Insanlar Cehennemi

Bir gün coğrafya ve gezi dergilerinden birinde şöyle bir şeye rastlamıştım; “Bali’de 13- 14 yaşına gelen çocukların köpek dişleri törpülenir. Böylece vahşetin ve şiddetin ortadan kalkacağına inanılır.” Evet böyle bir

Ayyas  »  Cosmo Retro  »  Echoes  »  Insanlar Cehennemi

Cevap Yaz
 
LinkBack Echoes Tools Görünüş Şekli

Insanlar Cehennemi

Published by Naked Cowboy 25-04-2005

Bir gün coğrafya ve gezi dergilerinden birinde şöyle bir şeye rastlamıştım;
“Bali’de 13- 14 yaşına gelen çocukların köpek dişleri törpülenir. Böylece vahşetin ve şiddetin ortadan kalkacağına inanılır.”
Evet böyle bir yazıydı ve dergiyi bir yana bırakıp bunun üzerine düşünürken bir anda aklıma Charlton Heston’un başrollerini oynadığı, 70’li yıllarda çekilmiş olan ilk versiyon Planet of The Apes filmi geldi (Tam Türkçe çevirisi Maymunlar Gezegeni’dir ancak Maymunlar Cehennemi olarak ülkemizde gösterime girmiştir) . Bu filmdeki maymunlardan kurulu medeniyetin, biz insanlara göre, ne kadar da yadsınası bir manzara sergilediğini anımsadım ve beynimde bir şimşek çaktı.
“ Ya tam tersi de aynı derece yadsınası ise…”
Yani bir “İnsanlar Gezegeni” yada türkçe çevirisi “İnsanlar Cehennemi”.
Bu son bahsettiğim cehennemin bildik, gündelik görüntülerinden oluşan fotoğraflar bir bir zihnimde canlanırken arka fonda Shopenhauer şöyle diyordu;
“İnsan aslında vahşi bir hayvandır. Biz o’nu “uygarlık” adı verilen zaptedildiği bir dönemde tanıdık. Budan dolayı, doğasının zaman zaman hortlaması bizi korkutur. Ama bir gün, bir yerde yasal düzenin kilidi ve zinciri kırılıp anarşi hakim olunca onun “gerçek kimliği” ortaya çıkar.”
Şimdi sizden hayal etmenizi istiyorum, düşünün ki ay’dasınız ve dünyayı izliyorsunuz. Üzerinde kıta, ülke, şehir, dağ, ırmak vs. isimlerinin yazılı olmadığı bir dünya haritası misali gezegen tam karşınızda duruyor. Ama yine de siz ona bakarken farkında olmadan şunları düşünüyorsunuz muhtemelen ;
-Bak şurası Amerika, tam şurası da İngiltere…şu çizme gibi olan yer ise İtalya…vs.
O muhteşem manzaranın üzerine görünmeyen yazıları farkında olmadan siz beyninizde yazıyorsunuz sağına, soluna ve sınırları çiziyorsunuz zihninizde. Ve işte, bahsettiğim “İnsanlar Cehennemi” ni bir anda oluşturuyorsunuz. Ve aklınızda sürekli bir insan kalabalığı.
Oysaki yalnız olmadığımızı biliyoruz bu gezegende ama yaşayan diğer canlılar aklımızın ucundan bile geçmiyor. Bir fetihdir ki tutturmuş gidiyorsunuz zihninizde. Ve beklide dünyadan bulunduğunuz o uzaklığın fizik kanunlarınca sahip olduğu özelliğe dayanarak bir haddinizi bilmezlik yaparak, egonuzu tatmin etmek üzere, elinizi ileri doğru uzatarak işaret ve baş parmağınızın arasına karşıda duran mavi gezegeni görsel olarak yerleştiriveriyorsunuz, bir misket hesabı…ve işte dünyanın hakimi insan olup çıkıyorsunuz. Evrimimiz boyunca sırf omur ilik soğanıyla yetinmeyip üzerine bir kat daha çıktığımız beynimizin zirvede olduğumuzu hissettiren güç göstergesi "aklimizin" bir yanılgısına mı düşüyoruz acaba “doğa” denen daha büyük bir gücü unutarak?
Evet çoğu zaman unutuyoruz değil mi?
Aslında içinde en az diğer canlılar kadar bizim de ait olduğumuz ama farkındalığından uzaklaştığımız doğanın düzeninin, bize bu gücü (gelişmiş beynimiz) tanıdığını ve tanıdığı gibi de tanımamazlıktan geldiği zamanlar olduğunu (doğal afetlere karsi koyamayisimiz) aklımızdan çıkarıp bir köşeye koyu veriyoruz kendi düzenimiz içerisinde.
“Düzen"... Shophenhauer’ dan esinlenerek şöyle bir düşünceye de vakıf olabiliriz; “ Bir gün, bir yerde doğaya karşı yürütülen anarşinin kilidi kırılıp doğanın düzeni hakim olunca, vahşi bir hayvanın “uygarlık” ismiyle düzenlenmiş sahte kimliği alaşağı olur.”
Siz de yukarıda koyu renkle belirttiğim kelimelere bakınca “gerçeği değil de kavramları” yaşıyor olabileceğimizi düşündünüz mü?
Bir yazarin şuna benzer bir cümle sarfettiini hatirliyorum; “Dillenmek boka sarmaktır.” Kanimca mantık şudur ki, “dillendikçe, yeni sözcükler, yeni kavramlar yaratıldıkça iş içinden çıkılmaz bir hal alır yaşamda.”
