Bir an arkasına bakma ihtiyacı hissetti. Biri tarafından takip edildiği hissine kapılmıştı durup dururken. Oysa ki arkasında ne bir ses ne de hareketlenme olmuştu. Az önceki sakin yürüyüşü şimdi hızlanmış,
Halgore - CinayetPublished by nugo 11-02-2006 |
|
Bir an arkasına bakma ihtiyacı hissetti. Biri tarafından takip edildiği hissine kapılmıştı durup dururken. Oysa ki arkasında ne bir ses ne de hareketlenme olmuştu. Az önceki sakin yürüyüşü şimdi hızlanmış, arkasında olduğunu hissettiği şeyden kaçmaya başlamıştı şimdi adımları.
Bir sokak lambasının altında durakladı. Burası sokağın karanlığından daha güvenli gelmişti ona. Arkasını kontrol etmekten korktuğu için sırtını dayadı lambanın direğine. Düşünmeye çalıştı. Korkunun zamansız ve derin çukurlarına çekilen ruhunun refleksleri onun düşünmesini engelliyordu. Kalbinin olduğu bölgeye bir şey hafifçe batırılmışçasına bir sancı hissetti ve bunun ‘’arkasındaki şey’’ korkusuyla alakasını kurmaya çalıştı. Sakin gözükmeye çalışarak, titreyen ellerini saklamak istercesine ceplerine sokarak evinin yoluna devam etti. Birkaç dakika sonra güvende olacaktı. <Birkaç dakika> Düşünceleri beyninde koca bir tepsiye çarpmışçasına yankılanıyor ve yankılanmanın gürültüsü azaldıkça derinden gelen uğultu artıyordu. <Birkaç dakika> Birkaç dakika çok uzundu şimdi. Asla bitmeyecek gibiydi. Bu düşünce ayaklarına istemsiz bir kuvvet verdi. Adam farkında olmadan koşar adım gitmeyi bırakmış, resmen koşmaya başlamıştı. Apartmanın kapısına geldiğinde otomatik yanan ışık onu biraz rahatlattı. Anahtarları çıkardı, titrek elleriyle beceriksizce deliğe sokup kapıyı açtı. Ayak seslerinin yankılandığı merdivenleri yavaş yavaş çıkmaya başladı. Üçüncü katta onuncu daireye gidip kapıyı açtı aynı beceriksizlikle, içeri girdi. Kapıyı arkasından kapattığında içerideki ışığı açmamıştı. Kör bir karanlık içinde duvardaki ışık düğmesini aradı elleri. Her seferinde bir kerede açtığı ışığı bulamıyordu şimdi o beceriksiz elleri. Duvarı yukarıdan aşağıya doğru okşadı ışığı bulabilmek için. Işık yoktu. Gitmişti. Evde birinin hafif hafif nefes aldığını hissetti. Midesi bulanıyordu. devamı bu topiğe gelecek |
|
|
|
#1
Gönderen
nugo
on
12-02-2006, 23:21
|
|
bölüm 2
---------------------------------------------------------------- Havada küçük mavi bir ateş oluştu. Havada iple asılmışçasına duran cılız ateş aydınlatıyordu şimdi holü. Işık oluştuğu yerden salona doğru gitmeye başladı. Raylar üzerindeki tren gibi kararlı ve sabit bir gidiş yönü vardı. Adam ürpererek ateşin peşinden gitti. İşin sonunu biliyor gibi hissetti kendini. ‘’Gel küçük…’’ dedi hırıltılı bir ses odanın içinden. Sesi fısıltıyı andırıyordu fakat başka bir şeyler de gizliydi o sesin içinde. Bir şeytanlık vardı. ‘’Sadece gel…’’ Adam kendi kendine geri dön diye bağırıyordu derinlerinde fakat korkudan kilitlenmiş bedeni yürümeye devam ediyordu bozuk bir oyuncak gibi. Ona yol gösteren mavi alev sessizce sönüverdi birden. Şimdi yeniden alacakaranlıktı. ‘’Işık!’’ dedi hırıltı. Bu kelimeyle her tarafta belirdi mavi ateşlerden bu kez ve odayı, her şey görülebilecek biçimde aydınlattı. Haliyle sesin sahibi de şimdi açıkça görülüyordu. Simsiyah bir cüppesi vardı. Cüppesinin alt kısmı bir dağın etekleri gibi etrafa yayılmıştı. Cüppenin içinde bağlanmış, ağzı örten kırmızımsı bir atkı takmıştı. Cüppesinin ve atkısının kapatmadığı gözleri, burnu ve elleri çürümüş, yeşil bir renk almıştı. Gözbebekleri yoktu. Kısılmış gözkapakları vardı sadece. ‘’Hoşgeldin’’ dedi hırıltılı sesiyle. Adam tanıdı onu. ‘’Bu akşam sizden birini göreceğimi biliyordum.’’ |
|
#2
Gönderen
nugo
on
14-02-2006, 22:08
|
|
bölüm 3
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- ‘’Gökyüzündeki yıldızları söndüren, gölgeleri çalan efendimizden, aynadaki yedinci kapıdan geldim sana Halgore.’’ ‘’İyi ettin. Ama ben Halgore değilim artık. Ayrıldım sizden, eski masum yaşamıma geri döndüm.’’ dedi adam. Bunun üzerine cansız bir kahkaha attı cüppeli yaratık. ‘’Masumiyet bir kez bozulur Halgore. Bir daha da düzeltilemez.’’ ‘’Belki. Belki de değil. Ama ben seçtim yolumu sizinle işim yok artık.’’ ‘’Var Halgore, sen bize aitsin!’’ dedi cüppeli yaratık ve bunu söylerken bembeyaz gözlerinde aç bir parıltı oluştu. ‘’Bize aitsin.’’ Dedi yılan gibi tıslayarak. ‘’Değilim haberci. Kimseye ait değilim.’’ Derinlerinde gittikçe yükselen bir korku vardı. Bu korku da giderek feryada dönüşüyordu. Her konuşmasında biraz daha belli oluyordu korktuğu. Ama cüppeli şeyin onun korktuğunu anlaması için bunlara ihtiyacı yoktu. Cansız ve insanın üzerinde uyuşturucu etkisi yapan o kahkahasını attı yeniden cüppeli yaratık. Hırıltılı sesiyle belli belirsiz bir şey mırıldandı gülerken. Ve tıslamaya devam etti: ‘’Negatifleri çağırıp çoğalanları toplayacaksın. Bir süredir kapalı olan geçiş kapılarını biraz aralayabilirsek, dünyaya yeni çağırıcılar getirebiliriz. Bunun için sana eski ortağını getireceğiz.’’ ‘’Neden yapayım ki bunu?’’dedi. Aslında sorunun cevabını biliyor gibiydi ama tereddütle sordu yeniden. ‘’Çünkü yapmak zorundasın.’’ Adamın gözleri daldı. Aklında düşünceler yavaş yavaş geziniyordu. Korktuğu cevabı almış olmanın yarattığı his, midesini bulandırmaya başlamıştı. ‘’Peki…’’ dedi çaresizce. O anda karşısındaki şeytanlık ona büyülü bir söz söyledi: ‘’Uyan artık’’ Ama bu ses uyandırmaktan ziyade uyutturucu bir etki taşıyordu. Hatta bir hipnotize yöntemi olduğu bile söylenebilirdi. Adam evin kapısında, kapıyı açmadan önceki halinde bulmuştu kendini. Neyse ki bunun gibi durumları zamanında pek sık yaşamıştı. Anahtarları çevirdi. Açılan kapıdan içeri girince elini ışık düğmesine attı. Etraf aydınlandı bu kez. <Neyse ki bir saniyeden fazla tutmuyorlar insanı> Dudaklarında anlamı belirsiz olan bir gülümseme oluştu. |
|
#3
Gönderen
nugo
on
16-02-2006, 22:11
|
|
bölüm 4
----------------------------------------------------------------- Kapı çaldı. Zil, sinir bozucu bir hırlamadan ibaretti, ki adam ne zamandır onu melodik bir zille değiştirmek istiyordu. Son zamanlarda ne vakit zil çalsa yaptığı iş bozuluyor, adam da ağır bir küfür sallayıp öfkeyle açıyordu kapıyı. Bu kez de sabah kahvesini sıçratmıştı üzerine. Kapıya doğru gitti. Kapıyı çalanın kapıcı veya meraklı ve olay arayan komşulardan biri olduğunu umuyordu. Diğer ihtimali düşünmek bile istemiyordu. <Belki de bu yüzden irkilmişimdir.> diye düşündü. Kapıya ulaştığında bir an durdu. Yüzü düşünceli bir hal almış, alnı kırışmış, kaşları çatılmıştı. Önce kapı koluna sonra da deliğe baktı o düşünceli tavrıyla. Zil ikinci kez çaldığında adam yeniden irkildi. Bu kez zil daha uzun çalmıştı. Biraz tereddüt ederek deliğe yaklaşıp dışarı baktı. <Ah tanrım!> Umduğunu bulamamıştı çoğu zaman olduğu gibi. Üzüntü ve korkuyla karışık açtı kapıyı. ‘’Gir içeri ortak.’’ Adam kısa boyluydu. Uzun, siyah ve hafif tüylü bir palto giymişti. Dizlerini kapatan paltonun altından gözüken kot pantolonu eskimiş, beyazlaşmıştı. Paltosunun sağ cebi bir hayli şişmişti. Cebinin içinde birden fazla şey olduğu şişkinlikteki biçimsiz çıkıntılardan belli oluyordu. Eski, kahverengi ve ıslak botlarının bağları çözülmüş, iki yandan sarkmaktaydı. Büyük ihtimalle karşısından gelecek ‘’içeri gir’’ davetinden emin olarak baştan çözmüştü botları. Bir süre açık kapının arkasındaki adama baktı sakin sakin. ‘’Hoş geldin demek yok mu eski dostum?’’ dedi cüssesine uygun ince ve pürüzsüz sesiyle. Sorduğu soruda küçük bir espri saklamıştı kendince. ‘’Hoş gelmediğin belli Yiğit… Senin gelişin bizim için hayırlı değil. Hem sen hem de ben için.’’ Dedi içerideki adam. Bunu çok cansız ve yorgun bir biçimde söylemişti. Cevabının içinde ‘’sen zaten biliyorsun cevabı’’ anlamına gelecek bir tonlama vardı. Etrafına bakındı ve çabucak içeri girdi dışarıdaki adam. Evin sahibi ıslak botlara baktı yüzündeki tiksindiğini anlatan ifadeyle. Botların sahibi Yiğit ise, içeri dalıp hızlıca kapıyı örttükten sonra aynı aceleyle paltosunun düğmelerini açmaya başladı. Paltosunu çıkarırken heyecanlı bir sesle konuştu. ‘’Bu iş bitince özgür kalacağımı söylediler. Düşünebiliyor musun Serkan? Yeniden özgürlük!’’ Konuştukça sesindeki heyecan artıyordu. ‘’Bana söylemediler.’’ Dedi Serkan bıkkın bir ifadeyle. Yere doğru devirdiği gözleri kahretsin diyordu. ‘’Senin de özgür kalacağını söylediler ortak!’’ dedi bir müjdeyi vermenin coşkunluğu içinde. Yiğit koca bir bebek gibiydi. Durup dururken ağlar, sevinir heyecanlanırdı. Serkan bir an düşündü. Alnı kırıştı yine. ‘’Neyse şu işi halledelim.’’ dedi. Yapmak zorunda olduğu şeyi çabucak yapıp bitirmek istiyordu. ‘’O zaman aynayı ve tepsiyi getir de başlayalım şu lanet işe.’’ |
|
#4
Gönderen
nugo
on
19-02-2006, 14:44
|
|
bölüm 5
------------------------------------------------------------------ Dört kişilik bir masa boyutunda, ince ve oldukça parlak bir tepsi getirdi Serkan. Salonun girişine yakın bir yerde, yere koyulmuş, duvara yapışık duran, yaklaşık 1.5 metrekarelik biçimsiz bir aynanın önüne koydu tepsiyi. Küçük işlemlerini burada yapacaklardı. ‘’İncir kokulu tütsü… Vazgeçilmez malzemelerden’’ dedi Yiğit cebinden ilk çıkan maddeyi tanıtırcasına. Sonra tek tek çıkarıp anlatmaya başladı. ‘’Bezoar… İğrenç değil mi?’’ ‘’Kesinlikle. Sanırım Sirgoth iğrençlikten haz duyuyor.’’ Tiksinerek öküz bezoarına baktı. ‘’Belki öyle. Ama sanmıyorum. Bunun bir simgesi olmalı.’’ dedi bilir ifadesiyle. Ama sadece aptallığından ötürü kendini bir şey biliyor zannediyordu. ‘’Bir tılsımlı ayna… Sanırım bir çingene yapımı ya da onun gibi bir şey. Ama üzerinde yazanlar bir büyü olmalı.’’ dedi yine o bilmiş ifadesini takınarak. ‘’Aynanın tılsımlı olması gerekmiyor Yiğit, kaşlarını aldığın aynayla da yapabiliriz bunu.’’ dedi Serkan, bilen kişinin bilmeyen karşısında hissettiği can sıkıntısıyla. Yiğit biraz bozuldu ama önemsemedi pek. Önemsenecek bir sürü şey varken… ‘’Si bemol tonu veren bir çınçın. Hepsi bu. Şimdi anlat bakalım ne bok yiyeceğiz bunlarla?’’ ‘’Anlatmadılar mı?’’ dedi Serkan. Öylesine soruyordu. ‘’Sadece sana getirmemi söylediler bunları. Al işte.’’ Serkan’ın beceriksiz elleri bildikleri bu işi ustalıkla yapmaya başlamışlardı. Bezoarı parçalayıp tepsinin etrafına yaydı. Tütsüyü küçük bir mumluğa saplayıp tepsinin ortasına koydu yakmadan önce. Yiğit’in çınçın dediği küllüğü andıran metal parçasını kendi çubuğuyla tepsinin sağına koydu. Küçük bir mum yaktı ışıkları kapatmadan önce. Küçük aynayı Yiğit’in eline verdi sakince. ‘’Şimdi bu aynayı karşıdaki aynaya tutacaksın ve sekmelerden yedi tane oluşmasını sağlayacaksın.’’ ‘’Neden bunu sen yapmıyorsun?’’ dedi Yiğit korkarak. Serkan’ı yalan söylemek zorunda bırakıyordu. ‘’Çünkü ben çınçına vurmalıyım.’’ Aynadan ne geleceğinden pek emin olmadığından aynayı Yiğit’in eline vermişti aslında. Onun önemsemiyordu. Kimseyi önemsemezdi, sadece kendisini düşünürdü, bu yüzden zamanında o seçilmişti. Yiğit bunu istemeye istemeye kabul etti. Başka seçeneği de yoktu zaten. Aynayı aynaya çevirdi, odaklandı, saymaya başladı. ‘’Sanırım tamam.’’ dedi. İşareti alınca çınçına vurdu Serkan. ‘’Eee?’’ dedi Serkan merakla. ‘’Hiçbirşey olmadı.’’ Serkan’ın içine bir anda sular serpildi. Bir an Sirgoth’un vazgeçmiş olabileceğini düşündü. ‘’Bir dakika. Sekiz tane varmış dur yeniden deneyeyim.’’ Serkan dişlerini sıktı. ‘’Sanırım oldu.’’ Yeniden işareti alınca tekrar çınçına vurdu Serkan. ‘’Ne görüyorsun?’’ Yiğit gözlerini kıstı, dikkatlice baktı aynaya gözlerini ayırmadan. Birden dikkat yerini korkuya bıraktı. Yiğit’in ağzından yalnızca birkaç kelime düzgün çıkabildi. ‘’Ateş… hayır… ateş!’’ |
