Beyaz giyinmişti. Saçlarını rüzgâra bırakmayı tercih etmişti bu gün nedense. Oysa daha önceleri hep topuz yapardı ya da arkasından toplardı. Bu dikkat çekiciydi. Rahat görünen bağcıklı bez ayakkabıları da beyazdı.
moda'da bir eylülPublished by yedi 21-06-2005 |
|
Beyaz giyinmişti. Saçlarını rüzgâra bırakmayı tercih etmişti bu gün nedense. Oysa daha önceleri hep topuz yapardı ya da arkasından toplardı. Bu dikkat çekiciydi. Rahat görünen bağcıklı bez ayakkabıları da beyazdı. Hep bir duruluk, temizlik duygusuna kapılıyordu o yanındayken. Sokaklar geçiyorlardı bazen hiç konuşmadan; bazen de bir sokağın bir yerinde dikilip belirli bir konu üzerinde yarım saat tartışarak…
Asfalt öğlen sıcağının altında kıvranıyor, gölgeler yakıcı güneş ışığından korunacak kuytu yerler arıyordu. Bahariye’nin uğultusu gerilerde kalmıştı. Moda burnuna yaklaştıkça sessizlik kuşatıyordu etraflarını. Sessizliğini sevdiğini düşündü. Başkası olsa uzun süre yanında konuşmadan yürümek rahatsızlık verirdi. Sürekli konuşmak da aynı derecede ürkütücü görünüyordu. Sadece zamanlama meselesi olmadığını düşündü bunun. Bu, uyum olabilirdi. Evet… Uyumluydular; ama bundan hiçbir zaman emin olamazdı. Şüphe de yeterince doyurucu olabiliyor, diye geçirdi içinden dudaklarını hafifçe kıvırarak. Biraz önünde güvercin adımlarıyla ilerliyordu. Genelde onu seyretmek için yarım adım arkasında kaldığını fark etmişti ve bunun sahiplenmeden ya da koruma duygusundan ziyade bir zevk olduğuna karar vermişti. Bunu sevişirken kulağına fısıldamıştı. “Güven”, diye tekrar etti bakışlarını omuzlarından kalçalarına doğru indirirken. İnce, vücudunu saran beyaz kumaşın içinde ona güveniyor, onunla her yere geleceğini biliyordu. Etten ve kemikten bir varlıktı o da sonuçta, ama et ve kemik hiç bu kadar güzel bir ruha elbiselik etmemişti. Düşüncelerini toparlayamadığını fark etti, beraberlerken düşüncelerini toparlamakta zorlanıyordu. Bunu başka bir zaman düşünmeliydi, bu bir eksiklik ya da zayıflık olabilirdi. Bu kadar kontrollü olmaması gerektiğini getirdi yine aklına. Hayata karşı daha yumuşak bir tutum sergileme kararı almıştı yakın zamanlarda ama bunu başarmak, eski, yıllanmış bir alışkanlığı geride bırakmak o kadar kolay olmuyordu. Susadın mı? Hayır. Evet. Bazen de böyle tek kelime… Karmaşık duygu ve düşüncelerin içinde anlaştıklarını, uyumlu bir çift olduklarını kanıksatan, güven veren iki kelime yeterli oluyordu. Pet şişeyi çantasına koyarken göz göze geldiler bir an. Küçük bir tebessüm… Sonra yola devam. Daha yakın olmak istedi. Uzun bir adım atıp yaklaştı ve sol elini beline doladı. Hemen tepki aldı. Kenetlendiler. Önceleri yürüyüşleri uymuyordu birbirine. Sürekli vücutları çarpıyordu fakat uyumu yakalamaları fazla sürmemişti. İlk günler hep çocuksu motifler içerisinde, sarhoş edici tatlarla doluydu. Bütün kâinattaki ateşin üzerlerinde toplandığını ve her