'Yaratılış' hakkında yazılmış ve yazılacak en destansı, en lirik ve en şaşırtıcı kitaptır Silmarillion. Okurken yaşar, dünyanızın yaratılışına tanık olursunuz. Bir şarkıdır Arda'yı yaratan ve bu basit kavram, Silmarillion'da şiirselleşmiş,
#1
| ||||
| ||||
| Farklı bir dünyanın destansı öyküsü; Silmarillion 'Yaratılış' hakkında yazılmış ve yazılacak en destansı, en lirik ve en şaşırtıcı kitaptır Silmarillion. Okurken yaşar, dünyanızın yaratılışına tanık olursunuz. Bir şarkıdır Arda'yı yaratan ve bu basit kavram, Silmarillion'da şiirselleşmiş, yoğun bir duyguya dönüşmüştür. O artık basit bir şarkı değildir. O kutsal ve tanrısaldır. Dokunulmazdır. Ama bir o kadar da her zaman yaşanılandır. Tolkien tarafından yaratılmış dünyanın özüne aralanmış gizli bir kapıdır belki de... Arda, Eru tarafından belirtilen temanın Ainur ve Valar tarafından işlenmesi ve kutsal müziğin yayılmasıyla ortaya çıktı. Öyle bir müzikti ki, yaratılış, ilk doğanlar, tâkipçiler ve var olan tüm güzellik, bu yüce müziğin eseri olarak sonradan şekillenecekti. Elbette Ainur bunu bilmiyordu. Onlar sadece, kendilerini düşün etkisine kaptırmışlardı. Asla bir daha ilki kadara güzel bir müzik yapamadılar. Aman ve daha sonra Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde bahsi geçecek olan Orta Dünya'yı, iki önemli kıtayı içine alan Arda, böyle kutsal bir müzikle şekillendi. Bu kutsallık ve güzellik çok uzun sürmedi elbette. Tüm kötüye karşı savaşılan kitaplarda olduğu gibi, Silmarillion'da da, bizi uzunca bir süre meşgul edecek, Yüzüklerin Efendisi'nde Saruman'a hükmedecek, adına elflerce Morgoth denecek Melkor vardı. Melkor, Valalar arasında en güçlülerdendi ve güç bakımından Manwe'ye eşti. Zaten Eru'nun düşüncesinde, ileride zıt kulvarlarda savaşacak bu iki Valar kardeşti. İyi ve kötünün ezeli düşmanlığı, belki de bu güçler dengesinde yatıyordu. Eşit güçte iki kardeş, Eru'nun yazgısı gereği savaşacak, dünyanın dengesi böylece kurulacaktı. Melkor, Vaların yaratıldığı Yokolmayan Alev'in peşindeydi ve bunu ele geçirebilirse Eru'nun yerine geçebileceğini düşünüyordu. Oysa ki Yokolmayan Alev, Eru'nun kendisiydi ve o olmadan hiç bir tema şekillenemezdi. Gözünü hırs ve iktidar ateşi bürümüş olan Melkor, verilen ikinci temada kendini ön plana çıkardı ve müzikte ciddi bir uyumsuzluk ortaya çıktı. Diğer müzikten tamamen farklı olan bir bencillik ve hırs bu müziği ele geçirmişti. Melkor uzun süre Ainurla ve Valar ile mücadele etti. Sonunda müzik kesildi ve Eru 'işte müziğiniz!' diyerek Ainur'a döndü. Hepsi şaşkınlık içinde kaldı çünkü onlar sadece düşüneceklerini, hayal edeceklerini sanmışlar, gerçekle yüzleşeceklerine inanmamışlardı. Ama şimdi tüm hayal ettikleri, birbirleriyle ahenk içerisinde ve tüm duygularıyla söyledikleri şarkı gerçekleşmiş, tüm güzelliği ile karşılarına gelmişti. Kendi hayallerinde yarattıkları bir dünya; tüm yeşilliği, daha sonra Ulmo tarafından hükmedilecek suları, havası ve hayal edilen diğer tüm elemanlarıyla karşılarındaydı. Arda'nın güçleri olarak isimlendirilen Valar Efendileri ve Kraliçeleri, yani, Valar ve Valier yedişer tanrıdan oluşuyordu. Manwe ve daha sonra elflerce Elbereth, yani Yıldızların Kraliçesi olarak adlandırılacak ve adına şarkılar söylecek olan eşi Varda, bu güçler dengesinin iki baş kahramanı olacaklar, Melkor'a karşı Arda'yı savunacaklardı. Silmarillion elbette sadece bir yaratılış destanı değil. Aynı zamanda, ilkdoğanlar, yani elflerin ve tâkipçiler, yani insanların dünyaya gelişlerini ve diğer tüm ırkların nasıl ortaya çıktığını anlatan bir kitap. Mesela cüceler, toprağı şekillendirmek ve yaratılmış tüm maddeler üzerinde egemenlik sahibi olan Aule tarafından, ilk doğanların dünya üzerine gelmeyişine dayanamaması ve kabiliyetini kendi çocukları için kullanmak istemesi neticesinde ortaya çıktı. Daha sonra Aule'nin bu çabası Eru tarafından fark edildi, ana temada söz verildiği gibi ilk doğanlar gelene kadar beklenmesine karar verildi. Cüceler, belki de yaratıcılarının yapısı gereği, daima dünyayı oydular, şekillendirdiler, toprağı ve taşı sevmekten hiçbir zaman vazgeçmediler. Dayanıklılıkları da, dünyayı kazıp durmaları da, inatçılıkları da onların en önemli özellikleri oldu çıktı. Silmarillion Elflerin gelişi üzerine çok detaylı bir kaynaktır. Hayvanları evcilleştiren, mızrağı ve yayıyla Melkor’un krallığındaki kötü yaratıkları avlamaktan zevk duyan soylu Valar Orome, yine ava çıktığı bir zamanda, tüm Valaların sabırsızlıkla beklediği Elfleri buldu. İlk doğanlar, uykularından uyanmışlardı ve şaşkınlıkla karşılarındaki avcıya bakıyorlardı. Quendiler, yaşama uyanışları sırasında ilk olarak gökteki yıldızları görmüşler ve bu yüzden hayatları boyunca Elbereth’e şarklılar söylemişlerdir. Quendi, yani yıldızların halkı ‘Eldar’, Valinor’a davet edildikten sonra dünyaya yayıldı denebilir. Çünkü bazı elfler fikir birliğine varamadı ve Valinor’a hayatı boyunca gitmedi. Bunlara Avari dendi. Valinor’a giden elflerse, Vanyar olarak adlandırıldı ve insanlar arasından onlarla konuşan pek olmadı. Valinor’a gidiş yolunda sözcü olarak seçilen ve daha sonra kral olacak olan Finwe, Ingwe ve Elwe başkanlığında Elfler, uzun yolculuğa hazırlandılar. Ingwe komutasındaki küçük grup, Valinor’a ilk ulaşan gruptu ve Vanyar olarak adlandırıldı. Finwe başkanlığındaki Noldor, derin elflerdi. Singollo, yani Elwe ve kardeşi Olwe eşliğindeki Teleri ise en büyük gruptu ve Valinor’a ulaşmaktansa, uyandıklarında etkilendikleri dünyayı keşfetmeyi tercih eden elferdi. Teleri ise –oldukça kısa anlatmaya çabalıyorum!- Valinor’a ulaşanlar, Beleriand’da kalanlar ve dumanlı dağların doğusunda yürüyüşten ayrılanlar olmak üzere 3 e ayrıldı. Quendilerin Aman’a ulaşan bölümüne Calaquendi, yani ışığın elfleri dendi. Aman’a ulaşamayanlar ise Moriquendi olarak isimlendirildiler ve onlar, ağaçların ışığını asla göremediler. Elfler elbette ki bu ayırımlarla sınırlı değil. Çok genel hatlarıyla ve kitaba sadık kalarak şekillendirdiğim bu ayrımın ötesinde, büyük yolculuk sırasında dağılan ve bulunduğu bölgeye göre isimlendirilen Elfler var. Şimdilik bu kadar detaya girmeyeceğim. Bizi ilgilendiren en önemli isim, bu elflerin arasında, Finwe’nin oğlu Feanor’dur. Feanor, Elflerin tüm eserleri arasında zaman içerisinde en çok ünlenecek şeyler olan Silmarillerin yaratıcısıdır ve bu sebeple Melkor’un düşmanlarından biridir. Melkor, silmarilleri ele geçirmek için çok uğraşacak, zamanla bu uğurda çok kan dökülecektir. Valinor ağaçları olarak adlandırılan Ak Telperion ve Altın Laurelin, Vaların yaptığı en görkemli işlerden biridir ve Yavanna’nın şarkısı ve Nienna’nın gözyaşlarındaki güçle yaratılmıştır. Valarlar gece ve gündüzü, bu ağaçların ışıltılarına göre ayarlıyorlardı. Feanor da ağaçların ışığının, görkemi bozulmadan nasıl korunacağını düşünüp duruyordu. Tüm ilmini, kuvvetini ve becerisinin bir araya getirerek gizlice silmarilleri yaratmaya başladı. Üç büyük mücevher biçiminde tasarlanan Silmarilleri bozabilecek, kırıp yok edebilecek bir güç Arda üzerinde yoktu. Feanor, gizli eserine büyük bir hayranlık duyuyordu. Çünkü silmarilleri, Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Bu ağaçlar Melkor tarafından yok edildikleri zaman bile, silmarillerin ışığı daimdi. Silmarilleri gören herkesin, bu ışık karşısında nefesi kesildi. Varda da silmarilleri, kötülük amacıyla hareket edecekler dokunamasın veya dokunursa kavrulsun diye kutsadı. Ancak Feanor’un silmarillere sevgisi giderek artıyordu. Melkor da bu sevgiyi ve Feanor’un çabuk ateşlenen yapısını kullanarak yavaş yavaş Noldor halkının aklını çelmeye başladı. Tâkipçilerin, yani insanların gelmesiyle Valar’ın onlara eskisi kadar değer vermeyeceğini, böylece onları burada tutarak, geldiklerinde insanların Arda’ya sahip olmalarını kolaylaştırdığını söyledi. Noldor’un bir kısmı bundan çok etkilendi. Feanor da bu kişilerin başındaydı. Ayrıca zaten silmarillerin etkisi altına girmişti ve kendisine bir oyun oynandığını düşünüyordu. Melkor’un tüm bu oyunları sonunda patlak verdi ve Feanor, kardeşlerinden biriyle, Valarların arasında kavga etti. Olayın farkında olmayan Valar ve Valier, giderek büyüyecek bu ayaklanmanın kışkırtıcısı olarak Feanor’u gördü ve onu suçladı. Ancak elbette Melkor’un yaptıkları da anlaşıldı ve cezalandırılmak üzere Tulkas görevlendirildi. Ancak Tulkas Melkor’u yakalayamadı. Melkor kaçmıştı ve Feanor’a da uzunca süre Arda’ya yaklaşmaması emredildi. Sürgüne gönderilmişti. Ancak Melkor, yüzükleri ondan çalacak, babasını öldürecek ve Feanor tarafından Morgoth olarak adlandırılıp lanetlenecekti. Silmarillerin dünya üzerindeki yazgısı giderek şekillenecek, Valinor Ağaçların sönmeyen ışığını yansıtan bu efsanevi taşlar, kanlı ve şanlı birçok olaya sebep olacaktı. Kendine yeni dünya yaratanların, başka ırkları, başka diyarları, başka olayları aramasındaki temel sebep, vazgeçilmiş bir gerçek doğruyu arayış telaşıdır bence. Gerçek doğru, bu kitaplarda bahsedilen uyum, savaşçıların dürüstlüğü, kardeşliği ve yozlaşmış fikirlere karşı sonu gelmez ve hayata bedel olan inancıdır belki de kimbilir.... A. Elif "Alhana" Özmen Hayat, yaşayınca güzeldir. |
