) bir yandan klasik casusluk öyküleri anlatılırken, bir yandan da bu tür etkinliklerin yarardan çok zarar geçirdiği yolunda güçlü karşı temalar işleniyordu. Frenzy (1972; Cinnet) ve Family Plot (1976; Aile Oyunu), Hitchcock'ın eski üslubuna başarılı bir dönüş yaptığı filmler oldu.

Hitchcock, The Lodger'dan başlayarak filmlerinde çok kısa sürelerle görünmüş, bunu bir "Hitchcock geleneği"ne dönüştürmüştür. 1950'lerde ve 1960'larda, tümünü sunduğu ve bazı bölümlerini yönettiği birkaç televizyon dizisi ününü daha da artırmıştır. Ayrıca adı bir dizi gizem öyküleri antolojisinde de yer alır. Yaşamını ve yapıtlarını konu alan çok sayıda kitabın en önemlilerinden biri John Russell Taylor'ın Hitch: The Life and Times of Alfred Hitchcock (1978; Hitch: Alfred Hitchcock'ın Yaşamı ve Dönemi) adlı çalışmasıdır. Ünlü Fransız sinemacı François Truffaut da Hitchcock'la yaptığı bir dizi söyleşiyi Le Cinema selon Hitchcock (1966; Hitchcock, 1987) başlığı altında toplamıştır.

HİTCHCOCK VE CİNSELLİK

Sinemada cinsellik konusuyla ilgili "Sinemada cinsellik konusuna yaklaştığımda, burada da gerilimin egemen olmasına önem veririm. Cinsellik çok açık, çok bağırgan olursa gerilim kalmaz. Niye hep sarışın ve sofistike kadınlar seçiyorum filmlerimde? Çünkü kibar kadınlara, gerçek hanımefendilere bayılıyorum. Zavallı Marilyn, cinselliğini bir afiş gibi suratında taşıyordu. Tıpkı Brigitte Bardot gibi. İngiliz ve Kuzeyli kadınlar bu açıdan Latinlerden daha ilginçtirler." diyordu.

Manie'nin senaryo yazarı Jay Allen Presson, "Hitch fantezi düşkünü bir adamdı. Alma'nın ise öyle bir fantezi dünyası yoktu. Fantezilerini dışarıda yaşardı Hitch. Alma ise bunu anlamaz fakat bununla başa çıkardı" diye anlatıyordu.

Kocasının filmlerinde dikkate değer etkisi olan Alma, Hitchcock'un adeta bir danışmanı ve duygusal dayanağıydı. Tüm evlilik hayatları boyunca Alma evi sadece bir kere terk edip gitti. Birkaç gün gibi kısa bir sürede geri dönmesine rağmen bu Hitchcock'u yardıma muhtaç bir sinir hastasına çevirdi.

1972'de karısının üzerindeki etkisini "Belki karım beni düşündüğümden daha fazla yönetiyor" diye itiraf ediyordu. 1925 ve 1926 yılları Hitchcock'un ilk filmlerini çektiği yıllardı ve basında, İngiliz tarihinde ilk kez bir yönetmen, yıldız oyunculardan daha fazla ilgi görüyordu. Hitchcock filmlerine kendi görüntüsüyle görsel bir damga vurmaya o yıllarda başladı ve bunu 50 yıl sürecek bir Hitchcock geleneğine dönüştürdü. Tamamı deniz ortasında geçen 1943'de çektiği "Lifeboat-Yaşamak İstiyoruz" filminde bile gazetedeki bir reklamda görünerek bu geleneği bozmadı.

HİTCHCOCK VE SENARYOLAR
Hitchcock'un senaryo yazılışına farklı bir yaklaşımı vardı. Bir yazarı eve çağırır, en hafif kıyafetleriyle votka içerek, filmle hiç alakası olmayan konuları tartışırdı. Sonunda lafı senaryoya getirir, yazarın bu çerçevede bir iş yapmasını isterdi.

