Sessizliğe Gömülüş

Ayyas  »  Bloglar  »  §ờµпđ_ờ₣_§ίℓĕп¢ĕ  »  Sessizliğe Gömülüş

Biraz deliyim galiba Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız...

Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."

Saygılar efenim...
Bu Başlığı Değerlendirin

Sessizliğe Gömülüş

Posted 02-03-2007 at 22:53 by Sound_Of_Silence
Updated 12-09-2007 at 01:24 by Sound_Of_Silence
İstanbul yine soğuk, hüzünlü bir sonbahar gününe uyanıyordu. Sabahın erken saatleriydi, etrafta çöp kutuları arasında kovalamaca oynayan birkaç kedi dışında kayda değer bir şey yoktu. Aniden sokağa dalan kırmızı bir araba, geceleyin yağan yağmurun oluşturduğu su birikintilerini kedilerin üzerine sıçratarak sokağın öteki ucunda kayboldu. Kediler, hırçın sesler çıkararak sağa sola kaçıştılar.

Kedilerin sesinden olsa gerek, uyanıvermişti birden bire. Gece boyunca kâbuslar ve hayaller içinde yüzerken, alışık olduğu o derin uykulara bir türlü dalamamış, üstelik de sabahın bu erken saatinde mosmor gözlerle, yarı uyur yarı uyanık kendini banyoya atmıştı.

Soğuk suyu yüzüne çarparken bir yandan da aynadaki görüntüsünü seyrediyordu. “Çökmüşüm…” diye mırıldanarak odasına geçti yavaşça, yatağa oturdu. Nedense sonra saatine bakmak geldi aklına. “Saat beş”, “Daha evden çıkmama iki koca saat var.”dedi kendi kendine. Uyuyamayacağını bildiği için uzanmaktan vazgeçti. Mutfağa gidip çaydanlığın altını yaktı, masanın üzerine kahvaltılık bir şeyler çıkartıp su kaynaya kadar biraz atıştırdı. Ancak iştahı yoktu. Sıcak çayı bir fincana doldurup odasına geri döndü. Buğulu pencerenin önündeki sıcak koltuğuna kuruldu; bir yandan da eliyle dışarıyı görebilecek kadar camı ovaladı

Etraf sessizdi. Bizim sarmanla tekir karşı binanın bahçesinde, çiseleyen yağmura aldırmaksızın oynaşıyorlardı. Biraz onları seyretti… Gülümser gibi oldu. Sonra bakışlarını yavaş yavaş karşıki binanın üst pencerelerine doğru kaydırdı. Aradığı şey oralarda bir yerlerde olmalıydı. Aradığı şey? Yoksa sevdiği kadın mı demeliydik. Dolu dolu oldu birden gözleri; bakışları mıhlanmışçasına sabitlenmişti yedinci katın penceresine. Ancak pencerede ne bir siluet vardı, ne de bir kıpırtı.

Umutsuzca dün geceyi düşündü. Telefonda konuştuklarını ve ayrılışlarını… Bir hatası olabileceğine, onu kaybedebileceğine hâlâ inanamıyordu. Ama bitmişti. Üstelik “O”, taşınma kararını çoktan vermişti. Nitekim saat altı buçuğa gelirken üzerinde kocaman harflerle “EVDEN EVE NAKLİYAT” yazan bir kamyon sokağa girmişti bile. Gözleri biraz daha doldu. Yedinci kattan kamyona doğru akan eşyaları bir bir seyretti. Bir an, eşyalar arasında aradığını bulur gibi oldu; ancak emin olamadı, yine bir hayal olabilirdi. Derken saat, ağır ağır yediyi vurdu. İşe gitmesi gerektiğini hatırladı birden. Gözyaşlarını alelacele koluyla sildi, derin bir iç çekip hızlı hızlı üzerini giyindi; çantasını kapıp kendini dışarı attı. Sokak kapısından çıkarken yine onu gördü. Kadın, eşyaların yerleştirilmesini denetliyordu. Arabasına binerken göz göze geldiler. Bir süre, derin derin gözlerine baktı kadının; fakat kadın, bir mumyadan farksızdı; gözlerinden öfke dışında bir şey okumak mümkün değildi.

Adam, yavaşça arabanın kapısını kapatıp motoru çalıştırdı. Bir dakika sonra araba, sokağın sonunda kaybolmuştu. Kadın, sessizce, köşeyi dönüp kayboluncaya değin arabayı seyretti; ardından hışımla dönerek binanın derinliklerinde kayboldu.

Saat akşam sekiz olmuştu. Yedinci katın sıkıca kapatılmış panjurlarından soluk bir ışık huzmesi bile süzülmüyordu artık. Adamın evindeki tek ses ise sabahtan beri masanın üzerinde duran peynir ekmekle uğraşan birkaç sineğin vızıltısından ibaretti.

02.03.07
S. İpek ORTAER

Kategori Yazılarım
Görüntüleme 239 Yorumlar 0 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 0

Yorumlar

Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks