Friedrich Wilhelm Nietzsche
Nietzsche Sonsuz Dönüş
Belki de şöyle yazmak daha doğru olurdu: "Bu düşünce burada bilincimde doğruluk kazandı, bana kendisini karşı konulamaz bir güçle kabul ettirdi." Çünkü yavaş yavaş takıntı durumuna gelen bir nakarat gibi kendisini Nietzsche'ye çok eskiden Mutlu Adalar'da kaldığı zamandan beri göstermişti. Onun yüzünden Wagner ile yaptığı görüşmeler sırasında dalgın ve uzaklardaydı. Daha sonra, Cenova'nın küçük sokaklarında, limana doğru inerken yine bu düşünce daha da ısrarlı bir şekilde onu ayartmaya gelmişti. Şimdi, kasırga şiddetiyle Zerdüşt'ün, Peygamberin sesiyle Nietzsche'nin üstüne dalga dalga geliyordu. 14 Ağustos 1881 yılında Peter Gast'a yazdığı bir mektupta da birçok kez yinelenen belirtiyi kabul ediyor ve yazar öldükten sonra yayımlanan yapıtlarda bu durum daha açık biçimde görünüyordu. Aslında Sonsuz Dönüş sayesinde zamana, uzaya hükmedildiği kadar hükmedilebilirdi ve ona Sonsuzluk değerini veren tek bir sezgi içinde zaman deniyordu. Bu yüzden zamanı "doğrulamanın en üstün formülü" olarak görüyordu. Ancak, bu formüle erişene dek itiraf etmediği ne çok acılar, ne çok kararsızlıklar çekmişti!
"Şimdi, Zerdüşt'ün hikayesinin anlatacağım. Yapıtın temel anlayışı Sonsuz Dönüş düşüncesinin, doğrulamasının bu en üstün formülü Ağustos 1881 tarihlidir. Bir kağıt parçasına şunlar yazılmıştır: İnsan ile zaman arasında 6000 adımda. O gün, Silvaplana Gölü boyunca ormanda geziniyordum. Surley'den pek uzak olmayan, piramit şeklinde yükselen muhteşem bir kaya bloğunun yakınında mola verdim, bu düşünce işte burada aklıma geldi"
İnsanın varoluşu ve geleceği ile ilgili olan bu kararsızlıklar nasıl suskunlukla geçiştirebilirdi? Nietzsche, Sonsuz Dönüş düşüncesine kendisininkinden daha güçlü olan bir irade ile itildiğini duyumsuyordu. Bu öylesine güçlü bir duyguydu ki, buna yazgı dedi:
Daha önce "yönelim" olarak algıladığını şimdi "yazgı" olarak algılıyordu. Ustası Schopenhauer'de şöyle söylemiştir: "Bu dünyada üzerinde senden başka kimsenin yürüyemeyeceği eşi benzeri olmayan tek bir yol vardır: Bu yol nereye çıkıyor?" O, bu yolu sonsuz kere özlediğini ve izleyeceğini keşfeder. Bu yönelimin ne olduğunu anlar: Üstinsanın peygamberiyken, Sonsuz Dönüşün de habercisidir ve olmalıdır da.
"En yüce gücü sağlamaya yönelik böylesine gelip geçici bir düşünce örneği: Yazgıcılık (ego Fatum), onun da en uç şekli: Sonsuz Dönüş."
Böylece, tüm çelişmeler yalnızca bir düşünce çatışkısı içinde birleşmezler, bu çelişmeler yaşanmıştır.
Yaşamla özdeşleşmek, kendini onun akıntılarına bırakmak, yaşamın, sonu ve amacı olmayan bir hareketin iki evresini de katetmesini kabullenmek demektir -biri diğerini koşullandıran, yaratıcı evre ve yıkıcı evre-. Flaubert, Aziz Antuan'ın Günâh Eğilimi adlı kitabında aynı gereksinimi keşfetmiştir: Azizin gözleri önünde ürkütücü bir kuşağın anlaşılması güç olayları meydana geliyordu. Ölüm yaşamdan doğuyor ve yaşam da ölümden doğuyordu. Zaman her ikisini de birbirlerine Platon'un Fedon'unda olduğu gibi iyi bir uyum içinde karıştırmıyor, tersine ortaya bir uyumsuzluk çıkıyordu. Kuşkusuz, bize sunulan her şeyin iğretiliğine karşın inanç duyarlılığımızı bu gibi etkiler pek şaşırtmaz. Goya'dan beri sanat, iyinin ve kötünün, acı ve mutluluğun birlikte varolduğunu ifade eder. Kurtarıcının ve şeytanın yüzleri, kahkaha ve acı birbirlerine karışmıştır. Bu bağlamda, akla gelen diğer adlar: Christ d'Ensor ve Nice'li genç bir ressam olan Raymond Moretti'dir.
"İnsanın sağladığı böyle bir yazgının formülü isteniyor mu? Bu formül, benim Zerdüşt'ümün içinde bulunur:
Kötünün ve iyinin içinde yaratıcı olmak isteyen kişi, önce yıkıcı olmalı ve değerleri yok etmelidir.
Böylece, en büyük kötülük, en büyük iyiliğin bir parçası olur, ancak, en büyük iyilik yaratıcıdır.
Ben, şimdiye kadar hiç kimsenin olmadığı kadar korkunç bir insanım, ama bu benim en iyiliksever insan olamayacağım anlamına gelmez.
Yıkımın verdiği mutluluğu tanıyorum. Bu mutluluk benin yıkım gücüme uygundur. Her iki durumda da olumluluk ile olumsuzluğu ayırt edemeyen Dionysos yapıma boyun eğiyorum."
Şimdi, Nietzsche'nin duygularına bir başkası eklenmişti. Bu duygu daha önce de karşımıza çıkmış fakat çok kısa bir şekilde anlatılmıştır. Nietzsche'ye Sonsuz Dönüş düşüncesini zorla kabul ettirmekte büyük bir payı vardır: Bu duygu her gün giderek artan karşı konulamaz bir güçle çok yakında olan yıkıma doğru sürüklüyordur. Sosyal zamanın berisinde, iç organlarımıza benzeyen, aralıksız hücreler üreten ve öldüren doku gibi içimize işleyen başka biz zaman vardır. Bu, Buda'nın öteki dünyayı terk ettiğinde kendisini çok korkutan, yazgımızın sahnelediği varoluşçu zamandır.
Bu varoluşçu zaman, alışkanlık ve geleneklerin altında silineceği ön planda bulunur. Sosyal zamanda yaşayan insanların yaşamları pek önemli değildir. Ancak varoluşçu zaman insan yaşamına, kişinin yaşayacağı maceraya bir anlam ve önem kazandırır. Ayrıca varoluşçu zaman daha da uzaklara yönelip tarihsel zamana erişir ve ona kendisine özgün niteliklerini kazandırır. Böylece, genleşen ve gevşeyen zaman, olumsuz bir sonsuzluk amacıyla onu derleyen bir önsezi içinde değişime uğrar. Bunun sonucunda saplantı haline gelen duyumlar doğar. İnsanın ayakları altında çok geçmeden içine düşeceği bir uçurum ortaya çıkar. Gittikçe aratan bir yazgıya sahip olma duygusunun yanına bir de pek yakında gerçekleşecek olan bir felaketin kesinliği eklenir. Final çok yakında ve tıpkı dilimizin ucuna kadar gelen bir sözcük gibi kendisini ortaya çıkarmaya hazırdır.
Her şey tüketilmiş duygusu uyandırmaktadır. Beklenen gong sesi bir uyarı ve kurtuluş olarak algılanacaktır. Bundan sonra biz artık bir oyuncuyuz ve bu oyuncu rol aldığı bir sahneye fırlatılmıştır, taşıdığı maske ona zorla takılmıştır. Şimdiki tarih olayları ise, bıkıp usanmadan geçmişte kalan ve evrenin değişiminde tutsak kalan bir tarihin olaylarını yineleyip durur. Sonsuz Dönüş işte bu kesinliğin ifadesidir.
Buna karşılık, Nietzsche'nin "çocukluk aşklarının yeşil cennetine" karşı duyduğu özlem gittikçe çoğalıyordu. Bu boş zamanlarda insan kederden ve tasadan uzak istediği gibi hareket edip oyunun tadını çıkarır. Her şey hafif ve iyidir, düşünceler henüz yazgının tehdidi altında değildirler. Bu oyuna sanatçının yaratıcılığı yaklaşır. Yaratıcılık da ağırlık düşüncesinden, ağırlık kanunlarından, kendisini uzak tutuyor gibidir. İyiliksever bir düşünüş olumlu bir sonsuzluk içeren çok güzel bir anın gerçekleşmesine yol açar.
Nietzsche şöyle der: "Dönüşün Sonsuz olduğunu meydana getirdiğim an ve bu anın aşkı sayesinde Dönüşü destekliyorum." Sonsuzluğun iki şekli vardır. Duygularımız ikisi arasında, zamanın bütünlük dönemine kavuşacağı ana kadar duraksıyordu.
Bununla birlikte Nietzsche bu varsayımın antik dönemin filozoflarına kendisini zorla kabul ettirdiğini yadsımıyordu: İki karşıt görüş "mekanikçilik ve Platonculuk"u Sonsuz Dönüş düşüncesi içinde karşılaşıyordu. Bu şaşırtıcı bir olaydır, çünkü her iki düşünüşün de pozisyonları birbirlerine tamamen zıttır: Platon öteki dünyaya inanır, mekanikçiler ise her şeyi atom ya da güçlerin bileşimine indirgerler. Platon için örnekleri çoğaltabiliriz: Öncelikle Nicolas Boulanger tarafından yorumlanan XVIII. yüzyılda çok tanınan politik bir metin Nietzsche'nin dikkatini çekmiştir.
Nietzsche'nin dikkatini çeken başka bir açıklama ise iki türlü yetiştirme olduğu açıklamasıdır: Sokrates'in "İnsanlara uygun gelen ve hayvanları ilgilendiren, başka birisine uygun gelen sürü halinde bir yetiştirme var." dediğini vurgular.
Bunu, türlerin çokluğu ve soyların arasındaki eşitsizlik açıklamalarıizler. Kanunlarda kozmik devrelerin almaşıklığı yeniden doğrulanmıştı. Atinalının dediğine göre, insanlığı en alçakgönüllü yinelemelerine götürmüş olan büyük felaketler meydana gelmiştir. Bununla birlikte Nietzsche özellikle enerjetik atomculuktan elde edilen incelemeler üzerinde ısrar etmekteydi: Basel'de uzun yıllar boyunca Lucréce okuduktan sonra, Boscovitch'in yapıtlarına yöneldi ve tüm bunların sonucunda enerjinin korunması ilkesinin Sonsuz Dönüşü gerektirdiği kanısına vardı.
#1
Gönderen NihiList KeLebeK
on
03-11-2005, 14:53
..şiirleri.. (.pdf)











Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche

Öyle kolay bir sanat değildir uyumak: onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
Günde on kez altetmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.
On kez yine barışmalısın kendinle: çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan
On gerçek bulmalısın kendine günde: yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin: yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.
biraz önce yonja dakilere yorum olarak gönderdim.
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığızdır
zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar
bu dahil butun genellemeler yanlistir
''yukseldikce ucma bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir''
insan senin kaybettigini kaybetse bir yerlerde duramaz bir daha
umut(ümid etmek) sadece eziyetin(işkencenin) süresini arttırır
dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de
en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir
zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar
bu dahil butun genellemeler yanlistir
''yukseldikce ucma bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir''
insan senin kaybettigini kaybetse bir yerlerde duramaz bir daha
umut(ümid etmek) sadece eziyetin(işkencenin) süresini arttırır
dilencileri yok etmek gerek, çünkü insan onlara verince de pişman oluyo, vermeyince de
en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
Nietzsche seni ne kadar kıskandığımı bilemezsin
dili nasıl olabiliyorda bu kadar güzel kullanıyorsun
sonra herşeyi sorgulamanı da hayranım ve en
önemlisi nasıl oluyorda dünyanın can pahasına benimsediği
kuralları olguları ideolojileri yok sayan cesareti
gösterebiliyorsun
dili nasıl olabiliyorda bu kadar güzel kullanıyorsun
sonra herşeyi sorgulamanı da hayranım ve en
önemlisi nasıl oluyorda dünyanın can pahasına benimsediği
kuralları olguları ideolojileri yok sayan cesareti
gösterebiliyorsun
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT
kitabın önsözünden(cem yayınevi/1989 basım)
Kendisine"tehlikeli belkinin filozofu" diyen nietzche nin yazıları arasında masalsı bir parça vardır,DELİ...
o deliyi duymadınız mı? Tanla kalkan,"fener yakıp pazar yerinde koşan,"Tanrıyı arıyorum!tanrıyı arıyorum!"Tanrıya inanmayan nice kimseler vardır o sıra,bir gülüşmedir kopar. biri "ne,yitirmiş mi?" der."çocuk gibi yolunu mu yitirmiş?" der bir başkası."yoksa ,saklanıyor mu bizden?yolculağa mı çıkmış?göçmüş mü yoksa?" Bu düzen üzre bağrışırlar,gülüşürler.Deli ortalarına dalar,onları bakışlarıyıla deler.
"Nerde mi Tanrı?" diye bağırır."Söyleyeyim:ÖLDÜRDÜK ONU!..Sen,ben...Hepimiz katilleriyiz onun.Peki bunu nasıl yaptık?Nasıl yutabildik denizi?Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize?yeryuvarlağını güneşden boşlamakla ne yapmış olduk?şimdi nereye gidiyor?biz nereye gidiyoruz şimdi?bütün güneşlerden uzaklaşmıyormuyuz?dalmıyor muyuz boyuna:geriye doğru,yana,ileriye doğru,bütün yönlere?aşağı diye,yukarı diye birşey kaldı mı?sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz?soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın?daha da soğumuş değil mi? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan?sabahları fener yakmamız gerekmez mi?Tanrıyı gömen mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyoruz?Tanrının çürümesinden yayılan kokuyu burnumuz almıyor mu hiç?Tanrılar dahi çürürler.Tanrı öldü! Tanrı ölü duruyor.Hem onu biz öldürdük.Şimdi biz,katiller katili,nasıl avutalım kendimizi?Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında.Kim silecek bu kanı üstümüzden?su var mı arıtacak bizi?
Nice yazık silme yortuları ile,nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için?Bu işin büyüklüğü bize göre pek büyük değil mi?Buna yalnız değerli görünmek için Tanrı olmamız gerekmez mi bizim?Bundan büyük iş başarılmamıştır;her kim bizden sonra doğarsa-bu iş yordamıyla-şimdiye kadar ki bütün tarihinden daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.”
Deli burada susar.kendisini dinleyenlere bakar;onlar da susarlar,şaşkınlık içinde ona bakarlar.Derken feneri feneri yere çalar,fener kırılır,söner,”Çok erken geldim” der sonra. “Benim vaktim daha gelmedi: Yolda şimdi bu devce olay, yürüyor daha, daha erişmedi kulaklarına kişioğullarının.Şimşek yıldırım zaman ister işler yapıldıktan sonra bile,görülmeden işitilmeden önce en uzak yıldızlardan daha uzak onlara bu iş şimdilik,OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR”
Yine derler ki, ogün deli ,bir çok kiliseye girer,TANRIYA SONRASIZ AĞIT! Inı okur.dışarıya çıkarılıp sorguya çekildikte hep şöyle karşılık verir “Tanrı mezarlarından,türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?”
Nietzsche’ye göre durum budur;Tanrı insanın içinde ölmüştür,insan kendi eliyle öldürmüştür onu,Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta;en büyük tehlikeyle,yok olmakla karşı karşıya;fakat bu en büyük tehlike,onun en büyük olanağıdır.İnsan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla kendini altederek doldurmalıdır.Ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi…..
GERÇEKTEN DEFALARCA OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP...
kitabın önsözünden(cem yayınevi/1989 basım)
Kendisine"tehlikeli belkinin filozofu" diyen nietzche nin yazıları arasında masalsı bir parça vardır,DELİ...
o deliyi duymadınız mı? Tanla kalkan,"fener yakıp pazar yerinde koşan,"Tanrıyı arıyorum!tanrıyı arıyorum!"Tanrıya inanmayan nice kimseler vardır o sıra,bir gülüşmedir kopar. biri "ne,yitirmiş mi?" der."çocuk gibi yolunu mu yitirmiş?" der bir başkası."yoksa ,saklanıyor mu bizden?yolculağa mı çıkmış?göçmüş mü yoksa?" Bu düzen üzre bağrışırlar,gülüşürler.Deli ortalarına dalar,onları bakışlarıyıla deler.
"Nerde mi Tanrı?" diye bağırır."Söyleyeyim:ÖLDÜRDÜK ONU!..Sen,ben...Hepimiz katilleriyiz onun.Peki bunu nasıl yaptık?Nasıl yutabildik denizi?Bütün çevreni silmek için süngeri kim verdi bize?yeryuvarlağını güneşden boşlamakla ne yapmış olduk?şimdi nereye gidiyor?biz nereye gidiyoruz şimdi?bütün güneşlerden uzaklaşmıyormuyuz?dalmıyor muyuz boyuna:geriye doğru,yana,ileriye doğru,bütün yönlere?aşağı diye,yukarı diye birşey kaldı mı?sonsuz bir yokluk içindeymiş gibi yoldan sapmıyor muyuz?soluğunu duymuyor muyuz boş uzayın?daha da soğumuş değil mi? Gece üstüne gece değil mi yaklaşan?sabahları fener yakmamız gerekmez mi?Tanrıyı gömen mezarcıların gürültüsünü hiç mi duymuyoruz?Tanrının çürümesinden yayılan kokuyu burnumuz almıyor mu hiç?Tanrılar dahi çürürler.Tanrı öldü! Tanrı ölü duruyor.Hem onu biz öldürdük.Şimdi biz,katiller katili,nasıl avutalım kendimizi?Acunun şimdiye dek edindikleri arasında en kutlu en güçlü olanı can verdi bıçaklarımız altında.Kim silecek bu kanı üstümüzden?su var mı arıtacak bizi?
Nice yazık silme yortuları ile,nice kutsal oyunlar bulmamız gerek bunun için?Bu işin büyüklüğü bize göre pek büyük değil mi?Buna yalnız değerli görünmek için Tanrı olmamız gerekmez mi bizim?Bundan büyük iş başarılmamıştır;her kim bizden sonra doğarsa-bu iş yordamıyla-şimdiye kadar ki bütün tarihinden daha yüksek bir tarihin parçası olacaktır.”
Deli burada susar.kendisini dinleyenlere bakar;onlar da susarlar,şaşkınlık içinde ona bakarlar.Derken feneri feneri yere çalar,fener kırılır,söner,”Çok erken geldim” der sonra. “Benim vaktim daha gelmedi: Yolda şimdi bu devce olay, yürüyor daha, daha erişmedi kulaklarına kişioğullarının.Şimşek yıldırım zaman ister işler yapıldıktan sonra bile,görülmeden işitilmeden önce en uzak yıldızlardan daha uzak onlara bu iş şimdilik,OYSA BUNU KENDİLERİ YAPTILAR”
Yine derler ki, ogün deli ,bir çok kiliseye girer,TANRIYA SONRASIZ AĞIT! Inı okur.dışarıya çıkarılıp sorguya çekildikte hep şöyle karşılık verir “Tanrı mezarlarından,türbelerinden başka nedir ki bu kiliseler?”
Nietzsche’ye göre durum budur;Tanrı insanın içinde ölmüştür,insan kendi eliyle öldürmüştür onu,Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta;en büyük tehlikeyle,yok olmakla karşı karşıya;fakat bu en büyük tehlike,onun en büyük olanağıdır.İnsan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla kendini altederek doldurmalıdır.Ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi…..
GERÇEKTEN DEFALARCA OKUNMASI GEREKEN BİR KİTAP...
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
"ya etrafımda görüyor olduğum herşey bir yanılsamadan ibaretse" diyerek, descartes'ten bu yana, her daim doğru bilgiyi arama uğraşında olan modernist düşünceye eleştirel bakmış, post - modernite'nin kurucusu sayılabilecek, birçok 20. yy. post - yapısalcı düşünürünü etkilemiş olan filozof.
#18
Gönderen mandragora
on
13-10-2007, 19:55
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
hayatımı kararttı nefret ediyorum bu adamdan...
#19
Gönderen marlasinger
on
13-10-2007, 19:56
Ynt: Friedrich Wilhelm Nietzsche
hastayım bu adama bulsam öperim

| Bu konuya gelen LinkBack ile izlemeye al: http://www.ayyas.com/murekkep-hokkasi/10386-friedrich-wilhelm-nietzsche/ | ||||
| Gönderen | For | Tarz | Tarih | |
| söz « cemresin | Bu Konu | Pingback | 26-03-2007 20:28 | |
| |
Benzer Başlıklar
Nietzsche 'den İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. Hoşlanmadığımız bir düşünceyi...
F.Nietzsche Gerçekten düşüncelerine saygı duyulması gereken bir kişiliktir.Hiçliğin derinlerinde kaybolmak...