Tehlikeli Oyunlar Oğuz Atay ismi, ilk romanı »Tutunamayanlar« ile birlikte anılır. Oysa, ikinci romanı »Tehlikeli Oyunlar«, hem biçim hem de ele aldığı temalar açısından »Tutunamayanlar«dan hiç de aşağı değildir. Üstelik,
Oğuz AtayPublished by scarecrow 27-02-2006 | |
| Tehlikeli Oyunlar Oğuz Atay ismi, ilk romanı »Tutunamayanlar« ile birlikte anılır. Oysa, ikinci romanı »Tehlikeli Oyunlar«, hem biçim hem de ele aldığı temalar açısından »Tutunamayanlar«dan hiç de aşağı değildir. Üstelik, ilkinin birçok okuyucuya dağınık gelen olay örgüsü yerine, ikincisinde daha derli toplu bir anlatımı seçmişti yazar, ama bir tür okuyucu için 80’li yıllarda neredeyse külte dönüşen »Tutunamayanlar«ın yanında sönük kalmaktan kurtulamadı »Tehlikeli Oyunlar«. Yaşamı ve küçük burjuva aydını alaya almaktan hoşlanan Atay, kitaplarının dönemsel ve eşitsiz ünlenişini görseydi herhalde çok eğlenirdi. 71-75 yılları arasında yayınlanan, ama pek ilgi görmeyen, 83’den sonraysa her entelektüelin -okumasa bile- kitaplığında bulunması zorunlu olan Oğuz Atay külliyatı, 90’lı yıllarda yine unutulanlar arşivine kaldırıldı. Elbette satış adetleri ile edebi değer arasında doğrudan bir ilişki yok, ve Oğuz Atay, Türk romanının en önemli yazarları arasında yerini çoktan aldı. 1934 İnebolu doğumlu Atay, 1957’de İTÜ İnşaat mühendisliği bölümünü bitirdi. Bir yandan mesleğini sürdürüp İDMMA İnşaat mühendisliği bölümünde öğretim üyeliği yaparken, diğer yandan edebiyata olan ilgisini sürdürdü. İlk romanı »Tutunamayanlar« TDK ödülünü kazandı. İki yıllık bir aradan sonra yazılan »Tehlikeli Oyunlar«ı (1973), 1975 de yayınlanan »Korkuyu beklerken« adlı öykü kitabı izledi. Aynı yıl, biyografik nitelikli »Bir Bilim Adamı’nın Romanı«nı da tamamladı. Genç sayılabilecek bir yaşta, beyin rahatsızlığı sonucu 1977 yılında yitirdiğimiz Atay’ın »Oyunlarla Yaşayanlar« adlı tiyatro oyunu ölümünden sonra sahnelendi. Oğuz Atay’ın İronik Anlatısı Geçtiğimiz yıl yayınlanan yarım kalmış romanı »Eylembilim« de dahil olmak üzere, bütün romanlarında aynı duyguyu hissettirmişti Atay, yani; buruk bir tebessümde ifadesini bulan umutsuzluğu! Tebessüm ve umutsuzluğu yanyana getirmek ise ironik anlatımının başarısıydı. Hayatın karşısında çaresizlik içinde koşuşturup duran, bir türlü kimlik edinemeyen küçük burjuva aydının trajedisini, bilinç akışı tekniği ile öyküleyerek, algı, gerçek ve duygu arasında sürekli gelgitler kuran yazar, en ciddi anların zihindeki komik karşılıklarını\simgelerini yakalamada olağanüstü başarılıdır. Bütün kahramanları gibi, »Tehlikeli Oyunlar«daki Hikmet Benol da kendine önemli misyonlar yüklemiş, ancak bir süre sonra »hiçliğin«in farkına varmıştır. Kendini toplayıp dönüşünü muhteşem kılmak amacıyla bir gecekondu mahallesine yerleşir. Bir oyun yazacaktır. Ona göre; ülkemiz bir oyun yeridir« zaten. Ancak, oynamak istediği oyunları zaten oynamıştır o, geçmişi tekrar etmek mümkün değildir. Bir türlü yazamaz, erteler, hayallerini anlatır durur. Kaçınılmaz son intihardır. Böyle bir öyküyü klasik gerçekçi tarzda işleyerek, acı yüklü bir