Kraliçemin kılıcından akan kan... Kirli Bir Ayna Şu ayna ne tuhaftı... Diğer bir boyutta yaşıyormuş gibi, dengesiz ve saçma... Karşıya ters bir halde geçebilmek kadar hem de. Öfkeyi yudumla! Her
Kirli Bir AynaPublished by NihiList KeLebeK 03-05-2005 |
|
Kraliçemin kılıcından akan kan...
Kirli Bir Ayna Şu ayna ne tuhaftı... Diğer bir boyutta yaşıyormuş gibi, dengesiz ve saçma... Karşıya ters bir halde geçebilmek kadar hem de. Öfkeyi yudumla! Her seferinde damardan bir uyuşturucu gibi, bayıl icabında. Ayna... Biri bakıyor ordan, tanımlayamıyorum..başı sağ omzuna düşmüş, sağ mı sol mu bilemiyorum. Eller , cansız biri gibi sarkıyor. Gözlerinde camsı bir ifade,bir donukluk, hayata küskünlük de denebilir. Hiçbir parıltı olmayan gözbebekleri tasıyor. Nereye baktığını bilemeden, durgun bir nehir gibi yatıyor aramızda bu paslı ayna. Bilmem kaç bin tane anıyı bir araya getirip yüzümüzü oluşturuyor. Yüzümüze o maskeleri yerleştiriyor, neyi yapsam aynısını yapıyor. Kurtulamıyor muyum?! Ucunda ölüm mü olmalı sadece? Enjekte edilen hayat ilacı oysa ki... Nelere mal olmuştu önceleri... Ölmeden önce nefret etmiştim ben. Kendini bilmezlerle uğraşmıştım, bir kaç tane yalan iddiayla... Soğuk kapılardan geçtim..zamandan.. Bilmem ne kadar gerisinde kalmış yüzüm... Bu paslı aynanın karanlığında, kir gibi, bütün anıları tutarlığında abuk sabuk hayaller fısıldadığını, su loş odaya... Oturup, başucumuzdaki enjektörleri kımıldatırken yalnızlığımız.. Düsündüm. Bir kaç parça hatırladım. Oyunlara başvurdum..sıkıldım.. Karanlık düşlerde uyuyakaldım.. Kaç bin yüz aynadan geçtim. Hala buradaydım.. Artık maskemi çıkarmıştım. Nerdeyim?! Aynaya bakıyordum.. Ayna karsımda..,ama ya ben? Ben hiç olmadım ki zaten... ya da olmadığımı sandım. Dönmeden önce birkaç caddeye uğramıştım, etrafımı incelemiştim. Zamanın neleri geride bıraktığını, neleri değistirip, yerlerine başkalarını inşa ettiğini her seferinde... ve bu aynanın, daha kaç bin tane anıyla başbaşa kalıp, onları kirli hayallere dönüştürdüğünü anlamıstım... Tahmin etmistim, söylemiştim; bir aşk diğerlerinden yapılıyor... ve o diğerleri her seferinde seninle birlikte oluyor... ve geçmek bilmeyen bir leke gibi, aranda kalıyor yenisiyle... Aklımda terk etmek vardı, bir daha hiç gelmemek.. bu havayı bir daha hiç solumamak! Otlar diz boyu yükselmiş olsa da bu hayat kavramında, uçarcasına bir kaç sözcük mırıldanmak vardı... Biraz sarkı söylemek. Yüzümdeki boyaları silmek istiyordum.. kırmızı..beyaz kırmızı ve siyah gri ve matlık hakimdi boyalara.. Ruhumdaki kirli anılara andırmıştım, silmeyi başaramamıştım.. Her gelişimde boyalar belirginleşir, daha bir çökerdim içime doğru.. Basınçla sıkıştırılmıs bir balon gibi bir zaman sonra patlayacağım. O sevgi sığdıramadığım kalbimle kendi kendimi imha edeceğim... Karanlığı erken düşen akşamlarda sise karışmayı denedim. Herşeyi unutmayı... Gözler kıymetli taşlar gibi kaldı bende.. Aşklar ise öldürüldükleri yerde kaldı.. Sahte sözler, sözcükler....... Kilitli kutulara kapattım, senelerce ve senelerce sakladım. Toz ve zaman... Zaman tozlandı senelerce...... Düşlerin kurak mevsimi başladı. Yolculuk zamanıydı.. Başka yerlere esmeye..terk etmeye zaman vardı.. Belki son bir kaç dakika... Ve her zaman yapmaya alıştığım gibi terk