YUNUS Kİ SÜTDİŞLERİYLE TÜRKÇENİN... Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin Ne güzel biçmişti gök ekinini, Düşman müşman girmeden araya Dolanıp bütün yukarı illeri Toz duman içinde yollar boyunca Canından sızdırmıştı şiiri; Vasf-ı
Cemal SüreyaPublished by jenijen 17-07-2005 |
|
YUNUS Kİ SÜTDİŞLERİYLE TÜRKÇENİN... Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin Ne güzel biçmişti gök ekinini, Düşman müşman girmeden araya Dolanıp bütün yukarı illeri Toz duman içinde yollar boyunca Canından sızdırmıştı şiiri; Vasf-ı Hal´inde öyle esrikti Acı dirliği Aşık Paşa´nın, Günlük gibi havayı doldururdu. Sevginin ve kimyanın öğretisi; Bursa ´da otlar ağaçlar arasında kim yazdı günün aydınlığın O diri o insan yüzlü beratını Başka kim yazdı Emir Sultan ´dan Ve bakalım Balım Sultan Urum abdallarından Baba dostlarıyla kadınlarla Birtakım ilişkilerden sıyrılarak Çıkarak karıkocalığın dükkânından Tuttu aynasında Kızıl Deli´yi; Yağmur altında sicim gibi Parasını serperken havuzlara Aşık Garip unutmuştu kendini Aklını fikrini takıp Mecnun´a, Oralarda sevgili bir küfür gibi Son yükselişi gibi bir sesin Demirin taşın yergisiyle dolu O çimenleri yeşerten nârâ O dalga dalga yayılan Anamın içi gib ovalara, Ve indi mi birden bire inen SImsıcak bir şafak gibi dağlara, Sütbeyaz Ayvaz Kankırmızı Köroğlu; Sen ki şu kısacık hayatında Sevdin ve yaşadın kelimeleri Bir gün bile düşürmedin kalbinden Yarana bastığın büyülü deyimi Niye mi koşarsın böyle ufka doğru Pir Sultan mı ısmarladı seni Kızılırmaktan öte Sivas´a doğru Yeryüzü gökyüzü ve sabah vakti Bilece uçarsınız hastanız ulu Alnında göğsünde parmak uçlarında Kan pıhtısının ısrarlı bakışı Siyaset meydanı hıncahınç dolu, Ustamın gözlerindeki son damla mavi Takılıp kalmış kirpiklerine, Perçemi uysalca dolanmış darağacına, ; Uzakta kavaklar kuşku sorulu Bir tambur dehşeti sazında Hazırlar kaderini Kadı Burhanettin´in Olsa da bir gün Sivas ´a sultan Fışkıracaktır kanı bir tuyuğ gibi Azeri ağzıyla koçlara devran Bir tuyuğ gibi elemsiz bir fıskıye gibi Başı omuzundan kaydığı zaman; Sen ki gözlerinle görmüştün 57´de Babanın parçalanmış beynini Kâğıt bir paketle koydular mezara İstesen belki elleyebilirdin de Ama ağlamak haramdı sana O günler istesende istemesen de Boğazında buruldu kaldı Türkçe Mevsimlerin tülüne sarılı halde Yıllarca dinlendirdin acını Utandın ondan korktun bir bakıma Sakladın geleninden gideninden; Ve sen daha nice raslantılarla Nice suçsuzun başında bulundun ki Göğe urmak ister gözbebekleri Nice şair nice duyarlık elçisi Zehir Kazak zıkkım Gedayi Bir buğday yüzlü zülfü doşaşığın Özlemiyle karmış doğanın buyruğunu Kütüğü nakıştan beter olmuş Nar çiçeği Karacaoğlan; Yaz kış yapraklı Dertli Boran; Ezilmişin tutanakçısı Kabasakal; Dördüncü Murad´ın çılgınlığıyla Yeniçeri bedeninenişanlar vuran Seyrek asker Kayıkçı Kul Mustafa; İşgal acılarından mavi bir lirizm çıkaran Maliyeci şairlerin ilki Bayburt´lu Zihni; Ve sürgün şairlerin ne ilki ne de sonuncusu Yiğit ve açık Türkmen: Dadaloğlu; Kamu kuşların yedi bin yıl Tam bir danişmendlik içre uçtuğu Ve gülün tek bir solukta Köy köy dağılıp kahverengide Kent kent kırmızıda toplandığı Gülşehri; Kim bu Gülşehri öksüz Emrah kim? Şems Banu ne olacak Kişverkişan nere kalesi? Ya Ulu Camiin ünlü romancısı Yalvaçlara kimlik kağıdı dağıtan Çekidüzeni unutulmaz Süleyman Çelebi? Sen işte bunlarla bildin Türkçeyi Bunlarla Gelen giden obayı sevdi. Cemal Süreya Eklentileri |
|
|
|
|
|
#1
Gönderen
jenijen
on
24-07-2005, 21:48
|
|
AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. Aşk isimli şiiri. Belli bir tansiyonda başlıyor ve bu tansiyon şiir boyunca artıyor ve şiiri tamamlayana kadar hiç durmuyor... Öyle sadece okunacak değil yaşanacak bir şiir bu. |
|
Son düzenleyen Dairuin : 12-06-2007 - 08:07.