metin yaratmak mümkün. Oysa Atay’ın niyeti bu değil. O, aslında bir insan ölümünü değil, bir üçüncü dünya ülkesi aydınının çaresizliğini yakalamaya çalışıyor. Kitap bütünüyle simgelerle kaplı. Daha ilk başta, Hikmet Benol ismiyle, hem keramet sahipliği, hem de bireyleşme arayışı temsil edilmiş. Kendisi gibi bir kenara çekilmiş emekli albay Hüsamettin Bey’le olan dostluğu ve iletişimsizliği de, 70’li yılların popüler sol politikası olan aydın/ordu ilişkisinin bir parodisi olarak okunabilir. İçinde yaşadığı toplumu çok iyi tahlil ettiği anlaşılan yazar, »Tutunamayanlar« romanı ile TDK ödülünü kazandığında, henüz 12 Mart darbesi yapılmamış, ve onun anlattığı küçük burjuva aydın tipolojisi siyasal ve toplumsal anlamda öne çıkmamıştı. »Tehlikeli Oyunlar«, darbenin ardından kaleme alınmıştır, ve kabuğuna çekilmiş küçük burjuva aydının çaresizliği daha belirgindir. Yazar bu tipolojinin kimlik sorununa gecekondu halkı ile bütünleşmenin bir çözüm getirmeyeceğinin farkındadır. »Bütün gecekondu halkının daracık sokaklarda birikeceğini sandım beni görmek için« diyen Hikmet Benol, düşkırıklığını »değil bütün gecekondu halkının, değil bu ev halkının, sizin, bir tek insanın ve bana bu kadar yakın oturan bir dostun bile ilgisini çekmeyi başaramadım« sözleriyle ifade ederken, bir anlamda, küçük burjuva aydının yoksul kesime erken bir vedasını da dile getirmiştir. Oğuz Atay'ın gecekondu insanı ile kaynaşamayan kahramanı Hikmet Benol, 90'lı yılların Beyoğlu/Cihangir entelektüel topluluğunun bir prototipidir aslında. Oğuz Atay ve romanları hakkında kısa bir tanıtım yazısı yazmak gerçekten zor. Serbest çağrışıma bırakılmış insan bilincinden dökülen çok katmanlı simgelerle yüklü metinlerinden ilk göze çarpanıydı yukarıda yazdıklarım. Oysa, Emekli Albay tipi bile başlı başına bir yazı konusu olabilir. Hele öykünün sonunda Hikmet Benol'un ölüm haberini iletmek için gazeteye yazdığı mektupta, söylemek istediğinin teferruatlarlasın arasında kaybolup gitmesi, tam bir mizah şaheseri, hedefini on ikiden vuran bir taşlamadır. Elbette yalnızca toplumsal gözlem ve eleştirisine değinilerek geliştirilemez Oğuz Atay. Yazdıklarının sosyolojik önemi olmasaydı bile, onun romanları Türk Romanı'nda ayrı bir sayfa açtırabilirlerdi. Çünkü Atay, bizde pek rastlanmayan bilin çakışı tekniğini kusursuz bir biçimde uygulamayı başarmıştı. İlginçtir, roman tarihinde bilinç akışını ilk kullanan yazar -Recaizade Ekrem- bu coğrafyada yetişmiş, ancak Cumhuriyet dönemi Türk romanı, biraz da politik kaygılar, daha açık söylersem; toplumcu gerçekçilik nedeni ile, bilinç akışını bütünüyle ihmal etmişti. Dünya edebiyatında Joyce, Faulkner, Musil, Woolf gibi isimlerle anılan türü, kendi toplumunu ve dönemini yansıtmak için kullanan Oğuz Atay’ın öneminin ancak ölümünden sonra, 80’li yıllarda anlaşılabilmesi ve bugüne gelindiğinde etkisini hisettirmiyor oluşu, Türk romanı için büyük bir kayıp olarak değerlendirilmelidir. Oğuz Atay’ın metinlerinde, ancak keskin bir zekanın ürünü olabilecek mizahı ve ince eleştiriyi hemen farkedecek, sanılanın aksine başından sonuna dek keyifle okuyacaksınız. İletişim Yayınlarının sürekli tedavülde tuttuğu Atay külliyatını mutlaka okuyun. A. Ömer Türkeş | |
|
#1
Gönderen
NO ROOTS
on
02-03-2006, 23:38
|
| türkiyenin saysan bi kaç taneyi geçmiycek romancılarının,özellikle modern romanın babasıdır.değeri ne zamanında ne de daha sonra farkedilmiş...lütfen oğuz atay okuyun. |
|
#3
Gönderen
mayday
on
14-03-2006, 09:07
|
| Richard Bach uçuş serüvenleri ile ilgili muhabbet dönüyordu. "mavi tüy" dedi birisi. başımı kaldırdım. anladı bakışımdan okuduğumu. ortak bir yaramız vardı sanki. sonra bana eğer "mavi tüy" ü okumuşsan oğuz atay'ın "tutunamanlar"ını okuyacak kıvama gelmişsindir dedi. çok iddialı bulmuştum. gittim, aldım, okudum, kayboldum... tutunamanlar türkiye'de yaşayan ve "farkında olan" her insan için çok şey ifade eder. sıradan bir roman gibi bakamazsınız ona... eminim birçok insan için de çok anlamsız, delice, saçma olarak algılanmıştır... sonradan öyle algılamayan insanların varlığına tanık oldum. benim gibi aynı denizde kaybolmuş, aynı yerden yaralanmışlardı... tutunamayanlar bu kadar iddialı bir kitaptır... daha etkisinden kurtulamamıştım ki, bir kız arkadasım oluvermişti birden... plansız, kendiliğinden oluvermişti. sanki bir gün çok yağmur yağıyordu da, bir süre aynı saçak altına sığınmıştık... sonra yolculuklar başladı... ve yağmur bitti... ayrılığın hüznünü yaşadığım günlerde bir mektupta yer alan cümle beni dumura uğratmıştı. bir kitabın kahramanından bahsediyordu. kaybolmuş birinden. tüylerim diken diken hemn enlamıştım, tutunamanlar... o da okumuştu. ve biz nasıl bunu farketmemiştik. hiç konu olmamaıştı... yakın dönemlerde aynı karanlık ormanda kaybolmuştuk... yağmurda sığındığımız saçak altını saymazsak birbirimizi hiç bulamadık... |
|
#4
Gönderen
Sound_Of_Silence
on
17-07-2006, 01:36
|
| okumak isteyip de kitabını bir türlü elime almadığım yazar. annem iyice büyü sonra oku yoksa sıkılırsın belkim diye tutturmuş durumda şu sıralar okuyabilirmişim. inş. okur bir de öyle yorumlarımı paylaşırım. {özellikle "tutunamayanlar"ı.Dıştan bakınca bile yeterince ilginç duruyordu. Noktalama işaretlerinden yoksun sayfalar baya ilgimi çekmişti } |
|
#5
Gönderen
ansaneri
on
21-02-2007, 21:40
|
| tutunamayanlar elime geçti bu ara...forumda yazdığım dile kadar beni etkilediğini söyleyebilirim..kendisiyle aynı eğitimi almış olmamızın kitabı okurken bayağı faydası oldu..yazarsam bir gün tutunamayanların ben de bıraktığı etkiyi bırakacak bir roman yazmak isterim.. |
|
#6
Gönderen
mandragora
on
09-04-2008, 12:42
|
| Bundan çok sene evvel bir arkadaşım.tutunamayanları okudun mu dedi?yoo dedim.Sakın okuma okuyan intihar ediyormuş o kadar etkileyiciymiş dedi.Aldım bende... intiharlık bir şey göremedim.Ama selim i kendime çok yakın hissettim.Ardından günlüklerini okudum.sevmedim.sanırım en iyi kitabı tutunamayanlar... |
| Yazar Tools | |
| Görünüş Şekli | |
| |
| | ||||
| Yazar | Yazar Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Oğuz Aral Öldü | Lizard King | Güncel Olaylar | 7 | 08-08-2004 15:43 |