Bira almaya gitmişti. Gecenin bu saatinde nereden çıkardığını hiç anlamadım. Kafa kafaya verip düşüncelere daldığımız pencerenin önüne giderek sokağın karşısına geçişini seyrettim. Rahat ev kıyafetleriyle koşar adım arşınladı sokağı ve
ben bir bira alacağımPublished by yedi 29-07-2005 |
|
Bira almaya gitmişti. Gecenin bu saatinde nereden çıkardığını hiç anlamadım. Kafa kafaya verip düşüncelere daldığımız pencerenin önüne giderek sokağın karşısına geçişini seyrettim. Rahat ev kıyafetleriyle koşar adım arşınladı sokağı ve bakkala girdi.
Bir evde tek başına bir kış geçmişti. Şimdi boğucu bir sıcak ortalığı kasıp kavuruyordu. Nefes almak dahi zorlukla... Bir de gecenin ağırlığı çökmüşken güzel bir sohbet olmasa, her halde uyku tutmaz, günler zehir olurdu. Evet. Bu şehrin geceleri hep daha acımasız olmuştu gündüzlerine nazaran. Gece, insanın aklına gündüz gelmeyen şeyler hücum ediyordu. Yalnız kalmak ölüm demekti bu yabani diyarda. Ölüm ve korku, kendisine sığınacak yerler arayan gece yolcularını kıstıracak köşeler arıyordu. Saate baktı, daha 23:15. Bu gece de uzun olacak, diye düşündü. |
|
|
|
#1
Gönderen
yedi
on
30-07-2005, 21:42
|
|
Sokak lâmbasının ışığını yansıtan kaldırım taşları biraz önce yağmur yağmış izlenimi veriyorlardı insanın gözüne. Daha iki ay yağmur yağmazdı bu şehre, hava serinlemez, kaldırımlar ıslanmaz, insanlar koşuşturmaz, ayakkabı boyacıları da iş yapamazlardı tabi.
Odanın ortasına doğru yürüdü, ağır hareketlerle cebinden bir sigara çıkardı ve koltuğa oturur oturmaz yaktı. Sehpanın üzerinde duran kül tablasını kendine yakın olan kenara çekti ve iki derin nefes aldıktan sonra sigarayı küllüğe koydu. İnce bir duman yükselerek odanın boğucu atmosferinde gözden yiterken kafasına eski düşünceler üşüşmeye başlamıştı bile. Kulağına uzaklardan hafif bir müzik geliyordu. Şarkıyı söyleyen kadın “blue moon” diyordu, ve pencereden sadece ucunu görebildiği ayı zihninde uzatıyordu. Ay birazdan yanında, odanın içinde dans etmeye başlayacak, mavi ışıklar saçarak ona güzel şarkısını fısıldayacaktı. Bu sivri kulaklı güzel yaratığa bu kadar yakın olacağını bilmek onu hep heyecanlandırırdı. Birden irkildi, kendinden geçmişti. Uyanık zihni aklında en son kalan ay ve sivri kulaklı mavi yaratık imgelerini bir türlü örtüştüremedi, ve ikisi de silinip hiçliğe karıştılar. Keşke o da peşlerinden bir hiç olabilseydi. Kapı çalınıyordu ve bu dünyada kapıyı açmadan geleni içeriye alamıyordunuz. O halde yapılacak şey, sigara halının üzerine düşmeden kapıp derin bir nefes daha çekmek ve aceleyle kapıyı açmaktı. Kim bilir gelen ne zamandır çalıyordu kapıyı? Kim gelmiş olabilirdi gecenin bu saatinde acaba? |
|
Son düzenleyen yedi : 30-07-2005 - 21:44.
|
|
#2
Gönderen
yedi
on
31-07-2005, 23:33
|
|
Biralar elinde, sinirli bir yüz ifadesiyle kapının önünde duruyordu. Gözlerini ovuşturarak "selam", dedi. Yavaş yavaş uyanmaya başlamış olacak, sonra, “pardon, içeri gel”, diyerek birden elindeki, içlerinde bira şişeleri olan poşetleri aldı.
