Başı hafiften dönmeye mi başlamıştı ne.. Bir duvara yaslanma ihtiyacı duydu, biraz daha içeri doğru ilerledi, yemek holüne yakın bir yerde durdu. Nerede kalmıştı bunlar! Beklemekten sıkılmıştı.. Yemek holünü gözlemlemeye
MolaPublished by princess of the darkness 17-09-2004 | |
| Başı hafiften dönmeye mi başlamıştı ne.. Bir duvara yaslanma ihtiyacı duydu, biraz daha içeri doğru ilerledi, yemek holüne yakın bir yerde durdu. Nerede kalmıştı bunlar! Beklemekten sıkılmıştı.. Yemek holünü gözlemlemeye başladı. Hava hiç de dışarısı gibi sıcak değildi, dev klimalar bu koca salonu yeterince serin tutuyordu. Tavanı yüksekti bu salonun, bu yüzden olduğundan daha da geniş gözüküyordu sanki. Salonun orta kısmında masalar vardı. Hepsi de ince bir ayarla dizilmişti sanki, o masalarda oturan her bir aile onun bulunduğu yerden rahatlıkla görülebiliyordu. Hiç kimse rahatsız gözükmüyordu. Hepsinin suratında bir gülümseme yer etmişti. Halbuki bunlar da uzun yoldan geliyorlar, diye düşündü. Belki de uzun araba yolculuklarına dayanamayan sadece oydu. Omuzlarını silkti. Başının dönmesi biraz daha hızlanmıştı. Ailesi hala yoktu ortalıkta, elleriyle oynamaya başladı. Bir yandan da yemek yiyenleri izlemeye başladı, başka çaresi yoktu. Tam sırayla mı baksam yoksa rastgele mi seçsem diye düşünürken gözü bir ayrıntıya takıldı. Dondu. Bunu daha önce nasıl farkedemediğini sordu kendi kendine. Oturan ailelerin hepsi dört kişilikti. Dört kişilik, yani anne, baba ve iki çocuk. Bu mümkün olabilir mi, dedi. Nasıl oluyor da hepsi aynı sırayla oturuyor? Tüm masalar. Aynı anda. Aynı sırayla: baba, karşısında anne, ve iki çocuk karşılıklı. Mutlu. Kesinlikle aile içi ilişkilerde bir pürüz yok. Neşeli, yemek yiyen, mutlu görünen insanlar. Kusursuz insanlar. Kıyafetlerinde tek bir kırışık, bir leke olmayan, sürekli gülümseyen insanlar. Tam o sırada babası çıkageldi. Ve ardından annesi, kardeşi. Hep birlikte yemek almaya, holün sonuna doğru gitmeye başladılar. Midesi giderek daha çok bulanmaya başlamıştı. Açlıktandır, diye düşündü. Adımlarını sıklaştırıp öndeki ailesine yetişmeye çalıştı. Etrafına bakmaktan çekindiği için yere bakarak yürüyordu artık. Yer.. Büyük karolarla kaplıydı. Kocaman, pırıl pırıl, hatasız yerleştirilmiş karolar. Tüm dikkatini karolara vermişti, bir şeyler yakalamaya çalışıyordu sanki. Bu yüzden olsa gerek, önünde duran elleri tabakla dolu garsonu göremedi ve çarpıştılar. Garson büyük bir gürültüyle düşen tabaklara şaşkınlıkla bakarken fısıldadı, özür dilerim. Garson cevap vermedi. Tüm salon ona bakıyordu şimdi. Tanrım, ne büyük aptallık! Düzen bozulmuştu. Onun yüzünden. Hemen yüzüne mahcup bir gülümseme yerleştirip ailesine yetişti.. Bir tür açık büfenin önünden kendine siyah bir tepsi aldı. Tepsiye iyi pişmiş, "tam kıvamında" fasulye tabakları doldurdu, pilav aldı. Bir kaç küçük ekleme daha yapıp, kasaya gitti, hesap ödendikten sonra masaya geçti. Şimdi yavaş yavaş farkına varıyordu bütün çevresinde olup bitenlerin. Oturduğu masaya baktı, üzerinde tek bir çizik bile yoktu. Yemeğe başladı, gerçekten de acıkmıştı. Sonra durdu. Anlamıştı galiba. 