Ruh'um
Ruh'um
Soykırım yapılır kitaplara.Sadece adını yada en iyi ihtimalle arka kapak tanıtım yazısını okuduktan sonra,bir pagan töreni şehvetinde kabilece toplanıp kutsal ateşin yokediciliğine taparlar.Duymazlar kitapların çığlığını,çünkü yoktur,kağıttır onlar.Soykırım yapıcılar birinci baskıyı toptan yakınca içlerindeki güç tutkusu yankısını bulur.Oysa düşünce yazıya döküldü mü bir kez çığlığını atmıştır o.İçinde barındıdrdığı umut soykırım yapıcılarının tutkusunu altetse de,adı üzerinde tutku bu,onlar gücün itaatinde yaşamaya devam ederler....
Ne kadar tiksinç bir duygu değil mi?Değil!İtiraf etmeliyim ki ben de birçoğunuz (hepiniz desem delilere ayıp etmiş olurmuyum)gibi bir soykırım yapıcısıyım.Yaşadığım bütün duygular arasında kendimi en vahşi,en kudretli,en otoriter hissettiğim andı o an.Her yakılan fotoğraf sanki (Eternal Sunshine filimindeki gibi) bir hatırayı siliyordu.Kutsal ateşin yokediciliği bütün benliğimi sardı.Bir kaç fotoğrafdan sonra dinmez hazzı bulan ben,diri diri yaktıkları insanlardan sonra ilkel atalaramın neler hissettiğini tamamıyla anlamıştım.Törenin şehvetine kapıldıktan sonra toplu halde yakmaya başladım.Zaman benim kontrolümdeydi,geçmişte olmuş olan bana uzak oldukça geçmişte kalabilirdi.Kutsal ateşe de bu görevi vermiştim zaten.Onları ait oldukları yere götürmek.Soykırım diyebilirmisiniz buna masum bir zamanda yolculuk!(Peki verilen sözleri ne yapmalıydı..onlar geçmişe ait değildi..gelecekte de yer alamamıştı beceriksizler..)İkinci İtiraf:Aşk, güç tutkusu karşısında kaybetmişti.Yada ben öyle sanmıştım!Yıllar sonra,hangi meleklerin yardımıyla bilinmez,soykırımdan kurtulmuş bir fotoğrafa rastladım Albert Camus'un Veba'sının arasında.Üçüncü bir şahıs sorsaydı 'onun resmine rastlarsan ne yaparsın' diye..yarım kaldığım işi tamamlarım derdim.Ama insan kendisiyle baş başa olunca daha samimi oluyor.Arkadaşların katletmiş olsam da bu fotoğraf geçmişteki anıların hayaletiydi.Çizgi filmlerde vardırya her yılbaşı bir ruh gelir ve yoldan çıkmış olan cimriyi geçmişte ürkünç yolculuklara çıkarır.Bu fotoğraf da benim RUH'UM du.Aşk sığınacak son kalemiz demişti Kenan Kalecikli bir keresinde.Ayazda kalmışım bunca sene...
Ne kadar tiksinç bir duygu değil mi?Değil!İtiraf etmeliyim ki ben de birçoğunuz (hepiniz desem delilere ayıp etmiş olurmuyum)gibi bir soykırım yapıcısıyım.Yaşadığım bütün duygular arasında kendimi en vahşi,en kudretli,en otoriter hissettiğim andı o an.Her yakılan fotoğraf sanki (Eternal Sunshine filimindeki gibi) bir hatırayı siliyordu.Kutsal ateşin yokediciliği bütün benliğimi sardı.Bir kaç fotoğrafdan sonra dinmez hazzı bulan ben,diri diri yaktıkları insanlardan sonra ilkel atalaramın neler hissettiğini tamamıyla anlamıştım.Törenin şehvetine kapıldıktan sonra toplu halde yakmaya başladım.Zaman benim kontrolümdeydi,geçmişte olmuş olan bana uzak oldukça geçmişte kalabilirdi.Kutsal ateşe de bu görevi vermiştim zaten.Onları ait oldukları yere götürmek.Soykırım diyebilirmisiniz buna masum bir zamanda yolculuk!(Peki verilen sözleri ne yapmalıydı..onlar geçmişe ait değildi..gelecekte de yer alamamıştı beceriksizler..)İkinci İtiraf:Aşk, güç tutkusu karşısında kaybetmişti.Yada ben öyle sanmıştım!Yıllar sonra,hangi meleklerin yardımıyla bilinmez,soykırımdan kurtulmuş bir fotoğrafa rastladım Albert Camus'un Veba'sının arasında.Üçüncü bir şahıs sorsaydı 'onun resmine rastlarsan ne yaparsın' diye..yarım kaldığım işi tamamlarım derdim.Ama insan kendisiyle baş başa olunca daha samimi oluyor.Arkadaşların katletmiş olsam da bu fotoğraf geçmişteki anıların hayaletiydi.Çizgi filmlerde vardırya her yılbaşı bir ruh gelir ve yoldan çıkmış olan cimriyi geçmişte ürkünç yolculuklara çıkarır.Bu fotoğraf da benim RUH'UM du.Aşk sığınacak son kalemiz demişti Kenan Kalecikli bir keresinde.Ayazda kalmışım bunca sene...
Ynt: Ruh'um
eleştiriler için çok teşekkür ederim..objektif olarak birilerinin görüşlerini almak güzel..ben zaten bir edebiyat yazıcısı değilim..siyasi denemeler yazarım kendi çapımda dergilere falan yollarım..bu yazıya gelince benim de çok düzeltmek yada ekleme yapmak istediğim yerleri var ama o anın duygularını olduğu gibi yansıtmak istedim..hiçbir edebi kuralın o fotoğrafı gördüğüm andaki hisleri gölgelemesine izin vermek istemedim..ancak bir edebiyat yazıcısı olsaydım uyulması gereken kurallara uyardım..tekrar teşekkür ederim..
| |











Ynt: Ruh'um
Bu kısa öykü-denemeniz, bir kaç kusuru içinde barındırsa da, genel olarak ne anlatmak istediğinizi aktarmış. Ancak okurken zorlandım. Nedeni de, satır başı hiç yapmamış olmanız.
Bu şekil karmaşasını bir yana bırakırsak, gözüme 2. çarpan ; yazıya önce deneme tadında başlayıp "ititaf etmeliyim ki" kısmı ile öyküleştirmişsiniz. Ufak bir alıntıyla denemeye devam edeceğinizi beklerken, yazı tamamen öyküye dönmüş. O kısma kadar olan kısma deneme olarak bir son, o kısımdan önceki kısıma da öykü girişi şeklinde bir yazı yazarsanız, birbirinden bağımsız iki güzel yazı elde edebilirsiniz...
Sonuç olarak yine de güzel bir aktarım.. Tebrikler
p.s. : Umarım eleştirilerimi yargılayıcı bulmamışsınızdır.