Kalabalıkların içinde yalnız kalmak ya da kaçmak kalabalıklardan, yalnız olmak istercesine... Hayal kurmak ya da hayalleri kırmak, hissiz bir insan gibi... Bir ayna olmak ya da bir duvar olup ser verip sır verememek insanlara... Olmak... ya da... olmamak... Olamamak bu hayatın odak noktasında...Yaşayamamak dilediğince... Bağımlı kalmak başkalarına... Sevmek, istemek, özlemek ve kıvranmak... ve kıvranmak... Kıvrım kıvrım kıvrılıp düğüm olmak... Açılamamak hayata, insanlara; sonunda sevememek, isteyememek hiçbir şeyi, duyamamak kalbinin sesini, kendi sesini ve herkesin sesini… aybolmak bildiğin yollarda ve tanıdık simaların kucağında, hayallerinde aşamak… Olmamak... ama en kötüsü olup da hiçbir şeyi düzgün yorumlayamamak… Düzgün yorumlayıp da uygulayamamak… Ağlamak... Sabahlara kadar ağlamak… Sonra gözkapaklarını açamamak, en kötüsü unutamamak... Dayanamamak ve tekrar… ve tekrar ağlamak… Düşünmek ama bir sonuca varamamak… Hayatı kavrayamamak, neden doğduğunu sorgulayamamak, ölümden sonrasını bilememek... Bilinmezlik...ve onun verdiği o sıkıcı, bunaltıcı ruh hali... Ağzında sürekli bir şeyler gevelemek, manasız kelimeler, saçma sapan sözler ve yine, ve yine kendine acıkmak, anlaşılamadığına ağlamak... Anlaşılamadığına ağlamak... Sonra karanlık bir gece ve tekrar boğuşmalar sabaha kadar... Derken üstüne gelir kapanır anılar ve hayaller ve geleceğin. Var mıdır acaba geleceğin? Hayallerin ve anıların var mıdır? Sabahın var mıdır? Sabrın var mıdır? Dayanma gücün ve azmin ya da umudun var mıdır? Peki sevdiğin var mıdır, sevenin var mıdır? Vardır elbet ama nereye kadar... Seven de bırakıp gittikten sonra, var mıdır kimseye güvenin, söyle kalbim, var mıdır?
S. İpek Ortaer
29-10-2005