Edgar Allan Poe, ( 19 Ocak 1809 Baston - 7 Ekim 1849 Baltimore) Amerikalı yazar ve şair. Kendisi Amerikan Romantik Akımı'nın öncülerinden biridir. ABD'nin ilk kısa hikaye yazarlarından olan Poe
Edgar Allan PoePublished by Vincent 06-11-2007 |
|
Edgar Allan Poe, ( 19 Ocak 1809 Baston - 7 Ekim 1849 Baltimore) Amerikalı yazar ve şair. Kendisi Amerikan Romantik Akımı'nın öncülerinden biridir. ABD'nin ilk kısa hikaye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de babasıdır. Bugün birçok kimse tarafından ABD'nin ilk büyük yazarı kabul edilse de Poe hayattayken sık sık küçük düşürülmüş ve yanlış anlaşılmıştır.
Yaşamı Her ikisi de profesyonel oyuncu olan,üç çocuklu David ve Elizabeth (Arnold) Poe'nun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti.Ertesi yıl annesi veremden öldü ve Richmond, Virjinya'dan (ozan) İskoç tütün tüccarı John Allan kendisini yanına aldı. Ortanca adı Allan buradan gelir. 1815'te Allan'ın ailesiyle İngiltere'ye gitti ve Londra va Richmond'daki özel okullarda okudu. Öğrenciliği sırasında tanıştığı alkol ve kumar, yaşımını altüst etti. Kendisinden daha ünlü olan eşinin gölgesinde kaldı. 1820'de Virjinya'ya geri döndü. Virjinya Üniversitesi'ne kaydoldu ama burada sadece bir yıl kaldı. Bu dönemde kumar borçları yüzünden manevi babasıyla arası açıldı. Önceleri başarısız fanzin denemeleriyle başladığı edebiyat yaşamı, 1832'de Saturday Courrier'da basılan beş öyküyle ve 1833'te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada "MS. Found in a Bottle" (Şişede Bulunan Elyazması) adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti. 1843'te, Godey's Lady's Book'ta yayımlanan "The Visionary" adlı öyküsüyle adı ülke genelinde duyulmaya başlandı. Düzyazılarından başka, ustaca kurgulanmış ve yazılmış "The Raven" (Kuzgun) başta olmak üzere, "Annabel Lee" ve "To Helen" (Helen'e) adlı şiirleriyle de tanınan Poe 7 Ekim 1849'da öldü. Charles Baudelaire'in "Çağımızın en güçlü yazarı..." dediği Poe, yazdığı özgün metinlerle birçok yazarı derinden etkiledi. Gerçekten de, ondan başka hiç kimse yaşamın ve doğanın istisnalarını daha büyülü anlatamadı. Ayrıca edgar allan poe babasıyla hiç anlaşamayan bir yazardır ve eserlerinde babasıyla olan çatışmalarına rastlarız.Tam olarak bilinmese de babası tarafından cinsel tacize uğradığı eserlerinden anlaşılmaktadır.Babasına olan düşmanlığını babasının İspanyol oluşundan dolayı İspanyaya karşı görüşlerinden anlıyoruz. Başlıca yapıtları: Dedektif Auguste Dupin Öyküleri, Oval Portre, Morgue Sokağı Cinayeti, Usher Evinin Çöküşü, Altın Böcek. Ayrıca birçok şiiri bulunmaktadır. Ölümü Ryan's Inn adlı bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra, 7 Ekim 1849 günü Baltimore'daki hastanede öldü, öldüğünde 40 yaşındaydı. 8 Ekim günü Westminster Presbiteryen Mezarlığı'nda kendisi için düzenlenen cenaze törenini Rahip William T.D. Clemm yönetti. Törene yalnızca 4 kişi katılmıştı. Bu 4 kişi kuzeni Neilson Poe, karısı tarafından akrabası olan Henry Herring, okuldan arkadaşı Z.Collins Lee, meslektaşı Dr. Joseph Snodgrass' dır. Ölüm olayı ve nedenleri ile ilgili çok çelişkili ve anlaşılmaz raporlar hazırlanmıştır. Yıllar geçtikçe kendisini tanıyan ve tanımayanlar tarafından ortaya atılan kuramlar ve söylentiler arttı. Hala ölümünün arkasındaki gerçekler bilinmemektedir... |
|
|
|
#1
Gönderen
marlasinger
on
06-11-2007, 21:39
|
|
Morgue sokağı cinayeti ve Kızıl ölümün maskesi ile tanıdım.
