Köprünün Diğer Tarafı
Köprünün Diğer Tarafı
Saate baktım 4.30’u işaret ediyordu kolları. Yatağımda sakince uzanmışım ama uyuyamıyorum bu gece. Onu elde edememişliğim yatağıma girmiş de beni huzursuz etmeye başlamış gibi. Odamdan içeri sızan ay ışığı masanın üstündeki kasetlerden yansıyarak yatağımın üzerinde figürler oluşturuyor yine. Göğüs boşluğumda kıvranan bir şeylerin etkisiyle hareketleniyorum, ilk hareket ikincisini, ikinci hareket üçüncüsünü tetikliyor derken kendimi pencerenin önünde buluyorum yıldızları yutarak yükselmiş bir dolunaya gözlerimi dikmiş vaziyette. Masmavi bir dolunay... Ona bakarken üzerinde bir şekil biçimleniyor –belki aklım bana bir oyun oynuyor- ama orada akıl almaz bir biçimde bir yüz beliriveriyor. Tertemiz ve gördüğüm en masum biçimiyle duruyor; ve ben sanki yıllardır aradığım oymuş gibi hayranlıkla bakıyorum. O ise bana bakmıyor adeta utanmışçasına. Heyecanlanıyorum, dokunmak istiyorum ona, ellerimi geceyi delercesine uzatıyorum ona, uzanıyorum, yetişemiyorum… O anda uyanıyorum.
Saate baktım 4.30’u işaret ediyordu kolları. Etrafıma bir göz gezdirdim. Anlaşılan uyku yok bu gece. Rüyamda ona ulaşamayışım beni iğnelercesine uyandırdı. Daha da uyuyamam herhalde. Sakince kalkıp dolunaya bakmaya gidiyorum onun bir rüya olduğunu tam olarak anlayıp ağlayabilmek için. Yıldızları yutarak yükselmiş bir dolunaya dikiyorum gözlerimi. Masmavi bir dolunay… O aynı yerinde aynı anlaşılmaz edasıyla duruyor. Ben ona bakarken o yüz yeniden biçimleniyor, heyecanlanıyorum, uzanıyorum var gücümle, yeniden uyanıyorum.
Saate baktım 4.30’u işaret ediyordu kolları. Etrafıma bir göz gezdirdim. Ay ışığı odayı doldururken ben ağladım, huzursuzca soluma döndüm ve hayatımın en umutsuz uykusuna yattım küskün bir biçimde…
-------------------------------------------------------------------
Rüyalarla gerçekler arasında bir köprü vardır ya hani. Her gün iki kez o köprüden geçer, belki de yarın sabah irkilerek uyanmamızı sağlayacak bin bir düşe, bilinçaltının mistik flaşlarına uzanırız oradan. Tonlar grileştiğinde uçarı bir düşünce girdabının soluksuz sakinliğinde hızla aşarız o köprüyü. İşte tam o köprüde bir köşede belli belirsiz bir goblin durur, rüyanın eşiğine gelmiş minik bir ruh için hazırladığı kocaman panayırı sunar hevesle.
Tam rüyalarla gerçeklik arasında, rüyanın eşiğinde konuştum goblinle. Rüyamı geri istedim. O ise bana bu tarafın gerçek olduğunu köprünün diğer tarafında insanların ‘’dünya’’ dediği ortak bir rüyaya uyandığını anlattı. ‘’Eğer bu bir rüya olsaydı sen bunun rüya olduğunu düşünmezdin’’ dedi. Bilinçaltıyla bilinç arasında hem olan hem olmayan belli belirsiz bir orman gösterdi bana, yolumun orası olduğunu söyledi. Gittim. Ağaçların arsında hafif bir melodiyi takip ettim. O ormandan geçen nehrin kenarında buldum aradığım şeyi. Ulaşamadığım o yüzün sahibi nehrin kenarında çömelmiş üzerinde elf prenseslerini adıran bir kıyafetle suya dokunuyor, ruhumu okşayan bir ezgi mırıldanıyordu. Yaklaştım iyice yanına, sokuldum, ama dokunmadım incitirim korkusuyla.
Artık her gece ormanda yanına gidiyor şarkısını dinliyorum sakince. Dünya dediğimiz ortak kabusa her uyanışımda goblinin sözlerini hatırlıyorum. Bir yerlerde o melodinin hiç kesilmeden devam ettiğini ve beni beklediğini biliyorum...
Saate baktım 4.30’u işaret ediyordu kolları. Etrafıma bir göz gezdirdim. Anlaşılan uyku yok bu gece. Rüyamda ona ulaşamayışım beni iğnelercesine uyandırdı. Daha da uyuyamam herhalde. Sakince kalkıp dolunaya bakmaya gidiyorum onun bir rüya olduğunu tam olarak anlayıp ağlayabilmek için. Yıldızları yutarak yükselmiş bir dolunaya dikiyorum gözlerimi. Masmavi bir dolunay… O aynı yerinde aynı anlaşılmaz edasıyla duruyor. Ben ona bakarken o yüz yeniden biçimleniyor, heyecanlanıyorum, uzanıyorum var gücümle, yeniden uyanıyorum.
Saate baktım 4.30’u işaret ediyordu kolları. Etrafıma bir göz gezdirdim. Ay ışığı odayı doldururken ben ağladım, huzursuzca soluma döndüm ve hayatımın en umutsuz uykusuna yattım küskün bir biçimde…
-------------------------------------------------------------------
Rüyalarla gerçekler arasında bir köprü vardır ya hani. Her gün iki kez o köprüden geçer, belki de yarın sabah irkilerek uyanmamızı sağlayacak bin bir düşe, bilinçaltının mistik flaşlarına uzanırız oradan. Tonlar grileştiğinde uçarı bir düşünce girdabının soluksuz sakinliğinde hızla aşarız o köprüyü. İşte tam o köprüde bir köşede belli belirsiz bir goblin durur, rüyanın eşiğine gelmiş minik bir ruh için hazırladığı kocaman panayırı sunar hevesle.
Tam rüyalarla gerçeklik arasında, rüyanın eşiğinde konuştum goblinle. Rüyamı geri istedim. O ise bana bu tarafın gerçek olduğunu köprünün diğer tarafında insanların ‘’dünya’’ dediği ortak bir rüyaya uyandığını anlattı. ‘’Eğer bu bir rüya olsaydı sen bunun rüya olduğunu düşünmezdin’’ dedi. Bilinçaltıyla bilinç arasında hem olan hem olmayan belli belirsiz bir orman gösterdi bana, yolumun orası olduğunu söyledi. Gittim. Ağaçların arsında hafif bir melodiyi takip ettim. O ormandan geçen nehrin kenarında buldum aradığım şeyi. Ulaşamadığım o yüzün sahibi nehrin kenarında çömelmiş üzerinde elf prenseslerini adıran bir kıyafetle suya dokunuyor, ruhumu okşayan bir ezgi mırıldanıyordu. Yaklaştım iyice yanına, sokuldum, ama dokunmadım incitirim korkusuyla.
Artık her gece ormanda yanına gidiyor şarkısını dinliyorum sakince. Dünya dediğimiz ortak kabusa her uyanışımda goblinin sözlerini hatırlıyorum. Bir yerlerde o melodinin hiç kesilmeden devam ettiğini ve beni beklediğini biliyorum...
#1
Gönderen yüksek sadakat
on
25-12-2005, 15:14
çok güsel olmuş












