 15 Çok Okunan
|
Let me be your heroine
So I can save your world as a heroinne
I just wanna make you addicted
to me and flying to unpredicted
Let me be the thing you'll always need
You won't live without my flesh indeed
I just need you for bleeding
Much more I could be dying
Dying because of you is good
And it also causes wound
19-10-2004 17:59 - princess of the darkness 
yine suskun bir gun daha..sessiz..sakin..sen susarsan ya da susarsin dieyim, ben konusurum yine senin yerine de merak etme, bunu mu istiyorsun hala.. su durumda bile? bilirsin sussan da anlarim..sustugunda anlarim desem daha dogru olur... peki ya ikimiz de susarsak..o da oldu bak sonunda.. peki kim konusucak simdi..kim ozledigini soyleyecek..kim dayanamayip nedenini sorucak daha once suskunlugun..ya kim "ozledin mi" die sorucak ya da "bana msj at" diecek ozledin mi die soramamazliktan, ozlediininden utanmaktan..sen ozlesen de soylemezsin bilirim ama ben de bu sefer , seni ozlemedigimden susuyorum iste.. buna bu kadar sasirmamalisin..cunku seni ozledigimi sandigim her an icin cok uzaktin..duyamayacagini bildigim icin bu... 
18-10-2004 15:59 - belzebab 
Çekip gittiğin pazartesi herşey o kadar olağandı ki..
Tam hatırlamıyorum, uzun süre geçti. sabah yine çıktım evden, yol yine aynı yoldu. şimşekler çakmiyordu mesela, elktrik direkleri yola devrilmiyordu, yol kenarlarındaki mazgallardan kan akmıyordu, şehir yanmıyordu, ben yanmıyordum, herşey olağandı ama sen çekip gitmiştin. Bir kaç değişiklik vardı ama, bunu hatırlıyorum. Cep telefonuma ihtiyaç duymuyordum, sigara tüketimim iki katına çıkmıştı ve yemek yeme ihtiyacı hissetmiyordum. İçki tüketimi de sigarayla doğru oranda ilerliyordu, kendi rekorumu kırıyordum. 3 gün hiç evden çıkmayıp patates cipsi ile viski içtiğimi hatırlıyorum. Viski sıcaklaştıkça buzdolabına koyup tekrar soğutuyordum. O arada ne yaptığımı tam hatırlamıyorum... 
17-10-2004 19:47 - belzebab 
- Nasılsın?
- Kötü...
- Neden?
- Ruhumu satın almaya çalışıyorlar! Bir fikrin var mı?
- Kiraya ver...
Hep o okulun karşısındaki köşede oturur, insanları izlerdi. "Nereye bakıyorsun?" derdim, "Bazen kendime, bazen de hiç bir şeye" derdi. Asıl isminin ne olduğunu kimse bilmezdi. İnsanlar ona "Akrep" derlerdi. Elinde gazete ile sarılmış bir şişe olurdu mutlaka. Bazıları onun deli olduğunu düşünüyordu, bence o deli değildi sadece vazgeçmişti bazı şeylerden ya da hayattan yorulup mola vermiş, kenara çekilmişti. İzliyordu.
Genelde hayattan, ölümden ve aşktan bahsederdik. Söylediklerini anlamaya çalışırdım, bazen anlamazdım. Ondan önce ve ondan sonra hayatın önemsiz olduğunu, her insanın bir dünya... 
16-10-2004 23:23 - scarecrow 
Arkadaşlar, ilk denemelerimden biri ve aslında buraya yazmak için değil öylesine yazdığım bir deneme. O yüzden lütfen eleştirileriniz yıkıcı değil yapıcı olursa sevinirim.
Çok koyuyor be. Ne kadar hala gülebilsemde, acı adına hiçbirşey çekmesemde, geçen 2 seneden sonra insan kendini gerçekten onsuz hissediyor. en azından evde sadece senin eşyalarının olması, bardakların kirli ama sadece senin olması, birlikte yapılan herşeyin, geçen zamanın, eksiklerinin olduğunu görüp kahkahalarla, sevgiyle tamamlanan puzzle ların... yada birlikteliğin mimarı olan herşeyin, fotoğraf albümlerinin, doldurulan kasetlerin, birlikte sulanan çiçeklerin, tv de saatleri çakışan dizilerin paylaşılması bile, hele kokulu mumların, yada arabanın sağ ön... 
