Friedrich Wilhelm Nietzsche
Tanrı ve Nietzsche: iki uç kavram IV
Bu metin belki daha az dokunaklıdır, ama hiç kuşku yok ki daha fazla dikkat çekicidir. İnsan için en büyük kötülük, kendisini korkuya mahkûm etmesi ve suçluluk duygusu içinde yok olup gitmesi, görevine layık olmaması, kuşkular içinde başka sığınaklar aramasıdır. Aradığı yeni sığınaklar yeni putlardan başka bir şey değildir: Demokrasi ve devlet... İnsan için en büyük iyilik, cesur bir şekilde, tıpkı şövalye Dürer gibi yıkılmış düzenin her bir yerinden çıkan hayaletlere karşı meydan okuması olacaktır. Uçurumlarla dolu bir yolda yolculuk etmesi ya da geleceğin Kristof Kolomb'ları gibi pusulasız bir şekilde kapkara bir gökyüzünün altında, hiçbir kara parçası gözükmeyen bir denizin azgın dalgalarıyla boğuşması, onun için en büyük iyilik olacaktır. Bu belki de korkunç bir yarıştır, ama yüce bir yazgıya ve yeni bir başlangıca giden tek yoldur! Bilinçlenme sayesinde ne olduğumuzu anlarız ve bu kör edici ışık etrafımızdaki sisleri dağıtacak ve sahte putları yok edecektir. Yarı insan hayvanın uzun zamandan beri dolandığı labirentin çıkış yolunun önünde trajik bir cephe yükselecektir.
Tanrı'nın Ölümü, insanın henüz anlaşılmaz olan doğasını yenmek için kabul etmek zorunda olduğu korkunç ve acı verici bir önkoşuldu. Bu koşul olmaksızın insan evrimin içinde yer alamaz. Hepimiz onu yüceltmemiz gereken bir evrimin içinde bulunuyoruz. Bu evrimin içinde yer almamız bizi birbirimize karşı katılaştırıyor ve belki de acımasızlaştırıyor. Ama yine de biz bu evrimin bir parçasıyız. Merhametliliği ve dayanılmaz aklıbaşındalığı yüzünden bizim bu "Hıristiyan" Tanrı'yı mahkûm etmemiz gerekir. Şayet Tanrı var olmaya devam etseydi, insanlık öz güvenini nasıl kazanabilirdi? İnsanın Tanrılaşmasını yasaklayan bir Tanrı'nın varlığına nasıl dayanılabilirdi? Yeni insanın doğması için, insanın ölmesi gerekliydi:
"İnsanın varoluşundan hiç kimse sorumlu değildir. İnsanın şu ya da bu şekilde olmasından, onun şu ya da bu koşullarda bulunmasından hiç kimse sorumlu değildir. İnsanı yolundan saptırıp belirsiz bir amaca doğru yönlendirmek saçmalıktır. Amaç düşüncesini bir uydurduk. Aslında amaç diye bir şey yoktur.
Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı'yı yadsıyoruz, Tanrı'nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz."
Daha sonra Peter Gast'a yazdığı bir mektupta Nietzsche, Dostoyevski'nin psikolojik dehasına olan hayranlığından sözeder. Bununla birlikte, onun en güçlü içgüdülerine karşı koyduğunu da ifade eder. Sanıyoruz ki, Nietzsche ve Dostoyevski arasında yapılacak bir karşılaştırma, aslında temel anlaşmazlığın nedenlerini aydınlatabilir.
"Benim için söz konusu olan, bir zamanlar Stendhal'in bir Dostoyevski olduğudur. En beklenmedik ilişki, bir kitapçıda yazarının adını bilmediğimiz bir kitabın sayfalarını çevirdiğimizde aniden beliren bir içgüdünün sizin bir akrabanızı bulduğunuzu haber vermesidir.
Bugüne kadar onun ünü ve geçmişi hakkında fazla bir şey bilmiyorum. 1881 yılında ölmüştür. Gençlik yaşlarında mutsuz olmuştur: Burjuva kökenli bir aileden olmasına karşın hastalık ve yoksulluk dolu günler geçirmiştir.