Hitchcock senaryo hakkında bakın neler diyor: "Ben biliyorsunuz yazar değilim. Bir senaryo yazabilirim ama hem tembel olduğumdan hem de zihnim dağınık olduğundan hep yazarları çağırırım yardıma. Buna karşın atmosfer ve gerilime dayalı filmlerimin kendi yarattığım şeyler olduğuna inanıyorum. Birinin yazdığı senaryoyu alıp resimlemek bana göre bir iş değil. Onu bir şekilde benim öyküm haline getiririm. Bir öyküyü yalnızca bir kez okurum. Temelde bana uyarsa alırım, kitabı tümüyle unutup sinema yapmaya girişirim. Söz gelişi Daphne du Maurier'nin "Kuşlar" öyküsünü anlat deseniz, yapamam. Bir kez okudum ve unuttum gitti."

Görsel hikaye oluşturmakta usta yönetmene hayran olan yazar Raymond Chandler ise "Hitchcock'da beni eğlendiren bir yan var. O da, filmlerini öyküyü bilmeden yönetiyor olması. Ayrıca bunu tartışacak kadar da nazik" diyordu onun için.

İlk sesli filmi "Blackmail-şantaj"ın aldığı olumlu tepkilerden sonra çektiği "The Man Who Knew Too Much-Çok şey Bilen Adam" Hitchcock'un ilk uluslararası övgü alan filmi oldu. 1937'de "The Lady Vanishes-Bir Kadın Kayboldu"yu çektikten sonra İngiltere'yi terk edip Hollywood'a yerleşen Hitchcock böylece büyük bütçe ve büyük yıldızlarla tanışma imkanı buldu. "Bir sinemacının söyleyeceği hiç bir şey yoktur, göstereceği şeyler vardır" diyen Hitchcock, kariyerinin başlangıcından beri kendisini görsel açıdan ilgilendiren, görsel olarak göz önünde canlanan filmler yaptı.

AŞKLARI VE FANTEZİLERİ
Ingrid Bergman, Grace Kelly, Vera Miles ve en fazla da Tippi Hedren'a aşık olan Hitchcock onları yönetiyor ve kendi fantezilerini ekrana yansıtmalarını sağlıyordu. "Marnie-Hırsız Kız"dan sonra Hitchcock'un kariyeri yokuş aşağı inmeye başladı. Daha açık ve korku dolu filmler çekmek için stüdyo patronlarıyla tartışan Hitchcock'un bu önerileri kabul görmeyince, projelerine olan ilgisi kayboldu.

1966 yılındaki "Torn Curtain-Yırtık Perde", 1968'deki Topaz ve 1975 yılında çektiği "Family Plot-Aile Oyunu" çok az ilgi gördü. Bunu pek dert ediyor görünmeyen Hitchcock "Yaptığım kötü işler bile para ediyor ve ben onları çektikten bir yıl sonra klasik oluyor" diyordu.

Bu dönemde Hitchcock ve karısı Alma'nın sağlık problemleri baş göstermeye başladı. 1975'de kalp atışlarını düzenleyici bir alet taktırdı Hitchcock. Eski hayatındaki hareketi arayan Hitchcock, hayatındaki bu boşluğu içerek doldurmaya çalıştı.

HİTCHCOCK'UN SON PERDESİ

Sanatının tüm hayatı olması gibi, tüm arkadaşları da meslektaşlarıydı. Film dünyasından uzaklaşınca kendini yapayalnız bulan Hitchcock 1980 yılının 29 Nisanında karısı yanı başındayken kendi hayatının son sahnesini oynadı ve hayata veda etti. Tüm hayatı boyunca ölümden korkan ve bu korkuyu da filmlerinde dışa vuran Hitchcock'un ölüme geçişi çok yumuşak oldu.

