misket havası
misket havası
Gezegenlerin küçülüp misket kılığında dünyamıza sızdığını farketmiyor değildik. En azından ben değildim. Geceleri yatmadan önce bütün misketlerimi bir şişeye koyup sıkıca kapatır, sonra şişeyi küçük bir sandığa kapatıp kilitlerdim. sandığı içi su dolu bir kovaya koyduktan sonra tahtaya iliştirdiğim bir mumu yakıp suyun üzerine bırakırdım. Çünkü ancak böyle kurtulunabilirdi onların gece büyüsünden.
Günlerce kaybettiğim oluyordu misket oyunlarında. O günlerde biraz daha solmuş bir dünyayı arkamda bırakıp evin yolunu tutuyordum. Onlar azaldıkça mum küçülüyor, kilit bozuluyordu. Kaybetmeye tahammülüm kalmıyordu.
Bugün de öyle bir gündü işte. Son ana kadar oynamış ve her şeyi mi kaybetmiştim. Son bir atış kaldığında ellerimin artık titremediğini farkettim. Kalbim bile atmıyordu sanki. Misketi değil bir ruhu atıyordum elimden. Havada bir yaprak gibi süzülen son misketim sanki hiç yere inmedi. Bir ağacın dalından meyvesini koparır gibi aldım onu havanın bataklığından. Hava, çamur gibi sarılmıştı her yerime. Nefes almak o kadar zor ki. Bütün gücümle ittim onu ve son misketim sımsıkı elimde, eve ulaştım. Karanlık öyle yoğunlaşmıştı ki pencereden içeri girmekte zorlanıyordu. Içeri sarkan karanlığı bertaraf edip camı kapadım.
Odamdaydım. Gece dışarıda kalmıştı. son misketimi sımsıkı elimde tutuyordum. Uyuyordum… rüyamda bir tahtaya iliştirilmiş bir mumun üzerinde yüzdüğü bir kova suyun içindeki kilitli bir sandığın içindeki kapağı sımsıkı kapatılmış bir şişenin içinde tek başıma olduğumu görüyordum.
Günlerce kaybettiğim oluyordu misket oyunlarında. O günlerde biraz daha solmuş bir dünyayı arkamda bırakıp evin yolunu tutuyordum. Onlar azaldıkça mum küçülüyor, kilit bozuluyordu. Kaybetmeye tahammülüm kalmıyordu.
Bugün de öyle bir gündü işte. Son ana kadar oynamış ve her şeyi mi kaybetmiştim. Son bir atış kaldığında ellerimin artık titremediğini farkettim. Kalbim bile atmıyordu sanki. Misketi değil bir ruhu atıyordum elimden. Havada bir yaprak gibi süzülen son misketim sanki hiç yere inmedi. Bir ağacın dalından meyvesini koparır gibi aldım onu havanın bataklığından. Hava, çamur gibi sarılmıştı her yerime. Nefes almak o kadar zor ki. Bütün gücümle ittim onu ve son misketim sımsıkı elimde, eve ulaştım. Karanlık öyle yoğunlaşmıştı ki pencereden içeri girmekte zorlanıyordu. Içeri sarkan karanlığı bertaraf edip camı kapadım.
Odamdaydım. Gece dışarıda kalmıştı. son misketimi sımsıkı elimde tutuyordum. Uyuyordum… rüyamda bir tahtaya iliştirilmiş bir mumun üzerinde yüzdüğü bir kova suyun içindeki kilitli bir sandığın içindeki kapağı sımsıkı kapatılmış bir şişenin içinde tek başıma olduğumu görüyordum.
#1
Gönderen DeathMaster
on
20-08-2004, 16:32
Çok güzel bir yazı olmuş.eline sağlık.











bütün birgün gözlemdiğimiz dünyanin (hayatın) büsbütün ortasında (içinde) oldugumuzu farkettiğimizde , sandıkların içine sakladiğimiz misketlere ancak rüyalarda ulaşılmıyordur umarım .. Başucumuzda özenle saklanmış koskoca yaşamlar durur ozaman , birinci el , sahibinden sıfır.
#3
Gönderen deep_floyd
on
21-08-2004, 02:21
ben de farkettim o misket kılığındaki alçak gezegenleri. ama ben öyle planlı kaybettim ki onları oynadığım oyunlarda, sımsıkı elimde en son venüs kaldı.
