MAVİ ISLIK Uçları nasırlı, içlerinde karıncalar dolaşan becerikli parmaklarımı dudaklarımın arasına yerleştirip derin bir soluk aldıktan sonra karanlığın tam ortasına portenin üst çizgilerine özgü, zor dayanılır ve tedirgin edici, tiz
Mustaine'den feyz alamayanlara!!!Published by alkolperver 17-05-2006 |
|
MAVİ ISLIK
Uçları nasırlı, içlerinde karıncalar dolaşan becerikli parmaklarımı dudaklarımın arasına yerleştirip derin bir soluk aldıktan sonra karanlığın tam ortasına portenin üst çizgilerine özgü, zor dayanılır ve tedirgin edici, tiz bir ıslık patlatıyorum maviye çalan... Zamanın kumlu yığını alevlenip yarılıveriyor bir anda, bir anı beliriyor sesin doldurduğu kalın duvarlı, kadifemsi boşlukta: Bunun önemini kavrayamamış olsalar da, ilk kez söz birliği edip bir araya gelen birkaç soluk benizli ben, başka anıların yıprattığı koyu renk ahşaptan bir meyhane masasının çevresinde toplanmış oturuyor, birbirlerinin yüzüne bakmaktan kaçınarak. Herkes geleceğinin mutlak sarhoşluğunu yudumluyor önlerindeki, ellerindeki kotarılmaya az kalmış günün büyük ödülü olan dolu bardaklardan. İçlerinden bazıları geleceğinin bağımlılığına ürkek bir şerefe yolluyor, bir kabullenme selamı çakıyor sessizce... Yalnızca bir tek parçayı çalmaya madeni parayla koşullandırılmış müzik kutusunun siyah delikli geniş kenarlarından, ahşaba çarpan kalın cam seslerinin arasına bir şarkı dökülüyor: "A tout le monde.. " * Hepsi, derin bir soluk alıp meyhanenin mavi havasını içine çektikten sonra, çoktandır hayranı oldukları sesin sahibine, o görünmez "kızıl saçlı tanrı" ya eşlik etmeye başlıyor umutsuzca; "Don't remember where I was I realized life was a game.." Yüzlerde, diğer tüm kas dayatmalarına baskın gelerek öne çıkmayı başarmış, meraktan yoksun tanıdık, loş ve kan çanağı gözleri kısan bir ifade var, hiç değiştirilmeyen. Biri, mırıldanmasına ara verip bardağı boş, kurumuş ağzına götürürken, bir diğeri, "Sen giderken, biz geliyorduk, " edasıyla iri bir fırt almış, boğazında hala ateş suyu yanığıyla şarkıya kaldığı yerden devam ediyor, çatallaşmış sesiyle; "The more seriously I took things The harder the rules became.." Birbirine karşı nedeni belirsiz, anlamsız ve hatta çocuksu bir inatla boş yere uzatılmış kırgınlıklar duyan bunca yabaniyi, önemli ya da önemsiz herhangi bir şey yapmasalar, taş üstüne taş koymasalar da her zaman böyle, bir arada göremeyeceğimi bilmekten dolayı mutlu olmam gerekirdi aslında, en azından birazcık heyecanlı. Ama yok; bomboşum şu önümdeki şişe gibi, hiçbir şey duyumsamıyorum onlarla birlikteyken: Beni de kendilerine benzetmişler anlaşılan... "I had no idea what it'd cost My life passed before my eyes.." Bardaklar kendiliğinden doluyor, direnmeden boşalıyor. Zaten tüm olup biten, durgun, yüreği atmayan bedenlerden yayılan biricik hareket de bu. Çarkları, dişlileri birbirine uzak, ama sıkı sıkıya bağlı, garip bir biçimde, özenilecek kadar uyumlu çalışan, her şeye karşın canlı bir makina bu anı. Ancak her bir parçası birazdan bunun ayrımına varacak, huysuzlanacak ve kendi kararını verecek. Yalpalayarak, düşekalka, birilerine, eşyalara tutunarak kalkıp gitmeden önce bir şeyler yapmak, tüm bunlara bir anlam vermek, ilk itici gücü sağlaya-cak noktayı, tetiği bulmak gerek belki. Neye mal olacağını en az onlar da benim kadar iyi biliyorlar, şu an yaşamları gözlerinin önünden acıtmadan, pervasızca geçerken. Önemsedikleri, el üstünde tuttukları bir şeyler elbette vardı bir zamanlar; birlik olup başardıkları, değerlilere değer kattıkları, anlattıkları, yeni baştan yarattıkları, kusursuzca büyüledikleri.. ama sanki kim olduklarını, nerede olduklarını, yaptıkları her şeyi unutmuş gibiler. Ya da bu, umurlarında bile değil: Yalnızca oradalar; bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek de olsa... "I found out how little I accomplished All my plans denied.." Ansızın, yüzlerinin yok olduğunu ayrımsıyorum; bir an, dümdüz, cansız ve yağlı et topaklarına dönüşüyor suratları. Ağızlarına bilinçsizce götürdükleri kadehlerdeki içki yerlere, giyisi diye üzerlerinde taşıdıkları paçavralara dökülüyor, tek tek kopan parmaklarla birlikte. Betin benzin atmasının hemen ardından da neyin geleceğini; birbirlerine var güçleriyle saldıracaklarını, amansızca boyunlarını kıracaklarını, boğacaklarını, en ufak bir acı bile duymadan öldüreceklerini çok iyi bili-yorum birbirlerini. Birazdan burada eşine az rastlanır, korkunç bir kişilik katliamı, çetin ve kanlı bir iççatışma olacak, bir iç hesaplaşma yapılacak, biliyorum. Ve bunu engelleyemeyeceğimi, göz göre göre hepsini, herkesi bir anda, aynı kanlı soluk içinde yitireceğimi de.. Üzülmenin bir anlamı, bir yararı yok; hep böyleydi bu, hep böyle olacak. Pişmanlığa da yer yok bu amaçsız, tekdüze gösteride. Belki hüzün vardır biraz.. Zaten nefesim de uzun sürmez, çok güçlü değildir; ıslığı bitiriyorum son bir çabayla... Hoşçakalın... “So as you read this know my friends I'd love to stay with you all Smile when you think of me My body's gone That's it all.. A tout le monde (.. to all the world ) A tout mes amis (.. to all my friends ) Je vous aime (.. I love you ) Je dois partir (.. I have to go ) These are the last words I'll ever speak And they'll set me free.. If my heart was still alive I know it surely break And my mem'ries left with you There's nothin' more to say.. Movin' on is a simple thing What it leaves behind is hard You know the sleeping feel no more pain And the livin' are scarred.. A tout le monde (.. to all the world ) A tout mes amis (.. to all my friends ) Je vous aime (.. I love you ) Je dois partir (.. I have to go ) These are the last words I'll ever speak And they'll set me free.. “ * Metinde yer alan tüm İngilizce ve Fransızca kelimeler, Megadeth'in " Youthanasia " albümündeki " A tout le monde " adlı parçaya aittir.. Ve de bunca yıl sonra esinlenme kaçınılmazdır!! (19 Mart 2006) |
|
|
![]() |
| Etiketler |
| alamayanlara, feyz, mustaineden |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Bakin feyz alin | ogetbilo | Road Trip | 15 | 06-10-2004 16:23 |