Perili Saray En yeşilinde vadilerimizin Ki halkı yalnızca meleklerdi, Bir zamanlar görkemli ve narin ışıl ışıl bir saray vardı. Krallığını sürdürürken Düşünce O dimdikti,ayakta, Tek melek kanadı değmemiştir daha önce Böylesine alımlı bir yapıya Sarı sancaklarla,görkemli,parlak, Dalgalanırdı kulesi, (Bütün bunlar,eski,uzak Geçmişte kalmış hepsi) Yumuşak rüzgarlar,dalgın O uzun,tatlı günler boyu, Burçlardaysa sorguçlu,solgun Uçuşurdu kanatlı bir koku. O mutlu vadinin gezginleri- Baktıkları iki ışıklı oyuktan- Görürlerdi perilerin raks ettiğini Eşliğinde altın sesine lutun, Ve tahtn çevresine kurulmuş Moradoğanlar, Tahttaysa görkemine eş Beldeyi yöneten kral. İncilerle yakutlarla ışırdı Sarayın güzelim kapısı, Aralığından taşar,taşar,taşardı Yankı'ların billur sesi Ki biricik görevleri,gece gündüz Şarkılar söylemekti, Ve o tatlı sesleriyle-eşsiz Övmek Kral'daki hikmeti. Ne var ki kötülükler,kara yas giysileriyle Kuşattılar Kral'ın toprağını; (Gelin yas tutalım hep birlikte Çünkü göremeyecek zavallı yarını!) O'nun ocağında tomurcuklanan Görkemin çiçek açışı dört yana Şimdi bir masal,güç anımsanan Gömülüp gitmiş eski zamana. Şimdilerde o vadiden geçenler Pencerelerin kızarık ışığında, Çırpınan dev karaltılar seçerler Çatlak bir ezginin eşliğinde. Bu arada baş döndürücü bir ırmak Gibi hızı asla kesilmeden Solgun kapıdan taşar uğursuz bir kalabalık Kahkahalarla-bir daha asla gülümsemeden. Kızıl Ölümün Maskesi |
|
#2
Gönderen
Fall
on
07-11-2007, 16:43
|
|
Tanışıklığımız pek iyi olmamıştır Edgar Allan Poe'yla.Ortaokul yıllarımdan hatırlıyorum yeni ingilizceyi sökme çabalarındayız,X-ing a Paragraph adlı bir hikayesi okutulmuştu bizlere.Pek bir anlam verememiştim o zamanlar,fakat daha sonradan başka hikayelerini ve şiirlerini okuduğumda idrak ettim aslında kaliteli,alternatif birşeyler çıkarmış olduğunu.
