Aşkın gözü kördür
Aşkın gözü kördür
İki adım daha attı. Karanlıkta yatağını el yordamıyla bularak yorganı hafifçe kaldırdı. Günün bütün uğultusunu bırakıp sessizliğe gömüldü. Artık etrafıyla ilgilenmiyordu. Ne zaman başladığını bilmiyordu bunun ama yatağına yatınca hep içine yönelir ve düşüncelere dalardı. Günü ve yaşadığı ortamı tamamen dışarıda bırakır, kendi yarattığı dünyanın kapılarına koşardı her gece. Bu gece biraz daha aceleci davranmasının sebebi ise yarının hayatında bir dönüm noktası oluşuydu. Yarın ilk kez operaya gidecekti. İçi kıpırdıyordu. Kalbi bütün gün güm güm atmıştı. Aklına geldikçe annesini de patatesleri de unutmuştu mutfakta. Topu topu üç tane soyabilmişti. Annesinin dalgın gözlerle onu seyrettiğini bile farkedememişti. Rengârenk bir dünyanın puslu ışıltısında güzel düşüncelerle uykuya teslim oldu sonunda. Yarın daha da ışıltılı olacaktı.
Sabah herkesten önce kalktı. Sakin bir sokakta oturuyorlardı. Pek fazla araba geçmiyordu sokaklarından. Bir süredir bakkala tek başına gitmeye başlamıştı. Hep kardeşiyle beraber giderdi önceleri. Bu sanki bir oyundu onlar için. Birçok şeyi birlikte yapmaya alışmışlardı. Evde bir iş olsa ya da anneleri bir şey istese hep birlikte yaparlardı bunu. Küçükken banyoya bile beraber girerlerdi.
Bahçeyi geçip sokak kapısına vardığında etrafın sessizliği çok erken kalktığını düşündürdü. Bakkal açılmış mıydı acaba? Esnaf kepenklerini yeni açıyordu. Çok uzaktan bir arabanın acı bir frenle caddeye döndüğü duyuldu. Sonra ıssız dünyasına yeniden dönerek sokağı adımlamaya başladı.
Kendini bildi bileli sık gittiği yerlerin kaç adım olduğunu sayardı. Bu da güzel bir oyundu onun için. Odasının kapısından mutfak onaltı adımdı. Mutfaktan banyo oniki adım. Banyodan salona sekiz adımda gidebiliyordunuz. Sokak kapısından bakkalın olduğu sokağın köşesine kadar üçyüzaltmışüç ve köşedeki ağaçtan bakkalın önündeki sümbüllü ağaca kadar ikiyüzoniki adım yeterliydi. Hep sayardı içinden. Saymak ona büyük bir zevk veriyor, her seferinde aynı sayının çıkması güvende hissettiriyordu. Giderek büyüyen dünyasını adımlarıyla fethedip numaralandırıyordu. Bakkal üçyüzaltmışüç'e ikiyüzoniki idi. Banyo oniki, sokak kapısı yedi... Sayısını bilmediği şeyler onun için esrarengiz, çekici ve biraz da ürkütücüydü.
Sokağı aşağı doğru yürümeye başladı. Sabahın kokusu ayrıydı, dün gece yağmur yağmış, güneş nemli bir sabahı sokağa taşımıştı. "Bu gün daha güzel olamaz" diye geçirdi içinden. Birden sol yanında büyük bir çığlık patladı. Her şey karardı. Acı ve karanlık yoğun bir çamura dönüştü ve bilinci boğulmamak için küçük kanatlarıyla uzaklaştı bu çamurdan.
"Bir yerine bir şey olmadı ya..."
Çok uzaktan geliyordu bu ses, yerden kalkmaya çalışırken kolundan tutup onu destekleyen kişiye aitti ve giderek güçleniyordu. Bir cevap alamamanın tedirginliği vardı bu seste. Cevapladı. "yok, bir şeyim yok, iyiyim ben"
Sesleri okumasını biliyordu, nasıl başardığını asla bilemese de bir insanın sesinden duygularını belki biraz da düşüncelerini okuyabilirdi. Uzun boylu bir çocuktu bu sesin sahibi. Kolları ve parmakları inceydi. Sesinde de ince bir derinlik vardı. Ansızın duyduklarına inanamadı, biraz önce bir karga gaklayarak çok yakınından geçmiş ve ayağını bir taş çelerek düşmesine sebep olmuştu ama bu çocuğun biraz önce söylediği şey büsbütün afallatmıştı onu. Kanın suratına doğru üşüştüğünü hissediyor, kulakları yanıyor, kolları titreyerek ona ihanet ediyordu. "Çok güzelsin" demişti çocuk, sadece "çok güzelsin"...
