|
Ölümden korkuyorum, kendimin yada başkalarının ölümünden değil. Ölümün yarattığı boşluktan korkuyorum. Hayatımız öyle bir düzene girmiş ki, senkronize hayatımızda karşımızdaki varlıkların değerini bilemiyoruz. Onları hergün görüyoruz, her gün nasıl olduklarını soruyoruz veya günlük anlamsız olaylar üzerine anlamsız diyaloglarla geçiştiriyoruz değerli vaktimizi. İster bir akraba, ister bir arkadaş, bir sevgili belki de sadece hayatımızın bir parçasında yer edinmiş bir insan. Hayatımın hiçbir safhasında duygularını açıkça dile getirebilen bir insan olmadım, ölümlerde ve cenazelerde bile hiçbir zaman göz yaşı dökemedim. Şu an farkediyorum ki, onlara ne kadar değer verdiğimi, ne kadar sevdiğimi söyleyemeden çok arkadaşımı çok tanıdığımı kaybettim. Karşımdaki insana beraber yaşadıklarımızın sadece büyük bir sistemin bir parçası olmadığını söyleyememk çok acı.
En kötüsü ise boşluk... An gelir kaybınızdan günler aylar belki de yıllar sonra onu hatırlarsınız. Birlikte neler yaptığınızı geçirdiğiniz zamanı düşünürsünüz. İşte o zaman o boşlukla karşılaşısınız, o insanla aslında hiçbirşey yapmamışsınızdır. Geçirdiğiniz onca zamanda sadece anlamsızca hayatı yakalamaya çalışmış, değerli zamanınız anlamsız konuşmalara anlamsız kibarlıklarle , nezaketlerle harcanmıştır. İşte böyle bir şeydir boşluk, sizi onu kaybetmek üzmez, onunla yaşadığınız anlar üzmez. Onunla yapabileceğiniz ama yapamadığınız şeyler üzer.
Sevdiğiniz bir insana onu sevdiğinizi, ona değer verdiğinizi söyleyememek, onun gülümsemesini sağlayamamak , onu mutlu edememek.
Ne yazık ki hayatımızı kontrol edebilme gibi bir güce sahip değiliz, sadece sürükleniyoruz. Ve bu sonsuz gibi görünen çalkantılarda tutanileceğimiz tek şey sevdiklerimiz olacak. Bazıları solup gidecek, bazıları bir anda kırılacak ama tek yapabileceğimiz bu onlara tutunmak ve duygularımızı köreltmemeye çalışmak. Biz de onlar gibi solup, kırılıp gidene kadar.
|