İşte dünya internetinin tabanı, buyrun...
|
#1
|
||||
|
||||
|
İnternet Haritası
İşte dünya internetinin tabanı, buyrun...
Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Sadece deniz kesimi bu ama. Daha bunun karasal boyutu var, uzaysal boyutu var....
Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Tarihimizi okuyunuz; görürsünüz ki, milleti mahveden fenalıklar hep din kisvesi altındaki kötülüklerden gelmiştir. |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Taban bu zaten.
Karasal iletişimin büyük kısmı şu an havaya kaydırılıyor. Kablolamanın karasal kısmını yukarıya alıp tabandaki ağırlığı kablosuz iletişimle beraber hafifletmeyi planlıyorlar. Zaten yeni ağ protokolleri ve teknolojileri ile beraber aşırı yüksek veri transfer hızları zorunluluğu geleceği için, sınırlı kategorideki kablolar gereksiz aslında. Hala telefon kablosundan veri iletişimi.... peh... Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#4
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Peki ya kablosuz ağların insan sağlığına zararları?
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#5
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Yediğin ekmeğin, arkadaşını aradığın telefonun, içilen sigaranın vesairenin insan sağlığına zararı bitti de internetinkine geldiyse sıra, o zaman düşünürüz.
Kablosuz iletişimin radyasyonu nasıl ölçülür? Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Yalnızca radyasyon değil... Havada sürekli kızılötesi ışınların, dalgaların olması beyini olumsuz yönde etkilediği bir gerçek. Sürekli yorgunluk hissi, depresif hal gözlemleri, kafayı toparlayamama hali, dikkat dağınıklığı...vb. gibi nedenler yol açabiliyor.
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#7
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Bunun internetle ya da kablosuz iletişimle doğrudan bir alakası yok.
Veri iletişimleri topolojilerindeki kullanılan materyalleri ve onların sinyal aralıkları ile insanların sağlıkları arasındaki dengeyi inceleyen bilimlerden veri almak lazım. Yoksa internet haritasından yola çıkıp "hani insan sağlığı" diye sormak biraz garip olmuyor mu? Turkcell, internete göre daha fazla insanı öldürüyordur misal... Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#8
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Yazında, kabloların yerini kablosuz ağlara bıraktığını yazmışsın. Oradan yola çıkarak o soruyu sormuştum ben de... Haklısın, cep telefonları yeterince bunu yapıyor, bir de internet çıkmasın işte mânâsındaydı zaten o soru da...
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#9
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Farklı protokollerden bahsediyoruz.
Birinin frekans aralığı ile diğeri apayrı yerlerde. Keza "sağlık" değerleri de öyle. Evinde kablosuz telefon kullanan adam sağlıksız koşullarda olsaydı, bunu 50 sene önce anlamak lazımdı. Teknoloji ilerlerken sürekli "sağlık" diyoruz ama teknoloji ilerliyor işte? İleri gidiyor. Sürekli seni beni berikini becererek gitmiyor, sağlık üzerine de yoğunlaşarak gidiyor. Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#10
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
İşte hiçbir zaman özellikle de teknoloji konusunda, senin kadar iyimser olamıyorum. Zira, ticari meta olarak üretilmiş, geliştirilmiş ürünleri çoğunun sağlık açısından ya denetlenmediğini, ya örtbas edildiğini ya da sonradan sağlık alanına eğilindiğini düşünmekteyim.
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#11
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Ortalama insan ömrü 35 seneden 90 seneye kadar geldiyse, bunda teknolojinin payı yadsınamaz.
Radyasyonla aldı mı? Veriyor ameliyatla, sağlıklı yapay gıdalarla, ilaçlarla vesaireyle. Önceden kanıtlanan birçok zararlı materyal artık yok. Çin'den plastik oyuncak getirmeye çalıştığında, Dünya'nın hangi ülkesinde olursan ol "Onların içinde kansorojen madde var, çocuk sağlığına zararlı" diyerek geri yollanıyor. Bir şekilde tartı dengeyi buluyor işte. Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#12
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Bahsettiğin dengeyi bulmak adına da insanoğlu DNA'sını mahvediyorlar günden güne. Bkz 3 kollu, 2 kafalı, 7 parmaklı insanlar gürûhu...
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#13
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Bahsettiğim dengeyi bulabilmek için yol aldıklarından bugün karşımda konuşabiliyorsun ya da şehir dışından cep telefonu ya da diş macunu ya da fotoğraf makinesi ya da vesaire...
Gereksiz hümanistya da pragmatist düşünmenin gereği yok. Faydalar daima zararlarla beraber gelir. Mühim olan zararın marjinal faydasını realize edip döngüye sokabilmek. Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#14
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Ancak bu marjinal faydanın realizasyonu sürecinde oluşan zararın absorbe edilmesi günlük marjinal olmayan pek çok olguyu/olayı marjinale çeviriyor ve akabinde gelen süreç içerisinde ise, ihtiyaç kisvesi altında birer pazar malı mahiyetinde insanlara sunulan yeni ve teknolojik ürünlerin insan sağlığına getirdiği bilimum marjinal zararlar çerçevesinde konuşmamız da gereklidir. Aksi takdirde, teknolojinin bilinçsiz bir pragmatik yardakçılığının yapılması sonucunda, insan DNA'sındaki değişimler öngörülemez boyutlara erişip, zamanla RNA'yı da etkilediği takdirde, olası bir bozuk DNA sarmalına sahip iki insandan dünyaya gelecek insanyavrusunun RNA'sında, en iyi ihtimal ile DNA'sındaki değişim günden güne kendisini yenileyerek marjinalleşecek ve mutant denilen tipi, düşüncesi ve yapısı insan formundan uzak yaratıkları oluşacaktır. Zira, az önce verdiğim, iki başlı, 3 kollu, 7 parmaklı insan yavruları da mavzûbahis olgular sayesinde cereyan etmekte ve günden güne bu marjinal örneklem türevlerinde artış gözlemlenmektedir. Bunun için pragmatik teknoloji yardakçılığını bir kenara bırakıp, bir an evvel hümanizmaya ve daha öncel bir şekilde, septik bakış açıları ile her yeni üretilen teknoloji, ekonomi bir marjinal fayda olarak düşünüldükten ve bir kenara bırakıldıktan sonra, insan sağlığı başta olmak üzere çeşitli yönleri ile detaylı bir şekilde incelendikten sonra savunmaya geçilmesi daha yerinde ve isabetli bir yaklaşım olacaktır.
Aksi takdirde oluşacak ve muhtemelen öngörülemez zararlar karşısında insanoğlu aciz kalacak ve tıpkı Kırım Kongo Ateşli hede hödösü, Aids, Kanser ve daha bilimum benzeri zerzavat karşısında düştüğü durumu tekrar ve tekrar yaşayacak, zamanla geri dönülemez bir noktaya gelindiğinde ise, yaratımlarımız olan teknolojik ürünler (fotoğraf makineleri, cep telefonları...vb.) bizlerin değersiz ve insan formundan uzaklaşmaya yüztutmuş veyahût uzaklaşmış naçizane bedenlerimiz için birşey ifade etmeyebilecektir. Kısa bir örnek ile lafımı bitirmek istiyorum, bugün bir ceptelefonu eğer bir ataç'ı kendi üzerine manyetik bir etki yaratarak kendisine sabitleyebiliyor ise, kanımca artık, şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz zamanı gelmiş demektir; Acaba ne yapıyoruz biz böyle? diyerek...
"Çözüm benim. Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece, benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için" M.A. |
|
#15
|
||||
|
||||
|
Re: İnternet Haritası
Bir sürü "marjinal" tekrarı ve teknoloji fikri yürütmesinden sonra, şu söz aklıma geldi sadece;
"Götündeki CK ile bana mı kızılsın"... Giriş notu: Marjinal fayda, bir üst yazıda kullanıldığı gibi üç kollu beş bacaklı adamların standart toplumdan farklı olması özelliği değil, 5 bacaklı adamın daha hızlı koşabileceği, üç kollu adamın daha rahat el zanaatlerini uygulayabileceği bir faydadır. Daima eksi yönde ilerler ve mühim olan son değişimin toplamdaki etkisidir. Yani oturup "marjinal de allah marjinal" demek pek bir şey ifade etmiyor. Tabi senin götün ya da senin CK donun değil bahsedilen. Konu, sadece haklıyım ben çığırışları yapmak için bahsettiğin konuların geçersizliğini kendi kendine ispatlamak arzusunda oluşun. En başından beri basitçe bahsedilen konu şu ki; İnternetin tabanını oluşturan kablolar bunlar. Devreye girip kablosuz ağlar ve sağlık üzerine yorumlarını aldıktan sonra farkedilen, "her sakallı dedemdir" mevzusu. Kablosuz iletim formülü, 1885'te bulunduğundan ya da pratiğe döküldüğünden beri, ortalama birkaç bin kez (neredeyse senede 2 kez) gelişim, değişim göstermiş bir yapıdır. Bunun başlangıcını hatta Tesla'nın elektirik iletim sürecine de bağlamamız mümkün ki, bu da farklı aygıt ve nesnelerden ziyade, atmosfer yardımı ile dağıtılabilen bir tür aktarım düzeneğidir. Kablolamadan farkı, sanıldığı gibi "aman efendim etrafında bant yoksa kesin radyasyon yayar" değildir. Zararlı gazlar da yaymazlar, merak edilmesin. Eğer öyle bir korunma şekli olsaydı, elimize bir galoş takıp uranyumla dolaşırdık. Gelelim RNA ve DNA konusuna. Ne alaka buraya örneklemeye geldiğini tam bilemiyorum ya da ne amaçla bunu söylediğini ama umarım savunman "evrim binlerce, onbinlerce, milyonlarca yıllık bir süreçtir ve bu olanlar milyon yıl sonra görürsünüz ki insan ırkını rüsvan edecek" şeklindedir. RNA yapısını ve tamamlayıcı özelliklerini DNA'dan alır. Tekil bir yapısı yoktur. Canı sıkılan RNA, "ben evrimleşeyim artık bozuk bozuk" diye "marjinallik" yapamaz. Demek ki evrim ve etkilenme süreci için önce insan ırkının bir yeri teknolojik olarak kirletmesi, sonra bu kirliliğin insan üzerinde doğal yaşamı ve doğal seçimi etkilemesi, bu etkinin sistemi kötü yönde tetiklemesi, bu tetiklemenin bir sürü enzimden ve proteinden ve vesaireden geçip DNA sarmalını bozmaya başlaması, bir şekilde bozması ve DNA -ve RNA- üzerinde kalıcı etkiler bırakması, bu etkilerin süregelen nesiller üzerinde kalıcılığının devam etmesi ve sonunda sistemin bir parçası olarak "evrim" adını alması gerekiyor. Neden bu kadar üzerine alındın bu basit kablo çizelgesi konusunda tam olarak bilmiyorum, emin değilim, çok da umursamıyorum aslında ama gerçek olan bir şey var ki, yarın kendi sümüğünü yiyen bir çocuğun 10 sene sonraki oğlu sümük çocuk olarak doğmayacak. Ya da radyasyonlu diye birisiyle temas eden bir adamın etrafındakilerin hemencecik ışıklar saçan bir neon evladı da olmayacak. Bugün bir cep telefonunun mikrofonuna bağlı olan mıknatıs eğer benim küpemi etkileyebiliyorsa, merak etme o ataç gibi daha niye şeyleri kendine çeker. Bu vesileyle Dünya'nın en faydalı icatlarından biri olan ve sürtünmesiz kuvvet sağlayan mıknatısı da anmış olduk. Şimdi asıl konumuza dönelim: Kablosuz ağlar ve iletişim özelliklerinin insan sağlığı üzerinde ne gibi etkileri olabilir? ArpaNet ilk kurulduğundan bu yana, aynı iletişim hatları, aynı protokoller ve aynı arayüzler güncellenerek bir adım ileriye taşınıyor. Artık insanlık "iletişim" kelimesini duyduğunda msn, google, internet, cep telefonu, telsiz gibi örnekler verebiliyorsa, demek ki teknolojinin evrimi devam ediyor. Evrim tekil basamaklı bir şey değildir. Yani bir teknoloji sürekli yenileniyorken, onunla yaşamayı, artılarını ve eksilerini, etkilerini ve sonuçlarını bilmeyen bir kullanıcı grubu düşünmek olanaksız. Evrim yalnızca bir sürü bacak ve koldan ibaret değil haliyle. İnsanların milyonlarca yıldan sonra gelişerek, beyinlerinin asla dokunulmamış yüzde bilmem kaç küsürlük bir alanını aktif hale getirdiğine inanan bilim adamları hepimizin karşısında. Şimdi şunu sormak lazım; Ne için? Kablosuz kalp aygıtları ile insanların daha uzun yaşamasını sağlamak için mi, yoksa onları yaşayacaklarına inandırıp son günlerini yaşatmak için mi? Kablosuz aygıtların tehlikesi, bilimsel olarak asla kanıtlanamamakla beraber, evinde mikrodalga fırın, cep telefonu ve benzeri yüksek frekanslı radyo dalgaları kullanan ürünlere göre yaklaşık 1000 (yazıyla bin) kat daha güvenli olduğunu ortaya koymuştur. Güç gereksinimine bağlı olarak yayıldığını kabul edersek bu ışımaların, insanın artık onları biraz biraz absorbe edebildiği ya da belki tümden emebildiği konusunda da yorumlar yapabilmemiz olası. Dünya Sağlık Örgütü'nün EMF (Electro Magnetic Fields) yani elektro manyetik alanlar üzerine hazırladığı incelemeyi okursan-ız, göreceksiniz ki kurum da bu aygıtların sağlıklı olduğunu ya da en azından bilinen hiçbir test ile negatif sonuç vermediğini belirtmiştir. 