yere buradan yayıldığını düşünmüşlerdi bir gün. Serinlemek için bir şeyler gerekiyordu. Dondurma alalım mı? Oturunca söyleriz. Ali baba ama! (tebessüm) Yine anlaşmışlardı. Hep böyle oluyordu. Bunu seviyordu. Bir şey teklif etmesi güzeldi. Etrafında ondan bir şeyler isteyen birilerinin olması hep hoşuna giderdi. Teklif Derya’dan gelince daha da zevkli oluyordu. Çocuk gibi hissetti kendini, içi bir hoş oldu, kıyıya yaklaştıkça etraflarındaki hafif esinti serinliğini artırıyordu. Ben expresso alayım. Garson bordo yelek ve içine beyaz gömlek giymişti. Siyah bir kravatı vardı. Ne kadar uyumsuzdu çevresiyle, mavi ve yeşilin yanında modanın bu güzel yerinde garsonlara daha sade şeyler giydirmeliydiler. Yine bordo koltuklar ve masa örtüleri ağır bir restoran havası estiriyordu, oysa açık havada oturuyorlardı, daha açık renkler tercih edilmeliydi. Zaten Türkiye de neyi düzgün yapıyorlardı ki… Canın mı sıkkın? Hayır, takıntılarım var. Yine neye taktın koca bebek seni... Bordo bana göre bir renk değil sanırım. Evet, bana da sıkıcı geldi. Dondurma söyleyelim mi? Yo şimdi canım istemiyor. İyi ki almamışız. ‘canın mı sıkkın’ı biraz araştırır bir bakışla söylemişti. Bir şeylerden huzursuz olmuş gibi bir hali vardı. Bunun altından bir şey çıkma ihtimali yüksek görünüyordu. Zevkli bir sohbet olacak gibiydi. Dudaklarına hafif bir tebessüm yerleştirerek “Bordo sadece bu gün mü sıkıcı geldi?”, diye sordu. ‘Bakalım ne diyecek’ dedi içinden. Beklemeye koyuldu. İçinde biraz sevinç biraz heyecan gezindi. Bakışlarını gözlerine sabitlemiş bekliyordu. Bu bazen rahatsız edici olabiliyordu. Böyle bakmasından zaman zaman rahatsız olduğunu söylüyordu ama bu gün bir tuhaflık vardı bakışlarını kaçırmıştı. Bir şeyler olduğu kesindi, iyice meraklandı. Sessizlik uzadıkça huzursuz olmaya başlıyordu. Hiçbir şey söylemeden kafasını denize çevirmiş uzaklara bakıyordu. Gözlerini hafif kısmıştı ve bunu genelde üzgün olduğu zamanlar, ya da çaresiz kabullenişlerin içinde gezinirken yapardı. Gökyüzünden büyük bir bulut geçiyordu. Modanın parıltılı yeşili kendisini pastel tonlarına bırakmış, masanın kenarında duran çiçeklerin renkleri solmaya başlamıştı. Güneş kendini günden saklar gibi yok oldu ortalardan. Garson bordo ile beraber sessizliğin ortasına çöktü ve masaya siparişleri bırakırken ‘başka bir isteğiniz var mıydı’ diye soğuk bir ses tonuyla sordu. Küçük bir el hareketi yaptı, garson uzaklaşırken kendini toparladı ve ‘bu gün çok güzelsin’ diyebildi. Bir şeyler ters gidiyordu. Gerekli moral motivasyonu sağlamazsam tek kelime etmeyecek uyuz olacağım yine, diye düşündü. Teşekkür, dedi, sesi derinden geliyordu. Karanlık bir mağaranın nemli derinliklerinden… Tok ve usanmış bir tını vardı sesinde. Bu şeye benziyordu. Anlatılmaktan usanılmış bir olayı tekrar anlatması gerektiğini bilen bir insanın tavırlarına. İşte araştıracak bir konu