ettim... Başka sahnelere erteledim, doğmamış aşkları ve nefretleri.. Söylemiştim; bazen kendine çok uzak şeyleri düşünmek onları sana daha fazla yaklaştırıyor.. Sana bir adım daha fazla.. Ve kendini biraz daha cazip kılmaya başlıyor... Unutmaya çalıstığım bazı şeyler tamamen silinemiyordu...... Ne zaman yine o taraflara çevirsem başımı, tekrar.. ve tekrar, o gözlerinin içine gecenin siyahına doğru, rastlantılar göze çarpıyordu yine uzaklarda.. Biraz fazla cüretkardı ya da tuhaf gibi, bilemiyorum.. Hala su kirli aynanın boyadığı suratımda bakışlarım... Bu boş rutubetli odada, arkada gölgelerle ve ışıklarla boğuşuyor, o küçücük gözyaşı çığlıkları çocukluğumun...... Etrafta bir kaç hayal geziyordu, ve her defasında biraz daha yaklaşıyordum aynaya ... aynadaki suratımla başbaşa... Duvarlar üstüne gelir, ve yıkılırlar aniden... bir yığın düşüncenin altında kalıp ezilmek gibi.. Dengesiz bir kayıkta, nereye gittiğini bilemeden uçsuz bucaksız denizde... Bilmem kaç sayfa gerisinde kalmıs yüzüm. Aynaya bakarsın, sen olduğunu sanırsın, ikizlerdir,ama gece ve gündüz kadar farklıdırlar aslında.. Biri sen...diğeri..bilemiyorum, aynanın diğer tarafı... Beklemek ve beklemekten yorulduğun bir yer olmalı... Tırnaklarınla suretini parçalamaya çalıstığın bir yer.... Ben bir palyaçoyum... Yüzümün yarısı ışık, yarısı karanlık... Her biri bir yöne çekiliyor.... Dağılmaya merak sarıyorum... Cehenneme gitmek için, yeni yolları denemeyi tercih etmistim oysa, Duvarlara çarptığımı itiraf etmiştim, yanlış yollardan gelirken... Geçmişimi, burayı hiçe sayarak, değiştirip anlatmak istemiştim. Hayat bana bir armağan olmaktan çok, lanetli ruhum üzerime daim eksik ve korkak yaşadığını, yüzüne vuramadığım anlarda unutulmuş bir tanrıça gibi, hayata çıplak gözlerle bakmanın daha farklı kıldığını anlattım ona. Hayata karşı hep bir öykü uydurup anlatan bakışlarından kaçması gerektiğini vurdum yüzüne. ''hiç duygusal değilsin, senin hayatını iplerle bile kontrol edebilirim'' dermiş gibi baktım suratına... ''senden nefret ediyorum!" demek istemiştim aslında... Bilmem kaç sayfa gerisinde kalmış o eski yüzümüz. Küçükken haykırdığım gibi, ağaçlar boynu bükük bakıyor uzaklara.. O, sizin gibi cani değil. O, gözlerindeki ışık ve anlam için sevmeyi unuturdu. Belkide ortak noktamız buydu... Söylemistim; ölüm..o kapıdan bir kez geçtikten sonra sonsuza dek arkandan kilitlenir... Düş gücü olmayan biriyle uğraşıyordum, demeliyim belki.. ya da kişilikte tuzağa yakalanmış biri gibi davranmaya özenen biri de denebilir.. Ve şimdi, biçimsiz şarkıların ardından gitmek üzereyizdir.. Çünkü gece de tükenmek üzere.. Gece gündüze gebe.. Dünyanın hiç aldırmadığı saatlerde o karanlığı yenen sabahlardandı.. Yağan yağmurlara ad koyarız ansızın bana geldiği kadar, belki ona da iyi gelirdi.. Oyuncaklara koyulan adlar gibi, bir oyunun gerçeklerde denenmesi..... İyiliği de , kötülüğü de küçük bir zamanda olsa unutursun.... Çünkü herşey hiçbirşey' den masumdur.. O zaman, eğer hala bir yerlerde kaldıysa, aynanın arkasında, bir yerlere sıkıştıysa, elbet bir gün, elbet bir gün, görürüz hayatımızın ilk aşklarını yeniden. Çıkmak bilmeyen lekeler gibi.. Kararmış, altları çökmüş gözlerle gezmek gibi... Senelerce ve senelerce aynı zamanda kalmak gibi, zamana