|
|
#3
Gönderen
marlasinger
on
22-11-2007, 20:43
|
|
BİR DÜŞ
Görüntüleri arasında karanlık gecenin Yitirilmiş sevincin düşünü kurdum. Ama kalbimi kırarak beni uyandırdı Görüntüsü yaşamın ve ışığın. Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin Gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla Çevresine bakan kişi için? O kutlu düş-o kutlu düş, Bütün dünya kınarken Tarlı bir ışık gibi neşelendirdi beni Yalnız bir ruha yol gösteren. Ne olmuş geceleyin ve fırtınada Titriyorsa yükseklerdeki ışık? Daha berrak bir sey var mıdır Gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin! EDGAR ALLAN POE |
|
#4
Gönderen
marlasinger
on
03-12-2007, 22:06
|
|
Sevilmek mi?öyleyse bırakma yüreğini
Şimdiki yolundan ayrılmaya. Olduğun herşeyken şimdi, Olmadığın şey olma. Böylece kibarlığın, lütfun, Aşkın güzelliğin, sonsuz bir Övgü konusu olacak yeryüzünde, ve aşk-basit bir görev. Edgar Allan Poe |
|
#5
Gönderen
marlasinger
on
04-12-2007, 20:35
|
|
Annabel Lee
Seneler,seneler evveldi; Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz İsmi Annabel Lee; Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten Sevmekden başka beni. O çocuk ben çocuk,memleketimiz O deniz ülkesiydi, Sevdalı değil karasevdalıydık Ben ve Annabel Lee; Göklerde uçan melekler bile Kıskanırdı bizi. Bir gün işte bu yüzden göze geldi, O deniz ülkesinde, Üşüdü rüzgarından bir bulutun Güzelim Annabel Lee; Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni, Mezarı ordadır şimdi, O deniz ülkesinde. Biz daha bahtiyardık meleklerden Onlar kıskandı bizi,_ Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes Ve o deniz ülkesi) Bir gece bulutun rüzgarından Üşüdü gitti Annabel Lee. Sevdadan yana ,kim olursa olsun, Yaşça başca ileri Geçemezlerdi bizi; Ne yedi kat gökdeki melekler, Ne deniz dibi cinleri, Hiçbiri ayıramaz beni senden Güzelim Annabel Lee. Ay gelip ışır hayalin eşirir Güzelim Annabel Lee; Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar Güzelim Annabel Lee; Orda gecelerim,uzanır beklerim Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim O azgın sahildeki, Yattığın yerde seni. Edgar Allan Poe |
|
#6
Gönderen
marlasinger
on
08-12-2007, 18:28
|
|
ELDORADO
Şen şakrak donanan, Bir şövalye kahraman, Gölgesinde, güneşinde, Dudağında bir şarkı Yollarda dolaşmıştı, Eldorado'nun peşinde. Şövalye çok kahramandı- Fakat o yaşlandı- Ve bir gölge düştü onun Yüreğinin üzerine, Rastlamayınca bir izine Dünya'da Eldorado'nun. Ve, onu nihayeti Terkedince kuvveti Rast geldi gezgin bir gölgeye- Ve Gölge,dedi o, Nereden gidilir, Eldorado Denilen ülkeye? Ay'ın dağları Üzerinden ileri, Gölgeler Vadisi'ne doğru, Sür, cesaretle sür atı, Diye gölge cevapladı, Ararsan Eldorado'yu. Edgar Allan Poe |
|
Son düzenleyen marlasinger : 08-12-2007 - 18:38.
|
|
#7
Gönderen
marlasinger
on
10-12-2007, 22:19
|
|
KUZGUN
