 15 Çok Okunan
|
iki biraya sarhoş gecelerde
anlar çizdik kumlara
dolunayun aydınlattığı ruhumda
beraber uzandık sonsuzluğa
bakişlar...
islak çimlere inat...
yildizlarin altında...
yalan bir aşk...
düş'me'le'un'ler... ... 
18-09-2005 18:30 - muratb 
Bilmiyorum nerden esti ?...Galiba yeterli cesareti toplayıp onunla konuşacaktım.Söyleyecek o kadar çok şeyim varki.Nerden başlasam nasıl girsem ? Keşke birisinden yardım alsaydım.Yok ... Bunu kendi başıma halletmeliyim.Benim meselem bu değil mi ? Evet öyle ... Napsam napsam ? Hah bize çağırayım en iyisi böylece başbaşa çok rahat konuşabiliriz.Ortama biraz da romantizm mi katsak ne ? Şöle mumlar falan ? Yok olmaz.Ben olmalıyım rahat olmalıyım.Kasmamalıyım.Beni böyle kabul etmeli.Ben böyleyim değil mi ? Başkası olamam rol yapamam.Sade ve açık.Aynı zamanda net...Acaba akşama ne pişirsem.Makarna olmaz en iyisi sebze yapmak.Şöle türlü falan.Sever türlüyü evet.Sonra üzerine yeni aldığım şaraplardan birini açarım.Şaraba da hayır... 
17-09-2005 20:59 - swat 
İNTİHAR OLASILIĞI
Bir şarkı belki beni intihara götürebilir
Belki iyi kullanılmış bir nota
Belki acı ile böğüren karanlık insanlar
Belki de kulağa hoş gelen bir keman sesi
Öldürtebilir kendimi bu gece sokakta
Bir olasılıktır ölmek, denir kitaplarda
Okuduğum kadarıyla öyle düşünüyorum
Garip geliyor nedense
Ölmek arzusu ile yanıp tutuşmalarım
16-09-2005 18:40 - Cetvel 
I am the Reaver of Souls.
I am the Angel of Darkness.
I am the Scourge of Vampires.
I am the Messenger of Death.
I am Raziel.
Wings ruined,
Eyes burning,
Claws grasping,
Blade singing,
I stalk.
15-09-2005 06:25 - kymophobia 
Terkedilmiş ya da terk edilmek isteyen çocukların anlatımıdır iki kelimelik...
Ağır bir yalnızlık kokar.
İstasyonlar sevgiyi bağlar çünkü, seveni, sevileni getirir ya da götürür.
Demiryolları ise taşıyandır, duygunun yükünü sırtlanandır.
Ve çocuklar, onlar ise bir ağlamadır aslında.
Kabulleniş, çırpınış ve savunulma arzusudur duyulmayan...
Bir garip yalnızlık tiyatrosunda başrol,
Öncesindeki sevgi kumkuması dizisinde piyonlardır zira...
Demiryolları kucaklar onları.
Soğuk olan demirler değildir aslında, İnsanların yürekleridir.
14-09-2005 09:46 - kymophobia 
Vakti geçiyordu
Olgunlaşıp toprağa düşen
Bir meyve gibi
Ya da kızgın güneşin altındaki
Sararmış başakların
Boynu büküklüğü vardı
Hafta sonuna bırakılmış
Ve yarım kalmış işlere benziyordu,
Öylece ortalıkta,
Öylece dağınık,
13-09-2005 00:36 - yedi 
Evler geçiyorum
Birbiri ardına
Tanımadığım insanlar
Hiç bilmediğim
Kelimelerle konuşuyorlar
Neden sonra
Canım yanınca
Anladım önemini
Her gün karşılaşılan ve
Asla ciddiye alınmayan
12-09-2005 17:24 - Fante 
Vakti gelmişti kaçıp gitmenin
Cebimde senin topladığın
Kurumuş deniz atları vardı
Uykudan yeni uyanmış
Gibi ürkek
Ve bir o kadar da
Belirsiz
Bakıyordun sen.
Göz bebeklerimin
en içine doğru…
12-09-2005 17:21 - Fante 
Yine aynı kabus ya da hayatımın normal bir günü artık ayırt edemiyorum. Aynı oda ya da hücrem. Gözlerim hala karanlığa alışamadı. Sanırım bir ara ufak bir ışık gördüm.. kayboldu. Aradan geçen zamanı bilmiyorum.. Karanlık zaman kavramını yok ediyor yavaş yavaş aynı bana yaptığı gibi.. Rutubet; yaslandığım duvardan vücuduma nüfuz ediyor.. ve kalbime. Anılarım siliniyor. Sanırım yenilerine ihtiyacım var ve bana bunları verebilcek kişiye.Hayal etmeye çalışıyorum.. Sağır edici bir gürültü! ya da küçük bir tıkırtıdır sadece. Kulaklarım uzun süredir soluk alıp verişimden başka bir ses duymadı. Bir şey duyuyor muydum!? yoksa duymuyor muydum..!? Bu sanki "sessizliğin sesi" gibiydi.. Sonra yaklaştı.. Kapı yavaşça aralandı, ışık su gibi... 