16-10-2004 20:15 - platoNICK 
Hatırlamayacağım düşler gördüm, telefon çaldı, düşlerim yarıda kaldı. Telefonu açtım daha on dakika önce konuşmuştuk � konuşmuştu-. Dinlemiştim sadece. Susmuştum. On dakika önceki ses anlatmaya başladı. Dinledim. Hiç konuşmadım. Konuşmasını bitirdi. Telefonu kapattım. Düşüm yarıda kalmıştı. Farketmezdi. Nasıl olsa hatırlamıyordum.Hava çok sıcaktı. Odam soğuk. Üşüyordum.
Bir sigara yaktım, kaşlarımla beraber. Çakmağım kayıptı, vasati kırk çöpün hepsi kullanılmıştı, ocaktan sigara yakmayı beceremiyordum. Yanık kıl kokusu geldi burnuma, kötü kokuyordu. Yarım düşler gördüğüm odaya döndüm tekrar. Sigarayı küllüğe, bedenimi boş yatağa öylesine bıraktım. Sigara küllükte kendisine bir yer buldu, yatak beni kabul etmek zorundaydı.... 
16-10-2004 14:47 - Lizard King 
En güzeli hangisi?
Alkol ertesi o yastiga basina koydugun andan uykuya daldigin ana kadar olan süre ve o sürede geçen düsünceler mi? O kafanda dönüp duran düsüncelerin esariti atlar misali yüzlerce metre mesafeler katettigi bir kaç dakika mi?
Yoksa terketmenin kokusu mu? Haziran mi? Temmuz mu? O kendince çok önemli kararlar verdigin zamanlar mi?
Kötü sarkilar dinleyip bos duvarlara baktigin, maskeni takip insanlarin arasina karistigin, kendini buldugun, onlardan biri, onlarin bir parçasi oldugun zamanlar mi?
Agladigin gecelerin karanligini içine çekmek mi en güzeli? Susmak mı? Vazgeçmek mi? Terkedip gitmek mi ardında nasıl bir enkaz kalacağını düşünmeden? İçine çektiğin dumanın en güzel olduğu yalnızlık mı? Uykusuzluk... 
16-10-2004 11:59 - nocturnal_escapism 
Uyandım. Ölü toprağı serpilmiş gibiydi odam; kültablası, içinde onlarca izmarit, aylar öncesine ait yüzlerce kez okunmuş mektuplar, fonksiyonunu kaybetmiş telefon, gülümsemenin bile terlettiği mevsime ait güneş gözlüğü, eski günlere ait bir kaç fotoğraf, ümitsizce giyilmeyi bekleyen çoraplar, yarım paket samsun 216.. Her şey olması gerektiği gibiydi ama bir gariplik vardı, uyanır uyanmaz hissettim bunu. Bir süre kendime gelmeye çalıştım. Bir sigara yaktım. bir kaç nefes kendime getirdi. Odada kulağımı tırmalayan bir sessizlik vardı. Denize dalıp bir kaç metre dibe doğru yüzünce duyduğum uğultuya benziyordu. Çalar saate uzandım, durmuştu. Elime aldım, bir kaç kez salladım. Ufak tefek bir kaç tokat atarken saçmaladığımın farkına... 
13-10-2004 22:02 - Barfly 
Saatlerce aynaya baktım, yine yalnızdım.
Boş bir odadada kahverengi şişeleri ayaklarımla devirerek uyandım. Aslında o kadar da boş sayılmazdı oda, bir bilgisayar, iki kanepe vardı ve ortalığa homojen olarak yayılmış elbiseler, çoraplar ve cdler vardı. Eşyalar odaya o kadar düzenli dağılmışlardı ki oda dağınık görünmüyordu, en azından bana öyle geliyordu. Bilgisayarın karşısına oturup bir sigara yaktım. Aç karna sigara yakma alışkanlığını askerde edinmiştim. O zaman için berbat günlerdi, sabah henüz güneş doğmamışken ranzalarımızdan hiç de kibar sayılmayacak bir uslupla kaldırılırdık. Midesi kaldıranlar yemekhanede çürümüş zeytin ve küflü peynir yer, diğerleri poğaçaların geleceği saate kadar aç kalırdı. Ben diğerlerindendim,... 
