Saint Joseph'de Okumak

Ayyas  »  Bloglar  »  §ờµпđ_ờ₣_§ίℓĕп¢ĕ  »  Saint Joseph'de Okumak

Biraz deliyim galiba Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız...

Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."

Saygılar efenim...
Bu Başlığı Değerlendirin

Saint Joseph'de Okumak

Posted 25-08-2007 at 23:43 by Sound_Of_Silence
Updated 12-09-2007 at 01:14 by Sound_Of_Silence

“Oku oku bitmez; ömür biter, SJ bitmez!”

Bu sloganla karşıladı okul beni; tam beş sene önce. İlk gün ana kapıdan “güzel bahçe”ye adım atar atmaz büyülenmiştim, bu harikulade bahçe karşısında. İnsan sanki okula değil, beş yıldızlı bir otele giriyordu. Öyle güzeldi bahçe ve giderek daha da güzelleşti.

Okulun içinden geçip arka, büyük bahçeye adım attım. İlk gün olduğu için, geçen sene mezun olanlarda gelmişti. Bahçe tıklım tıklımdı; tüm hazırlık öğrencilerinin velileri sülalece okul bahçesine doluşmuştu. Müdür günün anlam ve önemini belirten konuşmasını Fransızca olarak yapmaya başladı; doğal olarak hiçbir şey anlamıyordum. Derken hazırlık öğrencilerinin hazırlık ve lise-1lerin bahçesi olan diğer bahçeye gitmeleri söylendi. Yavaş adımlarla, heyecanlı bir şekilde gösterilen yoldan öteki bahçeye geçtik. Tek tek isimlerimiz ve gitmemiz gereken sınıflar okundu. Sınıflara yerleştikten sonra önümdeki beş senelik yorucu maratona okulun “en pöti”leri(1) olarak adım atmış oldum.

Okulun ilk haftası bizi okul koridorlarında bir ders boyunca koşturmuş, o kapıdan girdirip öteki koridordan çıkartmış, sonunda sınıfa döndüğümüzdeyse elimize bir plan verip “Hangi katın neresinde, neler vardı” hepsini yazmamızı istemişlerdi. Kocaman gelen okulda ilk bi on gün kaybolduğumu ya da olacağımı sandığımı bilirim.

İlk senemin sonunda, hazırlıkta zorunlu ders olan Fransızcadan bütünlemeye kaldım. Hayatımda karneme hiç düşük not gelmemiş olan ben, Fransızca ile büyük bir açılış yapıp beş sene boyunca her yaz bütünleme sınavlarına kaldım.

Yine aynı şekilde, hazırlığın sonunda okulun bir tur şirketiyle anlaşmalı olarak düzenlediği üç haftalık Fransa/Saint-Malo gezisine katılarak, hayatımda ilk defa yurtdışına çıkma şansını elde ettim. Gerçekten de bu üç haftalık gezi, bana çok farklı tecrübeler yaşattı.

Lise-1’e geçtiğimde hayatımda karşılaşıp karşılaşabileceğim en illet hocayla karşılaştım. “Banu Karacar” bana lise-1’i kâbus eden “sevgili” Fransızca hocam. Tek suçum sınıfta sessiz olmaktı; bunun sayesinde Fransızca derslerinde fazlasıyla ezildim ve hatta ikinci döneme geçildiğinde sınıfta yok sayıldım. Sonuç olarak tabii yazın yine Fransızcadan bütünlemeye kaldım.Yine aynı sene dünyada gördüğüm en otoritesiz hoca olan “Madame Laure du Rusquec”le tanışma imkânına sahip oldum. Kadın okulda kaldığı iki sene boyunca hep matematik dersime girdi ve tek ders işlediğimizi hatırlamıyorum. Nasılsa, beni pek severdi. Derslerinde halay mı çekilmedi; arkadaşlar pencerelere çıkıp onunla evlenemezse kendini aşağı atacağını mı söylemedi; dersin ortasında “hadi eyvallah” diyip sınıfın tamamı sınıftan çıkıp mı gitmedi; Müslüman yapılmaya mı çalışılmadı {“Hocam şimdi benim arkamdan tekrarlayın Eşedü…”} ; etraf kâğıt uçaklardan adım atılamayacak hale mi gelmedi; hiç kimse dersi dinlemeyip sadece benim ve bir arkadaşın defterinden toplucana kopya çekip quizlerden 100 mü almadı, kadına sürekli olarak "hocam şatonuz var mı?" "lor peynirini biliyor musunuz" "kebap mabap şu bu yediniz mi?" gibi garip garip nice sorular mı sorulmadı, … Neler neler… Sene sonunda artık dersi kaynatmaktan sıkılmıştık