07-09-2005 23:14 - yedi 
Dün itibariyle delirmeye başladım.
Hayat, anlamını kaybetmişse de benim için , tüm ağırlığını üstüme vermeye devam ediyordu.Dört duvar arasında kalmış gibi hissediyorum kendimi.Oysa etrafımdaki baskı, dört duvardan değil, dört adet dersten geliyordu sadece.Zamanın gerektirdiklerini yapamayıp üstüme birbirdiği dört dersten kaynaklanıyordu.Bu kadar üzüleceğim, bu kadar yıpranacağım ve hayattan nefret etmemi sağlayacağını düşünmemiştim bu okula başlarken.Çalışmaktan büsbütün soğutacağını...Şimdi dört ders yükledi üzerime ve ben bunları taşıyamayacak kadar yorgun hissediyorum kendimi...
ya da...hissediyordum..
taa ki bugüne kadar.Ya da aslında çok daha önceden bulmuştum bu yaşama sevincimi , hayata daha çok bağlanmamı... 
07-09-2005 11:42 - Baziiil 
Ne zaman bazen düşünsem , bazen düşünüyorum da demenin anlamsızlığı gelir aklıma ve hemen o saniye ne düşündüğümü unuturum . Çünkü kahve fincanın üzerindeki bulutları anlamlı kılmanın çözüm yollarını anlatmak istesemde , ifadelerin anlatmak istediğimi yeterince ifade edemeyeceği gibi bir olasılık gelir aklıma ve pozitife odaklanmak için hemen master yodayı düşünürüm. Nasıl oluyorda bahsettiği güce yüzde yüz kendini inandırabilmeyi ikna etmiş diye hayret ederken bulurum kendimi. Inancın en güzel ifade biçimiyle yani öyleki herkesi inandırabilecek kadar güzel bir anlamla ifade edilmesi gerçekten olanaksız mı, yoksa herkesin olanak yaratma kapasitesi birbirinden bukadar farklı olduğundan birinin beyaz dediğini diğeri siyah... 
05-09-2005 07:10 - heimdall 
Rüzgâr ürkek bir soğuğu pencereden sürükleyip yavaş yavaş kalbine yerleştiriyordu. Beyaza yakın açık renkli, belki biraz kahverengi barındıran ahşap çerçeve perdenin kıyısından geçirdiği uzun yılları belli ediyordu. Sanki eşikten kafasını uzatmış odanın içine bir misk gibi yayılmış yaşam parçalarını içine çekiyor gibiydi.
Hiçbir zaman özlememişti. Hayır… Bu evin, artık beyaz olmayan duvarlarında gezinen örümceklerini seyretmişti yıllarca. Örülen ve temizlenen ağları, hiç bitmeyecek, sonsuza kadar kısır bir döngü gibi devam edecek bu uğraşı izlemişti: temizlikçi kadınlar ve örümcekler… ve yalnızca geceleri ahşap yer kaplamasının üzerinde gezinen siyah misafirler… bazen gece geç saatlerde mutlak bir sessizlik içinde... 
05-09-2005 03:52 - yedi 
bir gün baksam ki gelmişsin
gelmişsin ve çalmışsın kapımı
üzerin karbeyaz, kefenini giyip de gelmişsin.
Ne kadar güzel; öleceksin güzelim bu akşam.
Sevişerek öleceğiz beraber.
29-08-2005 22:40 - cesur2 
zaman kavramı insanı nasıl deiştirebiliyormuş işte insan bunu anlıyor büyüdükçe. meğer zaman neleri alıp götürebiliyormuş... insanlara olan güveni, sorumsuzluğu, vurdumduymazlığı, herkesi sevebilme yeteneği... evet bunlar zamanla beraber kaybolup gitti. zamanın bana getirisi paranoyalık ve büyüdükçe o aşırı derecede artan sorumluluk duygusu. bazen öyle bir noktaya geliyorki, o yükü taşıyamaz oluyor insan. fakat belki de bu kadar şeyi zamana yüklememek lazım biraz da bu duyguları kazanmamızı bize toplum öğretti.
zaman geçtikçe başka insanlar çoğalıyor, anıları silikleşiyor, sesleri kayboluyor onun yerine sadece rüzgarın sesi... 
28-08-2005 00:59 - Dave 
Derin gözlerinde saydam bir nida
Çılgınca yağacak bir yağmur gibi
Karşımda durma
Sokul yanıma ebruli
Bir yazı daha ürkütmeden
Yıldızları soyun, ay’ı tutuştur gelirken
Tenini kumlara ser
Bir denizi gülüşüne kilitle
Yakamozlar dudağında
27-08-2005 22:27 - yedi 
|