|
#7
Gönderen
nugo
on
02-03-2006, 17:05
|
|
bölüm 6
------------------------------------------------------------------ Sirgoth mavi ateş denen soğuk bir lejyonun efendisiydi. Kendisine Sirgoth diyordu onbinlerce yıldır. Gerçek adını kimse bilmiyordu ki zaten bir şeyin gerçek adını bilmek ona sahip olmak demektir. Serkan’ın da gerçek adı Halgore’du ve Sirgoth bu ismi çok iyi biliyordu. Serkan’ı ona hizmet etmeye zorlayan şey buydu. Serkan bu lejyonun gerçek çağırıcılarıyla yıllar önce tanışmıştı. 18 ya da 19 yaşındaydı. O zamanlar bir satanist düşünceyle şeytanı çağırmak istemişti. Gerekli bilgilere ulaştıktan sonra aralarından bir kurban seçerek ayine başlamışlardı. Ama Samael insanların çağrılarına hiçbir zaman kulak asmazdı. Daha sefil ve muhtaç yaratıklar sadece açılan kapılardan içeri sızardı. Mavi Ateş Lejyonu bunu bekliyordu uzunca bir süredir. Sefil yaratıklar tanrının kitaplarından çaldıkları birkaç isimle zavallı insanları itaat etmeye zorluyorlardı. Halgore… Sirgoth’un emirleri yeterince açıktı. Büyü ve lanet dünyaya geri dönmek istiyordu. Halgore onlardan nefret ediyor fakat bir o kadar da seviyordu. Lejyon onun yaşam faaliyetlerini durdurup sonsuz ama lanetli bir hayat sunabilirdi. Halgore istiyor ama korkuyordu Serkan üstünü giyindi yavaşça. Uzun paltosunu ve işlemeli bastonunu aldı ayakkabılıktan. Yiğit’e baktı. ‘’Bu iş bu gece bitmeli.’’ dedi otoriter bir sesle. ‘’Oraya mı gideceğiz?’’ dedi Yiğit. Sesindeki tonlama onun meraklı değil, isteksiz olduğunu gösteriyordu. Çıktılar evden. Yakacık’tan Kadıköy’e bu saatte araba kalkmayacağından taksi çağırmışlardı. Taksiciye Kadıköy rıhtımına gideceklerini söylediklerinde taksici zengin olacağı sevinciyle basmıştı gaza. Gece tarifesinde işleyen taksimetreye bakmaktan zaman buldukça yola dikkat ediyordu taksici. Yol boyunca kimse konuşmadı. Serkan ve Yiğit kafalarında ne yapacaklarını tasarlıyorlardı. Taksici ise alacağı paranın verdiği coşku içinde yolla bütünleşmişti. Sadece inecekleri yeri sorarken ve ücreti söylerken konuşmuştu. Aldığı parayı ışığa tutup incelemiş sonra da kesenize bereket deyip gitmişti. Rıhtımda inip Akmar’a doğru yürümeye başladıklarında sessizlik sürdü. Kadıköy Çarşısı’nın önünden geçerlerken Yiğit bozdu sessizliği. ‘’Nasıl oluyor da onca şeyden sonra bulamıyorlar Pentagramı? Ölen çocuğun arkasından on kişiyi soktular içeri. Ne onların suçsuz olduğunu ne de ayinin nerede yapıldığını bulamıyorlar. Aptalca değil mi?’’ dedi sesinde bu kez merak vardı. ‘’Ne insan ruhu ne de teknoloji büyüyle savaşa girebilir. Orayı Sirgoth mühürledi. Yolun ortasındaki çukur bile olsa o kapıyı bulamazlar. Sadece üç kişi açabilir.’’ Aklına eski dostu Cihan geldi. Hüzünlendi biraz ama esgeçti hemen bunu. Akmar’ın kapısında durdular. Serkan ustalıkla açtı pasajın kapısını. İçeri girdikten sonra aynı ustalıkla kapattı. Dövme stüdyosunun önünde durarak yüksek ve otoriter sesiyle konuşmaya başladı. ‘’Hapsedilmiş iblisleri yol göstermeye çağırıyorum. Açın kapıları!’’ Duvarda yeşil ışıklar saçan kapı aralıkları belirdi. Serkan eliyle hafifçe ittirdi duvarı ve kapı açıldı. İçeri girdiler. Koskoca bir holün ortasında kan ve kemikler arasında bir Pentagram duruyordu. Yarıçapı insan uzunluğunda olan bu Pentagramın ortasında bir siluet duruyordu. Yıllar önce uyandırılmış ve buranın sahibi olmuş biri. ‘’Hoşgeldiniz’’ dedi tıslamayı andıran sesiyle. ’’Negatifler bende. Çoğalmalarını istedikleriniz ellerimde duruyor. Ama bunun için bir fedakarlık yapmanız gerekiyor.’’ ‘’Bana gelin’’ dedi tıslamayı andıran korkutucu sesiyle. Bu lafı söylemekten büyük bir haz duymuş gibiydi. Serkan ve Yiğit hareketlendi. Ama daha onlar yaratığa ulaşamadan yaratık odanın başka bir ucuna cisimlenmişti. ‘’Yalnızca biriniz. Ve bir fedakarlık.’’ Serkan’ın yeniden midesi bulanmaya başlıyordu. Yiğit’in dün söyledikleri kafasında yankılanmaya başladı. ‘’Bu iş bitince özgür kalacağımı söylediler.’’ <Hayır…> |
|
Son düzenleyen nugo : 02-03-2006 - 17:07.
|
|
#8
Gönderen
gudem
on
05-03-2006, 22:14
|
|
ilk kısımdan bağımsız gibi duruyor...konuda kopma var.5.bölümün sonunda yiğitin gördüğü bir şeyler var.konuyu bu noktadan evden çıkma sebeblerine bağlayan bir olay kurgusu eksik...
ne dersin? |
|
#9
Gönderen
nugo
on
08-03-2006, 20:24
|
|
Alıntı: gudem ilk kısımdan bağımsız gibi duruyor...konuda kopma var.5.bölümün sonunda yiğitin gördüğü bir şeyler var.konuyu bu noktadan evden çıkma sebeblerine bağlayan bir olay kurgusu eksik... |
|
#10
Gönderen
nugo
on
08-03-2006, 20:25
|
|
bölüm 7
-------------------------------------------------------------- Serkan bunun anlamını biliyordu. Karanlığın işkencelerine katlanmak ile bu işi burada bitirmek arasında bir seçim yapması gerekiyordu şimdi ama bu seçim uzaktan görüldüğü gibi basit değildi. <Sirgoth neden ikimizi gönderip birimizin bu işi halletmesini istedi?> diye düşündü, midesi bulanıyordu feci şekilde. Yumrukları sıkılmış, yapmak zorunda kalacağı şey için bedeni gergin bir hal almıştı. Yıllar önce burada yaptığı bir şeyi tekrar yapması gerektiğini çok iyi biliyor, bunda tereddüt etmiyor, bu yüzden gücünü topluyordu Serkan. Yiğit ise aptal aptal bir anlam vermeye çalışıyordu. Siyah cüppeli, karanlıktan ve dumandan oluşmuş ama gözlerinin ardında ateş pırıltıları saklayan iblis sessizce izlerken Serkan onun kırmızı ışıklardan ibaret gözlerine baktı. Orada ihaneti gördü ve iliklerine kadar gücü hissetti. Güç… ‘’Kapılar kapandı Yiğit. Ama ben seni buradan kolaylıkla çıkarabilirim. Arkanı dön.’’ dedi. Artık onu resmen avlama yoluna girişmişti. Yiğit hiç düşünmeden döndü arkasını. Serkan cebinden el boyunda bir çakı çıkarıp sessizce açtı. Son kez iblise baktı, tekrar gücü hissetti. Ve son bir nefes alıp sapladı bıçağı kalbine doğru. Yiğit boğuk bir inilti çıkararak yüzüstü devrildi. Sırtındaki yarıktan hızla kanlar sızıyordu. Kanlar Pentagramın ortasındaki beşgeni dolduruncaya kadar iblis ve Serkan hiç hareket etmedi. ‘’Sirgoth seninle gurur duyuyor çocuk. Sınavını geçtin. Şimdi gel de anlatayım sana her şeyi.’’ <Sınav?> |