Ne kadar durakladığının farkında değildi. Kendisini toparlamaya çalışarak 'yürü!' emrini verdi bacaklarına ama dizlerinin bağı çözülmüştü sanki. Bir adım atsa oracığa devrilecekmiş gibi hissediyordu kendisini. Yürüyemedi, konuşamadı, orda öylece durup boşluğu seyretti, belki yıllardır kendisinden gizlediği içindeki derin boşluğu...
Oradan nasıl ayrıldığını, bakkala nasıl ulaştığını, ekmekleri alıp eve nasıl geldiğini hatırlamaya çalışıyordu şimdi. Pencerenin önünde oturmuş dışarıya bakıyordu, bilmediği, anlayamadığı uzaklara çevirmişti gözlerini. Güzel miydi gerçekten? Ne kadar güzeldi..? Ablası ve annesi çok güzel olduğunu söylerdi hep. Oya'ya hiç sormamıştı bunu, daha o kadar yakınlaşmadıklarından değil de korktuğu için belki. Kimse kardeşine ya da kendi kızına çirkin demezdi ne de olsa fakat Oya'nın sesinden her şeyi anlardı. Oya 'güzelsin' bile dese, sesinden güzelliğinin derecesini şıp diye okurdu ve bu onu korkutuyordu galiba.
Dürüst davranıyordu artık kendisine. Bazı gerçeklerden hep kaçtığını, bazı şeylerin onu hep korkuttuğunu, kurduğu küçük dünyasının dışında koskoca bir hayat olduğunu kabul etmek zorundaydı artık. Kendi dünyasından olmayan birisi 'güzelsin' hem de 'çok güzelsin' demişti ve bunu söyleyen bir erkekti. Bunun bir rüya olmadığını kendisine ispatlamak için sürekli tekrar ediyordu içinden. 'çok güzelsin, çok güzelsin, çok ...'
İçinde bir şeyler kıpırdanıyordu. Düşündükçe bacaklarının arası ısınıyor, suratı kızarıyordu. Bahar bir kere daha gelmişti sanki. Suratına vuran güneş değil de bu düşünceler terletmişti. Annesinin sesini hayal meyal duyabildi. "Hadi hazırlan, geç kalacaksınız!" Odasına doğru ilerlemeye başladı. Düşünceleri dikatini dağıttığı için eşiğe takıldı ve tekrar düştü. Çok güzelim...
Salonda büyük bir uğultu olmuştu önce. Yerlerine yerleştikten bir süre sonra bütün uğultu kesilmiş, güzel bir müzik başlamıştı ama o operayı, müziği unutmuş, sabah başına gelen olayı düşünmeye koyulmuştu yine. Nasıldı çocuğun sesi? Ne diyordu çok güzel olduğunun dışında? Kendine güvenen, biraz utangaç bir tınlama vardı bu seste, söylediği şeye inanan bir ton... Belki de ona öyle gelmişti. Yok Yok, kesinlikle kendine güveniyordu, gerçeği söylemişti. Geçelim gerçeği söylemesini, söylemişti işte. Neden güzel olduğunu söylemişti peki? Hoşlanmış mıydı acaba? Çıkmak ister miydi? Çıkar mıydı? Hayır canım, nerde..! Ne çıkması? Kim çıkardı onunla, onun gibi bir...
Birden alkışlar patlamıştı. Her alkış karanlıkta suratına bir tokat gibi çarpıyordu sanki. Sersemlemişti, başı dönüyordu. Sendeleyerek ayağa kalktı. Düşünceler kafasında uğulduyor, alkışları bile bastırıyordu düşünceler. Aptalca alkışlamaya başlamıştı o da salondaki diğer insanlar gibi. Neyi alkışladığını bile bilmiyordu artık. Öylesine ayağa kalkmış, dışında olduğu bir oyunu, göremediği bir sahneyi alkışlıyordu.
| |
Benzer Başlıklar
Senin Aşkın SENIN ASKIN Senin aşkın tıpkı bir klozet kapağı gibi, aynı derecede soğuk ve itici, ve bir o...
Aşkın matematiği Adamın teki bir program yazmış, manyak manyak şeyler üretiyor. Bunlardan biri de "cinsellik...
Avrupa'nın gözü bugün başlayacak Orhan Pamuk davasında http://www.nethaber.com/?h=40114 Duruşma az sonra başlayacak... İstanbul Şişli'de, Adliyenin...
insan gözü kaç megapixel dir ? bilen warmı?
Aşkın Gözü Körmüş ! "Askin gözünün kör oldugu" deyimi bilimsel olarak da kanitlandi. Ask duygusunun, beynin elestirel...












Alıntı:
Ne çıkması? Kim çıkardı onunla, onun gibi bir...
Bir piyasa araştırması yaptım, kimse anlayamamış kızın kör olduğunu, ( yoksa anlayanlar var mıydı? )
ve aşkın gözü kördü...