10-10-2004 15:01 - belzebab 
Sabahın köründe hiç erinmeden kalkmış bir de traş olmuş. Nasıl da geliyor sürdüğü losyonun kokusu ta buralara! Hiç kalkmasam keşke bu yataktan, uyusam hep. Tabak çatal sesleri. Acaba bilerek mi çıkartıyor? Bir an önce uyanayım diye mi? Bari batırmasa mutfağı. Su sesi. Ne yıkıyor acaba ? Domatesi sevdiğimi bilir. Allah kahretsin! Yapış yapış olacak gene bütün mutfak! Pazar. Tatil günü. Allah belasını versin böyle tatilin! Sözde bana kahvaltı hazırlıyor. Birazdan gelecek odama, odasına,odamıza, uyuduğumuz odaya, seviştiğimiz odaya, bir şeyler alacakmış gibi yapacak. Sanki ben bilmiyorum; istiyor ki bir an önce uyanayım. Ben de uyuyormuşum da onun çıkarttığı sesler yüzünden uyanmış gibi yapacağım. Çok özür dileyecek. Çok.Çok.... 
09-10-2004 14:36 - petekdoku 
Başı hafiften dönmeye mi başlamıştı ne.. Bir duvara yaslanma ihtiyacı duydu, biraz daha içeri doğru ilerledi, yemek holüne yakın bir yerde durdu. Nerede kalmıştı bunlar! Beklemekten sıkılmıştı..
Yemek holünü gözlemlemeye başladı. Hava hiç de dışarısı gibi sıcak değildi, dev klimalar bu koca salonu yeterince serin tutuyordu. Tavanı yüksekti bu salonun, bu yüzden olduğundan daha da geniş gözüküyordu sanki. Salonun orta kısmında masalar vardı. Hepsi de ince bir ayarla dizilmişti sanki, o masalarda oturan her bir aile onun bulunduğu yerden rahatlıkla görülebiliyordu. Hiç kimse rahatsız gözükmüyordu. Hepsinin suratında bir gülümseme yer etmişti. Halbuki bunlar da uzun yoldan geliyorlar, diye düşündü. Belki de uzun araba... 
07-10-2004 19:06 - Barfly 
insanlar ,çocukluk anılarını konuşmayı çok severler.
geçmişteki anılarda yitirilmiş bir sevgili daima vardır.kadın için bu baba, erkek içinse bu daima annedir. bu anılara dönüş daima yitirilmiş sevgiliyi bulma umududur..
07-10-2004 15:30 - princess of the darkness 
saat geceyarısına yakın ya da geceyarısından sonra, yapacak birşey ararsınız, televizyonda kayda değer birşey yoktur, zaten başından beri olmamıştır, hayatı ard arda geçip giden karelerle beraber kaybettiğinizi farkettiğinizde ömrünüzün sonuna kadar hayatı avuçlarının içinde tutmak uğruna can sıkıntınızı yenmek için yapacak bişeyler arayıp duracağınızı henüz farketmemişsinizdir, bir süre sonra belki..
kitap okumak için fazla melankolik bir ruh halindesiniz, hayaller kursanız nasıl olur şöyle sigara dumanıyla beraber uçup giden? iyi bir iş hayali mesela, her zaman işe yarar, güzel ve sevdiğiniz bir işiniz, son model arabanız ve bol paranız var. istediğiniz herşeyi elde edebiliyorsunuz, sizi görenler imreniyor özellikle de o... 
04-10-2004 13:12 - belzebab 
yağma bar'dayız. salaş bir bar burası, dünyanın işine yaramayanları tükürdüğü bir yer. içerisi oldukça karanlık ve loş. mobilyalar ve bar yılların yorgunluğunun üzerine demlenen müdavimleriyle tam bir uyum içinde. yorgun, kirli ve bakımsız ama "samimi". yıllardır vernik vurulmamış ve ayakların değdiği kısım aşınmış masalara bar sinekleri konmuş vızıldaşıyorlar. burası dış dünyanın "dinlenme odası" ve oldukça kozmopolitik bir ortam. canı sıkılan, morali bozulan, aşık olan, sevgilisinden ayrılan, ailesiyle tartışan bir dolu asık suratı, hayatından memnun ve hiç bir şeyi kafasına takmayan mutlu çehreler dengeliyor ve ortaya oldukça "nötr" bir tablo çıkıyor. bu atmosferin, en azından iç dünyamdaki izdüşümlerinin... 
02-10-2004 18:52 - Lizard King 
her itiraf kopuşu güçleştirir. özgürlüğün bağımsızlığın ayaklarına prangadır artık onlar.
itiraf edeni daha bağlı kılar yine de bağlanmamış(bağımsız ve kendine has) bir yan kalır özde ama
bunu kişi kendine bile söyleyemez .özgür yanını bulamaz ,yakalayamaz ve yaşayamaz.
şeytanında bir iyi yanı vardır
kötü sadece kötü değildir.
02-10-2004 05:02 - Lizard King 
|