Gidiş

Her sene ölüm yıldönümümde beni anımsamayacak ve muhtemelen "hadi cevat daha hızlı" nidalari ile kimbilir nerelerde bir karyolayı sallayacak. Evet, uğruna savaşılacak bir şey de olsa, yaşamın bu yüzü de

Gidiş

Published by Jack Bauer 21-06-2004

Her sene ölüm yıldönümümde beni anımsamayacak ve muhtemelen "hadi cevat daha hızlı" nidalari ile kimbilir nerelerde bir karyolayı sallayacak. Evet, uğruna savaşılacak bir şey de olsa, yaşamın bu yüzü de vardır ve tek güzelliği ölmüş olan benim bu anları görmeyecek olmamdır, şiirsel ve edebi anlatımları beceremem zaten oldum olası.
Kurtarmak için o kadar uğraşıp da sonunda cansız halde yere yığılmamdan sonra muhtemelen üzerindeki tozları silkeleyecek, evine gidecek, yırtılan pantolonunu çöpe atacak, yaralarını yıkayacak ve sonra madecasol sürecek bir parça, tamamen iyileştiğinde ise, ki bu bir kaç gün sürecektir en fazla, muhtemelen gidip gözüne ilk kestirdiği insanın kollarına atacak kendisini, özellikle de yaşarken dostummuş gibi davranan insanların kollarına.
Ama ölmedim ben henüz.
Bir an düşündüm, o anın verdiği korku ve telaşla, ya ben o durumda olsaydım diye, nafileydi, ölemiyordum ben, en kötü kabuslarda bile ölme beceriksizliğine sahiptim ve aslında mutlu da ediyor bu beni, sanki hiç ölmeyecekmişim gibi. (Kimbilir, belki de...) O an o kaybetme duygusu, nedendir bilmem, kafam çok karışık, öyle olması da gerekir şu halde, çocukluğumu anımsadım, onun çocukluğunu düşledim, o kadar yılın getirisi bu muydu? Taksiyi durdurdum aniden, indim, yolun geri kalanını yürüyecektim, düşünmeliydim, biraz beklemesini istedim, sonunun ne olabileceğini bile bile ve bunu göze alarak, çünkü geleceğimi biliyordu ve inanıyordu.
Çocuktuk daha o zamanlar, birbirimize inceden bakardık, hoşumuza giderdi, çünkü ne o çok fazla erkek çocuk tanıyordu ne de ben çok fazla kız çocuk tanıyordum, hatta belki de tek tanışıklığımız birbirimize aitti. Gel zaman git zaman, çok da fazla detaya girmek istemiyorum aslında o masum evcilik oyunlarımıza dair, büyüdük, ayrı okullarda ayrı insanlar tanıdık, yavaştan gelişen hormonlarımızla çevremizdeki çeşitliliğe teslim ediyorduk kendimizi, sıkı birer dost olmuştuk sanki, sürekli birlikteydik, birbirimize aşklarımızı anlatır hale gelmiştik, lise yıllarımız böyle geçiyordu hep, ta ki gün gelip de aynı üniversitede aynı bölümde olduğumuzu derinden kavrayıncaya kadar, o kadar derinden ki hala unutamam o ilk gün kimseyi tanımayan halimizle birbirimize bakışımızı, ki bir anlıktı ama neleri getirdi sonunda... Artık iki sevgiliydik, sanki yıllardır sevgili olan iki insan gibi, ilk yaptığımız sevgililerimizi terketmek olmuştu birbirimiz için, ne güzel günlerdi onlar...
Şimdi üniversite çoktan bitti, ben çalışıyorum, o çalışıyor, evliyiz ve en çok istediğimiz şey çocuk sahibi olmak. Ya da öyleydi. Bir kız çocuk, sonra da bir erkek çocuk, oğlum gelip bana anlatacaktı sokakta o gün kaç misket keptiğini, ama nasıl unuturum, internet cafede nasıl headshotlar çektiğini, zamanelik ne de olsa, kızım da kafasını kopardığı bebekleri için annesine gitmeyecekti bunları diker misin anneciğim diye mahçup gözlerle, bilgisayar başında chat yapacaktı belki de. Sonra gün gelecekti oğlum benden akşam dışarı çıkmak için para istediğinde dikkatli olmasını tembihleyip -ki her seferinde en az onbeş yirmi dakika sürecektir herhalde bu- gönderecektim, kızım aynı şey için geldiğinde kolundan tuttuğum gibi gel kızım ben götüreyim seni gitmek istediğin yere diyecektim. Diyecektim.
Hastahaneye girdim, çiçek sokturmuyorlardı içeriye, o yaz sıcağında giydiğim ceket terletiyordu ama iç cebimdeki bir adet papatya için değerdi, O mutlu olacaktı görünce, odasına gittim, kapıyı tıklatmadan girdim içeriye, duvarları beyaza boyalı, sıradan bir hastahane odasıydı, tek fark içerideki aletlerin fazlalığı idi. Cebimden papatyayı çıkardım, ilk günlerden beri yaptığım gibi kulağı ile saçları arasına yerleştirdim nazikçe, alışılmışın dışında saçlarından öptüm, yeni yıkanmıştı ve ne kadar da güzel kokuyorlardı... O kokuyu ömrüm boyunca unutmayacağım.
Hiçbirşey söylemedim, yatağın başucuna oturdum ve sarıldım hiçbirşey söylemeden, konuşmaya da ihtiyaç yoktu aslında, kokusunu içime çekiyordum nefesimi zorlayarak, daha güzel birşey koklamamıştım daha önce, yemin ederim. "Keşke gitmek zorunda olmasam..." diye geçirdi içinden, "saçmalama" diye düşündüm, "bir yere gitmiyorsun, buradayım ben ve elinden tutuyorum, bir yere gidemezsin." Yavaşça tuttum elini, sanki o da anlamıştı ve o da uzattı aynı anda, hiç bu kadar minik gelmemişti parmakları, sanki daha yeni doğmuş bir bebeğin elini tutuyordum. "Gitmek zorundayım, inan seninle kalmayı ben de istiyorum ama gitmeliyim, bu benim yazgım, karşı koyamayacağım birşey artık ." "Hayır" diye geçirdim içimden tekrar, "yağmur yağdığında sokaklarda nasıl koşturduğumuzu, kıçımızı ıslatmak için nasıl da kaldırımlara oturduğumuzu, saatlerce sırılsıklam olduğumuz yerde kalıp sigara içişlerimizin hatırı vardır herhalde, balık tutmayı öğrendiğin günü hatırlıyorum, daha tam beceremiyorsun ama, daha ne balıklar tutacağız sandalla açılıp, bir yere gitmiyorsun."
"Gitmeliyim, hala öğrenemedim balık tutmasını belki ama en azından artık saklanmamayı öğrendim, yaklaşan bir günü karşılamak için yorganın altına girip uyumak yerine sahilin denize en yakın noktasında oturup izlemeyi öğrendim, izlemeyi ve görmeyi, korkmamayı, bunu sen öğrettin." diye geçirdi içinden, gözlerim doldu ama tutmak zorundaydım kendimi, kendim için olmasa da onun için. "Evet ama ya senin öğrettiklerin ve hala öğrenemediklerim? Senin duvarlarını yıkarken inşa edilen o duvar, söyle şimdi onu kim yıkacak, ya da yıkıldıktan sonra bir şehrin enkazından kim tekrar yeni bir şehir inşa edebilecek, evet aslında bu, yıkılmış bir şehrin enkazı olacak önümdeki."
"Hayır, böyle olmayacaksın, bu şehirden giderken arkamda kalsın istemiyorum aklım, günün birinde tekrar karşılaşamayacak olsak da, yine de varolanların hatırası olacaktır, varolanlar hep varoldukları yerlerde sessiz sakin kalacaklardır, zamana asılı hayaletler gibi, ama korkutmayan, insanın içine huzur veren hayaletler." Artık dayanacak halim kalmamıştı gözyaşlarımı tutmak için ama yine de duruyordum, öylece sarılmış bir halde, sessizce ama çok şeyi anlayarak, bilerek...
"Ve artık burada değil deyip sonuna üç nokta mı koymamı bekliyorsun, edebi bir eser gözüyle yaklaşarak, tamamen kurgu ürünüymüşçesine, hayır bu bana göre değil, peşinden gelmek istiyorum ama seni en çok üzecek şeyin bu olduğunu biliyorum, asıl o zaman seni kaybedeceğimi biliyorum, çıkışım nedir benim, bilmiyorum, sen de bilmiyorsun, senin çıkışını bilsek de ikimiz de..." Ellerimiz hala birbirine kenetlenmiş bir haldeydi, hafifçe kaldırdı ve burnuna götürdü, içine çekti kokuyu. O an ne ben ne de o kokuyordu o eller, daha ortak bir kokuydu bu, hüzünlü ama huzur verici ve güzel, gözlerle görülebilecek kadar da açık. Derin bir nefes çekti, sanırım birşeyler geçti aklından yine.
"Üç nokta koyup çekip gitmeyeceksin elbet, ama su akacak yine ne olursa olsun, şiirler yazılacak, şarkılar söylenecek, öyküler, hatta romanlar yazılacak bunun üzerine, sözcüklerinle aşık oldum sana, bu aşkı bitirmeyeceksin, ne olursa olsun, ben yanında olsam da olmasam da." Sesini duymayı çok istiyordum, aklından geçirdiklerini kendisinin söylemesini istiyordum bir perinin sesi gibi, perileri bir daha göremezsiniz bir kez gördüyseniz ömrünüz boyunca ve kimi zaman tek ya da son bir şansınız vardır.
"Artık uzanmalıyım, yardım eder misin" dedi ansızın konuşmaya başlayarak, yavaşça geriye doğru bıraktım yatakta, hala tutuyorduk birbirimizin ellerini, saçlarını kokladım ve bir kez daha ve içime çektim kokuyu, toprak kokuyordu artık, "hoşçakal" dedi, gülümsedi ve gözlerini kapattı, EKG cihazının göstergesi düz bir çizgi haline geldi bir anda, ince uzun bir bip sesi ile birlikte.
Nereden geldiğini bilmediğim bir kelebek döndü durdu odanın içinde aniden, sonra yavaşlayarak saçlarının arasındaki papatyanın üzerine kondu. O gitmişti.
Gidiş - Echoes
Yazar
Jack Bauer nickli Ayya$'ın avatarı
Üyelik Tarihi: Mar 2004
Mesajlar: 2,336
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet

Gidiş Yorumları

  #1  
Gönderen DeathMaster on 22-06-2004, 13:04
Çok şeyi bil,gör ama yeri geldiğinde de arkana bkmadan git.Gözyaşlarını tutma,ağla dök toprağa onları ölmeden önce.Zamanı geldiğinde onlar sana yardım edecek o toprakta...
Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post! Mesajı SpurlayınWong this Post!Live Bookmark this Post!Sakla-Paylaş-Keşfet
Alıntı Yap
Cevap Yaz

Etiketler
gidis

Echoes Tools
Görünüş Şekli

Mesaj Kuralları
Yeni Konu açamazsınız
Cevap Gönderemezsiniz
Eklenti Gönderemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is on
[IMG] kodu on
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are on
Pingbacks are on
Refbacks are on


Benzer Başlıklar
Echoes Echoes Starter Comment Cevap Son Mesaj
Gidiş - Dönüş Baziiil Echoes 7 21-06-2005 14:28