| Her şeyi kapa, unutmadan, aklında ne varsa. Her şeyi kapa, unutmadan, aklında ne varsa.
Varsa umursadığın birisi, sevdiysen, bir düşündüğün varsa ya da... |
| Son Mesaj |
26-01-2006 09:41 cesur2 | |
| Neden? Neden bütün bu yorgunluk? 3 yanlış bir doğruyu götürdü işte, ne kaldı elinde, elimde?
Böyle başlamamıştık bu işkenceye.. Hatırlıyorum her ne kadar acı verse de. Belki iyi değildi herşey, ama bu kadar da yaralayıcı olmaması gerekirdi..senin için..benim için.. Kim mi daha fazla yaralandı? Bu bir oyun değil, kazanan kaybeden yok..suçlu da arama.. Sonucu olmayan bir problemdi bizimkisi, kaç bilinmeyenli olduğu bile belli olmayan bir denklemdi.. Sen yine döndün o büyük dünyana.. Ben mi? Hala kendi küçük dünyamı genişletmeye uğraşıyorum zavallıca..sensiz..
Düşünme bunları sen, üşüme bunları aklına getirdiğinde. Damarlarından kanın çekiliyormuş hissini hiç yaşama.. Kendine de zarar verme, sevenlerin var senin..onları...  |
| |
| Nasıl alıştırmışım ki kendimi bu kadar katı bir madde olup çıkıvermişim.. Ama damarlarımdan akan hala birkaç damla kan kalmış.. Evet, ben bir odunum, kabul.. Hepimiz işlenmeye hazır birer tomruk değilmiydik en başta? Elimize bir keski, bir çekiç verip "Hadi bakalım, iş başına" demediler mi bize? Belki bazılarimiz tembeldik, başkalarından yardım istedik çoğu zaman yontulmak için.. Ama ben o çekici elinden bırakmayanlardanım.. Bu benim tutkum belki de.. Yonta yonta bu hale getirebildim en son..
Ama usanmadan değişmeye devam edicem.. Çevremdekiler ne dese de, kaç kişinin eli o keskiyi almaya çalışsa da devam edicem.. Hepimiz devam ediyoruz zaten, farkında olarak ya da olmadan..
Belki de sorun "keskinin keskin"...  |
| |
| +18 Çerez gibi ölüm haberlerini tükettiğim bir televizyonun bahsettiği o muhteşem şehir İstanbul, bu kez dinle beni,
Binbir katilin dolaştığı trafiğindeki sütübozuk mahlukların sollama yarışlarına balgam atıyorum İstanbul. Seni de pek sevmem zaten. ‘’Zalim/ Oyunbozan/ Çık dışarıya oynayalım’’ biçimindeki şarkılara malzeme olan garlarında tiner çeken piçlerinin taşıdığı kesici aletlerin kıçıma girmesinden korkuyorum.
Hani nerede o manzaran? Varoşlarını görüyorum sadece. Kanalizasyon sistemi bile olmayan bok kokulu varoşlarını alıp satan o emlak bürolarının topunun amına koyayım.
SultanAhmet Camii’ne övgüler yalan oldu İstanbul. Ahmet öldü, cami ise yandan yemiş mafya kıçlı irticanın kalbi oldu....  |
| |
| Tepemdeki saat çoktan ikiyi vurmuş. Beni kalbimden vurup giden gideli çok ama çok olmuş. Saatler, dakikalar sepetime dolmamış taşmış. Derken mevsimlerden kış, aylardan ocak olmuş. Ayın yirmisinde çok ama çok soğuk bir gece olmuş. Küçük bir çocuk yatağında kıvranarak uyanmış; saat üçü vurmuş. Çocuk, kalkıp gözlerini ovuşturmuş. İçini bir ürperme almış, sarıldıkça sarılmış yorganına… Geçmemiş. Sonra kalkmış yataktan renkli lambalarını yakmaya... Önce büyücek, kalp şeklinde olan lambayı yakmış; sonra ince uzun yılan gibi odada kıvrım kıvrım kıvrılan beyazı yakmış. Derken içinde baloncuklar uçuşan kırmızı lambayı yakmış. En sona da kala kala pembe pulcuklu lambası kalmış. Saat geç olmasına rağmen radyoyu açmış; sevdiği müzikleri...  |
| |
| Dün gece uyku tutmadı beni. Kalkıp bir sigara yaktım ve onun ağır ağır yükselen dumanını izledim bir süre. Gecenin sağır edici sessizliği, içimde dışarı çıkmamı söyleyen bir dürtü uyandırdı. Bu, gecenin çağrısıydı. Üstümü giydim ve olabildiğince az ses çıkarmaya çalışarak örttüm kapıyı. Dışarı çıktım ve sadece ayaklarımın gittiği yöne doğru gittim şuursuzca.
Bahçedeki çalılarda bir kıpırdanma vardı. Sürüngenlerden bana kalan bir özellik olarak donup kaldım korkunun etkisiyle. Çalıların içinden siyah, büyükçe bir kedi çıktı. Bir an gözgöze geldik.