Yirmi yedi yaşında ölüme mahkûm edilmiş, idam sehpasının üzerindeyken, cezası affedilmiştir. Daha sonra Sibirya'da dört yıl kanlı katiller arasında prangaya mahkûm edilmiştir. Bu süreç onun dönüm noktası olmuştur...
Psikolojik önsezisinin gücünü keşfetmiştir. Duyarlılığı artmış ve bir derinlik kazanmıştır. O dönemin anılarını yazdığı Ölüler Evi adlı kitabı, yazılan en insancıl kitaplardan birisidir. Yeraltı Notları adlı kitabını yine geçirdiği sürgün günlerinden esinlenerek yazmıştır."
Nietzsche Dostoyevski'nin yeraltı dünyası, yeraltı yolları, labirentler hakkında yaptığı ayrıntılı araştırmasını övüyordu. Burada gizlenmiş sofuca yalanlar sayesinde iyi insan ötekilerden gizlenir, kendi kendisinden bile iç çelişkilerini saklar. İşte "Gnôthi Sauton" gerçeği budur. Dostoyevski'nin zavallı kahramanı birbirini izleyen saçma davranışlarda bulunarak, sonunda isyankâr ve acı çeken bir kurban olur. Yüzeysel olarak her şey açık ve berraktır. Ama derinde, azgın sulardan ne korkunç canavarlar çıkıyordu! En kötüler iyilik dolu bir gülüş arkasında itiraf edemedikleri kinlerini gizlerler... En iyiler yalnızca karakterlerinin soyluluğu sayesinde erdeme ulaşabilenler -haksız olduklarına inanıp-, aldatmaca bir merhamete boyun eğerler.
Nietzsche, Dostoyevski'nin betimlediği dünyada İsa dönemindeki Filistin'in hastalarını ve yoksullarını keşfettiğini sanır. Öç almaya susamış, ama yadsımaya hazır bulanık ruhlar:
Nietzsche'nin Rus romancıdan söz ettiği kuşku götürmez. Yazarın adının kullanılmadığı yerlerde dahi "yeraltı" sözcüğünün sıkça yinelenmesi bunu kanıtlamaya yeter. Dostoyevski'nin İsa'ya karşı beslediği duyguları çok iyi biliyoruz. Rus yazar için Tanrı'sız bir dünya "saçma" bir dünya olurdu. Her şeyin "serbest" olduğu bu dünyada doğal olarak kötülük hiçbir sınır tanımazdı. Üstelik Nietzsche'nin kesinlikle mahkûm ettiği suçluluk duygusunda, Dostoyevski selamete giden yolu buluyordu. "Suç ve Ceza" adlı romanda, Sonya'nın yol gösterdiği Raskolnikov, huzuru adalete teslim olmakta bulur. Kötülük konusu onun için yalnızca soyut kalan bir diyalektik alanında değil, aynı zamanda etten ve kemikten olan insanların yaşadığı ortamlarda da kendisini gösterir. Sonuç olarak Dostoyevski İsa'ya güvenir, gerçek yüceliğin sırrını ona sorar. Pascal'a katılarak, Tanrı'sız bir insanın "sefilliğini" kanıtlar. İnsan Tanrı'nın kanununu kabul etmek zorundadır.
"İncil'in bizi içine sokmaya çalıştığı dünya, sinir hastalıklarının, çocukça salaklıkların sanki birbirlerine randevu vermiş gibi bir araya geldikleri, adı "Ölüler Evi" olan bir Rus romanında alınmış bir dünyadır."
Bu satırlar, Dostoyevski'nin inancının tam olduğunun göstergesidir.
"Benim ilkem çok basittir." diye yazmıştır 1868 yılında Nathala von Vizine'ye.