Sebep: Yazım yanlışı,başlık eksikti.
|
|
#2
Gönderen
jenijen
on
24-07-2005, 22:01
|
|
Fotoğraf
Durakta üç kişi Adam kadın ve çocuk Adamın elleri ceplerinde Kadın çocuğun elini tutmuş Adam hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü Kadın güzel Güzel anılar gibi güzel Çocuk Güzel anılar gibi hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi güzel Bu da bana Cemal Süreya'yı sevdiren şiirlerdendir. Sanki fotoğraf çekmiş koymuş önümüze... Hüzünlü ama güzel. |
|
Son düzenleyen jenijen : 24-07-2005 - 22:08.
|
|
#3
Gönderen
Yahnie
on
12-03-2006, 21:13
|
|
Adam
Adam şapkasına rastladı sokakta Kimbilir kimin şapkası Adam ne yapıp yapıp hatırladı Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar Bir kadın kimbilir kimin karısı Adam ne yapıp yapıp hatırladı. Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı Adam bulut gibiydi, hatırladı Adamın ayaklarının altında Yıldızların yıldız olduğu vardı Adam yıldızlara basa basa yürüdü Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı |
|
#4
Gönderen
Yahnie
on
26-06-2006, 13:15
|
|
Cemal Süreya' ile ilgili şöyle birşey duymuştum. Soyadı Süreyya imiş lakin bir iddaaya tutuşmuş ve 'y' harfini bırakmış iddaa sonucu.
Bilgisi olan var mı bu konuyla ilgili; benim bilgim bu kadar. |
|
#5
Gönderen
cavanagh
on
26-06-2006, 15:21
|
|
Üniversitede mülkiye bölümünde okuduğu dönemde Cemal Süreya ile Sezai Karakoç sınıf arkadaşıymışlar. İkisi de onlarla aynı sınıfta olan Muazzez Akkaya isimli bir kızdan hoşlanırlar. Bir iddiaya girerler:
İkisi de Muazzez Akkaya'yı tavlamaya çalışacak, iddiayı kaybeden kişi isminden bir harf eksiltecek. Daha sonrası hüzünlü bir hikayedir.. Sezai Karakoç birçok kez teklif etmesine rağmen Muazzez Akkaya teklifini kabul etmez. Dördüncü sınıfın sonunda mezuniyet töreninde Sezai Karakoç'tan bir şiir okuması istenir. O da kendi yazdığı Mona Rosa isimli şiirini okur (şiir Muazzez Akkaya'ya yazılmıştır ve kıtaların ilk harfleri birleştirildiğinde Muazzez Akkaya ismi çıkar). Şiir çok beğenilir ve alkışlarla sahnede arka arkaya 3 kere okutulur Sezai Karakoç'a. Daha sonra Sezai Karakoç sahneden inecekken Muazzez Akkaya sahneye koşar ve "teklifin hala geçerli mi?" diye sorar. Sezai Karakoç net bir şekilde "hayır" der. Ertesi gün Muazzez Akkaya'nın intihar ettiği öğrenilir. Bunun üzerine Cemal Süreya, "Süreyya" olan soyadından bir harf eksiltir. İlgili şiir olan Mona Rosa: Mona Rosa siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah senin yüzünden kana batacak Mona Rosa siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Rosa bugün ben de bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Rosa seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Rosa ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Ben de çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatır her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mum ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli olur bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat on ikidir, söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konarlar bahçemin incirlerine Kiminin rengi ak, kiminin sarı Ah beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O sakin bakışlar bir su kenarında Ki ben Mona Rosa bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle bir saza En güzel türküyü bir kuşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa Artık anla beni muhacir kızı Anla ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı etrafımı Artık anla beni muhacir kızı Yağmurdan sonra büyürmüş başak Meyveler sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurdan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler, o korkulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir gülümsemene Bir tüy ki kapalı geceye güne Altın bilezikler, o korkulu ten Mona Rosa siyah güller, ak güller Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah senin yüzünden kana batacak Mona Rosa siyah güller, ak güller Sezai KARAKOÇ Sezai Karakoç hala evlenmemiştir.. |
|
Son düzenleyen cavanagh : 26-06-2006 - 15:25.
|
|
#6
Gönderen
Eliuzium
on
19-06-2007, 10:53
|
|
bilmem fark ettiniz mi ama Cemal Süreyya sanki bizim josefk yı andırıyor biraz.
|
![]() |
| Etiketler |
| cemal |
| Yazar Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Yazar | Yazar Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Behçet Necatigil ve Cemal Süreya'nın, kendi eşlerine yazdığı mektuplar | High Hopes | Beyin Fırtınası | 0 | 06-06-2006 19:26 |