Çerez gibi ölüm haberlerini tükettiğim bir televizyonun bahsettiği o muhteşem şehir İstanbul, bu kez dinle beni, Binbir katilin dolaştığı trafiğindeki sütübozuk mahlukların sollama yarışlarına balgam atıyorum İstanbul. Seni de pek
İstanbulPublished by nugo 17-01-2006 |
|
Çerez gibi ölüm haberlerini tükettiğim bir televizyonun bahsettiği o muhteşem şehir İstanbul, bu kez dinle beni,
Binbir katilin dolaştığı trafiğindeki sütübozuk mahlukların sollama yarışlarına balgam atıyorum İstanbul. Seni de pek sevmem zaten. ‘’Zalim/ Oyunbozan/ Çık dışarıya oynayalım’’ biçimindeki şarkılara malzeme olan garlarında tiner çeken piçlerinin taşıdığı kesici aletlerin kıçıma girmesinden korkuyorum. Hani nerede o manzaran? Varoşlarını görüyorum sadece. Kanalizasyon sistemi bile olmayan bok kokulu varoşlarını alıp satan o emlak bürolarının topunun amına koyayım. SultanAhmet Camii’ne övgüler yalan oldu İstanbul. Ahmet öldü, cami ise yandan yemiş mafya kıçlı irticanın kalbi oldu. Avlularına bırakılan beş günlük piçleri aç itler parçaladı, güvercinleri ise kuş gribi oldu. Bittikçe bitiyorsun İstanbul… Alkol alıp Kadıköy’ün kevaşe kızlarıyla eğlenecek kadar kıyamıyorum bazen spermlerime. Düzülmek için 40 kağıt sökülen oğlanlara saklıyorum onları. Ve biraz alkolü kaçırıp kustuğum için sokaklarına özür dilerim ki ben yatıyorum zaten o sokaklarda.. Eski sevgililerimin numaralarını ‘becer beni’ başlığı altında tünellere yazmaktan feci keyif alıyorum. İbnelerden kazandığım sermayeyi sprey boyalara harcıyorum hafiften. Bağdat Caddesi’nin kasıntı zengin piçleri ve süslü orospularına baktıkça gülüyorum sıça sıça. Onların sidik yarışlarından sermaye yapan esnafı da dürtesim geliyor hafiften. Ve bütün o kokoşlara baktıkça seni görüyorum İstanbul: bin kez düzülmüş ama süsü bozulmamış… İstanbul’un taşı toprağı altındır diyenler köşe bucak kaçıyor bugün kalabalık bir grup tarafından düzülmek korkusuyla. Taşın bok kokuyor, toprağında ise kenevir yetiştiriliyor sadece. Ama ben ısrarla alkolden yukarı çıkmıyorum bu esrar bolluğunda. Rapçi takılan dallamalarından ve metalci ayağındaki küpeli ibnelerden gına geldi artık. Yitik gençliği oynayan hatunlar evinin kadını olacak bir gün ve ağzındaki, burnundaki kıçındaki deliklerden sular sızacak yaşlandıkça. Gideceğim bir gün bu şehirden… |
|
|
|
#1
Gönderen
jenijen
on
17-01-2006, 16:07
|
|
Tamamen karanlık tarafına bakmışsın ama söylediklerinin doğru olduğuna inanıyorum. Ahenk ve uyum içinde yazmışsın. Yaz sen böyle devam et.
Biraz küçük iskender havası var ama. |
|
#2
Gönderen
yüksek sadakat
on
17-01-2006, 17:26
|
|
nereye gidiosun, anladık bunlar bardağın boş tarafı ama nerde dolduracaksın bardağını..
gelen gideni aratır derler.. |
|
#3
Gönderen
nugo
on
17-01-2006, 17:29
|
|
Alıntı: yüksek sadakat
nereye gidiosun, anladık bunlar bardağın boş tarafı ama nerde dolduracaksın bardağını.. |
|
#4
Gönderen
gudem
on
18-01-2006, 10:57
|
|
gittikce tarzıını oturtmaya başlıyorsun....Martin Eden i okumanı tavsiye ederim..sana mutlaka bişeyler katacaktır..yine de dikkatle ve ilgiyle takip ediyorum yazılarını...unutmadan,diğer yazılarının içinde sadece yazmış olmak için yazılanlar var...gözyaşı müzesi gibi,biraz daha üzerinde dur istersen
dip not:belkide mesleğimden kaynaklanıyor ama bu kadar küfür kullanmak zorundamısın?... |
|
#5
Gönderen
nugo
on
18-01-2006, 12:00
|
|
Aslında Gözyaşı Müzesi'ni yazmış olmak için yazmadım ama böyle bir izlenim yaratmış olabilir. Küfür olayına gelince bu yazıda tüm öfkemi kustuğum için böyle, diğerlerinde çok nadir bulunur küfür.
|
|
#7
Gönderen
swat
on
19-01-2006, 01:10
|
|
Antalyaya beklerim nugo antalya istanbul gibi vampir değildir
emmez adamı |
|
#8
Gönderen
NihiList KeLebeK
on
22-01-2006, 02:45
|
|
..bir iki ay önce, kursa giderken sürekli önünden geçtiğim büfenin alt raflarında bir kitap görürdüm. güneşten solmuş, eskimiş.. her geçişimde bakardım, ne olduğunu anlamaya çalışırdım. yeri hiç değişmezdi. bazen üstüne yığılan dergilerin ağırlığında ezilir, kenara sıkışıverirdi. ama hep oradaydı. rafın en altında.. bir gün dayanamadım, gittim aldım. 'evet' dedim, 'rafın en altındakini istiyorum'. aslında o kadar da eski bir kitap değildi. 1999 basım.. unutulmuş işte.. ve aslında o kadar da ahım şahım bir kitap da değildi. imla hataları, noktalama hataları gırla.. bilmem. belki de İstanbul gibi bir kitap.. imla hatalı.. noktalama hatalı.. öyküler ilginçti. gerçek olduğuna inandırdı beni. bir nebze ağlattı da aslında, göstermedim o ayrı.. onu hatırladım biraz.. 'beyoğlu'nda garibanın otopsisi yapılmaz'. İstanbul' u yaşayan bilir. ben bilmem.
|
![]() |
| Etiketler |
| istanbul |
| Echoes Tools | |
| Görünüş Şekli | |
|
|
Benzer Başlıklar
|
||||
| Echoes | Echoes Starter | Comment | Cevap | Son Mesaj |
| Anlat İstanbul | Sound_Of_Silence | Film - Dizi Yorumları | 11 | 17-08-2008 17:45 |
| Picasso İstanbul | scarecrow | Güncel Olaylar | 11 | 24-11-2005 18:30 |
| İstanbul | Am_I_Evil | Oyunlar | 26 | 20-03-2005 14:34 |
| İstanbul masaüstünde | Lizard King | High Tech | 1 | 26-10-2004 18:55 |