HİTCHCOCK'TAN

* Bazı filmler hayatın dilimleridir, benimkiler kek dilimleri.
* Belgesellerde temel malzeme Tanrı tarafından yaratılmıştır. Kurgu filmlerde yönetmen Tanrıdır, hayatı onun yaratması gerekir.
* Ben tür yönetmeniyim. Sindrella'yı film yapsam, insanlar at arabasında ceset ararlar.
* Erkek karısının söylemediği her sözcüğü anladığı andan itibaren gerçekten evlidir.
* Kendinden çalma bir stildir.
* Konuşma diğer seslerin üstünde bir ses olmalı basitçe, gözleri görsel terimlerle konuyu anlatan insanların ağızlarından çıkan olmalı.
* Onlara zevk verin. Korkunç bir kabustan uyandıkları an duyduklarının aynı.
* Polise karşı değilim. Sadece onlardan korkuyorum.
* Sarışınlar çok iyi kurban olurlar. Kanlı ayak izlerini gösteren bakir kar gibiler.
* Televizyon boru tesisatına benzetilebilir. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmedi ancak onların evde durmalarını sağladı.
* Televizyon psikiyatri üzerine çok şey başarmıştır, hem psikiyatriyi tanıtmış hem de ihtiyaç yaratmıştır.
* Televizyonda bir cinayet görmek kişinin kinini giderebilir. Eğer siz hiç kin duymuyorsanız, reklamları izleyin.
* Televizyonun yaptığı en büyük katkılardan biri, cinayeti tekrar eve getirmesidir, ait olduğu yere.
* The Bird (Kuşlar) yaptığım en korkunç film olabilirdi.
* Yumurtalardan korkuyorum, korkmaktan öte, iğreniyorum. Beyaz üzerinde hiç delik olmayan şey. hiç yumurta sarısından daha iğrenç bir şey gördünüz mü? Kan hoş bir kızıllığa sahiptir, ancak yumurtanın o sarısı iğrenç. Hiç tatmadım.

Filmografi

Tüm filmleri

Sessiz filmler

1922 No. 13 Wardour & F. tamamlanmamış; kayıp olduğu sanılıyor
1923 Always Tell Your Wife
1925 The Pleasure Garden
1926 The Mountain Eagle
1927 The Lodger
1927 Downhill
1927 The Ring
1928 Easy Virtue
1928 The Farmer's Wife
1928 Champagne
1929 The Manxman

İngiliz yapımı filmler

1929 Blackmail
1930 Juno and the Paycock
1930 Murder!
1930 Elstree Calling
1931 The Skin Game
1931 Mary
1932 Number Seventeen
1932 Rich and Strange
1933 Waltzes from Vienna
1934 The Man Who Knew Too Much
1935 The 39 Steps
1936 Secret Agent
1936 Sabotage
1937 Young and Innocent
1938 The Lady Vanishes
1939 Jamaica Inn

Amerikan yapımı filmler

1940 Rebecca
1940 Foreign Correspondent
1941 Mr. & Mrs. Smith
1941 Suspicion
1942 Saboteur
1943 Shadow of a Doubt
1944 Lifeboat
1944 Aventure Malgache
1944 Bon Voyage
1945 Spellbound
1946 Notorious
1947 The Paradine Case
1948 Rope
1949 Under Capricorn
1950 Stage Fright
1951 Strangers on a Train
1953 I Confess
1954 Dial M for Murder
1954 Rear Window
1955 To Catch a Thief
1955 The Trouble with Harry
1956 The Man Who Knew Too Much
1956 The Wrong Man
1958 Vertigo
1959 North by Northwest
1960 Psycho
1963 The Birds
1964 Marnie Universal Pictures
1966 Torn Curtain
1969 Topaz
1972 Frenzy
1976 Family Plot