"Ben, İsa'dan daha güzel, daha derin, daha sevimli, daha mantıklı, daha yiğit ve daha mükemmel bir şeyin olmadığına, hiçbir zaman da olamayacağına inanıyorum. Eğer İsa'nın gerçek olmadığını bana kanıtlayabilirlerse ve gerçeğin İsa'nın dışında olduğu doğruysa, ben İsa ile kalmayı gerçek ile kalmaya tercih ederim."
Ama onun da "dünyayı mantığın yönetmediğini" düşünmesine ve "yeraltından" çıkan çelişkileri fark etmesine karşın, Nietzsche gerçeğin bu olmasını yeğliyordu.
Ya da daha doğrusu, gerçeği görüntüler içinde yok olmuş bir varlığa bağlamayı değil de, her zaman hareketli olan bir yaşama bağlamayı, kendisi için yalnızca can sıkıcı bir tanık olan Tanrı'yı yaşamdan uzak tutmayı istiyordu.
"Ahlâki bilincin" boş ve kötürümleştirici kuruntularını yaratan bu Tanrı değil miydi?
Edgar Poe'nun bize anlattığı da benzer bir cinayettir. William Wilson da dayanılmaz bir tanıktan aynı şekilde kurtulmuştur. Etrafında, onun tutumunu kınayan ve olabileceği parlak insanın betimlemesini çizenler de vardır. Ama bu kalabalığa karşın insan hareketsiz alınyazısıyla baş başa kalır. Hiç kuşku yok ki, Nietzsche bir trajedinin başlayacağını önceden duyumsamakta çok haklıydı.
"Ama onun gerçekten de ölmesi gerekiyordu. Her şeyi gören gözleriyle insanın içini, tüm utancını ve gizli olan çirkinliğini görüyordu. İnsanın en iğrenç kıvrımlarının içine bile giren, bu patavatsız, aklını acımayla bozmuş be meraklının ölmesi gerekiyordu. Durmadan bana bakıyordu... Ben de bu tanıktan öcümü almak ve yaşamıma son vermek istedim. Her şeyi ve insanı bile gören bu Tanrı'nın ölmesi gerekiyordu."
#1
Gönderen NihiList KeLebeK
on
03-11-2005, 14:53
..şiirleri.. (.pdf)











Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche

Öyle kolay bir sanat değildir uyumak: onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
Günde on kez altetmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.
On kez yine barışmalısın kendinle: çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan
On gerçek bulmalısın kendine günde: yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin: yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.
biraz önce yonja dakilere yorum olarak gönderdim.
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığızdır
zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar
bu dahil butun genellemeler yanlistir
''yukseldikce ucma bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir''
insan senin kaybettigini kaybetse bir yerlerde duramaz bir daha
umut(ümid etmek) sadece eziyetin(işkencenin) süresini arttırır
dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de
en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir
zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar
bu dahil butun genellemeler yanlistir
''yukseldikce ucma bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir''
insan senin kaybettigini kaybetse bir yerlerde duramaz bir daha
umut(ümid etmek) sadece eziyetin(işkencenin) süresini arttırır
dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de
en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
Nietzsche seni ne kadar kıskandığımı bilemezsin
dili nasıl olabiliyorda bu kadar güzel kullanıyorsun
sonra herşeyi sorgulamanı da hayranım ve en
önemlisi nasıl oluyorda dünyanın can pahasına benimsediği
kuralları olguları ideolojileri yok sayan cesareti
gösterebiliyorsun
dili nasıl olabiliyorda bu kadar güzel kullanıyorsun
sonra herşeyi sorgulamanı da hayranım ve en
önemlisi nasıl oluyorda dünyanın can pahasına benimsediği
kuralları olguları ideolojileri yok sayan cesareti
gösterebiliyorsun
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT
kitabın önsözünden(cem yayınevi/1989 basım)
Kendisine"tehlikeli belkinin filozofu" diyen nietzche nin yazıları arasında masalsı bir parça vardır,DELİ...
o deliyi duymadınız mı? Tanla kalkan,"fener yakıp pazar yerinde koşan,"Tanrıyı arıyorum!tanrıyı arıyorum!"Tanrıya inanmayan nice kimseler vardır o sıra,bir gülüşmedir kopar. biri "ne,yitirmiş mi?" der."çocuk gibi yolunu mu yitirmiş?" der bir başkası."yoksa ,saklanıyor mu bizden?yolculağa mı çıkmış?göçmüş mü yoksa?" Bu düzen üzre bağrışırlar,gülüşürler.Deli ortalarına dalar,onları bakışlarıyıla deler.
