Tarih Kokan Koridorlarda {İstanbul Arkeoloji Müzesi}
Tarih Kokan Koridorlarda
İstanbul Arkeoloji Müzesi kronolojik olarak sınıflandırılmış, üç ana{Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi} ve pek çok da yan bölümden oluşuyor. İslamiyet öncesi Arap Yarımadası’ndan tutun da, İskender’in lahdine, Anadolu’daki medeniyetlerden, Mısır’a, Marmaray çalışmalarında çıkan buluntulara kadar binlerce tarihi eser bulmak mevcut.
1883 yılında Osman Hamdi Bey’in Sanayi-i Nefise Mektebi {Güzel Sanatlar Akademisi} olarak kurduğu, 13 Haziran 1891 de ise Müze-i Hümayun ismi ile açtığı İstanbul Arkeoloji Müzesi binaları da tıpkı içindeki tarihi eserler gibi eski duruyor. Mimarisini çok beğendiğim bu yapı, eskilerden kopup gelmiş kocaman bir tapınağı andırıyor. {Binanın mimarı, İstanbul’da daha pek çok bilinen mimari eseri de yapmış olan Fransız mimar Alexander Vallaury’dir.} Dışarıdan baktığınızda iki katlı gözüken bu binanın içinde ise dört kat ve ziyaretçilere açılmamış iki kat daha var. Böyle büyük bir binada bazen kaybolmanız içten bile değil.
Müze, her yaştan kesime hitap edebilmek için de çeşitli bölümler yaratmış kendi bünyesinde. Mesela çocuklar için oyun odası şeklinde tasarlanmış kronolojik tarih koridorları var. Burada çocuklar, eskiden yaşıtlarının kullandığı oyuncaklardan takılara kadar pek çok şeyi görebiliyorlar ve gözlemlediğim kadarıyla da ilgi ile inceliyorlar.
Eserlerin tarihi milattan öncesine dayanmasına rağmen, işlevsel olarak günümüz eşyalarından farklı değiller. Hatta çok daha sanatsal olduklarını söyleyebiliriz. En basitinden bir bardak, günümüzde “sade cam”dan bir eşya iken, tarih öncesinde üzerinde inanılmaz süs ve toplumsal motifler bulunan bir sanat eseri olarak da değerlendiriliyor.
Müzede tarihi eserler dışında çevrenize bakındığınızda ise ne yazık ki ilköğretim seviyesindeki öğrenci grupları { ki bu bence iyi bir şey, çocuklara küçükten tarihi değerlerimizi sevdirmememiz gerektiğine inanıyorum} dışında Türk görmeniz pek mümkün değil. Müzeye grup halinde getirilmedikçe gençlerden hiç bir ilgi yok, üstüne üstlük giriş öğrenciler için bedava.
Müzeye üçüncü gidişim olmasına rağmen her gittiğimde farklı bir tat aldım ve asla eserleri incelemekten sıkılmadım. Zaten Arkeoloji Müze’si her geçen gün yapılanan bir müze, depolarında duran binlerce eseri, özenle dizerek her yıl farklı bölümler ekliyor bünyesine. Gerçekten yadsınamayacak kadar büyük bir müze olduğunu düşündüğüm Arkeoloji Müzesi’nin depolarında halen binlerce eser var.
Her bölümünde, günlük hayatınızda ismini duyduğunuz pek çok ünlü ya da hemen iki sokak ötemizden çıkmış esere rastlamanız mümkün. Marmaray projesi kapsamında tesadüfen ortaya çıkan onlarca eser olduğunu kaç kişi biliyor? Sirkeci, Yenikapı ve Üsküdar gibi büyük semtlerde yeri birazcık kazınca alttan tarihi eserler fışkırdığını ve bu eserlerin Arkeoloji Müzesi’nde sergilendiğini kaçımız biliyoruz? Kaçımız Kadıköy, Pendik ve Şile gibi hemen her gün belki de geçtiğimiz yerlerde başlı başına uygarlıklar kurulduğunu biliyor? Ya da çoğu insan Hititlerin Mısır ile imzaladığı Kadeş antlaşmasını bilir; ancak acaba kaç tanesi bu metnin İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilendiğini biliyor? Yahut herkes Büyük İskender’i bilir; peki ama kaç tanesi İskender’in Lahdi’nin İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde olduğunu biliyor? Belki de en önemlisi, kaç kişi tarihi eserlerin çoğunun aslında renkli olduğunu biliyor? İskender’in lahdi demiştim, üzerindeki kabarmaların hepsi vakti zamanında renkliymiş; ancak kökboyası kullanılarak boyandıklarından zaman içinde solup gitmişler; ama lahdin sergilendiği yerin hemen yanında aslına uygun renklendirilmiş bir çizim bulmak mümkün.
Çoğumuz için kocaman bir “kahverengilik”ten ibaret olan tarih aslında gayet de renkli, hatta günümüzün kiri henüz dünyanın üzerine çökmediği için daha bile renkli olabilir. Arkeoloji Müzesi’ndeki pek çok canlandırma resim ile tarihin ne kadar renkli olduğunu görebilirsiniz. Sonuç olarak biz bu eserleri toz toprak içinde yerin kat kat altından çıkartıyor olabiliriz; ancak bir zamanlar bu eserler yemyeşil kırlar üzerinde dikiliydi.
Not: Ayrıca Louvre ve British Museum ile birlikte dünyanın üç imparatorluk müzesinden biridir ve 1992 yılında Avrupa'da 45 müzenin katıldığı yarışmada birinci olarak Avrupa Konseyi tarafından "Yılın Müzesi" seçilmiştir.
Sound_Of_Silence
21.11.2007
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
| | Ayyas Visual Trip Bu videoyu da youtube da gördüm. İyi bi çekim değil ama.. napalım hehe |
| Posted 21-11-2007 at 21:52 by Sound_Of_Silence |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Sound_Of_Silence ait Blog Başlıkları
- Voodoo Medicine (22-07-2008)
- The COOK'tan Haberler... (05-07-2008)
- I love Humeyni - Yılmaz Özdil (13-06-2008)
- Fince Öğrenmek (05-06-2008)
- Sona 54 Kala (04-06-2008)











