Caz Tarihi (pt.5)

Hard Bop Akımının Doğuşu ve Özellikleri 1950'li yıllarda kökeni bop'a dayanan, bunun yanında bop ve cool akımlarından farklı olan bir akım oluşmaya başladı : Hard Bop. Hard bop akımında bop

  #1  
Eski 14-11-2006, 08:35
JosefK nickli Ayya$'ın avatarı
oh my fuck!
 
Caz Tarihi (pt.5)

Hard Bop Akımının Doğuşu ve Özellikleri

1950'li yıllarda kökeni bop'a dayanan, bunun yanında bop ve cool akımlarından farklı olan bir akım oluşmaya başladı : Hard Bop.

Hard bop akımında bop etkilerini hissetmek gayet kolaydır. Gerektirdiği teknik ustalık ve agresif yapısıyla bop'tan hiç eksik kalır tarafı yoktur. Bunun yanında bazı noktalarıyla bop'tan ayrılır: Doğaçlamalar bop akımındaki kadar karmaşık bir yapı sergilemez, müziğin tonu daha ağır, karanlık ve sert bir yapıdadır. Davulcular hard bop içinde ön plana çıkmıştır ve bununla beraber ritm kısmı önemli rol oynar. Melodik olarak blues'a daha yakındır; bunun yanında funk, soul, gospel etkileri de görülür ve bazı parçalar bu akımlarla iç içe geçmiştir.

Bu özellikler ilk olarak '50 lerin başlarında trompetçi Clifford Brown'un çalışmalarında ve Horace Silver ile Art Blakey'nin kurduğu gruplarda kendini göstermiştir. Daha sonra kurulmuş olan ve bünyesinde Art Blakey ile Clifford Brown'ın olduğu gruplar aynı şekilde çalmaya devam etmişlerdir. Art Blakey ve Horace Silver'ın gruplarında yer almış müzisyenler bu stili 80'ler boyunca sürdürmüşlerdir. Müzikal olarak bop tarzından açıkça ayrılmış olan Miles Davis'in 1955-1961 arasındaki çalışmalarında da hard bop tarzının özellikleri görülür.

Dönemin Önde Gelen İsimleri

Horace Silver, olağanüstü bestecilik ve grup lideri özellikleriyle hard bop'taki en büyük isimlerden biridir. Aynı zamanda kendine özgü bir piyano stili geliştirmiştir. Silver 60'larda, bop'un o uzun ve iç içe geçmiş melodik hattının yerine daha sade bir yapı tercih etmiştir. Silver için önemli olan teknik üstünlük değildir. Kısa ve berrak bir yapı onun için hız ve atiklikten önce gelir. Bu yüzden müziğinde sergiledği fikirler anlaşılması kolay bir yapıdadır.

Silver eşlikçi olarak başlangıçta bop etkileri taşıyor olsa da 50'lerin sonuna doğru kendine özgü bir eşlik stili geliştirmiştir. Çalışıyla, solo yapan müzisyene gideceği yön konusunda bilgi verir. Silver'ın piyanoda eşlikçi olarak böyle bir yaklaşımda bulunması diğer gruplara kıyasla kendi grubuna bir süreklilik kazandırmıştır. Fakat aynı zamanda bu, gruptaki solo yapan elemanlara da bir kısıtlama demek oluyordu. Horaca Silver bestelerindeki kolay akılda kalır melodilerle popüler de olmuş bir müzisyendir.

Trompetçi Clifford Brown stilini büyük ölçüde Fats Navarro ve kısmen de Miles Davis etkisiyle oluşturmuştur. Swing döneminden bu yana en çok takdir edilen trompetçilerin başında yer almıştır. Bununla beraber pek çok müzisyene kıyasla daha az tanınmıştır.

Yüksek bir yaratıcılıkla ve oldukça istikrarlı bir biçimde çalan Brown, Gillespie ve Davis'e kıyasla daha geniş ve rahatlıkla fark edilen bir vibrato kullanmıştır. Brown'un yavaş ve oldukça belirgin vibratolu çalışı, benzer tekniğin 50'li ve 60'lardaki trompetçiler tarafından yeniden kullanılmasının sebebi olabilir. Her ne kadar Brown'un soloları Miles Davis ve Chet Baker'ınkilerden daha komplike olsa da gene de onlarla benzerlikleri vardır ve bundan ötürü çalışı cool akımını da yansıtır.

Brown'ın diğer müzisyenleri etkileyen pek çok yanı vardır. Karmaşık melodileri çalarken bile segilediği rahatlık bunların başında gelir kuşkusuz. Aklındaki düşüncüleri aletiyle çok iyi dile getirebilmesini sağlayan tekniği bunu başarabilmesindeki en önemli nedenlerden biridir. Brown, Charlie Parker ve Dizzy Gillesppie'nin yaptığı gibi müziği devamlı karıştırmak ve dinleyici şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklemek istemiyordu. O, Parker ve Gillespie'nin aksine müziğini daha sade bir şekilde yansıtıyordu. Çalışında swing ruhunu da duyabilirsiniz. Doğaçlamlarında tonunu ön plana çıkaracak şekilde çalmışıtır. Bu açıdan bakıldığında Clifford Brown'ın trompette yaptıkları Sony Stitt'in saksafonda yaptıklarıyla paralellik gösterir. Bu iki sanatçının tekniği ve müziğe olan yaklaşımı diğer hard bop sanatçıları tarafından adeta absorbe edilmiştir.

Clifford Brown kıvrak ve dengeli çalışı ile neşeli bir ruh halini yansıtır. Yüksek tempolarda bile sıcak ve parlak tonunu yansıtmasını bilmiştir. Hemen hemen bütün diğer trompetçiler Brown'un bu hız ve çevikliğini korkuyla karışık bir saygıyla seyretmişlerdir! Brown'un bu coşkunluk verici müzikalitesi Donald Byrd, Bill Hardman, Louis Smith, Lee Morgan gibi trompetçilerin yanı sıra 1980 ve 90'lardaki Roy Hargrove, Phil Harper gibi trompetçileri de etkilemiştir.

Miles Davis ve Clifford Brown uzun bir süre trompetçilerin en büyük esin kaynağı olarak kaldılar. Ancak 1970'lere gelindiğinde genç trompetçilerin büyük bir kısmı -ki aralarında Woody Shaw ve Randy Brecker da vardır- kendilerine yeni bir model buldu: Freddie Hubbard. Stilini Brown, Davis ve Chet Baker etksinde geliştiren Hubbard 60'ların başlarında kendine özgü stil ve yaklaşımı ortaya koymasını bildi. Hubbard'ın stili başlangıçta bop orjinliydi, sonra '60 larda "free jazz" akımında yol aldı, 70'lerde ise jazz-rock hareketinin bir parçasıydı.

Freddie Hubbard trompetçiler arasında en çok gıptayla bakılanların başında gelir. Tonu pürüzsüz, entonasyonu mükemmeldir. Clifford Brown gibi Freddie Hubbard'ın da zamanlaması tartışılmazdır. Ayrıca 'lip trill' denen çok zor bir tekniğin de en başta gelen ustalarındandır. Miles Davis'in vakurlu çalışına ve metodik yaklaşımına karşın, Hubbard'ın yaklaşımı neşe dolu ve içtendir. Büyük bir yaratıcı özgürlük ve kavramsal esneklik sergiler. Çaldığı henüz bitmemişken, aklına yeni ve hoşuna giden bir fikir gelmişse o sırada çaldığını kesip yeni fikri çalmaktan çekinmez. Heyecan dolu stili balladlarda bile kendini belli eder. Hubbard'ın özgür yapısı ile sınırları zorlayan geniş hayalgücünün birleşimi cazdaki trompet anlayışında yeni bir sayfa açmıştır.