4 kişilik ailesiyle yemek yiyordu. Babasının karşısında da annesi oturuyordu. Birden gözlerinde garip bir ışıltı belirdi. Annesine baktı, gülümsedi, ilk defa gülümsüyordu ona. Sanırım sıkıştım, dedi ve ayağa kalktı. Tuvaletin yolunu tuttu. Büyük kapıdan içeri girdi. Geniş bir yerdi burası. Oldukça genişti hatta, elli kadar tertemiz kabin önünde duruyordu. Kendisine en yakın olanına girdi, kapıyı kilitledi. Klozete oturdu. Kıkırdadı. Bu kabin, yaklaşık beş dakikalığına da olsa ona aitti. Yalnızdı kendine ait o kabinde, ah, sonunda! Aslında hep yalnızdı, o mükemmel hayatta göze batan tek aykırı, kusurlu varlık oydu. Kafasını iki yana salladı, dağınık saçları savruldu. Bu seferki farklıydı, kimse yoktu o kabinde kendinden başka, kimse oraya, kendini kilitlediği o küçük sığınağa giremezdi. Kıkırdamaya devam ediyordu. Yalnız kalmayı, alay edilmeden, sakince sadece kendine ait bir mekanda bulunmayı sevmişti. Tüm yüzünü kapladı o sırıtan ağzı. Kahkaha attı, ufak bir kahkaha. Kabinin önünde sırasını bekleyen kadın kaşlarını kaldırdı. Kabin kapısının altındaki boşluktan kadının huzursuzca dolandığını görebiliyordu. Bir kahkaha daha attı. Ne kadar güzeldi gülmek, bunu sevmişti. Kendine ait olan yerde mutlu olmak.. Kahkahalar ardı ardına patlıyordu şimdi, giderek daha yüksek sesle, daha güçlü, daha histerik. Dışarıdakiler meraklanmaya, kabinin önünü doldurmaya başlamıştı. Onların birbirinin aynısı kırmızı ojeli bakımlı ayaklarını gördükçe tiz kahkahaları daha da şiddetleniyordu. Ve güldükçe daha da küçülen bedeni artık klozetin kenarında oturmuş, kahkahalar yüzünden sarsılıyordu, sarsıldıkça klozetin iç kısmına daha da yaklaşıyordu. Dışarıdaki kadının kapıyı tıklatmasıyla son bir kez kuvvetle sarsıldı iyice küçülen kız. Ve aşağıya yuvarlandı, kaygan, soğuk porselen üzerine düşmek ne de güzel bir duyguydu öyle.. Yavaş yavaş klozet suyunun dibini boylarken son bir kahkaha attı, hıçkırırcasına. Ait olduğu yerde mutlu olmak.. | |
| | |
|
#2
Gönderen
Arioch
on
19-09-2004, 22:16
|
| ama yazi cok guzel |
|
Son düzenleyen Lizard King : 20-09-2004 - 18:29.
|
|
#3
Gönderen
belzebab
on
20-09-2004, 18:54
|
| neden peki bok çukurunda ölmek kötü olsun, mutlumusun olduğun yerde birazda bu önemli tabii. AMa insanların nasılları önemli bir yerde nedenleriden çok ve sen aile ve toplum denen nemrut olguya takmışsan bir yerlerde bir şeyi doğru yapmışındır. zaten kafam güzelken ne yaptıgımı bilemem ki |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
| |
| | ||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Mola | Baziiil | Echoes | 1 | 23-05-2005 13:08 |
| kısa bir mola | Blackrider | Road Trip | 28 | 26-03-2004 19:01 |