 15 Çok Okunan
|
Fakir ama gurulu şehir İstanbul'un
Yorgun ve terli asfaltında
Parmak ucumda gözyaşım
Saçlarımda yağmur
Yürüyüp duruyorum
Sarı bir yaprak getirir rüzgar ayaklarıma
Yılların eskittiği silik düşler gibi
Belki de hatırlatır
Gelecek yorgun yıllarımızı
Dokunur kalbime böylesine buruk sonbahar
09-12-2005 00:16 - deeppurple 
Barış'ın şarkısını söylüyorum içimden
"Artık hiç dönmeyecek sevgiliyi beklerim
Ömrümün sonbaharında"
üzülüyorum...
"Fazla vaktim kalmadı, giden geri dönmüyor
Ömrümün sonbaharında"
... 
07-12-2005 19:47 - High Hopes 
Ya zaman duruyordu
Ya da ben aşık oluyordum
Ya ben aşık oluyordum
Ya da zaman su gibi akıp gidiyordu
Ya ben deliriyordum
Ya da beynimde onun kalbinin sesini duyuyordum
Ya ben dilsizdim
Ya da o kalbimden geçenleri okuyordu
Ya ben onun içindim
Ya da o benim için….
07-12-2005 06:00 - gorgoroth26 
günün ışığa doyduğu bir öğle sonrası geleceksin, ben çalışma odasında, masanın başında, dalgın... Seni düşünüyorken yavaşça gireceksin, ellerinde akasya ya da sümbül...
ya da bir başka gün geleceksin, ben yine bekliyorken taraçada seni, veya bir başka sen gelecek bana, hiç beklemediğim biri gibi...
eninde sonunda geleceksin, sonbaharda, nisanda ya da ocak... bir bekleyişi bitirerek, tam da... bir rüyayı gerçekler gibi bakarak...
bahçeden içeri gireceksin, elinde bir tutam çiçek tohumu... kalbime yavaşça ekeceksin, yıllardır senden umduğumu
bir gün elbet geleceksin, güneş ufka değmiş olacak, karanlık şalının altından billur, bir gülümseme akacak, (geceye doğru, ve ben yıldızları bir çırpıda gözlerinin... 
04-12-2005 18:50 - yedi 
Sanıyordum ki hiç bırakmayacaksın beni. bekleyeceksin. usulca... her şeyime razı... sevgiye muhtaç bakışlarınla... ve ben anca sen gittiğinde anlayacağım seni ne kadar sevdiğimi. ölüyorum diye sessiz çığlıklar atardın ya gözlerinle... duyardım ben de duymazdım işte... önce düşünemedim nasıl artık olmadığını ve fark edince gerçeklerin en acısını... süzüldü iki damla yaş yanaklarımdan. binlerce yaşa değecek şekilde... suratım umutsuz ve çökmüş olacak. çünkü bana karşılaşmam gereken diğer gerçekleri de hatırlatacak. az mı sevmiştin beni, az mı yalvarmıştı hastalandığında, lütfen sev beni, diye. gözlerini hatırlıyorum şimdi. bana miras bıraktığı… hüznümü dağlayan... her daim ağlamaklı... sevgili... umutlu... ama kabullenmiş yakında... 
04-12-2005 16:18 - High Hopes 
kalabalıklarının ortasında
sevdiklerinin bile yanında
hiçlik kadar
yalnızsın
ışığı kapattığında
bir hayalin kollarında
üzülsen de ağlasan da
yalnızsın işte
02-12-2005 18:52 - High Hopes 
Sevilmiyorum diye fısıldadı küçük kız,soğuk,üşüyorum da.Biri sarılsın bana soğuk tenimi yakan sıcak gözyaşlarımı silsin soğuk vücudumu sarsın,sevsin,bu tohumu içime filizlesin.Karanlıkta saçlarımı kesiyorum.yavaşça.zevkini çıkara çıkara.kanıyorlar.Acıtıyorlar.Gülüyorum mu çığlık mı atıyorum.soğuk donduruyor çığlığımı,buz parçacıkları halinde göğüslerime batıyor.Çıplağım tamamen bir boşlukta.Yer var da yok sanki.Alaylar,kahkahalar..onlar daha çok batıyor..Öldürmek istiyorum sahiplerini ellerimle boğarak.Çığlık atsınlar,kan fışkırsın her yerlerinden,en sonunda belirince anlamsız bir ifade gözlerinde bırakayım ve karanlığa karışayım.
Anlamaz ama kimse,yok benim gibi biri işte dünyada sadece vardır iye bekledim yıllarca.Bir... 
02-12-2005 10:56 - yedi 
İlk o uyanırdı sabahları. Yatağı hemen cam kenarındaydı.