1996'da yayınlanan incelemeden sonra, örgüt çeşitli geliştirmeler istemiş ve Dünya'nın kabul ettiği bir organizasyon olarak da Ar-Ge sonuçları ile yürünmüş, sağlık adımları atılmıştır. Şimdi konuyu toplayalım; İnsan sağlığına bir tehdit olarak gördüğün internet, şu an evlerin büyük bir çoğunluğunda kablosuz modemler sayesinde hizmete sunuluyor. Kablosuz modemlerin çıkışının 1986 yılına denk geldiği düşünülürse, bizimle arasında 22, kurum araştırmasıyla arasında 10, ilk kablosuz iletişim denemeleriyle arasında yaklaşık 100 senelik bir fark vardır. 100 sene önce, insan ömrünün ortalama 50-55 sene, doğal kaynakların bugüne oranla yaklaşık %140 daha fazla (bkz. wiki ya da doğal hayat ya da brittanica serileri ya da genel kültür ansiklopedileri veya olmazsa national Geo. kanalı), canlı türü birkaç yüz bin kez fazla ve nüfusa bağlı olarak ihtiyaçlar birkaç yüz bin kez daha azdı. Etkileşim ve iletişim daha alt düzeyde ve teknolojik çalışmalar deneyseldi. Bugün insan ömrü ortalama 75-80 sene ve diğer seçenekler de tam tersi. Bunun "marjinal" doktrini şu olabilir ki, kelebek etkisini izlemiş birisi kalkıp bunu savunur ve bilip bilmeden "sen o geyikleri öldürmeseydin, bugün belki de sincap nüfusu daha fazla olacaktı"... Evet, belki sincap daha fazla olacaktı ama o ceylanı yememiş olan kabilenin bireyleri ölmüşve kültürleri sonraki jenerasyona aktarılamamış olacaktı. Şimdi onların bilgileriyle kafada evrimleşmiş ve bir sonrakine daha gelişmiş veriler aktaracak bir güruh var. Keza bugün bir hasta ölüm döşeğindeyken ona gereken organ Avusturalya'dan internete giren bir doktorun mesajıyla İngiltere'den karşılanıp "gönderdik" cevabı alıyor ve süpersonik uçaklar yardımı ile kısacık sürede yerine varıp nakil gerçekleşiyorsa, bence "teknoloji hepimizi öldürüp üç bacaklı iki kafalı yapacak" yerine, "teknoloji bizi geliştiriyor ve biz onun gelişimine yardım ettikçe basamaklar açılacaktır" demek daha mantıklı. Çünkü hiçbir cefa, cezasız çekilmez. Bu insanın değil, doğanın kanunudur. Evet, kablo yapmak için kestiğin ağaçla oksijenden çalıyorsun. Ama o tek bir ağaçtan yaptığın kabloyla, bütün bir mahalleyi internete bağlayıp birbirlerinden haberdar ediyorsun. Şimdi kimse kalkıp beni hayvan katilliğiyle ya da doğa katilliğiyle suçlamasın ama süslü kelimelerle gereksiz çarpıklık yaratmaya gerek yok. Denemeler ve süregelen ve devam eden teknolojik atılımlar olmasaydı, bugün insanın varlığı tehdit altındaydı. "Ben dahil", insanlığın yarısından çoğu doğanın kucağında, yeşillikler içinde yaşamayı arzular, eminim. Ama bu, kabul ettiğimiz ve yaşadığımız metaların bir sonucurdur. Şimd bu yazı sana cevap değildi aslında. Bu biraz da -üzerine alınma- gereksiz yorumlara bir tepkiydi belki de. Ben teknoloji taraftarıyım. Ha bana sorsalar "burayı komple kesip, ağaçlardan kürdan yapacağız" diye, izin vermem. Ama o kürdan bir hayat kurtaracaksa, ikinci kez düşünürüm. Ama yani biraz genel ve kültürel düşünmek lazım. Yarın replikalarla dolu bir müzeyi, orjinal sandığın tablolar için gezerken, teknolojiye teşekkür etmelisin. Ya da kaza geçiren birine kan bağışlarken, teknolojiden yardım aldığını bileceksin. En kötü ihtimalde bile, bu yazıya cevap verirken, sağlığını tehdit ettiğini sandığın bir makine, kablo, sanal bir gerçeklik üzerinden kendini ifade edeceksin. Ve -allah korusun- yarın oturduğun o koltukta sana bir şey olursa, bu seni öldürmek için dizayn edilmiş makineler yardımı ile yardım isteyebileceğin insanlara ulaşıp, ömrünü belki 30 sene daha uzatacaksın... Have you ever danced with the devil in the pale moonlight? |
|
#16
|
||||
|