 15 Çok Okunan
|
anlat bana
hiç bıçağa dokundun mu?
yaşamın bittiği yere…
ölümsüzlüğün tacını takmış
buzdan bir tahtta
yöneten biri var.
köşede vücutsuz bir kahkaha
ve bizi izleyen biri var
o tanrı değil,
yemin ederim orada bir tanrı yok
18-01-2006 00:51 - nugo 
Aşk… Hayata tutunmak ve bunun buruk acısıdır belki. Belki sadece acıdır. Acı çekmek için uydurduğumuz boktan bir bahanedir belki ciddi ciddi. Belki tek gecelik birşeydir. Ter, tatlı saç ve alkol kokuları arasında saklı bir şeydir. Belki de aşk birisidir. Aramızda dolaşan etten kemikten birisi… Bir adı vardır o kişinin ve eve gittiğinde azar işiten; yolda, trende, otobüste karşılaştığımız birisidir. Karşılaştığımızda yüzüne bakmadığımız ama sürekli hayatımızda olan birisidir. Onu her aşık oluşumuzda aşık olduğumuz kişiyle karıştırırız belki. Belki de hiç yoktur ya da sönmekte olan bir ateşin hafif kıpırtıları kadar cılız bir görüntüdür.
Her şekilde, her ihtimalde aşk zavallıdır… ... 
18-01-2006 00:50 - nugo 
Gözlerimden süzülürken yaşlar sessizce
Kelimeler dökülüveriyor dudaklarımdan aniden
Seni düşünürken uyuyup kalıyorum bir yerde
Ve bir rüya görüyorum sadece sen ve ben
Aşkını haykırırken çığlık çığlığa
Bir anda susuyorum elim mahkum
Çalan her şarkıda içim acıyor çünkü
Yüreğim isyanlarda
Özledim deliler gibi
Hadi gel de kurtar beni
18-01-2006 00:41 - swat 
Gözlerinin içine baktı. İri gözbebeklerinin arkasında yüzyıllık hüzünler yatıyordu. Kim bilir hangi aşkların, hangi yarım kalmış heveslerin, gerçekleşmemiş hayallerin kalıntılarıydı bunlar. Yıkılmış ve giderek güçlenen donuk bir ifadenin hatlarını oluşturmuşlardı.
17-01-2006 19:46 - nugo 
Büyüdükçe yalnızlaşıyorum. Oysa ben küçükken de yalnızdım. Annemin kucağındayken, babamın elini tutarken... Ben hep yalnızdım. Bakışlarım ufka takılır kalırdı. Sessizce büyürdüm.
Kimi zaman yabancı ruhlar sızardı bedenime. Hayaletler... Perili bir köşk gibi bedenimden kahkahalar yükselirdi. Bakışlarım karanlığıydı insanların. Çocuklar kaçardı, anneler korkardı, babalar nefret ederdi. Onlar öldükçe ruhları bedenime sızardı. Onlar hiç ölmezdi.
Artık ruhum da yok benim. Tek hissettiğim içimdeki hayaletler. İşte benim yalnızlığım.
17-01-2006 18:06 - scarecrow 
oturup en sewmediğim köşeye
bir kerecik de
seni düşünmeden ağlamak istiyorum..
bi şair, kim olduğunu da hatırlamıyorum, hatırlayan varsa hatırlatsın, ne demişti:
bir gün karşılaşırız beklersem
beklersem gerçekleşir düşler
halbuki bekleyemem
17-01-2006 18:01 - scarecrow 
Korku… Vahşi kabusların derinliklerinde saklanan, onlara ilham veren, tanrıları yaratan, vahşet katılımının çağrısı ve bir numaralı öldürme sebebi. Tanrıyı korktuğumuz için yarattık ve aynı korku bize silah taşıttı bir öfke anında patlayacak. Yerliler korktukları için döndüler ateşin etrafında ve aralarındaki insanları kurban ettiler adını bile bilmedikleri tanrılara.
Korkuyorum. Bu korku bana bıçak taşıttırıyor, potansiyel katil durumuna sokuyor. Benim bıçağım diğerlerini korkuttukça daha çok insan taşıyor öldürmeye tasarlanmış aletleri, korku gittikçe büyüyor…
Bir katilim var. Onun elini omzumda hissederken korkuyorum, saplıyorum bıçağımı böğrüne. Ben onun katili oluyorum, o da benim… Hala korkuyorum geri... 
17-01-2006 13:07 - nugo 
Böyle iyiyim ben. Pijamamın kolları kazağımın altından sarkarken, altımda fermuarı olmayan bir pantolonla gayet mutluyum. Saçlarım kıvırcık ve uzun, üstelik yeterince de tozlu. Sakallarım da uzun, belki saçlarımdan bile uzun... Bazen bir makas bulurum çöplükte, acımasızca kesmeye koyulurum onları. Ayna her yerde bulunabilir. En pahalı camekanlar tercihimdir. Amacım insanları tiksindirmek de değildir.
Müziği sevip sevmediğimi bilmiyorum. Yine de duyduğum her sese kulak veririm. "Dans etmek benim işim, çekilin!" derim. Gülerler, belki acırlar bana. Umurumda değil. Müzik olmasa bile dans edebilirim. Öylesine deliyim.
Şu gördüğünüz sokak de benimdir. Kaldırımıyla, arabaları ve insanlarıyla benim. Akşam olunca insanlar çekip... 