Bir vakitler bir gece yarısı sıkkın, kafa yoruyorken, yorgun argın, Unutulmuş eski ilimlerin garip ve acayip kitap ciltleri üzerine ben- Kestiriyordum, tam dalacağım esnada, ani bir tıkırtı geldi öteden, Odamın kapısını kibarca birisi vuruyor, vuruyordu sanki tak tak. 'Bu', diye söylendim, 'odamın kapısını tıklatılıp duran bir konuk, Sadece bu, başka bir şey yok.' Anımsıyorum ah çok kesin, bir Aralık ayındaydık, rüzgârlı, hazin, Ölen her bir köz parçası dövüp işliyordu yer döşemesine ruhunu. Sabahı diledim arzuyla; Ben boşu boşuna ödünç bir avuntuyu Arıyordum acı dindirici kitaplarımda, acısı için Lenore' un, o yitik, O meleklerin Lenore dedikleri kızın, o eşsizin, ışıyanın ışık ışık, O burada adı anılmayanın artık. Ve titretiyor, erguvani perdelerin ipeksi, kederli, belirsiz hışırtısı Öylesine dolduruyordu ki içimi hiç duyulmamış tuhaf korkularla Nihayet kalp çarpıntımı bastırmak için tekrarladım kalkıp ayağa 'Bu, odamın kapısında içeri geçmeye yalvaran biri, bir konuk Bu, oda kapımdan gireyim diye yalvaran geç kalmış bir konuk Budur ancak, başka bir şey yok.' Çok geçmeden topladım cesaretimi, uzatmadan tereddütümü 'Bayım ya da Madam, içtenliğimle bağışlamanızı ediyorum rica, Şöyle bir şey oldu fakat, uyukluyordum ben, sizse öyle kibarca Gelip çaldınız oda kapımı, öyle belli belirsiz tıklattınız ki tık tık, Tam emin değilim sizi işittiğimden.'- dediğimde açtım kapıyı ardına dek: - Bir şey yoktu, karanlık vardı dışarıda bir tek. O karanlığın derinliğine dikkatle bakarak, orda durdum, merak, Korku, kuşku duyarak, daha önce hiç bir faninin cüret edemediği düşler kurarak uzun süre. Bozulmadı sessizlik lakin, karanlık vermedi bana bir emare, Ve fısıldaşılan 'Lenore! ' sözcüğüydü, orada tek söylenen sözcük, Fısıldadığım 'Lenore! ', bir yankıyla mırıltılı geri dönen sözcük, Başka bir şey değil buydu ancak. Odama geri döndüğümde ben, ruhum tutuşmuştu tamamen, Çok geçmeden öncekinden daha yüksek bir tıkırtı işittim tekrar. 'Eminim', dedim, 'pencere kafesinde eminim hayret bir şey var; O halde, şu esrarı araştırmam, neymiş orada ki görmem gerek- Bir araştırayım şu esrarı, kalbim bir anlık sakin olman gerek:- Rüzgâr bu daha başkası yok.' Panjuru hızla açınca, girdi o an, oradan içeriye çırpına uça, Çok eskideki kutsal günlerden gelme haşmetli bir Kuzgun; Göstermeksizin en ufak bir saygı, bir azcık dur durak olsun, Lort veya leydi edasıyla tünedi oda kapımın üstüne konarak- Tünedi oda kapımın tam üstündeki Pallas büstüne konarak- Tünedi, oturdu, hepsi bu dahası yok. Takındığı ifadenin haşin ve ciddi adabı bu abanoz kuşun, Kederli hayallerimi gülümsemeye çevirdi sonra hemen, 'Korkak değilsin sen' dedim, 'kırpık, tıraşlı tepeliğine rağmen Söyle bana, senin lorda yaraşır ismin nedir Gece'nin Plutonik Kıyısında, Gece'nin kıyısından gelen, korkunç, amansız ve antik Kuzgun! ' Dedi ki, 'Asla Olmayacak.' Açıkça duymaktan böyle düzgün konuşmasını bu çirkin kuşun Hayrete düştüm, anlamı, alakası zayıf olsa da cevabının; Kabul edelim ki henüz ihsan edilmemiştir odasında kapının Üzerinde bir kuş görmek yaşayan bir insana şimdiye dek- Oda kapısı üstündeki yontu büstte, adı Asla Olmayacak Gibisinden bir kuş ya da hayvan görmek. Fakat o yumuşak büstün üstünde bir başına oturdu, söyledi sade O bir tek sözcüğü, sanki o bir tek sözcükle dökercesine içini. Daha ne bir tüyünü oynattı Kuzgun, ne de bir şey söyledi yeni, Ta ki ben 'Diğer dostlar önceden uçtular' diye mırıldanana dek, ' Uçup