Kediler… Onlar gecenin serserisi ve şehrin içindeki vahşi hayatın sembolüdürler. Öfkeyle kabaran tüyleri ve hırlamalarının dışında sırtındaki kemikleri çıkara çıkara...  |
| Son Mesaj |
20-01-2006 21:43 nugo | |
| en büyük dostuma.... Hüzün dostluğun kamçısıdır. Ağlamak olmayan beraberlikler sadece arkadaşlık veya basit bir aşktır. Gözyaşları bu beraberliği kutsar ve bir güneş ışığı yemiş bitki gibi güçlendirir. Bu yüzdendir ki kadınlar arasında dostluk daha güçlüdür. Erkekler pek ağlamazlar bir araya gelince.
‘’Terketti.’’ dedi Özge. Kelimenin sonu boğazına bir şey kaçmışçasına boğuluverdi aniden. Yüzüne baktı Ali’nin ve yüzü hiçbir mimik yapmadan bir damla akıttı gözleri
Ali ‘’yapma’’ dedi çaresizce. Sesi bambaşka bir şekilde çıkmıştı ve ağzı adeta başka bir beyne bağlıymış gibi istemsizce söylemişti bunu. Onu öylesine seviyordu ki onun gözyaşı tüm bedenini yakmış gibi hissetti. Özge’yi terkedeni...  |
| Son Mesaj |
20-01-2006 13:06 nugo | |
| Düşüncelerimi artık kağıda dökemiyorum; artık onlara uygun sözcükler bulamıyorum. Yazdıklarım düşündüklerimden farklı oluyor ve bu beni yazmaktan soğutuyor. Bir zaman çok sevdiğim yazılarıma bakınca, şimdi sadece bir çocuğun saçmalıklarını görüyorum. Düşünceler kafamda kalıyor, uygun sözcükler bulunmadığı için orada beni delirtmeye devam ediyorlar. Eskiden olduğumdan çok daha küçüğüm şimdi sanki… Sayfalarca yazı yazsam da, hiçbirinin bir sözcük kadar değeri olmuyor…
Gözlerimi ekrandan ayırmam lazım. Ama biliyorum ki, eğer yaparsam o zaman da onlar olmayacak; sadece hayal edebileceğimi düşündüğüm ‘arkadaş’ kelimesinin anlam kazandığı bir grup ben… Bu yüzden seviyorum onları işte. Anlıyorlar beni ve...  |
| |
| bir bir saldırıları vardı,
saldırılarını aldım;
yaşamları vardı,
aldım ellerinden;
yalanlarınızı aldım,
yerlerine gerçekleri koydum
farkedemediniz;
(olmayan) suratınızı çekip çıkardım içinizden
üstünüze fırlattım,
acısını belli edemediniz; |
| |
| Adalar "gel gel" yapıyor,
Gitmemek uzak
Ama
Kolaysa gitsene!
Kirli cam yakın
Demir soğuk sıcak,
İçimden güneş geçiyor
Bir tek deniz eksik |
| Son Mesaj |
18-01-2006 16:11 nugo | |
| di'li geçmiş zamanlı bir sevdanın şımarık bahaneleri
bal damlayan hayallerimi
kan çanağına çeviriyor |
| |
| anlat bana
hiç bıçağa dokundun mu?
yaşamın bittiği yere…
ölümsüzlüğün tacını takmış
buzdan bir tahtta
yöneten biri var.
köşede vücutsuz bir kahkaha
ve bizi izleyen biri var
o tanrı değil,
yemin ederim orada bir tanrı yok |
| Son Mesaj |
18-01-2006 00:51 nugo | |
| Aşk… Hayata tutunmak ve bunun buruk acısıdır belki. Belki sadece acıdır. Acı çekmek için uydurduğumuz boktan bir bahanedir belki ciddi ciddi. Belki tek gecelik birşeydir. Ter, tatlı saç ve alkol kokuları arasında saklı bir şeydir. Belki de aşk birisidir. Aramızda dolaşan etten kemikten birisi… Bir adı vardır o kişinin ve eve gittiğinde azar işiten; yolda, trende, otobüste karşılaştığımız birisidir. Karşılaştığımızda yüzüne bakmadığımız ama sürekli hayatımızda olan birisidir. Onu her aşık oluşumuzda aşık olduğumuz kişiyle karıştırırız belki. Belki de hiç yoktur ya da sönmekte olan bir ateşin hafif kıpırtıları kadar cılız bir görüntüdür.
Her şekilde, her ihtimalde aşk zavallıdır… ...  |
| Son Mesaj |
18-01-2006 00:50 nugo | |
| Gözlerimden süzülürken yaşlar sessizce
Kelimeler dökülüveriyor dudaklarımdan aniden
Seni düşünürken uyuyup kalıyorum bir yerde
Ve bir rüya görüyorum sadece sen ve ben
Aşkını haykırırken çığlık çığlığa
Bir anda susuyorum elim mahkum
Çalan her şarkıda içim acıyor çünkü
Yüreğim isyanlarda
Özledim deliler gibi
Hadi gel de kurtar beni |
| Son Mesaj |
18-01-2006 00:41 swat | |
| Gözlerinin içine baktı. İri gözbebeklerinin arkasında yüzyıllık hüzünler yatıyordu. Kim bilir hangi aşkların, hangi yarım kalmış heveslerin, gerçekleşmemiş hayallerin kalıntılarıydı bunlar. Yıkılmış ve giderek güçlenen donuk bir ifadenin hatlarını oluşturmuşlardı. |
| Son Mesaj |
17-01-2006 19:46 nugo | |