17-01-2006 12:03 - scarecrow 
sınırsızlık
ufkun sonsuzluğunda.
o hep
daha öteye gitmeye çalışıyor.
16-01-2006 18:39 - High Hopes 
Çok düşünüp
pek bir şey yazamayan
şairin
mezartaşına
ak
rostiş
yazmak isteyecektir
Ö
L
Ü
16-01-2006 18:35 - High Hopes 
Çılgınlığın kırık bir yansıması vardır. Çıldırmak ile hüzün arasında ise delice bir bağ kuruludur. Olan ile olması gerekenler arasındaki dağlarda kaybolmuş bir insanın delice bağlandığı hüzün, sonu olmayan gözyaşlarının ve gözyaşlarından yadigar bir öfkenin boşalışı ve o öfkenin yeniden gözyaşlarına boğuluşu olmuştur. Başında ve sonunda hüzün olan bir dönüşümün ustaca döktürdüğü gözyaşları hep biryerlerde gizlenir aslında. Yanaklardan aşağı süzülen sular yalnızca tuzlu bir sanrıdan ibarettir ve bu ilüzyon; onu yaratan gerçek ‘’gözyaşı’’ na adını vermiştir.
-----------------------------------------------------------------
Bilmem tanır mısınız bir prenses vardır kayıp bir ülkede. Yağmurlar vardır hep onun... 
13-01-2006 02:18 - nugo 
herkesten gizlemeye çalıştığın bir hikayen var, bir sırrın. kalbinle beynin arasında biryerlere takılıp kalmış bir kütle. sıradan hislerini karmakarışık hale getirmiş.
yirmidört saat sarhoşsun artık, dünya daha farklı görünüyor ama anlam veremiyorsun,
tuhaf olan dünya mı yoksa sen misin?
insanlık önünde işlediğin suçun cezasını düşünüyorsun, ya da yaptığının suç olup olmadığını. ama kimse bilmiyor bunu, spesifik bir rüya içindesin, kimine göre düş, kimine göre kabus.
parmak uçlarından kayıp giderken hayat, bir düşün mü yoksa bir kabusun mu içinde dolanıp durduğunu farketmeye çalışıyorsun.
12-01-2006 22:45 - Barfly 
Bir dünya kargaşasında derin ötesi bir çukurdan aşağıya doğru gitmek… Cehennem denen yedi katlı ateş katmanına ulaşmak ve yedinci katın dibini delerek dünya denen yuvarlağın diğer yüzündeki yedinci kattan yukarı çıkmak, yeryüzünü aşıp göğü delmek… Zirve! Hiç durmadan inerek ne kadar yükseğe düşebileceğimi bilen bir yıldızın tepesinde oturmuş dünyayı ve koşuşturan insanları izliyorum. Gezegenleri tek sıra haline getirip ortalarındaki deliklerden güneşi görmeye çalışan bunak bir tanrının kudretli ve kocaman ellerine düşüyorum. Eller o denli büyükler ki tanrı beni ezmek istediğinde yaşlı ellerinin çizgileri arasına kaçıyorum ve bu sefilliğimden ötürü kendimi kutsanmış hissediyorum.
Zamanın sonunu kovalıyoruz ama ne... 
11-01-2006 23:15 - CacTus 
Saate baktım 4.30’u işaret ediyordu kolları. Yatağımda sakince uzanmışım ama uyuyamıyorum bu gece. Onu elde edememişliğim yatağıma girmiş de beni huzursuz etmeye başlamış gibi. Odamdan içeri sızan ay ışığı masanın üstündeki kasetlerden yansıyarak yatağımın üzerinde figürler oluşturuyor yine. Göğüs boşluğumda kıvranan bir şeylerin etkisiyle hareketleniyorum, ilk hareket ikincisini, ikinci hareket üçüncüsünü tetikliyor derken kendimi pencerenin önünde buluyorum yıldızları yutarak yükselmiş bir dolunaya gözlerimi dikmiş vaziyette. Masmavi bir dolunay... Ona bakarken üzerinde bir şekil biçimleniyor –belki aklım bana bir oyun oynuyor- ama orada akıl almaz bir biçimde bir yüz beliriveriyor. Tertemiz ve gördüğüm en masum biçimiyle... 
11-01-2006 22:23 - nugo 
Bir yalanın bitmesine iki saat kala yataktan çıktılar. Kadının yüzündeki mutlu-mutsuz ifade erkeğin yüzündeki ifadesizliği dengeleyip performanslarını sonlandırmaları için gerekli zemini oluşturmuştu . O dakikada kadında erkekte bundan habersizdi elbette . Kadın sona yaklaştıkça hangi maskeyi takacağını şaşırmış ama bu şaşkınlık ona heyecanlı görüntüsü vererek durumu doğal seleksiyona sokmuştu . Oyunu esas kuran erkekti bu yüzden maskelerden iyi anlardı. Kadına ilk maskeyi bir kazıkla taktırmıştı ama hep kendi yediği kazıklara sızlanırdı. Kadın maskeyi , oyunu ve erkeği sevdi , erkek oyunun kurallarını belirlemenin tatminiyetini sevdi. Bu danışıklı dövüşün aşk oyununda hamleler önceden kestirilmeliydi - herzaman böyle olmuştu.... 
10-01-2006 01:48 - scarecrow 
|