"İki saattir zili çalıyorum, iki dakkada nasıl uyuyabiliyorsun", diye sinirli bir ifadeyle sordu içeri yeni giren. Koltuğun uzak köşesine kendini atmış ve kollarını kavuşturmuş, öncekinden iki kat daha sinirli bir yüz ifadesiyle kaprisli bir poz atmaya başlamıştı bile. Çok dikkatli yaklaşmalıydı böylelerine. Tatlı bir oyun bağlamında söylenecek dikkatsiz sözler sonradan sepette yumurta bırakmayabiliyordu. Dikkatlice söylenenlerse çok zevkli ve dolu dolu yaşanmış bir yaşamın tatlı hatıraları olarak, laternacının kara kaplı defterine işleniyordu. "Bu gün neşem yerinde, bir kısa zamandır da huzurlu günler yaşıyorum, bu yüzden kısa sürede rahat bir uykuya dalabiliyor insan", dedi suratında tatlı bir tebessümle ve koltuğun uzak köşesine yakın bir yere, halının üzerine oturdu. Sehpada duran kül tablasını kendisine yaklaştırarak bir sigara daha yaktı. Yine suratında öfkeli ama şirin bir ifadeyle ve kafasını diğer yana çevirerek, "kollarım koptu kapının önünde beklemekten. Bir dahaki sefere sen gidersin bakkala; ben de kim bilir hangi huzurlu ve rahat işime daldığımdan iki saat gecikirim kapıyı açmakta", dedi ve sonra, "hayvansın sen!" diye de sinirli bir ifadeyle ekleme yaptı cümlesine. Çok dikkatli olmak gerekiyordu. Dozu fazla kaçırmadan, "evet ben hayvanım", dedi, "hem de küçük şirin bir ev hayvancığı, hatta eşek falanım, altından semerim var, ama hayvan dahi olsam bana iyi bakman, benimle ilgilenmen, hatalarımı ve dalgınlıklarımı hoş görmen ve arada o güzel sesinle bana tatlı sözler söylemen, hatta kulağıma güzel şarkılar fısıldaman gerekiyor". "Yaaa! Nedenmiş bakalım". Bu defa yüzünde küçük bir tebessüm oluşturabildiğine sevinerek sözlerine devam etti. "Çünkü hayvanlar bağışlayıcı ve affedici olurlar, hatta senin yaptığın hataların çoğunu anlamazlar ya da anlarlar da görmezden gelirler diyelim. Bir hayvan onu seven insana her zaman sağdık kalır ve sevgisini verir, ama sürekli aşağılanan bir hayvan sonunda...", etrafına bakınmaya başladı, sonra, ilkin kaçamak bakışlarla, peşinden direkt gözlerinin içine bakarak, "onu hor gören sahibini terk eder", dedi ve sigarasından bir nefes daha çekti. Ay artık binaların arasından çıkmış, gecenin zirvesine yükselmiş, kendisine mum ışığından kristal haleler örüyor, yıldızlar bu gösteriyi bir şölene dönüştürmek için fersah fersah mesafe kat edip yanına sokuluyorlardı. Bütün eşyalarıyla birlikte ev donmuş, zaman durmuş ve bütün yükünü iki kişinin omuzlarına bırakmıştı. Uzaktaki evlerde insanlar birbirlerine fısıltıyla güzel hikâyeler anlatıyordu. Şehrin bazı karanlık sokaklarında, yüzünde esrarengiz ifadeler taşıyan adamlar dolaşmaya başlamıştı. Kediler, her zamanki uysal ama bir o kadar da vahşi ve esnek adımlarla, arka bahçelere, taraçalara, kapı önlerine, merdiven boşluklarına, alçak evlerin balkonlarına, meçhul sokakların başında terk edilmiş eski otomobillerin yırtık deri koltuklarından birinin üzerine doğru yönelmiş, kendilerine geceyi geçirecek emin bir yer arıyorlardı. Unutulduğunu düşünen bir sokak lâmbası, cızırtılı sesler içinde ölmüştü ve artık yaşamak için hiçbir umudu kalmayan sokak, siyah elbiselerini giyerek matemini tutuyordu. Artık hiçbir şey seçilmiyordu. |
|
Son düzenleyen yedi : 31-07-2005 - 23:44.
|
![]() |
| Etiketler |
| bira |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Bira Makinası | Cey | Road Trip | 18 | 19-07-2006 09:21 |
| Bira ve kuku savaşı | kymophobia | Road Trip | 6 | 20-06-2006 11:52 |
| bira sevgisi | ansaneri | Visual Trip | 5 | 30-04-2006 16:41 |
| Bira Tercihi | Lizard King | Road Trip | 10 | 09-09-2004 23:57 |
| Bira ne ile icilmeli? | void | Road Trip | 32 | 24-03-2004 18:16 |