#4
Gönderen nocturnal_escapism
on
22-08-2004, 17:48
hmm yorumu incelersek scare bu kiz sana yavsiyor diebiliriz..elinde bir tek venus kalan bir kiz ne kadar akillidir o da malumunuz..
#6
Gönderen nocturnal_escapism
on
22-08-2004, 17:53
saolasin ceycim.baktim tatli dil yeterli gelmior..arada sok vermek gerekir diil mi.ahaha
#7
Gönderen deep_floyd
on
22-08-2004, 18:19
Alıntı: nocturnal_escapism
hmm yorumu incelersek scare bu kiz sana yavsiyor diebiliriz..elinde bir tek venus kalan bir kiz ne kadar akillidir o da malumunuz..
#8
Gönderen nocturnal_escapism
on
24-08-2004, 17:44
ayni sozler, ayni cevaplar...cevap verememenin zavalliligi ve buna kabiliyetinin olmayisinin verdigi bi acizlik olsa gerek bu..basbayagi YAVSIYORSUN..bunda anlamayacak anlasilmayacak bir sey yok ;/
bakiorum da HEP AYNI YERDESİN. ahaha..benimki merak diil, sacmasapan yazilarin echoes gibi ozel bi bolume yazilmasina karsi bi tavir.. eger adam gibi olsaydin yani karakter sahibi olsaydin yasadigin bazi seylerin ozel oldugunu bilirdin, ve ne olursa olsun hayatinin bir donemini adadigin kisilere saygi duyman gerektigini de..once uzerindeki saygisiz ve terbiyesiz maskeni kaldir, cunku masken seffaf guselim.sahte olarak ne yapsan da, ne yazsan da ustune fazla buyuk geliyor..cunku sen yazilarindan da anlasildigi gibi dikkat cekmek icin cirpinmaktasin..
bakiorum da HEP AYNI YERDESİN. ahaha..benimki merak diil, sacmasapan yazilarin echoes gibi ozel bi bolume yazilmasina karsi bi tavir.. eger adam gibi olsaydin yani karakter sahibi olsaydin yasadigin bazi seylerin ozel oldugunu bilirdin, ve ne olursa olsun hayatinin bir donemini adadigin kisilere saygi duyman gerektigini de..once uzerindeki saygisiz ve terbiyesiz maskeni kaldir, cunku masken seffaf guselim.sahte olarak ne yapsan da, ne yazsan da ustune fazla buyuk geliyor..cunku sen yazilarindan da anlasildigi gibi dikkat cekmek icin cirpinmaktasin..
15 dakikada yazdığım bu öykümsüyü aylarca uğraşarak ancak bu hale getirebildim:
Son Misket
Gezegenlerin küçülüp, misket kılığında dünyamıza sızdığını fark etmiyor değildik; en azından ben değildim. Her gece yatmadan önce bütün misketlerimi bir kavanoza doldurup kapağını sıkıca kapatır, kavanozuysa küçük bir sandığa kilitlerdim; sandığı içi su dolu bir kovaya koyduktan sonra, tahtaya iliştirdiğim bir mumu yakıp suyun üzerine bırakırdım. Çünkü ancak böyle kurtulunabililirdi onların gece büyüsünden.
Güneş her sabah doğardı tepelerin ardından, mum çoktan sönmüş olurdu. Gökyüzünün ne kadar ıssız olduğunu kimse bilmezdi. Ben her sabah, misketlerimi bulundukları yerden çıkarır, ceplerime doldurur, dünyayı ve insanları kıskanç gezegenlerin büyüsünden korumak için sokağa çıkardım. Sorumluluğumun ne kadar büyük ve hayati olduğunu bildiğimden, oyunlarda hep dikkatli atışlar yapar, başıboş tek bir gezegen kalmayana dek oynardım. Yine de, günlerce kaybettiğim olurdu misket oyunlarında. Böyle günlerde biraz daha solgun bir dünyayı arkamda bırakıp evimin yolunu tutardım. Onlar azaldıkça mum küçülür, kilit bozulurdu. Kaybetmeye tahammülüm kalmazdı.
