eksik parçam....
eksik parçam....
Ne zamandır yazmıyorum diye çok kereler başladım yazılarıma bu mevsim… eskisi gibi yazmamak, yazamamak belki de eksiklik değil hayatımda bu kez, çünkü artık yazacak bir şeyler bulmak için beklemem gerekiyor, biriktirmem gerekiyor yaşadıklarımı. Olanların toplamını alıp, kareleriyle tekrar toplamam bile gerekebiliyor çoğu zaman… yaşamım bir boşlukta devam ediyor sanki… yamaç paraşütü yapan biri gibiyim, kelimelerimi tepeden aşağı bırakabilmek için önce kelimelerimi toparlamam gerekiyor sonra da o tepeye çıkarmam… çıkardıktan sonra aşağı bırakmak için uygun bir zaman gerekiyor önce, o zamanı bulmak ve sözcükleri maviliklere bırakmak… sonrası ise müthiş bir duygu… kelimelerim süzülürken sonsuz mavilerde rüzgar hiç dinmesin diliyorum…
Şimdi belki de hayatım boyunca defalarca gelip yemek yediğim yerdeyim. Taksim kadar soğuk geldi burası hep bana ama Taksim’den nasıl vazgeçemediysem buradan da hiç vazgeçmedim… hayatımdaki boşluğu kocaman hamburgerler ve kocaman patates kutularıyla doldurmaya çalıştım belki de hep… ne kadar komik… etrafta insanlar sohbet ederken ben hamburgerime bir ısırık daha atıp uzaktan masalarına misafir oldum hep… kahkahalarıyla tebessüm ettim, kavgalarıyla canım yandı oysa kendi yaşadığım şeylere hiç böyle tepkiler veremedim ben! Kendi hayatıma hep uzaktan baktım ama dilsiz, kör, sağır ve hatta yatalak bir hasta gibi hep tepkisiz kaldım kendi yaşantıma! Neden ve niçin olduğunu hiç merak etmedim, hep farkındaydım ama bunun için parmağımı bile oynatmadım…
Hayatı hep yanlış kulvarlarda sorguladım belki de… hep yanlış yerlerde, hep yanlış zamanlarda… adımlarımı doğru attım ama hesapları yanlış masalarda ödedim belki de… neyi nasıl yaptım biliyorum, biliyorum hep bir yerde bir parça eksik gibi… oysa üçüncü bir gözle baktığımda kendime tıpkı dışarıdaki insanlar gibi hayatımda her şey (!) yolunda… ama değil işte bir şey… evet bir şey eksik! Senelerce aradığım ve tek bir zerresine bile yaklaşamadığım bir şey… neden sorusunun karşısına hiç çıkmayan, sebep olarak hiç sunamadığım bir şey… öyle bir şey ki eksik parçanın o olup olmadığını bile bilmediğim bir şey… geceler ne olursa olsun gündüze çıkar ve her gün geceye mecburdur. Ben eksik parçamı hangisine gizledim farkında olmadan… yada elimden kaçırıp hangi yanlış yürekte hangi yanlış bakışta kaybettim… bir sevgilide mi, bir dostta mı yoksa yitip giden mavi düşümde mi? Hangisinde yitirdim? Kelimelerim bile yitip gidiyor zamanda hiç bulamamışım, onlara hiç sahip çıkamamışım gibi… ama onlar benim! Benim sözlerim, benim mavi düşlerim! Mavi harfler oluşturur benim mavi sözlerimi ve mavilikleri bilmeyen hiç kimse söyleyemez onları… içimi yakarak kalemimden dökülen kelimeleri benden ve mavilikleri bilen birindenbaşka hiç kimse söyleyemez… zaten dayanamaz ki… ya deli saçması der atar bir kenara yada gözyaşlarıyla dağıtır harflerimin mürekkebini…
17/08/2006 -------------- << 19:30 >>
Şimdi belki de hayatım boyunca defalarca gelip yemek yediğim yerdeyim. Taksim kadar soğuk geldi burası hep bana ama Taksim’den nasıl vazgeçemediysem buradan da hiç vazgeçmedim… hayatımdaki boşluğu kocaman hamburgerler ve kocaman patates kutularıyla doldurmaya çalıştım belki de hep… ne kadar komik… etrafta insanlar sohbet ederken ben hamburgerime bir ısırık daha atıp uzaktan masalarına misafir oldum hep… kahkahalarıyla tebessüm ettim, kavgalarıyla canım yandı oysa kendi yaşadığım şeylere hiç böyle tepkiler veremedim ben! Kendi hayatıma hep uzaktan baktım ama dilsiz, kör, sağır ve hatta yatalak bir hasta gibi hep tepkisiz kaldım kendi yaşantıma! Neden ve niçin olduğunu hiç merak etmedim, hep farkındaydım ama bunun için parmağımı bile oynatmadım…
Hayatı hep yanlış kulvarlarda sorguladım belki de… hep yanlış yerlerde, hep yanlış zamanlarda… adımlarımı doğru attım ama hesapları yanlış masalarda ödedim belki de… neyi nasıl yaptım biliyorum, biliyorum hep bir yerde bir parça eksik gibi… oysa üçüncü bir gözle baktığımda kendime tıpkı dışarıdaki insanlar gibi hayatımda her şey (!) yolunda… ama değil işte bir şey… evet bir şey eksik! Senelerce aradığım ve tek bir zerresine bile yaklaşamadığım bir şey… neden sorusunun karşısına hiç çıkmayan, sebep olarak hiç sunamadığım bir şey… öyle bir şey ki eksik parçanın o olup olmadığını bile bilmediğim bir şey… geceler ne olursa olsun gündüze çıkar ve her gün geceye mecburdur. Ben eksik parçamı hangisine gizledim farkında olmadan… yada elimden kaçırıp hangi yanlış yürekte hangi yanlış bakışta kaybettim… bir sevgilide mi, bir dostta mı yoksa yitip giden mavi düşümde mi? Hangisinde yitirdim? Kelimelerim bile yitip gidiyor zamanda hiç bulamamışım, onlara hiç sahip çıkamamışım gibi… ama onlar benim! Benim sözlerim, benim mavi düşlerim! Mavi harfler oluşturur benim mavi sözlerimi ve mavilikleri bilmeyen hiç kimse söyleyemez onları… içimi yakarak kalemimden dökülen kelimeleri benden ve mavilikleri bilen birindenbaşka hiç kimse söyleyemez… zaten dayanamaz ki… ya deli saçması der atar bir kenara yada gözyaşlarıyla dağıtır harflerimin mürekkebini…
17/08/2006 -------------- << 19:30 >>
| |