giden umutlarım gibi önceden, o beni yarın edecek terk.' O zaman kuş dedi ki 'Asla olmayacak.' Yerinde verilmiş bu cevapla bozulmuş dinginlikte irkilmiş, 'Kuşkusuz' dedim, 'sarf ettiği laflar peşindeki merhametsiz yıkım Tarafından izi sürülmüş mutsuz bir üstattan kaptığı tek birikim, Öyle ki, izi şarkıları tek nakarat olana dek sürülmüş gittikçe çabuk İzi umutlarına ağıt olana dek sürülmüş o bir tek melankolik Nakarat, 'Asla', diyen 'asla olmayacak.' ' Fakat hala sevk ediyordu üzgün ruhumu gülümsemeye kuzgun, Bir iskemleyi dosdoğru kuşun büstün ve kapının önüne çektim; Sonra kadife mindere çöktüm, kendimi düşü düşe eklemeye bıraktım Bu uğursuz geçmiş zaman kuşunun ne olduğunu düşünerek, Ve bu katı kaba korkunç kuru geçmiş zaman kuşunun ne demek İstediğini, 'Asla olmayacak' diye gaklayarak. Bunu sezinlemeye çalışarak oturdum, tek hece söylemeden durdum Ateş gibi gözleri şimdi göğsümün içinde yanmakta olan kuşa, Bunu ve dahasını düşünerek oturdum, başım dayalı rahatça, Seyrettiği kadifeye, lamba ışığının şeytanca zevklenerek, Lamba ışığının zevkle seyrettiği mor kadifeye yaslanamayacak Fakat o, ah bu asla olmayacak. Derken, sanki hava ağırlaştı çöktü, görünmez bir buhurdandan esanslar koktu Sallanan, adımları tüy kaplı zeminde çıngırdayan Meleklerce sola sağa. 'Zavallı' dedim kendime, 'Tanrın sana ödünç verdi, gönderdi bu Seraphimlerle sana, Soluklan, rahatlan ve Lenore'un anılarının acısından arın artık, İç, kana kana iç, bu acılardan arındırıcı iksiri ve unut o yitik Lenore'u. Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'. 'Kötücül şey! ' dedim, 'Kâhin! Kuş da olsan iblis de yine de kâhinsin! Yoldan Çıkarıcı göndermişse de, fırtına fırlatılmışsa da seni bu yakaya, Yapayalnız ama yine de gözü pek, büyülenmiş bu çöllük ülkeye, Dehşet uğrağı bu evin üstüne, var mı, yalvarırım, söyle bana neyse gerçek, Şifalı bitkisel bir merhem Gilead'da, yalvarırım, söyle bana apaçık. Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'. 'Kötücül şey! ' dedim, 'Kâhin! Kuş da olsan iblis de yine de kâhinsin! Üstümüzde uzanan cennetin, ikimizin de tapındığı tanrının adına Söyle, bu gamlı ruh uzak Aden'de sarılabilecek mi o genç kadına Meleklerin Lenore dedikleri o azizeyi sarabilecek mi kucaklayarak, Meleklerin Lenore diye çağırdıkları o ışıyan, o eşi benzeri yok Kadını. Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'. 'Kuş ya da iblis! ' diye haykırdım, 'Ayrılığımızın işareti olsun o söz, Katıl ona, o fırtına ile Gece'nin Plutonik kıyısına geri dön, Git söylediğin yalanın izi gibi kara bir tüy bile bırakmadan, Yalnızlığımı bozmadan git! Kapımın üstündeki büstten kalk! Gaganı kalbimden çıkart, suretini kapımdan çek! ' Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'. Ve Kuzgun uçmadan hiç bir yana, hala oturuyor, oturuyor hala, Oda kapımın hemen üstündeki solgun büstünde Pallas'ın; Ve gözleri tamı tamına benziyor gözlerine düş kuran bir iblisin, Ve lamba ışığı zemine vuruyor gölgesini onun üzerinden akarak, Ve ruhum zeminde dalgalanarak uzanan bu gölgesinden onun Hiç sıyrılamayacak, asla olmayacak. Edgar Allan Poe |
|
Son düzenleyen marlasinger : 10-12-2007 - 22:32.
