Servise biniyorum Kadıköy'e giden. Vicdanımı rahatlatmasını umduğum çabam amacına varmaktan ziyade, sevilen kız, herşeyden haberdar olan kumral ve benden yakışıklı,en önemlisi kaslı ve zayıf sevgili(saçlarını toplamasa daha da fetiş bir
Hülasa MuzPublished by wikmaster 28-02-2006 |
|
Servise biniyorum Kadıköy'e giden. Vicdanımı rahatlatmasını umduğum çabam amacına varmaktan ziyade, sevilen kız, herşeyden haberdar olan kumral ve benden yakışıklı,en önemlisi kaslı ve zayıf sevgili(saçlarını toplamasa daha da fetiş bir adam olur), seven naçiz ceset(aa bu benim) ve muhtemelen kurbana fındık fıstık atma suretiyle odada bulunan faşist bir izleyiciyi aynı ortamda buluşturuyor. Sevr şartları önüme konuluyor, haketmemesem de -kim hakeder ki zaten- bazı seçimlerimin elimden alınmasını, aşkımdan(o an nefret ediyordum ondan birşeyim değildi kuşkusuz) izole edilmeyi kabulleniyorum o günün öğleni. Besarabya ve Akka Kalesi diye mırıldanarak odadan çıkıp Anna Karenina repliklerini duvarlara savuruyorum. Bu alenen mağlubiyeti her hüsranımızdaki gibi Uwriel kuluyla aynı istikamete yürümek vasıtasıyla kutlayamak geçiyor aklımdan. Servisten iniyorum, şüphesiz ki o, kerameti kendinden olacak gecede. Bundan emin bir şekilde yürürken sonunda Uwriel'i görüyorum, yine sırıtıyor bipolar dengesiz herif. Konuşmadan yürüyoruz. Zor bir gün geçirmiş gururlu aşık sessiz ve açılı yürümelidir diyerek konuşmuyor ve vücudumu öne yatırıyorum.
Dükkan soyulmuş sizin diyorum aniden. Geçmiş olsun demek gerekir mi acaba? İçsesi defedip, kendi dertlerimle boğuşma hükmüne varıyorum,soylulaşıyorum muntazaman. -Evet, sigara standını lüplemişler. -Sigara zararlıdır. -Muhakkak. Waypoint'e giriliyor. Ali Usta'ya yürürken rıhtımdan havadan sudan konuşuyoruz. Tek Büfe'de bir şeyler atıştırıyoruz. Beşiktaş kocamız, minareler süngümüz. Sonra Ali Usta'ya geliniyor. Santamaria'nın ne olduğu bilinmeden her gelişimizde olduğu gibi ısrarla Santamaria'nın niye olmadığı tartışılıyor. Sonra böyle varsıl bir dondurma isminden sonra fütursuzca çikolata-karamel söyleniyor. Satıcıda, gidin max yiyin körpeler bakışı beliriyor. Sos-fıstık? demeden satıcı, -olsun tabii,elzem denilip adamın kafası karıştırıldıkça bakış belirginleşiyor. Sahile denizi görmeyen ve kumlu bir bank buluyoruz, mal olduğumuz aşikar yağmur bunu saklamaya çalışsa da. Vakit ilerliyor, konuşmak istemiyorum. Sadede gel demeye çalıştıkça Uwriel, All-Star'dan bahsederek Shawn Marion,the Matrix diye sesimi geceye savuruyor bir sonraki taarruzu Kobe'nin 8 numaralı formasının aslında sol açık forması olması gerektiğini savunan fuzuli argümanlarla geçiştiriyor, Kimofobya'nın da çok pis laf soktuğunu laflarım arasına iliştiriyorum. Tırsıyorum Kimofobya'dan birgün sıra bana gelecek diye. JosefK'in ibişlerinden bahsedip gülerken, Ali Usta'ya giriyoruz bir daha. Ötmem kati surette artık ve gerekeni yapıyorum. Bir zamanlar deli gibi aşık olduğum birinden 1 günlük belkide nihai olarak nefret ettiğimi söylemek hissizlik veriyor bana bir süre. Alakam olmamasına rağmen şairmişim gibi yanımda gezdirip içine çıfıt doldurduğum çantama tekme savuruyorum sokaklarda sinirden. Sonra bu 3 saatin, geçirdiğim iğrenç öğle vaktine gayet denk gelebileceğini düşünüyorum çantamı yerden alırken. Gülünmemesi gerektiğini düşünsem bile böyle bir günde gülmeyi başarıyorum. Falda da çıkmıştı zaten esprili mizacıyla seni bol bol güldürecek diye. Uwriel'e durumu çıtlatıyorum Avrupa'da serbestmiş diyerek, anlamıyor dombil kart sarıkız Uwriel. Dönüş servisine giderken bir başka yoldaş çıkıyor önümüze, yoldaş Alparslan. Uwriel tek yarine yastığına, dolayısıyla evine yola koyulunca servise biniyoruz. Bu Sergen 5 sene daha oynar diyorum, kilo da vermiş artık atletik bir kocamız var zebra desenli pijamasıyla. Keyif alıyorum nefes alırken, bu kadar karamsar olmak niyeydi o zaman diyorum ertesi gün bu sözleri aklıma getirip hayatıma uyarlayamayacığımı bilsem dahi. Kocamız Sergen'i konuşurken dönüyorum Dave Gahan gibi yoldaş Apo'ya. Saç sakal yapmışsın diyorum 6 aydır tipini değiştirmeyen adama. Sıvazlıyor sakalları sende yok köse diyor sanki tüm benliği, sonra sırıwıyor. Dudakların kıvrılmasından daha haz verici bir şekilde gülmeyi keşfettikten sonra şöföre uzanıyoruz kaç dakika sürer abi diye. Tokatlarız gider diyor. Tozlanmak üzere bir kitabı rafa kaldırdığım ve bunu yapmaya çalışırken kitabın ağırlığıyla ezildiğim böylesine bir günü bu kadar rahat geçirebilmem kuşkulandırsa da beni, tokatlıyoruz gidiyor hayat. Yol çizgilerini sayıyorum. 341,342... Sonrasında mutluyum,umarım horlamamışımdır diyorum kalktığımda. Bana yönelen bakışlar sanki aksini ispatlasa da umursamadan yürüyorum yarime. Yastık dudağımda dansediyor. |
|
|
![]() |
| Etiketler |
| muz |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|