#6
Gönderen Lizard King
on
26-12-2005, 11:03
Bundan 3 ay önce nugo böyle yazı yazacak deseler inanmazdım
Tebrikler mükemmel olmuş.
Tebrikler mükemmel olmuş.Deliriyorum sanırım beynimde dolaşan o kopuk parçaları bir araya getirmek, kelimelerle betimleyip bir düzen oluşturmak giderek zorlaşıyor ve kağıtlardaki karalamalarım sadece birer yansıması o büyük düşünce girdaplarımın....
Çok teşekkürler hepinize yazımı okuyup yorumlarınızı esirgemediğiniz için.
Çok teşekkürler hepinize yazımı okuyup yorumlarınızı esirgemediğiniz için.

bazen öyle zamanlarda savruluyoruz ki yaşadığımızı sandığımız gerçeklerin aslında birer düş olduğunu acı içinde kıvranarak farkediyoruz....sonrasıysa zaten bi açmazın kollarında yaşamaya devam diyoruz , kabülsüz ve umutsuzca...
haykırışlarımızın can acıtıcı kıvamını kimse bilmiyo..sadece rüyalarımıza hapsettiğimiz figüranlarla bir olmuş ;kendimize bi başka düzen armağan ediyoruz...sessiz ve derin...
gözlerimiz kabul etmekten korktuğumuz yalana açarken gözlerini bize sadece melankolik tatda melodiler eşlik ediyo.....
yazını çok beğendim içtenliğini hissettim
sanki herkesin kanayan yarasına dokunup gitmişin gibi..al işte biraz da sen düşün!
der gibi...güzel
betimlemelerin baya iyi olmuş..
haykırışlarımızın can acıtıcı kıvamını kimse bilmiyo..sadece rüyalarımıza hapsettiğimiz figüranlarla bir olmuş ;kendimize bi başka düzen armağan ediyoruz...sessiz ve derin...
gözlerimiz kabul etmekten korktuğumuz yalana açarken gözlerini bize sadece melankolik tatda melodiler eşlik ediyo.....
yazını çok beğendim içtenliğini hissettim
sanki herkesin kanayan yarasına dokunup gitmişin gibi..al işte biraz da sen düşün!der gibi...güzel

betimlemelerin baya iyi olmuş..
|
Benzer Başlıklar
diğer insanlar bazen yolda yürürken şu karşıdan geçen adamın yada kadının hayatımdaki yeri ne diye soruyorum? o...
beyninizin hangi tarafı daha çok gelişmiş ? 1-OKULDAYKEN HANGİ DERSLERİ DAHA ÇOK SEVERDİNİZ? A-TÜRKÇE,RESİM,SOSYAL V.B B-FENLE İLGİLİ...