daha… Sizinkiler nasıl? Her zamanki gibi çok meraklılar, bazen de boğucu. Evet. Annen ilk günler gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Kardeşin de öyle… Hi hi! Kardeşimin gözleri hala üzerinde ama şu aralar derslerine yoğunlaşmaya çalışıyor. Anlıyorum. Kocaman adam oldu artık. Ablasına değer veriyor. Evet arada sıkıntı da veriyor. Her şeyime karışmaya çalışıyor yahu, arkadaşlarımdan birine aşık oldu geçenlerde, hi hi! Aşk güzel şey, benim kadar şanslı olur umarım. Hım… Selim senin şu algılayış anlatış biçimine hala alışamadım. Aşığım sana, deli oluyorum, derken bile çok dolaylısın. Ha ha! Dolaylı gelmeyi seviyorum, dolayısıyla seninleyim. Bak sen! Şimdi de suçu bana yık, hi hi! Ortada suç falan yok, okumasaydın o kadar kitabı, bestelemeseydin ruhunu bu kadar… odunun tekiyle mutlu mesut yaşasaydın benimle uğraşacağına. Ha ha! Bundan güzel şiir olurdu ya! Evet. uğraşıyorum gerçekten, tespitlerin de yıkıcı oluyor bazen. Yıkıcı ve sinir bozucu… Kızma canım, ama boş ver, kız. Ha ha! Şöyle dök içini. Bu gün bana sinir oluyorsun ya da başka şeylere. Çıkarsana sen şu baklayı ağzından. İşte ortamı yumuşatmış, suskunluğu dağıtmıştı. Neşelendirmeyi de başarmıştı biraz olsun. Şimdi belki ağzından laf alabilirdi. Biraz konuşunca daha da konuşmak isterdi hep. Baklayı mı? Evet konuşmak istediğin bir şey var sanırım ya da canını sıkan bir şey, ya da her ikisi birden, menümüz zengin görünüyor bu gün. Ya! senden neden bir şey gizleyemiyorum? Belki de bu yüzden beni seviyorsun. Sinir şey. Araya birkaç cümle daha girmesi gerekmiyor muydu? şu ‘belki de bu yüzden’e nasıl da vardın hemen? Hi hi. Seninle konuşmak zor oluyor bazen. Zor olan şeyleri seviyorsun bazen ama ben sevmiyorum. Söyle ne kadar kötü, lafı bu kadar dolandırmanı gerektirecek ne oldu. Derin bir nefes aldı. Sohbet esnasında gülüyordu ama gülerken bir o kadar da kaygılı görünüyordu. Bu gün hiç neşesi yok diye düşündü. Gerçekten büyük bir şeyler dönüyordu ortada. Hiç öğrenmemeyi istedi bir an. Bu günün her zamanki mutlu günlerinden biri daha olmasını istedi. Güzel bir günün sonunda eve gidecekler yemek yiyecekler, sevişecekler, sonra uyuyup uyanım televizyona, gazetelere, dergilere bakacaklardı miskin miskin. Şimdi bunların hepsi tehlikeye girmişti. Kasvet gökyüzündeki kara bir bulutun gelişiyle başlamıştı. Ne kadar ironik diye düşündü. Birden kendini bir çizgi romanın zavallı kahramanı gibi hissetti. Sanırım biraz da bencildi. Londra’ya gidiyorum. (dolaysız bir şekilde, şöyle küt diye söyledi) |
|
|
![]() |
| Etiketler |
| modada |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| 11 eylül-pentagon | fuhrer | Çıtırlinkler ve Anketler | 9 | 26-04-2006 16:48 |
| Eylül | Baziiil | Echoes | 2 | 04-10-2005 01:15 |
| 12 Eylül | LaNCeR | Güncel Olaylar | 0 | 12-09-2005 00:29 |
| 11 eylül | princess of the darkness | Road Trip | 6 | 14-01-2005 21:00 |