Bugün de öyle bir gündü işte. Son ana kadar oynamış ve her şeyimi kaybetmiştim. Her atışta biraz daha kendimden geçmiş, kalbimin sarsıntılarına yenik düşmüştüm. Son bir atış şansım kaldığında, ellerimin artık titremediğini fark ettim. Kalbim bile atmıyordu. Sanki son misketimi değil de ruhumu söküp atmıştım ellerimle. Bir yaprak gibi havada süzülen son misketim sanki yere hiç inmedi, donup kaldı gökyüzünde. Bir ağacın dalından meyvesini koparır gibi çekip aldım onu havanın bataklığından. Nefes almakta zorlanıyordum. Tonlarca yükü sırtlanmış gibi yürüyordum. Güneş yenilmiş, yapış yapış bir karanlığa bırakmıştı yerini. Bense, son misketim sımsıkı elimde, evime dönmüştüm işte!
Odamdaydım. Gece dışarıda kalmıştı. Son misketimi sımsıkı elimde tutuyordum. Uyuyordum... Rüyamda tahtaya iliştirilmiş yanan bir mumun üzerinde yüzdüğü bir kova suyun içindeki küçük bir sandığa kilitlenmiş kapağı sımsıkı kapalı bir kavanozun içinde tek başıma olduğumu görüyordum.
Son Misket
Gezegenlerin küçülüp, misket kılığında dünyamıza sızdığını fark etmiyor değildik; en azından ben değildim. Her gece yatmadan önce bütün misketlerimi bir kavanoza doldurup kapağını sıkıca kapatır, kavanozuysa küçük bir sandığa kilitlerdim; sandığı içi su dolu bir kovaya koyduktan sonra, tahtaya iliştirdiğim bir mumu yakıp suyun üzerine bırakırdım. Çünkü ancak böyle kurtulunabililirdi onların gece büyüsünden.
Güneş her sabah doğardı tepelerin ardından, mum çoktan sönmüş olurdu. Gökyüzünün ne kadar ıssız olduğunu kimse bilmezdi. Ben her sabah, misketlerimi bulundukları yerden çıkarır, ceplerime doldurur, dünyayı ve insanları kıskanç gezegenlerin büyüsünden korumak için sokağa çıkardım. Sorumluluğumun ne kadar büyük ve hayati olduğunu bildiğimden, oyunlarda hep dikkatli atışlar yapar, başıboş tek bir gezegen kalmayana dek oynardım. Yine de, günlerce kaybettiğim olurdu misket oyunlarında. Böyle günlerde biraz daha solgun bir dünyayı arkamda bırakıp evimin yolunu tutardım. Onlar azaldıkça mum küçülür, kilit bozulurdu. Kaybetmeye tahammülüm kalmazdı.
Bugün de öyle bir gündü işte. Son ana kadar oynamış ve her şeyimi kaybetmiştim. Her atışta biraz daha kendimden geçmiş, kalbimin sarsıntılarına yenik düşmüştüm. Son bir atış şansım kaldığında, ellerimin artık titremediğini fark ettim. Kalbim bile atmıyordu. Sanki son misketimi değil de ruhumu söküp atmıştım ellerimle. Bir yaprak gibi havada süzülen son misketim sanki yere hiç inmedi, donup kaldı gökyüzünde. Bir ağacın dalından meyvesini koparır gibi çekip aldım onu havanın bataklığından. Nefes almakta zorlanıyordum. Tonlarca yükü sırtlanmış gibi yürüyordum. Güneş yenilmiş, yapış yapış bir karanlığa bırakmıştı yerini. Bense, son misketim sımsıkı elimde, evime dönmüştüm işte!
Odamdaydım. Gece dışarıda kalmıştı. Son misketimi sımsıkı elimde tutuyordum. Uyuyordum... Rüyamda tahtaya iliştirilmiş yanan bir mumun üzerinde yüzdüğü bir kova suyun içindeki küçük bir sandığa kilitlenmiş kapağı sımsıkı kapalı bir kavanozun içinde tek başıma olduğumu görüyordum.
| |
Benzer Başlıklar
Kar kar kar havası,Dön git körrr olasııı Nedir ya kar yağdı kapladı heryeri neşe doluyor insan 23....... Yakında Sakaryadan en çarpıcı kar...