yetişememişlik gibi... Söylemiştim; sevdiğini bulmak, ya da bulduğundan nefret etmeye çabası yoktur zamanın... Şimdiye süregelen yaşanmış hayatlarda görünen o ki: kin ve nefret tek kişiliktir aslında, bir tabut gibi... Uygun düştüğüm mekanların, sol omzumda taşıdım yükünü. O ölümdü, bense tedaviydim bir zamanlar... Sayfanın yarısına bile ulaşamamış yüzüm. Kaybolmuş birkaç satır altında barınmış, küçük bir zaman sonunda geldiğim yerleri ise durak saymıştım kendime..... Elbet bir gün, elbet bir gün, birileri iz bırakacaktı o çamurlu kaldırımlarda, bir gün oralardan biri geçecekti, nereye gittiğini bilmeden... Geçen; güneşin burda hep geç kaldığını bilir, erkenliği tecrübe ettiğini kendisinin.. Bu aynanın önünde, bitip tükenmiş bütün hayatlar gibi kelimelerde akamayan bir nehirdi o ayna..hala Öyleyse bir kaç hayat kaysın denizin üzerinden... Bu ayna beni yok saysın o zaman tecrübesizliğimden.. Uzaklarda birbirine çarpışan şişelerin seslerini duyar yine ve yine... Aynı şeyleri mırıldanır benimle birlikte bu ayna. Kalabalık bir kaç karamsar sözcük, darmadağan ve hilesiz yaşamları kast eder boğucu fısıltıları... Geldiğinde hala burada olsaydım, belki...belki hala takvimler yanılsamazdı yokluğumuzu bizim, boşluğumuzu.. Yaşamak istediklerimizi ertelemeye mecbur kalmazdım. Elbet bir gün, elbet bir gün, bitecek bu düs.. Aynanın karşısından yıkılacağım soğuk yerlere.. Bitecek bu kendini bilmez durgunluk hali yüzümdeki.. Anıları tekrar yaşlandırıp, eskiteceğim buralarda.. Bir adım daha yaklaşacağım uzaklara. Ben gittikten sonra, ayna daha da kirlenecek. Arada kaybolanlar, yine silinmeye baslayacak karşımdaki akıp giden bellekten... Yüzümü tamamen silemeyeceğim buradan. Her gelişimle bir önceki eski boyalı yüzümü -her geçen gün belirsizleşen- göreceğim..... Yüzüm şimdi siyah ve kırmızı siyah ve gri.. Birazdan siyah gözler, bembeyaz bir ten ve kırmızı dudaklara sahip olacağım...... Kaçırdığımız herşey aynada gizli kutularda saklanacak. Yenilgi, öksüz ve sahipsizdi. Onun yeni sahipleri bizleriz. Sessiz kalmaya sebebim vardı. Nefretmiş tek isteğimiz... Hala bir palyaçoyum.. Yüzümün yarısı kan, yarısı aynan... Gözyaşları bile geçemez bu yollardan, hiçbirşeyi silip geçemez... Sesini duymak istemiyordum yaşamın, kulaklarını tıkamıştım. Hayatların kolayca parmakların arasından kayıp gittiğine inanmamıştım.. Ama aynanın önünde, yine unutulmuşluğu hatırladım. Çatlaklardan sızan kiri görünce, yeniden ve yeniden... Zamanın kaç sayfa gerisinde kalmış yüzüm.. Yüzümün yarısı aydınlık, yarısı karanlık.. İkisi de bir taraftan başlıyor çekilmeye.. Son sözler takılıyor boğazımda. Yitip gitmiş bir kaç söz.. Daha ne kadar sayfanın gerisinde kalacak yüzüm.. Hey sen ayna!! Söylesene bana.. Bu anıları saklayıp sonra yeniden eskimiş yüzümüze vurmaya, eski yüzümüzü boyamaya o kirli anılarla, kararlı mısın?! Muhtaç mısın, bu dünyaya... |
|
|
![]() |
| Etiketler |
| ayna, kirli |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| ekranınız mı kirli? | Gustavio | Road Trip | 9 | 06-07-2005 05:29 |
| Ayna | Cey | Road Trip | 3 | 30-01-2005 22:35 |
| ayna | scarecrow | Echoes | 4 | 28-11-2004 05:38 |
| Ayna | Jack Bauer | Echoes | 35 | 25-08-2004 13:16 |
| Ayna | Lizard King | Road Trip | 2 | 10-05-2004 21:11 |