"Nerde mi Tanrı?" diye bağırır."Söyleyeyim:ÖLDÜRDÜK ONU!..Sen,ben...Hepimiz katilleriyiz onun.Peki bunu nasıl yaptık?Nasıl yutabildik denizi?Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize?yeryuvarlağını güneşden boşlamakla ne yapmış olduk?şimdi nereye gidiyor?biz nereye gidiyoruz şimdi?bütün güneşlerden uzaklaşmıyormuyuz?dalmıyor muyuz boyuna:geriye doğru,yana,ileriye doğru,bütün yönlere?aşağı diye,yukarı diye birşey kaldı mı?sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz?soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın?daha da soğumuş değil mi? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan?sabahları fener yakmamız gerekmez mi?Tanrıyı gömen mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyoruz?Tanrının çürümesinden yayılan kokuyu burnumuz almıyor mu hiç?Tanrılar dahi çürürler.Tanrı öldü! Tanrı ölü duruyor.Hem onu biz öldürdük.Şimdi biz,katiller katili,nasıl avutalım kendimizi?Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında.Kim silecek bu kanı üstümüzden?su var mı arıtacak bizi?
Nice yazık silme yortuları ile,nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için?Bu işin büyüklüğü bize göre pek büyük değil mi?Buna yalnız değerli görünmek için Tanrı olmamız gerekmez mi bizim?Bundan büyük iş başarılmamıştır;her kim bizden sonra doğarsa-bu iş yordamıyla-şimdiye kadar ki bütün tarihinden daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.”
Deli burada susar.kendisini dinleyenlere bakar;onlar da susarlar,şaşkınlık içinde ona bakarlar.Derken feneri feneri yere çalar,fener kırılır,söner,”Çok erken geldim” der sonra. “Benim vaktim daha gelmedi: Yolda şimdi bu devce olay, yürüyor daha, daha erişmedi kulaklarına kişioğullarının.Şimşek yıldırım zaman ister işler yapıldıktan sonra bile,görülmeden işitilmeden önce en uzak yıldızlardan daha uzak onlara bu iş şimdilik,OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR”
Yine derler ki, ogün deli ,bir çok kiliseye girer,TANRIYA SONRASIZ AĞIT! Inı okur.dışarıya çıkarılıp sorguya çekildikte hep şöyle karşılık verir “Tanrı mezarlarından,türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?”
Nietzsche’ye göre durum budur;Tanrı insanın içinde ölmüştür,insan kendi eliyle öldürmüştür onu,Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta;en büyük tehlikeyle,yok olmakla karşı karşıya;fakat bu en büyük tehlike,onun en büyük olanağıdır.İnsan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla kendini altederek doldurmalıdır.Ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi…..
GERÇEKTEN DEFALARCA OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP...
kitabın önsözünden(cem yayınevi/1989 basım)
Kendisine"tehlikeli belkinin filozofu" diyen nietzche nin yazıları arasında masalsı bir parça vardır,DELİ...
o deliyi duymadınız mı? Tanla kalkan,"fener yakıp pazar yerinde koşan,"Tanrıyı arıyorum!tanrıyı arıyorum!"Tanrıya inanmayan nice kimseler vardır o sıra,bir gülüşmedir kopar. biri "ne,yitirmiş mi?" der."çocuk gibi yolunu mu yitirmiş?" der bir başkası."yoksa ,saklanıyor mu bizden?yolculağa mı çıkmış?göçmüş mü yoksa?" Bu düzen üzre bağrışırlar,gülüşürler.Deli ortalarına dalar,onları bakışlarıyıla deler.