Evet, beklide dillenmek gerçekten böyle bir duruma mahal verir. Sürekli bir kavram ve sözcük üretimi karşısında beyin yeri gelir abandone olur, içinden çıkılmaz bir hal alır, bir şeyleri tanımlamaya çalışırken hayatta, aslında o şeyin özünden uzaklaşılır. Yeri gelir o şeyin hiçte ihtiyacı yokken ona yeni başka bir anlam yüklenir ve bir de bakmışsınız sözcükler sözcükleri doğurmuş, bir kavram kargaşasında kaybolup gidilmiş.
Ve insanlar tarafından kavramlar yaratıldıkça “beyin” dediğimiz gelişmiş uzvumuz insanın diğer canlılara karşı elinde tuttuğu bir üstünlük nişanesi olmuş. Neden?.. Çünkü düşünebiliyoruz.
Oysa doğanın bu kavramlarla ilgilendiğini de kim nerden çıkarmış? Hatta doğanın ve yaşamın bu denli karmaşık olduğunu…Karmaşık olan doğanın düzeni değil galiba, çünkü çok basit bir amaç ve buna bağlı yalnızca üç adet eylemden ibaret bir sistem olduğu apaçık ortada doğanın. Amaç, var olmak; buna bağlı varoluşu sürdürmek adına üremek, beslenmek ve savunmak. Daha başka ekleyeceğiniz bir şeyler varsa yanılıyorsunuz derim, naçizane fikrim. Düşündükleriniz muhtemelen doğanın sisteminin dışında bizim yarattığımız sisteme dair olsa gerek.
Ve aslında bana sorarsanız bu yarattığımız düzen bizi vahşi hayvanlardan daha da vahşi kılar.
Nasıl mı?
Tutun ki vahşi bir ormanda medeniyetten uzak yaşıyorsunuz. Yaşamak için yeri geldiğinde öldürmek zorundasınız, avlanarak beslenmek yada en azından yaşadığınız bölgenin güvenliğini sağlamak için. Kan ve et, dişe diş bir hayatta kalma mücadelesi. Peki ama vahşetin simgesi bize hep yansıtıldığı şekliyle yalnızca et ve kan mıdır? Ya da bir eylemin vahşet diye tanımlanabilmesi için direk olarak fiziksel şiddetin sonucu olarak mı ortaya çıkması gerekir? Demem o ki Bali’de köpek dişleri törpülenen çocukların artık parçalayıcı dişlere sahip olmamaları onları vahşi olmaktan alı koyar mı? Yok edici yada zarar verici tutumu frenler mi? – Üstelik hiç düşündünüz mü “köpek dişleri” bir organa verilmiş nasıl bir isimdir? Bildiğim kadarıyla biz o dişlere biyolojik olarak doğuştan sahibizdir yani bize bir köpekten yada vahşi olarak nitelendirdiğimiz bir hayvandan sonradan sonraya nakledilmemişlerdir. Neden kendimiz dışında başka bir canlıyla bütünleştirmişizdir bu organı hala anlam verememişimdir. Belkide “uygarlık” kavramının bir karmaşasıdır, kim bilir? Uygar bir varlık vahşi uzuvlara sahip olamaz mantığı olma olasılığı da yok değil bu kavramın özünde!
Bir kaplanın güçlü pençeleri ve çenesi vardır. Çünkü kendini savunması, avlanarak yaşamını (varoluşunu) sürdürebilmesi için evrimi süresince bu uzuvlarını geliştirmiştir. Ve “insan” bu evrimsel süreçte beklide bir çift pençeden ziyade, kaplandan korunmak için “saldırı ve savunma mekanizması” olarak yalnızca “beyin” denen organını geliştirmekle yetinmiştir. Ve savunma adına başarılıda olmuştur. Evet, insan beyni, kaplanın ve dahi bir çok vahşi hayvanın savunma ve saldırı mekanizmalarını alt etmiştir. Onun içindir ki hayvanat bahçeleri vahşi hayvanlarla doludur ve vahşi olarak tanımlanan hayvanların bizler için artık bir tehdit unsuru olmadığını simgeler bu hayvanat bahçeleri. Tıpkı hapishaneler de demir parmaklıklar arkasında ki kendi türdeşlerimiz gibi…
Artık pençelerine karşı koymamız gerek bir kaplan yoktur. Ve ormanlar kralı aslan yalnızca masallarda kalmıştır. Çünkü bırakın ormanları, dünyanın kralı vardır artık; “İNSAN.”
Böylece kainatın sınır tanımaz “yok edici” yegane doğa harikası silahı keşfedilmiştir. Kafatasının içine yerleştirilmiş, gelişken bir “zeka”…yoksa siz Hiroşima’yı yok eden şeyin bir atom bombası olduğunu mu sanıyordunuz?.. İşte size keskin dişlere ve güçlü pençelere ihtiyaç duymayan vahşi bir yaratık, “insan.”
Bir de şu açıdan bakalım olaya.
Evet, atalarımız gibi artık avlanarak yaşamak zorunda değiliz. Herhangi bir süper marketten özenle ambalajlanarak önümüze sürülmüş gıdalarla hayatımızı sürdürebiliyoruz. Ama bir bedel karşılığında: “Para”.
İşin doğrusu avlanmaktan vazgeçmiş değiliz. Tek değişen şey doğa sistemindeki avlanma şeklinin dışında kendimizin yarattığı bir vahşi ormanda farklı biçimde avlanıyoruz ve avımızda oldukça farklı. Çünkü artık birbirimizi avlıyoruz. Ve işin asıl saçma yanı ise işte tam burada yatıyor. Bir beyine bile sahip olmayan tek hücreli bir canlı türü bile doğanın amacını tamı tamına yerine getirerek türünü devam ettirme yenileme doğrultusunda ilerken biz ki sözde üstün canlı türü insanlık türümüzü savaşlarla yada endüstriyel kirlilikle yok etme ve yıpratma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Hangi akıl?
Yeni avlanma tekniklerimizi daha basit bir açıdan ele alırsak şu örnekler ilginizi çekebilir diye düşünüyorum; eğer bir iş adamı isek rakibimizin ticari açıklarını yakalayarak avlanmak yada “müşteri” kavramıyla tanımladığımız ( içine her birimizin dahil olduğu, avcının bile) avımızın zaaflarını keşfederek avlanmak. Avımız ve avlanma şekillerimiz değiştikçe haliyle av aletlerimiz de tabi ki değişme uğruyor. Artık, mızraklar, keskin aletler ve ilkel tuzaklar yerine şimdi gündelik hayatta kullandığımız yeni tuzaklarımız ve aletlerimiz çok daha sinsi ama bir o kadarda göz önünde duruyor, tuzak mantığına aykırı olarak ama bir o kadar da tuzak olarak. Ve bu tuzakların genelini media ve ürün ağları kapsıyor ki bu yollarla bir anda koca bir kitleyi ( sürüyü) avlayabiliyoruz. Ve bizler özgürlüğümüzü; hayatta, televizyonda, markette vesairede sahip olduğumuz “seçim” yapma hakkımızdan aldığımızı düşünürken ve benimsemişken aslında çok büyük bir yanılgıya düştüğümüzün kanıtı, daha sonradan beyaz perdeye aktarılmış bir kitabın ön kapağında baştan sona bir yazıyla belgeleniyor; “ Hayatı seç. Mesleğini seç. Kariyerini seç. Kocaman lanet olası bir televizyonu seç. Otomatik çamaşır makinasını seç, arabanı, CD çalarını, ve elektrikli ev aletlerini seç. O siktiğimin televizyonun karşısında oturup o aptalca programları seyrederken sürekli tıkınmayı seç. Çürüyüp gitmeyi ve yetiştirdiğin gerzek veletlere rezil olacak biçimde altına işemeyi seç. Geleceğini seç. Hayatı seç…Ama neden böyle bir şey yapmayı isteyim ki?” ( Trainspotting )
Tüm bunları seçmekten vazgeçip bir av olmaktan kurtulmak ve tam anlamıyla özgür olmak için ölmeyi seçseniz bile yinede bir şeyi seçmiş oluyorsunuz. Ve av olmaktan yinede kurtulamıyorsunuz. En azından siz seçmeseniz bile cesediniz için bir tabut yada mezar seçmek zorunda kalıyor geride kalanlarınız. Diriniz kadar ölünüzde av olmaktan kurtulamıyor.
Tabi bunlarla bitmiyor av çeşitleri. Birde duyguları sömürerek avlanmak var. Çeşit ne olursa olsun o kadar adice bir avlanma ki, hiç bir durumda avımıza ölme şansını vermemizde cabası. Ve hatta oturup acılar içinde sürünmesini izlemek...Bütün bunlardan daha vahşice ne olabilir ki?
Akıllı hayvanlarız fakat daha fazlası değil. Ve övündüğümüz aklımız bizi bir milimetre bile yükseltmiyor ama belkide fersah fersah alçaltıyor, avına ölme hakkını veren bir hayvanın adaleti ve doğa denen yüce gücün karşısında...Her canlının eli kolu bağlıdır doğa'nın önünde. Ve büyük tufandan kaçan Nuh'un gemisinde bir çift de "insan" olduğu unutulmamalı.
Kim bilir? Belki de cenette Havva’yı kandıran yılan, kıvrımlarında kaybolup gittiğimiz aklımızdı bizler adına. Cinselliğin ve çıplaklığın masumiyetini yok edip, bizi özden uzaklara götürüp kaybettirende.
Belki de o kadar aptalız ki, aklımızın labirentimsi kıvrımlarında çağlar boyu içinden bir çıkış yolu bulamadık ve hatta geldiğimiz yere geri dönmekten bile aciziz. Kim bilir, o meşhur cennetten kovulma hikayesi bir mitten ziyade bir kehanet de olabilir. Adem ve Havva ilk insanlardan ziyade geriye kalan son insanlar olamazlar mı? Ki gün gelip kendi kendimizi yok edecek yegane varlık olmamız bu denli gözler önündeyken, şimdiden, tıpkı o hikayede anlatılan kovulma hikayesi misali, bu mavi-yeşil gezegeni ( cennet) kırmızı bir gezegene ( mars) dogru terk etmeye hazırlanırken; Kovan biz, kovulan biz… tanrıya kusur bulmak niye?
Bütün bunlara rağmen yine de bir çekiciliği var bu doğaya karşı koyma durumunu öyle değil mi? Düzene karşı ( doğanın düzeni) bir baş kaldırış bir anarşistlik. Bir marjinallik ki "biz farklıyız" dedirten hoş bir "özgürlük" edası. Oysa ki gerçek olan; düzene yenik düşmemek adına başka bir düzene yenik düşmek…
Şimdi aklıma Beaumarchais’den bir alıntı geldi, bir baloda Kontes ve Antonio’nun arasında geçen kısa bir dialog;
Kontes : Ama neden bu kadar çok içiliyor?
Antonio : Bizi yabani hayvanlardan ayıran şey budur Madam, susamadığımız zaman içmek ve canımız istediği zaman sevişmek.