Derken lise-2’ye geçtim ve hayatımda gördüğüm en kraldan kralcı Fransızca hocası olan Mert Yarangümelioğlu ile tanıştım. Senenin başında dersin ortasında bana dönüp {konu olarak göz kaş şekillerinin fln isimlerini öğreniyorduk..karga burun, hokka burun, yay kaş vs gibi} “ipek seninde dudakların pek güzelmiş” dediği ve ardından ona {tabir-i caizse} pas vermediğimi görüp beni dersten silmiş, tüm sene boyunca eksilere boğmuş {lise-2de adam hala eksiler ve artılara göre sözlü notu dağıtıyordu} ve senenin sonunda sözlüme on {10} puan daha vermeyi reddederek{alt tarafı 65 yapacaktı sözlü notumu} beni Fransızcadan bütünlemeye bırakmış bir hocadır.

Lise-3’te, yani okul hayatımın dördüncü senesindeyse ilk defa gerçekten öğrencilere değer veren, katı disiplinine rağmen dünyanın en tatlı insanı olan, her öğrenciyle tek tek ilgilenen dersler dışında arkadaşınız gibi olan bir Fransızca hocasıyla karşılaşabildim. Yani Mösyö Paul George’la ve böylece dördüncü senemde 53 ortalama ile geçtim Fransızcadan. Aynı sene, edebiyat derslerinde olan başarılarımı kompozisyon yarışmalarında göstermeye başladım ve okul dergisinde birkaç yazım yayınlandı.

Yine lise-3’te uzun uzadıya kendimi “Neden sayısal seçtim ki?” diye sorgulamaya başladım. Çünkü “Bilgisayar Mühendisliği” dışında bana uygun olabilecek herhangi bir bölüm göremiyordum ileriki hayatımda. Fakat bölüm değiştirmedim, zor olanı başardım ve sayısalcı olarak mezun olmaya hak hazandım.

Lise-4’teyse 4 sene boyunca aralıksız küfrettiğim ve nefret ettiğim okulu aslında “azıcıkta” olsa sevdiğimi hissettim. Dört sene boyunca “okulum” diye hitap etmediğim SJ’ye “okulum” demeye başlamıştım. Her ne kadar pek kafa dengi arkadaşım çıkmamış olsa da okuldaki hemen herkesi tanıdığımı ve iyi anlaştığımı gördüm. Sandığımdan fazla okulu sevdiğimi ve sevildiğimi gördüm. Her ne kadar mezuniyet gecemiz hayatımın en kötü günü olsa da bu sırf benim için geçerli olan bir şey değildi.

Ve işte sonunda, koskoca beş senenin sonunda şu sıralar bu okuldan ayrılmaya hazırlanıyorum. İçimde inanılmaz bir heyecan var. Üniversitede istediğim bölümü {Fransızca mütercim- tercümanlık} kazandım ve önümde vermem gereken birkaç ders dışında başka bir engel kalmadı. Her şeyi halledip üniversiteye başlamak için can atıyorum. Ama bir yandan da korkmuyor değilim bütünleme sınavlarımı veremezsem diye; böyle düşünürken aklıma iki sene evvel bütünleme sınavında müdür yardımcısının kapısında gördüğüm çocuk geliyor “Hocam Boğaziçi’ni kazandım ama üç dersim var. Yalvarırım geçirin ya…” diyordu çocuk. Cidden kazanmıştı ve cidden dersleri vardı. Müdür yardımcımızsa {nam-ı diğer “iskeletor”dur. Sayın Sinan Paçalıoğlu’nun bundan haberi olmasa da…} “bilemeyeceğim artık çalışmışsan geçersin sınavlardan, gidersin üniversitene”demişti.