|
#2
| ||||
| ||||
| Gorunce aklima geldi E-Book'unu koyayim dedim. People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
|
#3
| ||||
| | ||||
| Alıntı:
|
|
#4
| ||||
| ||||
| bu kitabı okuyup bitiren adama ben rastlamadım henüz bende yarısına zar zor gelebildim on nedir öyle be kardeşim kitap neredeyse elfçe arkasında sözlük var ...Artık sessizliği kırıyorum çünkü gerçeklerin bilinmesini istiyorum.Eğer benden sonra gelecekler tarafından yargılanacaksam gerçekler için yargılanayım. |
|
#5
| ||||
| ||||
| evet çok ağır bir kitap ve ilk okumayla anlaşılabilecek bir kitap değil. 2. veya 3. okumada bir şeyler kapabiliyorsun "Güzel bir gün ve ben yaşıyorum." Oğuz Atay |
|
#6
| ||||
| ||||
| 2 günde bitirdim ama kafa beyin bulandı. Kesin kes okunması gereken bir kitap. Keşke Tolkien kendi bitirebilseydi kitabı. |
|
#7
| ||||
| ||||
| abi valla dua, ilahi okur gibi okuyosun, ben bitirdiğimde nirvanaya erdim herhalde demiştim. hakkını vermek gerek, edebî değeri olan başarılı bir destan/kitap... [B]bi' gün ben de uçacam...[/B] |
|
#8
| ||||
| ||||
| Tolkien bitirseydi daha bi tatlı olurdu gibime gelıyo ama yınede iyiydi 2.de kaptım ben bişiler... |
|
#9
| ||||
| ||||
| Tolkien'den önce bu tarz fantastik hikayeler hep çocuklara yönelik yazılmış. Peter Pan , Alice in wonderland , wizard of oz falan filan. Tolkein bunlardan farklı olarak hikayeyi genişletmiş , edebi bir dil kullanmış , entrikalar falan derken yüzüklerin efendisi gibi bir destan çıkmış . Bu yüzden fantastik edebiyatın kutsal kitabı gibi bişey bence. Tolkeinden önceki dönemlerde bilimkurgunun bile çocuk kitabı olarak geçtiğini düşünürsek Tolkein'in nekadar cesaret isteyen bir işe kalkıştığını anlayabiliriz . Özellikle Oxford'da öğretim görevlisiyken ki kitap bittikten sonra zaten o çevreden beklediği tepkileride almış . 20 yy önce fantastik ve bilimkurgu edebiyatının masal-çocuk edebiyatı olarak değerlendirilmesinin bir nedenide o dönemlerdeki kilise baskısı . 1. Dünya savaşı dönemindeyse herkeste yeni bir dünya ideolojisi oluşmuş. Herhalde Tolkein'i de tetikleyen bu fikirdir. I was not, I was, I am not, I do not care |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
| |
| Bu konuya gelen LinkBack ile izlemeye al: http://www.ayyas.com/frp-amp-mithology/2753-farkli-bir-dunyanin-destansi-oykusu-silmarillion/ | ||||
| Gönderen | For | Tarz | Tarih | |
| Revolution UO :: Başlığı Görüntüle - The Silmarillion | Bu Konu | Refback | 13-09-2006 20:06 | |
| | ||||
| Başlık | Başlığı Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| küçük istavritin öyküsü..... | gudem | Beyin Fırtınası | 9 | 08-04-2006 00:12 |
| Dünyanın En Kısa Bilimkurgu Öyküsü | Serenity | FRP & Mithology | 8 | 08-08-2005 22:59 |
| Bülbül ve Gül'ün en güzel öyküsü | jenijen | Beyin Fırtınası | 1 | 07-05-2005 21:21 |
| Bir Şerefsizin Öyküsü:George Soros | pırzanê | Beyin Fırtınası | 4 | 25-04-2005 23:54 |
| 5 farklı çizer | d3ng3siz | Road Trip | 8 | 02-09-2004 17:47 |