Friedrich Wilhelm Nietzsche
Tanrı ve Nietzsche: iki uç kavram II
Nietzsche'yi, inançtan uzaklaştıran ve bilginin baş döndürücü ama aynı zamanda tehlikelerle dolu maceralarına sürükleyen nedenler hakkında birçok kez sorular sorulmuştur. Bu açıdan bakılacak olunursa, Nietzsche ve André Gide arasında çok az bir benzerlik vardır. Çünkü Nietzsche omuzlarında Protestanlığın ağır yükünü, "Dünya Nimetleri"ni yazan yazar kadar duyumsamıştır. Renan düşünülüyordu, ama Renan da kuşkuluydu... Nietzsche Hıristiyanlıktan, uzun tartışmalar ve derin bir diyalektik sonucunda kurnazlaşmış bilgeler sayesinde kopmuştur. Nietzsche'deki kopukluk zamansız ve çabuk olmuştur. Gerçeği söylemek gerekirse, yanılmamıştır. Onlar için olduğu gibi, Nietzsche içinde kötülük, çözülmesi gereken soyut bir problem değildir. Kötülük galip gelinmesi gereken bir çatışmadır. Üstelik, Hıristiyanların görüş açısına göre kötülük, dinsizlikten daha büyük bir suçtu. Kuşkusuz Nietzsche, düşman bir dünyada, kendisi gibi, terk edilenleri, öncüleri olarak görüyordu. Özellikle Pascal onun için büyük bir önem taşır. Pascal, Nietzsche'nin yardımına başvurmaktan hoşlandığı kafalı adamlardan birisidir:
Ama yine de Nietzsche, Pascal'dan çok Yunanlıların yanında yer alır. Onlar gibi Nietzsche'de tinsel kötülükten çok fiziki kötülüğe daha fazla duyarlıdır. Ona göre tinsel kötülüklere, günâha önem veren insanlar, kendilerine ait olmayan bir sorumluluk yüklenirler. Kabullendikleri suçluluk kompleksi onların yaşamında bir engel oluşturur ve kişinin kendi yaşantısını kontrol etmesini önler.
"Platon, Pascal, Spinoza ve Goethe hakkında konuştuğum zaman, onların kanlarının benim damarlarımda aktığını biliyorum."
Sanatçı Tanrı kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar: Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin ya da taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasına önerir. Hıristiyan Tanrı ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. Ona göre iyi olan, güzel olan ile birleşemez, çünkü güzelin içinde sakınılması gereken bir günâh eğilimi mevcuttur. Kant'ın dediği "olmalısın" koşulsuz zorunluluğun formülüdür. Bu koşulsuz zorunluluk insanı köleleştirir:
Kant'dan önce ve Kant'dan sonra da her şey şu problemin etrafında dönüp durur: İnsanı nasıl özgürlüğüne kavuşturmalı? Onu köleliğinden nasıl kurtarmalı?
"Koşulsuz zorunluluk askeri komuta alanına girer. Emredildiğinde ve bu emre tamamen boyun eğildiğinde güvenliğin ve düzenin sağlandığında inanan prensler bunu insanlara körü körüne öğretirler."
...Nietzsche şöyle yazar,
Şimdi, Nietzsche'nin böylesi korkunç bir mesaja nasıl geldiğini daha yakından görelim.
"Tanrı olgusunu çürütmek, aslında yalnızca soyut Tanrı'yı çürütmektir."
"Ahlakın Soykütüğü Üstüne" adlı yapıtının önsözünde bulunan değerli bir metin, bizi düşüncelerinin çıkış noktası hakkında aydınlatır:
Ama nasıl olur da Tanrı kötülüğün babası olabilirdi? İyi ile kötünün ötesinde olan bir Tanrı için kullandığımız "iyi ve kötü" terimlerinin hiçbir mantıklı anlamı yoktu. Genç öğrencinin aklı garip düşüncelerle doluydu ve yalnız düşünceleriyle baş başa kalabilmek için arkadaşlarından uzaklaşmıştı: "Belki de cüzi irade, yazgının en büyük gücünden başka bir şey değildir... Aynı şekilde, iyi de, kötünün en etkili asıl evrimidir." diye düşünüyordu."
"Bana özgü ve itiraf etmeyi sevmediğim bir utanma sayesinde -çünkü utanma, ahlak ile, bugüne kadar ahlak adı altında yücelttiğimiz olgular ile ilgilidir- beklenmedik bir zamanda ve ani bir şekilde karşı konulamaz bir güç ile ortaya çıkıveren, gençliğime ve çevreme tamamen zıt olan utanmam sayesinde şu soru önünde kuşkularım ve merakım duruveriyor: İyi ve Kötü hakkındaki düşüncelerimizi kesin olarak nasıl tanımlayabiliriz? -Gerçekte henüz on üç yaşında bir çocuktum ve kötülüğün kaynağı kafamı kurcalayıp duruyordu: Ben o yaşta ilk felsefik yazı denememi bu soruna adadım. (Aslında bu onun ilk otobiyografisidir.) Tüm düşüncelerimden sonra vardığım inanç: Tanrı kötülüğün babasıdır."
Böylece Luther'e, insanın üzerine yüklediği karanlık alınyazısı dogması ve işlememek hakkını elinde bulundurmadığı hataların yükü altında belini büktüğü için gittikçe daha fazla kızıyordu.
Yunan iyimserliği hakkındaki yaygın olan tezlerin bir düzmece olduğunu ileri sürecektir. İlk felsefecilerin dehası acı çekmekten gelişmemiştir. Onlar dünyanın onlara sunduğu gösterinin önünde kuşkularını yenmişler ve kendilerine özgü düzensizliklerinin içinden bir uyum çıkarmayı başarmışlardır.
Adaletin kendisi iki karşıt gücün ortasında bulunan geçici bir dengedir. Dürer'in resimlerinde bu filozoflar da boy göstereceklerdir... Onlar acı ve ölüme karşı mücadele göstereceklerdir... Onlar acı ve ölüme karşı mücadele vermişler ve karşılığında sağlık ve mutluluğu haketmişlerdir. Şayet, Nietzsche'nin ilk denemelerini, Yunan trajedisi döneminde oluşturduğu Felsefe adlı denemesinin notlarını okuyacak olursak, onun duraksamalarını görebiliriz. Herakleitos onun hoşuna gider, ama Nietzsche yine de Birin ve Çokun planlarına sahip olan Amaximandros'a daha yakın durur. Anaximandros'un sorduğu soru, Nietzsche'nin kafasını kurcalayıp duran sorunun aynısıdır:
Anaximandros'dan daha emin olan Herakleitos, kötülük problemini çözümler. Çünkü içinde yaşadığımız evren yalnızca olayları tek yönden gören ve kavrayan dar kafalı olan insanlar için hatalarla, haksızlıklarla ve uyuşmazlıklarla doludur. Eğer Herakleitos'a şu son soruyu, "Ateşi suya, suyu toprağa, ters devir başlayana dek çeviren bu sınırsız geçişin nedeni nedir?" diye soracak olsaydık özenli filozofun yanıtı şu olurdu:
"Oluşumun ve neslin bu durmak bilmez çalışmalarının kaynağı nedir? Doğanın yüzündeki bu acılı kasılmanın kaynağı nedir? Yaşayanların var oldukları tüm çevrelerden gelen ve tıpkı cenaze törenlerindeki inlemeleri anımsatan bu sonsuz iniltiler nereden geliyorlar?"
Kendinizi alıştırdığımız bu basit yanıt eğer Schopenhauer'in hâlâ güçlü olan etkisi olmasaydı, Nietzsche tarafından dikkate alınmayacaktı. Nietzsche o dönemde en çok sevdiği filozofun düşüncesini anımsar:
"Bu bir oyundur, trajik bir olay olduğunu sanmayın ve özellikle bunu ahlaki bir sorun haline getirmeyin."
"Bir insanın insan olduğunu söyleyebilmek için, bu insanın aslında var olmaması gereken ama sayısız acı ve ölüm yüzünden var oluşunun cezasını çekmekte olan bir insan olduğunu söylemek gerekir. Böylece bir varlıktan ne beklenebilir? -Biz hepimiz ölüme mahkûm edilmiş günâhkârlar değil miyiz?- Önce yaşayarak, daha sonra da ölerek cezamızı çekiyoruz. Bu, dünyaya gelmemizin gerçeğidir."
#1
Gönderen NihiList KeLebeK
on
03-11-2005, 14:53
..şiirleri.. (.pdf)











Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche

Öyle kolay bir sanat değildir uyumak: onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
Günde on kez altetmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.
On kez yine barışmalısın kendinle: çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan
On gerçek bulmalısın kendine günde: yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin: yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.
biraz önce yonja dakilere yorum olarak gönderdim.
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığızdır
zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar
bu dahil butun genellemeler yanlistir
''yukseldikce ucma bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir''
insan senin kaybettigini kaybetse bir yerlerde duramaz bir daha
umut(ümid etmek) sadece eziyetin(işkencenin) süresini arttırır
dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de
en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir
zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar
bu dahil butun genellemeler yanlistir
''yukseldikce ucma bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir''
insan senin kaybettigini kaybetse bir yerlerde duramaz bir daha
umut(ümid etmek) sadece eziyetin(işkencenin) süresini arttırır
dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de
en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
Nietzsche seni ne kadar kıskandığımı bilemezsin
dili nasıl olabiliyorda bu kadar güzel kullanıyorsun
sonra herşeyi sorgulamanı da hayranım ve en
önemlisi nasıl oluyorda dünyanın can pahasına benimsediği
kuralları olguları ideolojileri yok sayan cesareti
gösterebiliyorsun
dili nasıl olabiliyorda bu kadar güzel kullanıyorsun
sonra herşeyi sorgulamanı da hayranım ve en
önemlisi nasıl oluyorda dünyanın can pahasına benimsediği
kuralları olguları ideolojileri yok sayan cesareti
gösterebiliyorsun
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT
kitabın önsözünden(cem yayınevi/1989 basım)
Kendisine"tehlikeli belkinin filozofu" diyen nietzche nin yazıları arasında masalsı bir parça vardır,DELİ...
o deliyi duymadınız mı? Tanla kalkan,"fener yakıp pazar yerinde koşan,"Tanrıyı arıyorum!tanrıyı arıyorum!"Tanrıya inanmayan nice kimseler vardır o sıra,bir gülüşmedir kopar. biri "ne,yitirmiş mi?" der."çocuk gibi yolunu mu yitirmiş?" der bir başkası."yoksa ,saklanıyor mu bizden?yolculağa mı çıkmış?göçmüş mü yoksa?" Bu düzen üzre bağrışırlar,gülüşürler.Deli ortalarına dalar,onları bakışlarıyıla deler.
"Nerde mi Tanrı?" diye bağırır."Söyleyeyim:ÖLDÜRDÜK ONU!..Sen,ben...Hepimiz katilleriyiz onun.Peki bunu nasıl yaptık?Nasıl yutabildik denizi?Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize?yeryuvarlağını güneşden boşlamakla ne yapmış olduk?şimdi nereye gidiyor?biz nereye gidiyoruz şimdi?bütün güneşlerden uzaklaşmıyormuyuz?dalmıyor muyuz boyuna:geriye doğru,yana,ileriye doğru,bütün yönlere?aşağı diye,yukarı diye birşey kaldı mı?sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz?soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın?daha da soğumuş değil mi? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan?sabahları fener yakmamız gerekmez mi?Tanrıyı gömen mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyoruz?Tanrının çürümesinden yayılan kokuyu burnumuz almıyor mu hiç?Tanrılar dahi çürürler.Tanrı öldü! Tanrı ölü duruyor.Hem onu biz öldürdük.Şimdi biz,katiller katili,nasıl avutalım kendimizi?Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında.Kim silecek bu kanı üstümüzden?su var mı arıtacak bizi?
Nice yazık silme yortuları ile,nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için?Bu işin büyüklüğü bize göre pek büyük değil mi?Buna yalnız değerli görünmek için Tanrı olmamız gerekmez mi bizim?Bundan büyük iş başarılmamıştır;her kim bizden sonra doğarsa-bu iş yordamıyla-şimdiye kadar ki bütün tarihinden daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.”
Deli burada susar.kendisini dinleyenlere bakar;onlar da susarlar,şaşkınlık içinde ona bakarlar.Derken feneri feneri yere çalar,fener kırılır,söner,”Çok erken geldim” der sonra. “Benim vaktim daha gelmedi: Yolda şimdi bu devce olay, yürüyor daha, daha erişmedi kulaklarına kişioğullarının.Şimşek yıldırım zaman ister işler yapıldıktan sonra bile,görülmeden işitilmeden önce en uzak yıldızlardan daha uzak onlara bu iş şimdilik,OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR”
Yine derler ki, ogün deli ,bir çok kiliseye girer,TANRIYA SONRASIZ AĞIT! Inı okur.dışarıya çıkarılıp sorguya çekildikte hep şöyle karşılık verir “Tanrı mezarlarından,türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?”
Nietzsche’ye göre durum budur;Tanrı insanın içinde ölmüştür,insan kendi eliyle öldürmüştür onu,Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta;en büyük tehlikeyle,yok olmakla karşı karşıya;fakat bu en büyük tehlike,onun en büyük olanağıdır.İnsan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla kendini altederek doldurmalıdır.Ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi…..
GERÇEKTEN DEFALARCA OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP...
kitabın önsözünden(cem yayınevi/1989 basım)
Kendisine"tehlikeli belkinin filozofu" diyen nietzche nin yazıları arasında masalsı bir parça vardır,DELİ...
o deliyi duymadınız mı? Tanla kalkan,"fener yakıp pazar yerinde koşan,"Tanrıyı arıyorum!tanrıyı arıyorum!"Tanrıya inanmayan nice kimseler vardır o sıra,bir gülüşmedir kopar. biri "ne,yitirmiş mi?" der."çocuk gibi yolunu mu yitirmiş?" der bir başkası."yoksa ,saklanıyor mu bizden?yolculağa mı çıkmış?göçmüş mü yoksa?" Bu düzen üzre bağrışırlar,gülüşürler.Deli ortalarına dalar,onları bakışlarıyıla deler.
"Nerde mi Tanrı?" diye bağırır."Söyleyeyim:ÖLDÜRDÜK ONU!..Sen,ben...Hepimiz katilleriyiz onun.Peki bunu nasıl yaptık?Nasıl yutabildik denizi?Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize?yeryuvarlağını güneşden boşlamakla ne yapmış olduk?şimdi nereye gidiyor?biz nereye gidiyoruz şimdi?bütün güneşlerden uzaklaşmıyormuyuz?dalmıyor muyuz boyuna:geriye doğru,yana,ileriye doğru,bütün yönlere?aşağı diye,yukarı diye birşey kaldı mı?sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz?soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın?daha da soğumuş değil mi? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan?sabahları fener yakmamız gerekmez mi?Tanrıyı gömen mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyoruz?Tanrının çürümesinden yayılan kokuyu burnumuz almıyor mu hiç?Tanrılar dahi çürürler.Tanrı öldü! Tanrı ölü duruyor.Hem onu biz öldürdük.Şimdi biz,katiller katili,nasıl avutalım kendimizi?Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında.Kim silecek bu kanı üstümüzden?su var mı arıtacak bizi?
Nice yazık silme yortuları ile,nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için?Bu işin büyüklüğü bize göre pek büyük değil mi?Buna yalnız değerli görünmek için Tanrı olmamız gerekmez mi bizim?Bundan büyük iş başarılmamıştır;her kim bizden sonra doğarsa-bu iş yordamıyla-şimdiye kadar ki bütün tarihinden daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.”
Deli burada susar.kendisini dinleyenlere bakar;onlar da susarlar,şaşkınlık içinde ona bakarlar.Derken feneri feneri yere çalar,fener kırılır,söner,”Çok erken geldim” der sonra. “Benim vaktim daha gelmedi: Yolda şimdi bu devce olay, yürüyor daha, daha erişmedi kulaklarına kişioğullarının.Şimşek yıldırım zaman ister işler yapıldıktan sonra bile,görülmeden işitilmeden önce en uzak yıldızlardan daha uzak onlara bu iş şimdilik,OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR”
Yine derler ki, ogün deli ,bir çok kiliseye girer,TANRIYA SONRASIZ AĞIT! Inı okur.dışarıya çıkarılıp sorguya çekildikte hep şöyle karşılık verir “Tanrı mezarlarından,türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?”
Nietzsche’ye göre durum budur;Tanrı insanın içinde ölmüştür,insan kendi eliyle öldürmüştür onu,Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta;en büyük tehlikeyle,yok olmakla karşı karşıya;fakat bu en büyük tehlike,onun en büyük olanağıdır.İnsan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla kendini altederek doldurmalıdır.Ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi…..
GERÇEKTEN DEFALARCA OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP...
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
"ya etrafımda görüyor olduğum herşey bir yanılsamadan ibaretse" diyerek, descartes'ten bu yana, her daim doğru bilgiyi arama uğraşında olan modernist düşünceye eleştirel bakmış, post - modernite'nin kurucusu sayılabilecek, birçok 20. yy. post - yapısalcı düşünürünü etkilemiş olan filozof.
#18
Gönderen mandragora
on
13-10-2007, 19:55
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
hayatımı kararttı nefret ediyorum bu adamdan...
#19
Gönderen marlasinger
on
13-10-2007, 19:56
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
hastayım bu adama bulsam öperim

| Bu konuya gelen LinkBack ile izlemeye al: http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/10386-friedrich-wilhelm-nietzsche/ | ||||
| Gönderen | For | Tarz | Tarih | |
| söz « cemresin | Bu Konu | Pingback | 26-03-2007 20:28 | |
| |
Benzer Başlıklar
Nietzsche 'den İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi...
F.Nietzsche Gerçekten düşüncelerine saygı duyulması gereken bir kişiliktir.Hiçliğin derinlerinde kaybolmak...