Son olarak tekrarlamak gerekirse, tüm küfürlere ve yalnız geçirdiğim teneffüslere rağmen aslında ben bu okulu sevmişim. Beş sene boyunca her gün “ömür biter SJ bitmez!” diye geçirdiğim günlerin sonuna geliyorum. Artık pek küfür etmiyorum, çünkü bu okuldaki her şey bana iyi bir şeyler kazandırdı; başta iki dil ve inanılmaz bir kültür birikimi olarak. Düşüncelerimi ifade etmemi, yazmamı ve yazabilmemi sağladı. Şimdilik değişmeyen tek düşüncem “Ben çocuğumu SJ’ye gönderip aynı işkenceyi çekmesine izin vermeyeceğim” demek ama ilerdeki şartlar ne gösterir, neler olur bilemiyorum. Yine de hala kimseye tavsiye etmiyorum, bu aralar okulun bahçesinde biriken “yeni kayıtlara” yani “kayıt olmaya çalışanlar”a bile önermiyorum, hatta yanlarına gidip söylüyorum. Tıpkı hazırlıktayken, okulumuzda özel okullar sınavına girecek diğer öğrencileri panolara yazılar asarak uyardığımız gibi. “Sakın bu okula gelmeyin”, “Düz liseye gidin ama gelmeyin”, “Demedi demeyin”…


25.08.07

(1) : Pöti, Fransızca Petit(e) kelimesinin okunuşu. Manası “küçük” demektir. Büyük sınıflar altlarındaki daha küçük sınıflara “pötiler” diye hitap eder.

Son olarak biraz da fotoğraflar konuşsun...




































Etiketler: lise, okul, okumak, saint joseph, son
Kategori Yazılarım
Görüntüleme 428 Yorumlar 2 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 2

Yorumlar

  1. Eski
    Bir okul nasıl g..t edilir den geldim buraya. İyi okulmuş türkiye standartlarında koşul olarak ama orada da dediğim gibbi,nereye kadar. Sonuçta sadece bir Lise o kadar. Hangi çağda yaşadığımızı unutmuş yöneticileri tamamıyla artık.
    Onca yıl büt e kaldığın alanı yani fransızcayı uzmanlık dalın yaparak; "tamam sorunumu anladım önümüzdeki 5 yıl boyunca ve sonrası işim bu oldu sağolun" demiş ve kapak gibi cevabını yapıştırmışın zaten.
    Şimdi de göya senin buna uygun olmadığını düşünüyorlardır o geri zekalılar. Fransızcada pasif olduğun için. Hadi yaa. Sessiz ya da asosyal öğrenciye de öğretme yolu bulsalarmış o zaman. Var yolu. Ne mi tabii ki pratik vce kendi çaban ve tabii ki sevmek dil i o kadar. Boşver güzel yıllar da geçirmişin ama salla gitsin bu okulu lise işte sonuçta. Tercümanlık kolay olmayacaktır az konuşan biriysen senin için (öyle anladım diğer yazından) Neyse umarım istediğin gibi olur. Bu konu benim en gıcık olduğum durumlardan biri olduğundan dikkatimi çekti yazdım. Başarılarının devamını dilerim.
    permalink
    Posted 15-09-2007 at 17:12 by gorgon gorgon şu an forumda değil
  2. Eski
    Sound_Of_Silence nickli Ayya$'ın avatarı
    Öncelikle iyi dileklerin ve yorumların için teşekkür ederim Açıkcası asosyal yahut az konuşkan biri sayılmam. Hatta baya sosyal sayılabilir sadece derslerde konuşkan değilimdir. Yani sessiz sakin, ağırbaşlı öğrenci modundayımdır ama nedense bu bizim okulda pek uygun düşmedi. Haşarı, haylaz vs olan öğrenciler sene sonunda gayet rahat bitiriverdiler okulu, çünkü hocalar onları sempatik buluyor, bunlar hocalara yağcılık yapıyor vs.

    Sonuç olarak sonunda mezun oldum. Umarım herşey iyi gidecek ve üniversiteden de mezun olacağım; artık ilersini yaşadıkça göreceğim
    permalink
    Posted 15-09-2007 at 18:09 by Sound_Of_Silence Sound_Of_Silence şu an forumda değil
Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks