Platon'un "yeryüzü cenneti" olarak tanımladığı kıtada Erdemli insanlar yaşıyordu HomerosPlaton, ünlü diyaloğunda, Atlantis Uygarlığı'nın sadece teknik ve askeri alanda değil, her yönüyle mükemmel olduğundan bahseder. Özellikle de ahlaklılı olmak açısından.
|
#1
|
||||
|
||||
|
Atlantis
Platon'un "yeryüzü cenneti" olarak tanımladığı kıtada
Erdemli insanlar yaşıyordu HomerosPlaton, ünlü diyaloğunda, Atlantis Uygarlığı'nın sadece teknik ve askeri alanda değil, her yönüyle mükemmel olduğundan bahseder. Özellikle de ahlaklılı olmak açısından. Hoşgörülü ve aydınca düşünen kıta insanlarının en önemli özellikleri erdemli olmalarıydı. Altın ve ganimet onlar için sıkıntı verici şeylerdi, hatta adeta bu tür şeylere aşağılayıcı gözle bakarlardı. Daha önce de belirtiğimiz gibi zaman içinde bu özelliklerini kaybetmişler ve bazılarına göre kozmik bir felaketle yok olmuşlardır. Sulara gömüldüğü söylenen efsenavi adanın adı bazı kaynaklarda "Atalatis" veya "Atalantica" diye geçer. Atlantis efsanesine Platon, ilk kez "Timaio" adlı diyaloğunda değinir ve bu konudaki bilgilere kaynak olarak da Solon'u gösterir. Solon'un bu bilgileri Mısırlı rahiplerin 9 bin yıllık tarihsel belgelerine dayanarak aktardığını da belirtir. Platon bu yapıtında Atlantis ordularının bütün Batı Avrupa ve Libya ülkesini ezip geçtiğini ama Atinalılar'ın gösterdiği direnç karşısında gerilemek zorunda kaldığını ve şiddetli bir deprem sonunda da Atlantis Adası'nın bir gece içinde sulara gömüldüğü anlatır. Platon'a göre bu olay M.Ö. 9600'de olmuştur. Sulara gömüldü Kritias adlı diyaloğunda Platon Atlantisle ilgili daha başka ayrıntılar da verir. Burayı bir yeryüzü cenneti olarak betimler. İdeal bir demokrasiyle yönetilen bu adanın krallarından Autokhton, "yerel kahraman" olarak söz eder. Babaları Poseidon annelleriyse topraktan gelmiş insanlardan Euenor'un kızı Kleito'dur. Ada doğal ve yapay surlar, güzel konutlar ve yapay surlarla donanmış. Zengin maden yataklarıyla refaha ulaşmıştır. Halkın uygarlık düzeyi çok yüksektir. Ama giderek yozlaşan ahlak ve siyasal yaşam Tanrı Zeus'u kızdırır. Sonuçta Atlantis Zeus'un hışmına uğrayıp sulara gömülerek batar. Burada bir açıklama yapma gereği duyuyoruz. O da bize Atlantis hakkında bilgi veren kişi Platon'un kim olduğu. Platon MÖ 427 - 348 yılları arasında yaşamış ünlü Antik Çağı filozofudur. Zorlu ve hareketli bir yaşamı olmuştur. Soylu bir ailenin çocuğudur, asıl adı Aristokles iken geniş omuzlu ve gögüslü olduğu için jimnastik öğretmeni tarafından Platon adının takıldığı söylenir. Esaslı bir eğitim görmüş, gençliği Atina'nın kültürce çok parlak bir döneminde rasladığı için kendisi üzerinde çok büyük etkisi olmuştur. Aynı zamanda bir sanatçı olan Platon, birçok edebi eser vermiştir. Ama anlatıldığına göre yazdıklarını beğenmemiş ve yakmıştır. Yirmi yaşındayken tanıştığı hocası gene ünlü filozof Sokrates ile tanışması hayatının dönüm noktasını oluşturmuştur. "Bildiğim tek şey hiçbirşey bilmediğimdir" sözüyle ünlü Sokrates'in yanından hiç ayrılmamıştır. Zaten eserlerinde de devamlı Sokratesi tartıştırır ve tartışmalarda hocasını haklı çıkarır. Platon'un yazdığı hemen bütün yapıtları hocası Sokrates'e duyduğu saygı ve sevginin belirtileriyle doludur. Platon çeşitli seyahatler yapmıştır; Kuzey Afrika'ya gittiği bu yolculuğunda Mısır ve Kirene'ye uğradığı söylenir. Mısır'da Rahiplerden matematek astronomi öğrenmiş, gene Kirene'de matematikçi Thedoros'un yanında kalmıştır. Anadolu ve İran'ı da gezdiği söylenir ama bu seyahatleri çok şüphelidir. Ancak Güney İtalya ve Sicilya gezileri gesindir. Hata bu dönemde düşünceleri nedeniyle az daha ölümden dönmüştür. Böylece Hocası Sokrates'in düştüğü akibetten kurtulmuştur. Hocası Sokrates düşüncelerinden dolayı yargılanmış eğer düşüncelerinden vazgeçerse idamdan kurtulacağı kendisine söylenmişti, ama Sokrates düşüncelerinden vazgeçmemiş ve idam edilmişti. Anlayacağınız Platon bu cesareti pek gösterememiş, ama meydana getirdiği eserler bugün; bilim, felsefe, tarih, edebiyat gibi bir çok alanda vazgeçilmez eserlerdir. İşte biz Atlantis'i bu eserlerinden biri olan Critias (Kritias) diyaloğunda görmekteyiz. Ancak burada Platon'un düşünce dünyasının nasıl bir yapıya sahip olduğunu görerek anlattığı bu hikayenin gerçeklik derecesini bir kritik edelim; Platon idealist bir filozoftur. Tabii bu idealist kelimesini bugün anladığımız anlamdan biraz farklıdır. Platon dünyada varolan herşeyin ama herşeyin en mükemmelinin olması gerektiğine inanan bir düşünürdü. Örneğin dünyadaki atların en mükemmeli, herşeyiyle dört dörtlük bir tek at olmalıydı. Gene, herşeyiyle mükemmel tekbir insan olmalıydı. Aynı şeyi devlet için de söyleyebiliriz; tek bir mükemmel devlet. Ancak bu mükemmeliyet bu dünyada olamazdı Platon'a göre mükemmeliyet başka bir yerde olmalıydı, belki de başka bir dünyada. Gerçek olabilir mi? Bu dünyadakiler o başka bir dünyada varolan mükemmelliğe ne kadar yaklaşırlarsa o kadar sağlıklı bir düzende yaşanabilirdi. Muhtemelen Platon işte bahsettiği Atlantis'i ideal devlete yaklaşmış bir devlet, yönetim biçimi olarak düşünmekteydi. Yazdığı eserlerinde aktarmış olduğu Atlantis hikayesinin kendi düşünceleri etrafında ne kadar değiştirmiş olabileceğini tahmin edemiyoruz. Yani, atlantis öyküsünün gerçek olup olmadığını ya da öyküdeki gerçeklik payını bilemiyoruz. Zaten en büyük itiraz da gene çok ünlü filozof Aristoteles'ten gelmektedir. Aristoteles Platon'un öğrencisidir, ve Atlantis'in Platon'un düş gücünün ürünü olabileceğinden bahseder. "Alıntıdır." Son düzenleyen ozy : 17-07-2007 - 22:35 Sebep: yanlışlık |
|
#2
|
||||
|
||||
|
Ynt: gözcüler
Bilim dünyası temkinli
Ege Üniversitesi profesörlerinden İlhan Kayan, Atlantis efsanesinin gerçek olduğuna ve Manisa Ovası'nda bulunduğuna inanmıyor. Yine de araştırmaların, hayallere kapılmadan ve önyargılı olmadan yapılması gerektiğini düşünüyor Dizimizin bugünkü bölümünü de, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyelerinden İlhan Kayan'ın görüşlerine ayırdık. Atlantis'in gerçek olup olmadığını ortaya koyabilmek için bilimsel kanıtların yeterli olmadığını belirten Prof. Kayan, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: "Manisa Dağı, bugün 1500 metre yükseklikte, özellikle kuzeyden bakıldığında dimdik yamaçlarla yükselen ihtişamlı bir dağdır. Manisa Dağı'nı anlamak için jeolojik yapıyı şekillendiren başka olayların da bilinmesi gerekmektedir. Bunlar jeomorfolojik gelişim süreci içinde yerkabuğu hareketleri ve bilimsel olaylardır. Üçüncü çağın sonlarından itibaren bölgede yerkabuğu, genel olarak yükselmiştir. Yer küre şeklinde olduğu için, bir bölümünün yükselmesi yüzeyde gerilmeye ve bazı bölümlerin çökmesine neden olur. Burada da Manisa Dağı yükselirken kuzeyde Manisa Ovası, güneyde Kemalpaşa Ovası çökmüştür. Ancak Manisa Dağı çok düzenli yükselmemiştir. Kuzey yamaçlarda yükselme daha çok olmuştur. Manisa'nın doğusunda dikkati çeken başka bir jeomorfolojik özellik de yamaçlara dik uzanışlı faylara bağlı daha küçük şekillerdir. Yarıkkaya bunların en güzel örneğidir. Bu dar ve derin yarık, masif kireçtaşı üzerinde açılmıştır. Bu şekillenmede faylar kadar, kireçtaşının aşınma üzerindeki etkileri de rol oynamıştır. Örneğin kumlu killi anakaya üzerinde yamaçlar aşınma ile kolayca yatıklaşacağı için bu tür şekiller gelişemez. Ancak kireçtaşı çatlaklı bir iç yapıya sahiptir. Bu çatlaklardan sızan sular taşı kimyasal olarak eritir ve derinlerde mağara ve galeri gibi erime boşlukları oluşur. Bunlar da yağmur suyunun buralarda daha çok dolaşmasına ve daha çok erimeye neden olur. Jeomorfolojide bu oluşuma "karstlaşma", böyle meydana gelen şekillere de "karstik şekiller" denir. Erime boşluklarının mağaraların tavanlarında zamanla çökmeler de meydana gelebilir. Yarıkkaya içinde bunun örnekleri çoktur. Normal vadi değil Kuşkusuz, suların sızması için gerekli çatlaklar kırılma zonları (faylar) üzerinde daha yoğundur. Yarıkkaya da böyle bir zon üzerinde şekilenmiştir. Bir yandan yerkabuğu hareketleriyle yükselerek gerilen yüzeyde, masif kireçtaşı üzerinde çatlamalar olurken; bir yandan da buraya sızan yağmur suları bu zon üzerinde eriterek aşındırma yapmış, derinlerde erime oyukları mağaralar oluşmuştur. Bunların izlerini açığa çıkmış bölümlerini, önlerindeki daha yeni çökmeleri Yarıkkaya içinde görmek mümkündür. Buna göre Yarıkkaya yüzey sularının akışıyla aşılarak açılmış normal bir dere vadisi değildir. Günümüzde yüzey sularının bu çukurluğa yönelmesi doğaldır. Ancak burada bugün dahi düzenli bir dere akışı olmadığı tabanda çakıl ve kumların bulunmamasından anlaşılmaktadır. Kuşkusuz selli yağışlarda buradan sular akmakta, ufalanmış taş parçalarını yıkayarak dışarıda ova kenarına taşımaktadır. Ancak bu düzenli bir dere akışı değildir. Sonuç olarak Yarıkkaya, yerkabuğu hareketleriyle Manisa Dağı yükselirken, yüzeyinde meydana gelen gerilmelerle kireçtaşı anakaya üzerinde beliren bir çatlak zonunun, karstik işleniş ve su süpürmesiyle açılmış bir bölümdür. Bunun bir anda bir deprem sırasında açıldığını düşünmek abartılı olur. Bölgede yakın jeolojik çağlar boyunca ve günümüze kadar devam ettiği belli olan yerkabuğu hareketleri, yerşekillerinin oluşumunda doğrudan etkilidir. Ancak bu tür etkilerin bir anda büyük yerşekilleri meydana getireceği beklenmemelidir. Hareketler devamlıdır, fakat zaman zaman duraklama ve hızlanmalar olabilir. Nitekim, yer sarsıntıları devamlı olarak meydana gelmekte, fakat bunlardan çoğu ancak aletle kaydedilebilmektedir. Sadece arada hissedilenler deprem olarak nitelenmektedir. Bunların