"Nerde mi Tanrı?" diye bağırır."Söyleyeyim:ÖLDÜRDÜK ONU!..Sen,ben...Hepimiz katilleriyiz onun.Peki bunu nasıl yaptık?Nasıl yutabildik denizi?Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize?yeryuvarlağını güneşden boşlamakla ne yapmış olduk?şimdi nereye gidiyor?biz nereye gidiyoruz şimdi?bütün güneşlerden uzaklaşmıyormuyuz?dalmıyor muyuz boyuna:geriye doğru,yana,ileriye doğru,bütün yönlere?aşağı diye,yukarı diye birşey kaldı mı?sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz?soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın?daha da soğumuş değil mi? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan?sabahları fener yakmamız gerekmez mi?Tanrıyı gömen mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyoruz?Tanrının çürümesinden yayılan kokuyu burnumuz almıyor mu hiç?Tanrılar dahi çürürler.Tanrı öldü! Tanrı ölü duruyor.Hem onu biz öldürdük.Şimdi biz,katiller katili,nasıl avutalım kendimizi?Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında.Kim silecek bu kanı üstümüzden?su var mı arıtacak bizi?
Nice yazık silme yortuları ile,nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için?Bu işin büyüklüğü bize göre pek büyük değil mi?Buna yalnız değerli görünmek için Tanrı olmamız gerekmez mi bizim?Bundan büyük iş başarılmamıştır;her kim bizden sonra doğarsa-bu iş yordamıyla-şimdiye kadar ki bütün tarihinden daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.”
Deli burada susar.kendisini dinleyenlere bakar;onlar da susarlar,şaşkınlık içinde ona bakarlar.Derken feneri feneri yere çalar,fener kırılır,söner,”Çok erken geldim” der sonra. “Benim vaktim daha gelmedi: Yolda şimdi bu devce olay, yürüyor daha, daha erişmedi kulaklarına kişioğullarının.Şimşek yıldırım zaman ister işler yapıldıktan sonra bile,görülmeden işitilmeden önce en uzak yıldızlardan daha uzak onlara bu iş şimdilik,OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR”
Yine derler ki, ogün deli ,bir çok kiliseye girer,TANRIYA SONRASIZ AĞIT! Inı okur.dışarıya çıkarılıp sorguya çekildikte hep şöyle karşılık verir “Tanrı mezarlarından,türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?”
Nietzsche’ye göre durum budur;Tanrı insanın içinde ölmüştür,insan kendi eliyle öldürmüştür onu,Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta;en büyük tehlikeyle,yok olmakla karşı karşıya;fakat bu en büyük tehlike,onun en büyük olanağıdır.İnsan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla kendini altederek doldurmalıdır.Ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi…..
GERÇEKTEN DEFALARCA OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP...
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
"ya etrafımda görüyor olduğum herşey bir yanılsamadan ibaretse" diyerek, descartes'ten bu yana, her daim doğru bilgiyi arama uğraşında olan modernist düşünceye eleştirel bakmış, post - modernite'nin kurucusu sayılabilecek, birçok 20. yy. post - yapısalcı düşünürünü etkilemiş olan filozof.
#18
Gönderen mandragora
on
13-10-2007, 19:55
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
hayatımı kararttı nefret ediyorum bu adamdan...
#19
Gönderen marlasinger
on
13-10-2007, 19:56
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
hastayım bu adama bulsam öperim

| Bu konuya gelen LinkBack ile izlemeye al: http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/10386-friedrich-wilhelm-nietzsche/ | ||||
| Gönderen | For | Tarz | Tarih | |
| söz « cemresin | Bu Konu | Pingback | 26-03-2007 20:28 | |
| |
Benzer Başlıklar
Nietzsche 'den İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi...
F.Nietzsche Gerçekten düşüncelerine saygı duyulması gereken bir kişiliktir.Hiçliğin derinlerinde kaybolmak...