Televizyon dizileri

* Alfred Hitchcock Presents: "Revenge" (1955)
* Alfred Hitchcock Presents: "Breakdown" (1955)
* Alfred Hitchcock Presents: "The Case of Mr. Pelham" (1955)
* Alfred Hitchcock Presents: "Back for Christmas" (1956)
* Alfred Hitchcock Presents: "Wet Saturday" (1956)
* Alfred Hitchcock Presents: "Mr. Blanchard's Secret" (1956)
* Alfred Hitchcock Presents: "One More Mile to Go" (1957)
* Suspicion: "Four O'Clock" (1957)
* Alfred Hitchcock Presents: "The Perfect Crime" (1957)
* Alfred Hitchcock Presents: "Lamb to the Slaughter" (1958)
* Alfred Hitchcock Presents: "Dip in the Pool" (1958)
* Alfred Hitchcock Presents: "Poison" (1958)
* Alfred Hitchcock Presents: "Banquo's Chair" (1959)
* Alfred Hitchcock Presents: "Arthur" (1959)
* Alfred Hitchcock Presents: "The Crystal Trench" (1959)
* Ford Startime: "Incident at a Corner" (1960)
* Alfred Hitchcock Presents: "Mrs. Bixby and the Colonel's Coat" (1960)
* Alfred Hitchcock Presents: "The Horseplayer" (1961)
* Alfred Hitchcock Presents: "Bang! You're Dead" (1961)
* The Alfred Hitchcock Hour: "I Saw the Whole Thing" (1962)

Ödüllerinden Bazıları:
1979: Amerikan Film Institute/Hayatboyu Başarı Ödülü
1972: Golden Globe, Cecil B. DeMille Award
1969: National Board of Review Award Best Director (Topaz)
1968: OSCAR, Irving G. Thalberg Memorial Award
1968: Directors Guild of America, Hayatboyu Başarı Ödülü
1964: Golden Laurel Top Producer/En İyi Yönetmen
1962: Golden Laurel Top Producer/En İyi Yönetmen
1961: Golden Laurel Top Producer/En İyi Yönetmen
1959: San Sebastián International Film Festival/ Silver Seashell, (North by Northwest)
1959: Golden Laurel Top Producer/En İyi Yönetmen
1958: San Sebastián International Film Festival/ Silver Seashell (Vertigo)
1958: Golden Globe En İyi TV Şovu, "Alfred Hitchcock Presents" 1938: New York Film Eleştirmenleri/En İyi Yönetmen (The Lady Vanishes)


Kullanılan Kaynaklar

Garanti Bankası Kültür Sanat Dergisi-Kimkimdir-Vikipedi

Alfred Joseph Hitchcock - Perde Arkası
Film Araçları

Eklentiler

Alfred Joseph Hitchcock Eklentileri

alfred-joseph-hitchcock-a_hitchcockjpg   alfred-joseph-hitchcock-hitchkokjpg   alfred-joseph-hitchcock-icontijpg   alfred-joseph-hitchcock-psycho1jpg  

alfred-joseph-hitchcock-rope2jpg   alfred-joseph-hitchcock-rebeccaposter_000jpg   alfred-joseph-hitchcock-blackmail_dvd_dejpg   alfred-joseph-hitchcock-nojpg  

Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet

Alfred Joseph Hitchcock Yorumları

  #1  
Gönderen mandragora on 18-03-2008, 14:07
arka pencere(rear window) ve kuşları izledim.Daha çok diyaloglar ön planda... Kuşlar da ;sevimli muhabbet kuşları,saldıran martı ve sonda ki karga topluluğunun saldırısı semboldür kesin...Ne olduklarına dair herkes farklı yorumlar getirebilir.Kuşlar oyuncuların durumlarına göre şekil alıyorlardı.Sanki gözümüze sokar gibi... Çok oldu izleyeli bir daha izleyip farklı yorumlar getirmek gerek...
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
Cevap

Film Araçları
Görünüş Şekli

Mesaj Kuralları
Yeni Konu açamazsınız
Cevap Gönderemezsiniz
Eklenti Gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is on
[IMG] kodu on
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are on
Pingbacks are on
Refbacks are on


Benzer Başlıklar
Film Filmi Açan Yorum Cevaplar Son Mesaj
Joseph Conrad Sound_Of_Silence Mürekkep Hokkası 0 08-03-2008 17:32
Franz Joseph Haydn Sound_Of_Silence Biyografiler 0 14-11-2006 20:20