hepsi yeryüzünde şekillendirici etki yapmakla birlikte, bu etki genellikle gözle görülebilecek şekilde olmamaktadır. Çok büyük depremlerde meydana gelen yarıklar, ölçülen düşey ve yatay kayma veya yerdeğiytirmeler genellikle yamaç kayması gibi yerel özelliklerle de ilgilidir. Veriler yetersiz Yarıkkaya ile ilişkilendirilen Atlantis hipotezine gelince, bu konuda yapılan arkeolojik yorumları bir kenara bırakıp, konuya yerbilimleri açısından bakıldığında elimizdeki verilerin çok yetersiz olduğu dikkati çekmektedir. Yarıkkaya'nın bir anda açılması, suların fışkırması ovayı kaplayıp buradaki çok gelişmiş bir kenti yok etmesi gibi düşünceler doğal olayların kurallarına uymamaktadır. Ancak efsanelerde anlatılanlar doğa olaylarıyla ilgilidir. Çünkü insanların kafalarında şekillendirdikleri efsanelerin modeli doğal olarak gördükleri, yaşadıkları olaylardır. Sadece efsanelerde bunlar abartılmış, biraraya getirilmiştir. Örneğin bölgede depremler de su baskınları da olağan doğal olaylardır. Aynı zamanda bunların ikisi birden de meydana gelebilir. Ancak böyle çok büyük olayların izlerinin, kanıtlarının bulunması gerekir. Efsanelere dayanarak senaryolar üretmek kolaydır, fakat kanıtları bulunmadığı sürece bunların gerçekle ilgisini kurmak, bilim ortamında yorumlamak mümkün değildir. Bu konuda izlenecek en uygun yol, önce Atlantis'in ne olduğunu arkeolojik yönüyle öğrenmek, bununla ilgili neyin aranabileceğini ve neyin bulunabileceğini belirlemektir. Böyle bir yaklaşımın Peter James tarafından yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bunun anlam kazanabilmesi için, Atlantis'e ait buluntulara ihtiyaç vardır. Bunun için de madem ki bu kentin alüvyonlar altında kaldığı düşünülmektedir, öyleyse kuşkulanılan alanda çeşitli yöntemlerle yüzeyaltının araştırılması gerekir. Bu araştırmaya arkeolojik kazı ile başlanması için bir başlangıç verisi bulunmadığına göre önce işe delgi-sondaj ile birlikte jeofizik araştırmalarla başlanmalıdır. Bunun için Yarıkkaya ile Manisa arasındaki etek boyunca ovaya doğru sondajlar önerilebilir. Kişisel görüşüm olarak Atlantis efsanesinin, efsanede anlatılan şekliyle gerçek olduğuna, bunun Manisa ovasında bulunduğuna inanmıyorum. Ancak bilimsel kanıtlara dayanmadan "vardır" demek ne kadar yanlış ise "yoktur" demek de o kadar yanlış olur. Birileri çıkıp ellerindeki yazılı kaynaklara (Platon'un anlattıklarına) dayanarak bir hipotez ortaya atıyor. Bunun araştırılmasını öneriyor ve bu büyük ilgi görüyor. Hayallere kapılmadan, önyargılı olmadan bunun araştırılması, sonucu ne olursa olsun insanların doğruyu öğrenip meraklarını gidermesi kuşkusuz yararlıdır ve gereklidir. Bunu sağlamak da bilimadamlarının görevidir. Bilgi ve bilimin merakla geliştiği ve gelişeceği unutulmamalıdır." Evet, bilimadamları bu konuda temkinli. Gelişmeleri herkes gibi onlar da büyük bir merakla bekliyor. Manisa'nın efsanesi Tantalos'un kızı Niobe'nin acı kaderi Manisa'daki Niobe (Ağlayan Kaya), burnu, çenesi, göz çukuru belirgin olan ve lüle lüle saçları arkasına doğru uzanan yaşlı ve üzüntülü kadın figürünü andırıyor Tantalis ile Atlantis arasındaki normal ötesi benzerlikten bahsettik. Tantalis Spil yakınlarında ovada kurulduğu ancak yüzyıllar içinde taşınan alüvyonlarla yeraltında kaldığı sanılan kentir ki; iddiamız da bu kentin Platon'un bahsettiği Atlantis olduğudur. Tantalis kentinin Manisa yakınlarında olduğuna dair elimizde pekçok kaynak vardır. Mesela Tantalos'un kızı Niobe'nin bugün de tarihçilerin bildiği ve hatta Manisalılar'ın bile kabaca olaydan haberi olduğu acıklı hikayesi anlatılır. Hikaye şudur; Tanrıça Niobe'nin yedisi kız yedisi erkek olmak üzere ondört çocuğu vardır. Yine bir Tanrıça olan Leto'nun sadece Apollo ve Artemis olam üzere iki çocuğu bulunmaktadır. Niobe doğurganlığıyla övünür ve hatta böbürlenir. Niobe'nin bu tavrı ise Leto'yu kızdırmaktadır. Tanrıça Leto; çocuklarına durumu anlatır ve Niobe'nin cezalandırılmasını ister. Artemis ve kardeşi Apollon, Spil Dağı'ndan attıkları oklarla Niobe'nin çocuklarını öldürürler. Niobe çocuklarının başında ağlamaya başlar, artık o çocuklarının başında kalıp ağlamaktan başka bir şey istemiyordur ve Baştanrı Zeus'a kendisini çocuklarının başında taşa döndürmesini ister. Zeus da bu isteğini yerine getirir ve Niobe'yi Spil Dağı eteklerinde bir taşa çevirir. Tantalos'un kızıydı Niobe'nin Atlantis le ilgisine gelince, Niobe Atlas'ın ya da Tantalos'un kızıdır. Bu hikaye de Tantalos'ta olduğu gibi Manisa'da Spil Dağı'nda geçmektedir. Niobe efsanesinin Spil'de olduğunu bilmekteyiz. İşte bir örnek, Homeros şöyle diyor: "Niobe kayaların üstünde duruyordu ki bu kayalar Spil Dağı'nın en ulaşılmaz yerinde yer alır. Yüzyıllar geçmesine rağmen kayalar hala görülebiliyor." Niobe'nin Manisa'da Spil eteklerinde olduğunu gösterir başka delilleri ise yörenin yerlisi olan iki yazardan almaktayız, Pausanias ise aynı konu hakkında şöyle yazmıştır; Spil Dağı'na çıktığım zaman kendi gözlerimle gördüm; yakından bakıldığında yaşlı olsun ya da olmasın hiçbir kadın figürüne benzemeyen dik bir kayalıktan başka bir şey değildi; fakat biraz uzaklaşınca başı eğik bir kadın gördüğünüzü düşünüyorsunuz." Yine Pausanias'tan ikiyüz yıl sonra yazan İzmirli ozan Quintus Pausanias'ı destekler: "Kütle uzaktan bakıldığında bir kadın figürünü andırır, ancak yanına gittiğinizde Spil'den kopmuş yüksek bir kaya olduğunu anlarsınız" İşte bu sözler bugün Manisa'ya uğrayan yerli ya da yabancı birçok turistin bugün bilinen yerindeki Niobe kayasını, halk arasındaki deyimiyle Ağlayankaya'yı görmeye yönlendirmiştir. Burayı ziyaret edenler ilk bakışta farkedemeyebilirler, tam kayanın bulunduğu yerdeki Anfi'ye biraz çıkarlar ve kayaya yirmi metre uzaktan bakarlarsa yan bir sekilde durmuş, burnu çenesi göz çukuru ve kaşı belirgin olan ve lüle lüle saçları arkasına doğru uzanan yaşlı ve üzüntülü kadın figürünü farkedebilirler. İşte o kadın Niobe'dir. "Alıntıdır" Son düzenleyen ozy : 17-07-2007 - 22:35 |
|
#3
|
||||
|
||||
|
Ynt: Atlantis
People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend. |
![]() |
| Etiketler |
| atlantis |
| Konu Araçları | |
| Görünüş Şekli | Başlığa Puan Ver |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Başlık | Başlığı Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Atlantis | princess of the darkness | Beyin Fırtınası | 10 | 18-09-2007 20:32 |