|
#11
Gönderen
nugo
on
14-03-2006, 20:12
|
|
ilk serinin sonu
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- ‘’Sirgoth neden bana bunu yaptırdı?’’ derken sesinde hiçbir duygu yoktu. Merak bile. ‘’Çünkü senin gücünü denemek istedi. Negatifleri dağıtacağım. Ama bunun için gelmedin buraya Halgore.’’ ‘’Kötülüğün kölesi olmak için mi geldim?’’ ‘’Kötülük mü?’’ baygın bir kahkaha attı. ‘’Kötülük diye bir şey yoktur Halgore. Kötü dediğin kişiler güce susamış kişilerdir. Güç isteği ve korunma isteği vardır. Güçsüz olanlar kutsal ışığın savunmasına sığınırlar. Güçlü olanlar yalnız yürürler. Güce susamışlar ise gücü elde etmek için her şeyi yaparlar. Bu onların doğası gereği yaptığı şeylerdir. Sence bu kötülük mü?’’ ‘’Yiğit’i öldürdüm. Bu güç isteği mi?’’ Yiğit’i öldürmeden önce iblisin gözlerinde hissettiği gücü hatırladı. ‘’Bu işi burada bitirmek için onu öldürdün. Vazgeçebilirdin. Sana bu şans verilmişti. Ama sen damarlarında bizim ateşimizi taşıyorsun Halgore. Nefreti, öfkeyi, gücü pompalıyor kalbin. Sence bu yaptığın kötülük mü? Hayır Halgore. Vaat edileni yaptın sadece.’’ ‘’Vaat edilen?’’ Yeniden kafasında yankılandı o sözler. <Bu iş bitince özgür kalacağımı söylediler.> ‘’Onu özgür bıraktın Halgore. Şimdi sana seçimini sunacağız.’’ Bir elinde eski püskü bir şapka, diğerinde pırlantalarla süslü bir taç tutuyordu. ‘’Seç Halgore. Cennette kul olmak mı, cehennemde kral olmak mı? Unutma kötülük diye bir şey yoktur. Senin de güce susadığını biliyorum. Sana sonsuz yaşam ve lanetli büyüler vaat ediyoruz. Sağ elimdeki kutsal sefalet mi, sol elimdeki lanetli zenginlik mi?’’ Halgore birkaç saniye düşündü. Arkasında duran cesede baktı. Sonra yeniden yaratığın gözlerine baktı ve gücü hissetti. Sağ elini uzatarak yaratığın sol elindeki tacı aldı. Gücü soludu büyük bir hazla. Ardından parlayan gözlerini ve ellerini kocaman açarak yüksek sesle konuşmaya başladı. ‘’Hapsolmuş ruhlar dinleyin! Ben çağırıcı efendiniz Serkan ! Ben gittikten sonra burası mühürlenecek ve bu ceset sonsuza kadar burada hapsedilecek! İtaat edin ruhlar!’’ dedi. Ardından yüzlerce kadın ve erkek iniltilerini, acıya dönük tutkuları ve coşkunun doruklarını hissetti. Yeniden bağırdı. ‘’Ben Serkan!’’ |
![]() |
| Etiketler |
| cinayet, halgore |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Bir cinayet vakasi | Sound_Of_Silence | Beyin Fırtınası | 11 | 23-02-2007 15:30 |
| Temiz cinayet | deren | Beyin Fırtınası | 1 | 27-08-2005 20:31 |
| Cinayet | Lizard King | Road Trip | 3 | 10-05-2004 21:23 |