Filmin son kareleri ; Maymunlar Cehenneminden uzaklaşan, kumsalda atın üzerinde iki insan. Maymunların tanımıyla zeki insan rolündeki Charlton Heston ve vahşi dişi insan rolündeki Linda Harrison, akıllı maymunların yasakladığı bölgeye yaklaşmaktadırlar ve bir anda ekranda sivri uçları olan bir yapı görünür. Charlton Heston attan iner, gördüğü kötü manzara karşısında şaşkın ve yıkılmış halde dizlerinin üzerine çöker. Kısa bir şok anından sonra bir anda kendini parçalarcasına kumsalı yumruklayarak dövünmeye başlar ve gözyaşları içinde türdeşlerine lanet okuyarak haykırır;" Aman Tanrım! demek sonunda yaptınız ha! Sizi manyaklar!...mahvettiniz...herşeyi mahvettiniz!...canınız cehenneme!!...Hepinizin canı cehenneme!!".
Kameranın açısı genişledikçe sivri uçlu yapı daha belirginleşir ve son karede tam karşınızda duran şey kumlara gömülmüş duran hurda halindeki, şu meşhur "özgürlük anıtı" dır.
Anlaşılan, en azından doğal olarak kendi vücudunu bir dış etkiye bağlı olmadan ısıtmaktan aciz olan ve diğer güçlü hayvanlar kadar güçlü pençelere sahip olmayan özürlü yaratık, vahşi ve tam teşekküllü hayvanlara karşı edinmiş olduğu aşağılık kompleksiyle ortaya çıkmış hırsına yenik düşüp beyin denen uzvuna verdiği ilgiye dayalı edinilmiş gücüyle gelmiş geçmiş en "akıllı" vahşi hayvan statüsüne ermiş olsa da kendi türünün sonu olmuştur.
Ve filmin sonunda "doğa" adına mutlu son; İnsanlar Cehennemi yok olmuştur. Gerisini maymunlar düşünsün dercesine…
Bu yazıyı okurken zihninizde (aklınızda) bana yandaş yada karşıt düşünceler uyanmış olabilir. Eğer bana yandaş olduysanız bilin ki tarafımdan, ama eğer ki bana karşıt olduysanız başkaları tarafından “avlandınız”.
M. KUTAY YILMAZ ( Naked Cowboy)
Insanlar Cehennemi - Echoes
Yazar
Naked Cowboy nickli Ayya$'ın avatarı
CIZMELI KEDI (by wegna :)
Üyelik Tarihi: Apr 2005
Mesajlar: 141
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet

Insanlar Cehennemi Yorumları

  #1  
Gönderen yedi on 26-04-2005, 09:11
İlginç düşüncelerin var. Ben kendi cennetimi yarattım ve şu an onun içinde yaşıyorum. ( Benim cennet tasarımımda her şey süt liman değildir bu arada. Öyle olsaydı cennetteki yaşamım çok sıkıcı olurdu değil mi?
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #2  
Gönderen Naked Cowboy on 27-04-2005, 01:55

Alıntı: yedi

İlginç düşüncelerin var. Ben kendi cennetimi yarattım ve şu an onun içinde yaşıyorum. ( Benim cennet tasarımımda her şey süt liman değildir bu arada. Öyle olsaydı cennetteki yaşamım çok sıkıcı olurdu değil mi?

ama o kadar can sikici olurdu ki... cehennemi sana anlat anlat bitiremezdim burada yapmaya calistigim üzre...seninde icin giderdi...sonra bir tarafin bile siserdi

hayat herseye ragmen guzel ama akil palamarinin zincirlerini koyuverebilirsen bosluga daha da güzel oluyor... o uzuun uzuun insanlar cehennemini anlattigim yazimda yaptigim gibi
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
  #3  
Gönderen High Hopes on 28-04-2005, 10:22
cehennemi de cenneti de, burada yaratan bizleriz.
cehenneminiz ya da cennetiniz bol olsun!
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
Cevap Yaz

Etiketler
cehennemi, insanlar

Echoes Tools
Görünüş Şekli

Mesaj Kuralları
Yeni Konu açamazsınız
Cevap Gönderemezsiniz
Eklenti Gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is on
[IMG] kodu on
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are on
Pingbacks are on
Refbacks are on


Benzer Başlıklar
Echoes Echoes Starter Comment Cevap Son Mesaj
Bazı insanlar neden hep kaybetmeye programlanmıştır ? High Hopes Beyin Fırtınası 14 06-06-2006 18:25
maymunlar cehennemi Noamuth Sinema - TV 10 25-04-2006 09:39
diğer insanlar princess of the darkness Beyin Fırtınası 7 14-09-2004 07:52
Burçlar ve insanlar Sound_Of_Silence Road Trip 9 22-08-2004 17:12
Bunlar nasıl insanlar?? SiLeNoZ Güncel Olaylar 1 03-03-2004 08:27