Biraz deliyim galiba
Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız...
Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."
Saygılar efenim...
Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız... Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."
Saygılar efenim...
Rıfat Ilgaza Mektup
Sevgili Rıfat Ilgaz,
Yıl 1940, belki de pek çok kişinin bilmediği gibi, şiirle giriş yapıyorsunuz edebiyat kapısından içeri. Yanınızda Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Suat Taşer gibi sosyal yanı ağır basan kişilerle “Toplumcu gerçekçi” anlayışını sunuyorsunuz bizlere. “1940 Kuşağı” adı altında, Nazım Hikmet’in açtığı yoldan yürüyorsunuz aslında. Soyut insanlar, dünyalar yaratmaktansa, somut; acı çeken, ezilen insanlara çeviriyorsunuz başınızı. Ancak sizin de fikirleriniz pek umursanmıyor Nazım’ınkiler gibi, sizin de ömrünüzden beş buçuk yıl çalıp, demir parmaklıklar ardındaki karanlığa atıyorlar düşüncelerinizi.
Aslında biraz da bu zor yaşam şartları, belki de La Fontaine gibi insanların dikkatini fazlaca üzerinize çekmemek, kelime oyunlarının arkasına saklanabilmek için seçiyorsunuz mizahi bir anlatımı ve nesir türüne yöneliyorsunuz. En bilinen eseriniz diyebileceğimiz “Hababam Sınıfı” serisi ile gülmekten kırıp geçiriyorsunuz herkesi. Belki de bu eseri yazmaktaki en büyük amacınız; yalan saygılara, haksızlıklara, kopyalara dikkat çekmek. Ama bunu mizahi anlatımın arkasına sığınarak yaptığınız için, belki de çoğu kişi farkına varmıyor anlatmak istediklerinizin.
Az önce de dediğim gibi, tıpkı La Fontaine gibisiniz. O da vakt-i zamanında hayvanları konuşturmuş toplumsal sorunlara eğilmek, rahatça eleştiri yapmak için. Oysa pek çok kişi eserlerini çocuk masalı olarak değerlendirmekte… Aslında bir nevi iyi de sayılabilir bu durum; sonuç olarak “Sözümüz anlayana”, gerçi anlamak istemeyenler de çıkacaktır; değil mi?
Son satırlarıma yaklaşırken, bu toplumda gerçekten fikirlerinizi anlayan ve değer veren gençler bulunduğunu bilmenizi isterim.
Mektubumu bizlere bıraktığınız son şiiriniz ile bitirmek istiyorum. Gönlünüz ferah olsun, rahat uyuyun.
“Ataköy:
Son Şiirim
Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım!
19 – XI – 1991
Rıfat Ilgaz”
Yıl 1940, belki de pek çok kişinin bilmediği gibi, şiirle giriş yapıyorsunuz edebiyat kapısından içeri. Yanınızda Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Suat Taşer gibi sosyal yanı ağır basan kişilerle “Toplumcu gerçekçi” anlayışını sunuyorsunuz bizlere. “1940 Kuşağı” adı altında, Nazım Hikmet’in açtığı yoldan yürüyorsunuz aslında. Soyut insanlar, dünyalar yaratmaktansa, somut; acı çeken, ezilen insanlara çeviriyorsunuz başınızı. Ancak sizin de fikirleriniz pek umursanmıyor Nazım’ınkiler gibi, sizin de ömrünüzden beş buçuk yıl çalıp, demir parmaklıklar ardındaki karanlığa atıyorlar düşüncelerinizi.
Aslında biraz da bu zor yaşam şartları, belki de La Fontaine gibi insanların dikkatini fazlaca üzerinize çekmemek, kelime oyunlarının arkasına saklanabilmek için seçiyorsunuz mizahi bir anlatımı ve nesir türüne yöneliyorsunuz. En bilinen eseriniz diyebileceğimiz “Hababam Sınıfı” serisi ile gülmekten kırıp geçiriyorsunuz herkesi. Belki de bu eseri yazmaktaki en büyük amacınız; yalan saygılara, haksızlıklara, kopyalara dikkat çekmek. Ama bunu mizahi anlatımın arkasına sığınarak yaptığınız için, belki de çoğu kişi farkına varmıyor anlatmak istediklerinizin.
Az önce de dediğim gibi, tıpkı La Fontaine gibisiniz. O da vakt-i zamanında hayvanları konuşturmuş toplumsal sorunlara eğilmek, rahatça eleştiri yapmak için. Oysa pek çok kişi eserlerini çocuk masalı olarak değerlendirmekte… Aslında bir nevi iyi de sayılabilir bu durum; sonuç olarak “Sözümüz anlayana”, gerçi anlamak istemeyenler de çıkacaktır; değil mi?
Son satırlarıma yaklaşırken, bu toplumda gerçekten fikirlerinizi anlayan ve değer veren gençler bulunduğunu bilmenizi isterim.
Mektubumu bizlere bıraktığınız son şiiriniz ile bitirmek istiyorum. Gönlünüz ferah olsun, rahat uyuyun.
“Ataköy:
Son Şiirim
Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım!
19 – XI – 1991
Rıfat Ilgaz”
S.ipek Ortaer
'07Şubat
'07Şubat
Etiketler: kişisel, mektup, rıfat ılgaz, yazı, ödül
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
-
Posted 07-09-2007 at 00:06 by Sound_Of_Silence
Yorum Gönderin
|
Toplam Trackbacks 0