Cannonball Adderley, Charlie Parker'ın ölümünden sonraki en iyi doğaçlama yapan saksafonculardan biriydi. Bazıları onu Parker'ın varisi olarak görüyordu. Bazı yönlerden Adderley'in stili Parker'ı andırıyordu gerçekten de : Akıcı, tahmin edilemez ve fikir yüklü... Bununla beraber Adderley çalışını Parker'a değil, swing alanındaki Pete Brown ve Benny Carter'a dayanarak oluşturmuştu. Ancak daha sonraları Charlie Parker ve Eddie Vinson kendisini etkilemiş ve en sonunda da John Coltrane ile birlikte çalmasının sonucu olarak da stili son halini almıştı. Miles Davis ile John Coltrane ile birlikte çalmış olduğu 1957-1959 dönemi Adderley'in yaratıcılığının doruğudur. Bu dönemde Davis'in grubunda çaldığı soloların hemen hepsi dikkate değerdir.

Adderley, alto saksafonuyla öyle derin ve dolu bir ton elde etmiştir ki, zaman zaman alto değil de tenor saksafon dinlediğiniz yanılsamasına kapılabilirsiniz. Kullandığı vibrato ile sıcak ve parlak bir tonu vardır. Pek çok hard bop müzisyeninin tersine çalışı mizah duygusunu da barındırır (hatta Adderley için, "...asi dönemin mutlu insanı" yakıştırması da yapılmaktadır).

1950, 60 ve 70'lerde trompetçi kardeşi Nat Adderley ile pek çok gruba liderlik etmiş, ve bu durum Cannoball'ın ölüm yılı olan 1975'e kadar da sürmüştür. Oluşturduğu gruplarla çaldığı parçaların pek çoğu "funky jazz" olarak da nitelendirilmiştir.

Hard bop'un en başında gelen isimlerinden davulcu ve grup lideri olan Art Blakey caz davul stilinin gevşetilmesini somutlaştırmıştır. Bu, kombo "sound" unun önünde ortaya çıkan yüksek ve doğrudan davul girişleri anlamına geliyordu. Blakey'nin bir eşlikçi olarak çalışı o kadar dinamikti ki onun açısında solo yapmak nerede ise heyecansız bir işti bile denilebilir. Her parçada geliştirdiği hareketler ve hassas olarak ayarlayabildiği ses yüksekliği ile geçişlerin altını çizebiliyor ve ipucu sunabiliyordu. Ekibin ve müziğin ruh halini yönetiyor ve gerilimin ne zaman artıp ne zaman düşeceğine karar verebiliyordu. Onunla çalışmış olan müzisyenler yapılacak doğaçlamaların süresini nasıl belirlediğini ve değişik entstrümanların soloları boyunca gerilimi nasıl kademe kademe artırdığını sık sık anlatmışlardır.

Art Blakey 30 yıl boyunca hard bop'u temsil eden gruplara liderlik etmiştir. Oluştrumuş olduğu gruplarıyla yaptığı müzik son derece sıkı, hareketli ve taviz verrmeyen bir yapıda olmuştur. Blakey'nin grubunda müzisyenlerin hemen hepsi bir numaraydılar ve ilk tanınmışlıklarını Blakey'nin gruplarında elde etmişlerdir. Bu müzisyenlerin pek çoğu sonra kendi gruplarını kurup caz dünyasına önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Hard bop gruplarında trombon pek bulunmazdı. Bununla beraber bu dönemdeki gruplarda da çalmış birinci sınıf tromboncular vardır. Şunu belirtmekte fayda var ki hard bop akımı tromboncuların stilleri üzerinde pek bir değişiklik yaratmamıştır. Öyle ki, hard bop döneminde çalan tromboncuların bop dönemindeki çalış stillerinden pek de farklı bir yaklaşım ortaya koymadıkları görülmektedir. Bop döneminde kendini kanıtlamış olan ve hemen hemen bütün müzisyenlerin takdirini kazanmış olan J. J. Johnson hard bop döneminde de trombonun en önde gelen ismidir. 1950 ve 60'larda grup lideri olarak pek çok albüm yapmış olan Johnson aynı zamanda çok başaraılı doğaçlamalar yapmıştır. Art Blakey ve John Coltrane ile yaptığı kayıtlarda mükemmel bir performans ortaya koyan ve J. J. Johnson gibi çok iyi doğaçlama yapabilen dönem bir diğer önemli tromboncusu Curtis Fuller idi. Bununla beraber kariyerinde genel olarak grup elemanı olarak kalmış ve J. J. Johnson kadar tanınmışlık elde edememiştir.

Caz evrimleştikçe basçılar da gittikçe daha çok ön plana çıkmaya başlamıştır. Hard bop da bu konuda bir kilometre taşıdır. Dönemin en önemli basçıları Paul Chambers ve Sam Jones'dur (Ray Brown ve Charles Mingus'a ek olarak). Chambers, Miles Davis'in grubunda iken (1955-63 arası) yaptığı kayıtları ile geniş ölçüde tanınır hale gelmişti. Sam Jones ise Adderley'in 1957-66 arası gruplarındaki çalışıyla biliniyordu.

Paul Chambers aletiyle karanlık ve geniş bir ton elde etmişti. Parçalarda armonik tamamlayıcılığı ve bas yürüyüşleri dikkate değerdir. Ayrıca doğaçlamaları bop stilini ve nefesli sazların basa uygulanışını gösteriyordu. Melodiyi hissetme şekli ile ortaya koyduğu ritmik zenginlik basçılara örnek olmuştur. Chambers gerek canlı gerekse albümlerdeki müthiş performansıyla cazda basın nasıl ön planda olabileceğini ve uzun soloları nasıl ustaca yapabileceğini göstermiştir.

40' lardaki bop döneminde olduğu gibi, 50' lerdeki hard bop döneminde de az sayıda gitarist vardır. Olanların arasında en önemlisi Wes Montgomery'dir. Mızrap yerine baş parmağını kullanan Montgomery, gitarıyla yuvarlark ve dolu bir ton elde etmiştir. Charlie Christian'dan etkilenerek melodik ve rahat/esnek bir stil geliştirmiştir. Telaşsız, swing hissini yansıtır şekilde çalmıştır. Pek çok dinleyiciye göre Montgomery'nin müziği sıcaktır ve hoşnutluk etkisi yaratmıştır. '50 lerin sonu ve '60 ların başında yaratıcılığının zirvesi sayılır. Fakat yaratıcılığının zirvesindeki yıllarda yaptığı çalışmalarla değil, daha sonra yapmış olduğu çok daha az doğaçlamarda bulunduğu ve popüler melodiler çaldığı albümlerle ün elde etmiştir.

Wes Montgomery'den sonra en çok bilinen hard bop gitaristi Kenny Burrell'dir. Burrell'in stili Charlie Christian ve Oscar Moore kaynaklıdır. Burrell aynı zamanda bop'daki nefesli sazların yaklaşımı ile piyanist Horace Silver'da görülen funky tarzı melodik yapıyı aletinde kullanmıştır. Burrell, özellikle org sanatçısı Jimmy Smith'le yaptığı albümlerle de tanınır. Blues ve soul tarzlarına yakın çaldığı bu albümlerin caza olan katkısı ise tartışılır. Fakat bu albümlerle her iki sanatçının da popülerlik kazandığı tartışılmaz bir gerçektir.
Alıntıdır cazci.com - Caz Tarih
Eklenmiş önizlemeler
caz-tarihi-pt5-cannonjpg   caz-tarihi-pt5-chambersjpg   caz-tarihi-pt5-cliffordgif  
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #2  
Eski 14-11-2006, 08:40
JosefK nickli Ayya$'ın avatarı
oh my fuck!
 
Ynt: Caz Tarihi (pt.5)

ilk albümümüz takma adından da görüldüğü üzere devasa adamımız julian "cannonball" adderley'den:
Portrait of Cannonball
1. Minority (originally issued)
2. Minority (take 2)
3. Minority (take 3)
4. Straight Life
5. Blue Funk
6. A Little Taste
7. People Will Say We're In Love
8. Nardis (take 5)
9. Nardis (take 4)

Dev gibi cüssede küçücük alto saksafon komik dursa da bu blues kökenli adam Bird'ün varisi olduğunu kanıtlamıştır..Zira o da Bird gibi kendi yaklaşımını getirmiş bunu alto saksafona değil tüm müziğe yaymıştır..
Hard Bop için güzel bir örnek..
Eklenmiş önizlemeler
caz-tarihi-pt5-portraitjpg  
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #3  
Eski 14-11-2006, 08:44
JosefK nickli Ayya$'ın avatarı
oh my fuck!
 
Ynt: Caz Tarihi (pt.5)

gelelim benim favori albümüme;
John Coltrane - Giant Steps
1. Giant Steps
2. Cousin Mary
3. Countdown
4. Spiral
5. Syeeda's Song Flute
6. Naima
7. Mr. P.C.
8. Giant Steps
9. Naima
10. Cousin Mary
11. Countdown
12. Syeeda's Song Flute

Şu yukarıda gördüğünüz şarkıların hepsi birer jazz klasiği haline gelmiştir desem abartmış olmam.Coltrane'in Miles'la çalışmalarının arasında kendi kariyerine devam ettiği ve o şaheserlerin yanına bir de kendi şaheserini eklediği bu nacizane albüm için söylenecek tek şey mükemmel olduğu..Ayrıca Coltrane'in free jazz'a kaçmadan çıkardığı nadir albümlerden..
Eklenmiş önizlemeler
caz-tarihi-pt5-giantjpg  
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #4  
Eski 14-11-2006, 08:50
JosefK nickli Ayya$'ın avatarı
oh my fuck!
 
Ynt: Caz Tarihi (pt.5)

ve son albümümüz örnek aldığım davulculardan Art Blakey'den;
The Big Beat
1. The Chess Players
2. Sakeena's Vision
3. Politely
4. Dat Dere
5. Lester Left Town
6. It's Only A Paper Moon
7. It's Only A Paper Moon (Alternate Take)

Kadroya bakalım; Lee Morgan : trompet, Wayne Shorter : tenor saksafon, Bobby Timmons : piyano ve Jymie Merritt : kontrbas..
Süper bir hard bop quintet'i..İleride Coltrane'in ayrılığıyla Miles la beraber çalan Wayne Shorter ve baba trompetçilerden Lee Morgan'ın olması özellikle önemli..
Leziz bir albüm..
Eklenmiş önizlemeler
caz-tarihi-pt5-art-bljpg  
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
Cevap Yaz

Etiketler
caz, pt5, tarihi

Konu Araçları
Görünüş Şekli Başlığa Puan Ver
Başlığa Puan Ver:

Mesaj Kuralları
Yeni Konu açamazsınız
Cevap Gönderemezsiniz
Eklenti Gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is on
[IMG] kodu on
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are on
Pingbacks are on
Refbacks are on


Benzer Başlıklar
Başlık Başlığı Açan Forum Cevap Son Mesaj
Caz Tarihi (pt.4) JosefK Jazz - Blues 2 10-11-2006 10:22
Caz Tarihi (pt.3) JosefK Jazz - Blues 3 09-11-2006 09:49
Caz Tarihi (pt.2) JosefK Jazz - Blues 4 08-11-2006 11:43
Caz Tarihi (pt.1) JosefK Jazz - Blues 1 07-11-2006 17:04
Mal'lığın tarihi ansaneri Road Trip 9 04-09-2006 14:34