Hafifçe doğrulur, perdeyi aralar, sokağa bakardı. Gün böyle başlardı. Sonra annesi gelir, “bu sabah nasılsın?” derdi; o güzelliğin saçlarını okşar, gözlerine bakarken.
Bir çocuk... Sonsuz ve sınırsız bir güzellik...
“İyiyim anne” derken sesi hafifçe titrese de, büyük bir güçle çıkardı sözcükler dudaklarından: “bu sabah daha iyiyim anne”.
Ve bir an, hüzünle bakarlardı öylece birbirlerine.
Bir hastalık, çiviledi onun yaşamını yatağa ve hayat onun üzerine ağır yorganını çekti.
Bir hastalık işte, bağladı onu yatağa, ıssızlığa; adı önemli değil.
Annesi yanıbaşındaydı hep, günler karışıyordu birbirine. Yaşam bir solüsyon gibiydi artık.... 
01-12-2005 17:32 - ebbil 
içimde bir fırtına,
bedenim çıkmasına engel
fakat içim param parça
tek sağlam yerim kafam, beynim
o da canımın yandığını hissedebilmek için galiba...
her gün, her saat, her saniye
yıpranıyor bedenim
duvarlar sökülüyor
yerinden dışarı çıkmak için.
içimden atamadığım bir fırtına
01-12-2005 12:44 - calafalas 
Hayat ne boşmuş meğerse sevgilim…
Her şey yalanmış, şimdi anladım…
Öpüşün..sarılışın..
Oysa ben o anda-o beni öptüğün anda-
İçinden bi şeylerin kopup, damarlarımda ilerleyip, kalbime ulaştığını hissederdim..
Senin kollarındayken; hayatın tüm acımasızlığına, tüm siyahlara perde çekerdim..
Hiçbir zaman bilemeyeceksin
Orda durup ‘artık gidiyorum’ dediğinde;
Gözlerimden akması gereken yaşların
30-11-2005 17:57 - anarchy_ 
karanlık tarafından kıstırılmış bakışların
oysa ki beni hep parıldayan hayatınla büyülerdin
bedenin yokluğu önemsiz
benliğin hala buralarda oyalanmakta
zamanın bilinçsizliğine inanır mısın?
geçmişin ayak seslerini duyuyorum sanki
eskiden kopup yeniye tutunmaya çalışan nefretler
sessizlikte süzülüp ruhlarımıza yayılıyor
30-11-2005 09:35 - High Hopes 
Bir Mit Denemesi
Çok iyi hatırlıyorum dedi Yaşlı Bilge, ben bebekliğini bilirim Evren'in, emekleyişini, ilk adımlarını... Hatırlıyorum, sonsuz karanlığın ve yaşamsızlığın içinde ilk önce Kaos vardı. Kaos'u iki zıt güç, Sevgi ve Nefret yönetirdi. Sevgi Kaos'u düzene sokar, yıldızları ve gezegenleri yaratırdı. Nefret'se Sevgi'ye üstün geldiği zamanlarda her şeyi dağıtır, Kaos'a dönüşü sağlardı. Milyonlarca yıl böyle sürdü bu savaş ve Nefret Sevgi'nin yarattıklarını bozmaya yetişemez oldu. Evren yavaş yavaş kuruluyordu. Gezegenler ve yıldızlar eskimeyi öğreniyordu.
Sevgi'den en son Dünya oluştu. Ve Nefret sonsuza dek yenileceğini görmüştü. Sevgi dünyayı yaratırken O da gizlice dünyanın içine karıştı. Dünya'nın kalbini söküp çıkardı ve Ay işte... 
29-11-2005 21:57 - scarecrow 
İncecik kemikli eller..
Damarları belirgin,çıkacaklar o yıllanmış derisinden.Hayata zor zoraki tutunduğunu ispatlıyor o damarlar... Heran kopmaya hazır gibiler sanki.Elini tutmaya korkuyorum... Ama o benim ellerimi sıkıca tutuyor. Bakıyor yüzüme bembayaz yüzüyle, ve fısıldıyor "Bayramın mübarek olsun yavrum.Nice bayramlara er."
Ve her bayram bu böyle devam ediyor.
Sanki her bayramın simgesi o. Onsuz bayram olmaz. Hayır.. Kabul etmiyorum!
Kenarları altın yaldızlı porselen tabaklar,Osmanlı usülü çatallar. Tabağın köşesine iliştirilmiş yaprak sarmaları,tam ortada tadını asla sevmediğim baklava... Bi de tabağın köşesinden usulca tutan o incecik el... Kolonya kokan... Bayram geldi derdirten türden hani. Simge diyorum ya. ... 
29-11-2005 20:43 - High Hopes 
|