|
|
#8
Gönderen
marlasinger
on
02-01-2008, 18:04
|
|
benziyordu gözleri hayal kuran bir şeytanın görüntüsüne,
vuruyordu kara gölgesini yere lambadan yansıyan ışık, kapalı kaldı ruhum bu gölgenin içinde, kurtulamayacak--hiçbir zaman. Edgar Allan Poe |
|
#9
Gönderen
marlasinger
on
02-01-2008, 18:05
|
|
bahamalı martılar beni çağırdı,
bir ikinci bahar gecesi yalan söyledim, yırtık blucinli tayfalara, seni sevmediğimi söyledim. oysa rıhtımlar en sarkılı dalgalarla yıkanıyordu, midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı; hastaydım, kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma seni unutmak gerekiyordu. Edgar Allan Poe |
|
#10
Gönderen
marlasinger
on
19-01-2008, 18:41
|
|
Rüya içinde Rüya
Al bu buseyi kaşın üzre sen! Ve işte şimdi ayrılıyorken, İzin ver itiraf edeceğim- Yanlış değildi söylediğin Günlerin bir rüyaydı derken; Uçup gittiyse umut yine de Geceleyin ya da gündüz, Hayalde, ya da hiçbirinde Peki kaybımdan eksilen ne? Rüya içinde bir rüyadır Hep gördüğümüz, göründüğümüz. Bir uğultunun ortasındayım Dalgaların dövdüğü bir kıyıda, Ve avucumda tuttuğum Altın kum taneleri- Azlar! Ama nasıl da kayıyorlar Derinliğe parmaklarımdan, Ağlarken - ben ağlarken! Tanrım! Sıkıca tutamaz mıyım Bırakmadan avucumdan? Tanrım! Kurtaramaz mıyım Birini acımasız dalgadan? Yoksa rüya içinde bir rüya mı Hep gördüğümüz, göründüğümüz? Edgar Allan Poe |
|
#11
Gönderen
marlasinger
on
19-01-2008, 18:48
|
|
Edgar Allan Poe’nun üstümde dolaşan laneti
doğum günün kutlu olsun poe.. bugün senin doğum günün.. biliyorum soracaksın, uslanmaz aşıksın, amma; asla bahsetmeyeceğim annabell den bugün. biliyor musun gına geldi, artık tüm insanlığa annabell lee’yi okumaktan, yazmaktan. neden bilmiyorum ama, bugün sana babandan da bahsetmeyeceğim, sen de sevmezdin benim gibi babanı.. babanı neden sevmezdin sahi poe? babanı gerçekten hiç sevmedin mi poe? tamam girmiyorum bu kin ve nefret kustuğun konulara.. oysa ki ne çok sorularım vardı sana babalarla ilgili.. biliyor musun poe; gotik dünyasında ve benim ruhumda bir numarasın, senin şiirlerin yazılıyor, senin şiirlerin besteleniyor.. sakın bana annabell lee’yi sorma poe, ağzımı bozarım bilmiş ol.. oysa ki ben seni ’’kuzgun’’ la sevdim poe.. o gece vakti kapını çalan aslında kimdi poe? açıkla artık, aslında tahmin etmiyor da değilim; açıkla poe, o gece vakti usulca kapına yanaşan -babandı değil mi? -babanı sevemedin işte bu yüzden değil mi poe? -baban mıydı poe? -baban sana aşıktı ya sen babana poe? Uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada Oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte Rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde Gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan Ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan, Yükselecek mi ruhum? – "hiçbir zaman" ne zaman bu "-hiçbir zaman" poe, bekliyorum artık kendi zamanımı sen gel de bugün bana bir işaret gönder, zamanımın geldiğini söyle bana poe. iblisin gözlerini görüyorum aynaya her baktığımda omuzlarımın üstünde, iblisi görüyorum artık poe.. ben iblis derken sen halen bana sürtüğü sorup duruyorsun, öldüğünü söylememiş miydin bana, eller üzerinde götürüldüğünü, sen değil miydin mezarını bile bana ince ince tarif eden.. senden sonra çok değişti bu hayat poe, ıstırabı bana yüreğimde tattırdığın acı ve hüzün dolu satırlar dehşet dolu anlarla birleştirilip yazılmıyor pek artık poe. mazoşist duygularımı ve en hassas anlarımı okşayan şiirleri okuyamıyorum, yaşatamıyorlar bana kahrı, sevinci ve kederi aynı anda poe.. kalk da gel yattığın o toprak yığınının altından, bak rabbin "ruhuna yardım" da etmedi, edemez ki zaten, sen ruhunu şeytana satmamış mıydın aynen benim gibi, medet umma artık rabbinden, gel biran önce... gel seni bekliyorum poe... İstanbul - 19.01.2007 Özgür Deniz |
![]() |
| Etiketler |
| allan, edgar, poe |
| Yazar Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|