Mektup

Ayyas  »  Bloglar  »  §ờµпđ_ờ₣_§ίℓĕп¢ĕ  »  Mektup

Biraz deliyim galiba Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız...

Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."

Saygılar efenim...
Bu Başlığı Değerlendirin

Mektup

Posted 25-02-2007 at 14:31 by Sound_Of_Silence
Updated 06-09-2007 at 23:56 by Sound_Of_Silence
Tepemdeki saat çoktan ikiyi vurmuş. Beni kalbimden vurup giden gideli çok ama çok olmuş. Saatler, dakikalar sepetime dolmamış taşmış. Derken mevsimlerden kış, aylardan ocak olmuş. Ayın yirmisinde çok ama çok soğuk bir gece olmuş. Küçük bir çocuk yatağında kıvranarak uyanmış; saat üçü vurmuş. Çocuk, kalkıp gözlerini ovuşturmuş. İçini bir ürperme almış, sarıldıkça sarılmış yorganına… Geçmemiş. Sonra kalkmış yataktan renkli lambalarını yakmaya... Önce büyücek, kalp şeklinde olan lambayı yakmış; sonra ince uzun yılan gibi odada kıvrım kıvrım kıvrılan beyazı yakmış. Derken içinde baloncuklar uçuşan kırmızı lambayı yakmış. En sona da kala kala pembe pulcuklu lambası kalmış. Saat geç olmasına rağmen radyoyu açmış; sevdiği müzikleri dinlerken yatağının üstünde hayallere dalmış… Sonra saat dördü vurmuş. Bir kuş saat evinden fırlayıp dört kere ötmüş; dışarıda bir grup kuş daha ötmüş, köpekler havlamış, kediler miyavlamış, bir araba iç yakan bir sesle fren yapmış…

Kız kalkmış yataktan, elbiselerini giymiş yavaştan. Masaya geçip iki kâğıt bir kalem almış eline. Üç yazmış beş karalamış kâğıda. Sonra durmuş… Hüngür hüngür ağlamış gecenin yalnızlığında. Boğazı acımış, bir iki yudum su içmiş. İçtiği su zehir olmuş akmış boğazından. Kalemi kâğıdı itmiş köşeye. Kalkmış lambaları kapamış tek tek… Önce baloncuklu olanı, sonra pulluyu, derken beyazı ve en son da “kalbini” kapamış bir daha açmamacasına.

Belki herkes tam tersini iddia edebilirdi; ta ki girişteki saat on biri vuruncaya kadar.

Genç hizmetçi usulca kapıyı çalmış, karşılık alamayınca oluruna bırakmıştı. Komşularınsa içi rahat etmemiş zorla bir çilingire kapıyı açtırmışlardı. Kız, öylece usul usul yatıyordu yatağında. Bir kâğıt demeti vardı masanın ucunda. Derken polis geldi. Buruşmuş kâğıtları açıp okumaya başladılar. Zaten çoğu karalanmış olanlardan bir tanesi bir mektuptu. Şöyle başlıyordu:

“Sevgili Tanrı,
Bizi cennetten bahçemizi ekelim diye göndermişsin*; ben ekemedim. Bir de, burada bir “Tanrı” daha buldum kendime. En çokta bu çelişkiye düşürdü beni. O benim vazgeçilmezim, mükemmelim, idolümdü. Evet… Evet! O kesinlikle bir tanrıydı. Peki ya sen? O bana ölmeyi emretti. Onu sevindirmek için her şeyi yapardım; bir de sana yakın olmak için tabii ki… Yanına geliyorum…
Elveda mükemmel dünyanın mükemmel Tanrısı…
Merhaba bilinmezliğin Tanrısı…”

… Ve derken uyanı verdi yatağında. Saatin kuşu üç defa kafasını dışarı salladı. Telefon ekranı yanıp sönmeye başladı. Arayan tanrıydı. Kız; sessiz, usul bir sesle “Alo?”dedi. “Sabahtan beri telefonun kaplı.; bu ne iştir?!” dedi ses. “Dayanamıyorum artık. Ayrılalım…” Kız:”Peki” dedi. Tanrı: “Ama kendini ölür, bir daha seninle karşılaşmaya bile dayanamam. İntihar mektubundan başka bir yazını da okumak istemem. Elveda…” Ve kala kala geriye sadece düdük sesi kaldı… Bir de yıkılmış hayaller tabii…

* Voltaire'in Candide eserinden esinlenerek yazdım o cümleyi. Direkt Candide le alakası yoktur. Cümle tam tercüme değildir ve yazının tamamı bana aittir hani yanlış anlaşılmasın


S. İpek Ortaer
20-01-2006

Etiketler: mektup, yazı
Kategori Yazılarım
Görüntüleme 84 Yorumlar 0 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 0

Yorumlar

Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks