Kız Kulesi

Ayyas  »  Bloglar  »  §ờµпđ_ờ₣_§ίℓĕп¢ĕ  »  Kız Kulesi

Biraz deliyim galiba Bir de herkesi ve herşeyi, herşeye rağmen her zaman seviyorum... Manyağım ben… Deli ötesi... Mal... Artık siz ne yakıştırırsanız...

Ya da şöyle diyelim " Kim; neyi, nasıl düşünmek istiyorsa..."

Saygılar efenim...
Bu Başlığı Değerlendirin

Kız Kulesi

Posted 21-08-2007 at 18:19 by Sound_Of_Silence
Updated 07-09-2007 at 00:08 by Sound_Of_Silence
Tarihçesi
Kızkulesi'nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada oldugu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir. M.S. 1110'lere geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır.

Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir. İstanbul'un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çesit Istiklal Marşı) okumuşlardır. 1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir. Bunun dışında ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır. 1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan kizkulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yapılır. 1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır. Ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir. 1857'de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur. 1944 senesinde restorasyon yapılır. 1959 senesinde Askeriye'ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır. 1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır. 1992' den itibaren buranın özel sektöre devri konuşulur, İstanbul Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odası, Şairler, Turing, Ulusoy Şirketler Grubu gibi pek çok kurum çeşitli medyatik projeler üretirler ...


Hakkında Efsaneler, Olaylar ve Yazılanlar

Nazım Hikmet'in geçmişi...

1827 yılında almanya’nın brandenburg kentinde karl detroit adında bir çocuk dünyaya gelir. babası müzik öğretmeni olan karl detroit, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir fransız yetimhanesine gönderilir. gemilerde miço olarak çalışma belgesini eline alır alamaz, hamburg limanı’ndan kalkan bir gemiyle istanbul’a doğru yola koyulduğunda henüz on iki yaşındadır.

gemi istanbul’a geldiğinde denize atlayan karl detroit, kız kulesi’ne doğru yüzmeye başlar!.. kendisini kurtaran kız kulesi’nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini anlatır. iki ülke arasında küçük bir politik sorun yaratmış olsa da, dönemin dışişleri bakanı konumundaki sadrazam ali paşa’nın sevgisini kazanıp, himayesine girer. harbiye’de okutulan çocuğa mehmet ali adı verilir.

yıllar, on iki yaşında kız kulesi’ne yüzen çocuğu, kırım seferi ve bosna, karadağ savaşlarından sonra ii. abdülhamit döneminde “paşa” unvanına taşır. mehmet ali paşa, 1878 yılında imzalanan berlin antlaşması’nda osmanlıyı temsil eden üç kişiden birdir!.. berlin antlaşması’nda hıristiyan cemaatlere hak tanınmasıyla gerici çevreler, halkı mehmet ali paşa’ya karşı “sizi gâvura bu sattı” diye kışkırtır… ve mehmet ali paşa, arnavutluk’ta linç edilir! aynı zamanda şair olan mehmet ali paşa, kısa bir dönem gittiği magderburg’daki okulunu ziyaret ettiğinde şeref defterine bir şiir yazar ve bu şiir sonradan gazetelerin birinde yayınlanıyor. saray ressamı anton von warner, mehmet ali paşa için şunları söylemiştir:”şiirlerini almanca, fransızca, yunanca, farsça ve arapça dillerinin tümünde aynı maharetle kaleme alabilen bir şair.”

esas önemli olan ise çocukluğunda kız kulesi’ne sığınana mehmet ali paşa’nın dört kızından bir olan leyla hanım’ın da bir kızı dünyaya gelir. celile hanım… ve, celile hanım’ın bir oğlu olur: nâzım hikmet!

istanbul’a kilometrelerce uzak bir yerde, türkiye’de güneşin doğduğu kentte yaşayan altı yaşında bir çocuk. bu çocuk kız kulesi’ni babasının gitmek zorunda olduğu bir yer olan istanbul’dan gelen kartpostallarda tanıdı. ve bir sene sonrada gitmek zorunda olduğu yerin adı olan istanbul’un denizinin ortasında bir yer olduğunu gördü. buna bile şaşırmamıştı ama en çok üsküdar’da yürürken bir yağmurun başlaması sanki ona karşı bir hoş geldin sürpriziydi. ve babasının elinden hiçbir şey düşünmeden tutabildiği tek yer kız kulesine karşı oturup taşları birbirine sürterek yunus çağırdığında olmuştu.


Leandros&Hero'nun hikayesi

çanakkale boğazının en dar olduğu yerde biri sestos, öbürü abydos diye iki şehir varmış. abydos, anadolu topraklarında, sestos da karşıda trakya kıyısında yaşarmış. abydos’ta adı leandros olan bir kral oğlu yaşarmış, sestos’ta adı hero olan aşk tanrıçası aphrodite’nin bir rahibesi varmış. hero ile leandros gönül vermiş birbirlerine. durun leandros ile hero’nun kız kulesi aşkını anlatmadan önce adonis ile aphrodite’in hikayesini bilmeniz lazım.

bir bahar günü sestos’ta bayram varmış, aphrodite’nin çok genç ölen sevgilisi adonis’in şerefine bir bayrammış bu. adonis veya temmuz ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. aphrodite onu görür görmez, güzelliğine vurulmuş, çocuğu yer altı tanrıçası persophone’ye vermiş, büyütsün diye. ne var ki, karanlık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. aphrodite’ye geri vermek istememiş. tanrıların babası zeus kızlarının arasını bulmak için adonis yılın üçte birini yeryüzünde aphrodite ile, üçte birini yeraltında persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. ama adonis yılın sekiz ayını aphrodite’nin yanında geçiriyor, yalnız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye, persephone kıskançlığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan adonis’i avlanırken yaralamış, öldürmüş. can çekişen sevgilisinin yanına koşarken aphrodite’nin ayağına bir gül dikeni batmış. o güne kadar beyaz olan gül, tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış.

tanrıça, adonis’in gövdesinde ne kadar kan damlası varsa, o kadar gözyaşı dökmüş, toprağa dökülen her damla kandan bir lale, her damla yaştan bir kırmızı gül fışkırmış. bundan böyle bahar bayramında kadınlar, “ ah adonis! vah adonis!”diye bağırıp dövünürler, tören yaparlarmış.

leandros, hero’yu bu törenlerin birinde tepeden tırnağa kırmızı güllerle donanmış olarak görür ve olan olur her ikisinin gönlüne aşk ateşi düşer düşer ya .işte efsane böyle başlar.

abydos’lu kral oğlu sestos’lu, rahibeye ne pahasına olursa olsun kavuşmak ister.ancak arada bir engel vardır. hero’nun rahibe olması.böyle olunca hero evlenemez ve sevdiğine kavuşamaz.ama aşk sınır tanımadığı gibi deniz ,deryayı hiç dinlemez elbet.leandros anadolu kıyısından sestos’a geçmek için yanıp tutuşur. bir gece dalgalara bakarken, sestos’taki kulenin tepesinde bir ateşin yandığını görür. hero kuleye çıkmış, sevgilisine, “gel, gel!” diye bir meşale sallar. deniz durgundu, ay suda hafifçe dalgalanan ışıltılarıyla leandros’a bir yol çizer gibidir.

leandros dayanıklı bir yüzücüdür ve karşı kıyıda hero’ya varan ışık yolu ise ona oldukça kısa görünür.

dalgacıklar, “gel, biz seni götürürüz” der gibi fış fış ederek, kuledeki meşale ile aynı şarkıyı söyler ve hero’ya kavuşacağı hayaliyle suy atlar.var gücüyle kulaç atar,yüzmeye başlar. hero’nun elinde sallanan meşale de gittikçe yakınlaşır.aşk sarhoşu leandros artık yüzmüyor, su fırtınası arasında uçuyor gibidir. son bir kulaçla karaya ayak basar, soluk bile almadan kumsaldan yukarı koşar. kulenin kapısı açıktır ve içeriye dalar, merdivenleri tırmanır.ilk defa birbirine sarılacak bir kadınla bir erkek nasıl bir an duraklar, karşılarına çıkan mutluluğa nasıl şaşkınlıkla inanmadan bakarlarsa, hero ile leandros da öyle duraklar, bakışırlar. meşale söner, sestos kulesi kapkara bir taş yığını gibi yükselir ay ışığında. bir gece, bir gece daha, her gece leandros kulede sallanan meşaleye doğru yüzer, her gece hero’ya kavuşur ve her sabah doymadan, yaz gecelerinin kısalığına üzülerek dönüş yolunu tutar.ancak yaz geçmiş, boğazda dondurucu poyrazlar esmeye başlamıştır. ne var ki, sestos kulesinde meşalenin yandığını gördü mü, ne rüzgar, ne dalga, ne soğuk durdurabilir leandros’u. denize dalar dalmaz en yüksek dalgaları yara yara yüzer, yorgunluğunu duymadan varır karşı yakaya. hero korkmaya başlamıştır, denizden çıkan sevgilisinin buz gibi bedenini sararken bir tehlike sezinleyerek ürperiyordur. hızla esen bora meşalesini söndürecek gibi oluyur bazı geceler. yine de gelme diyemez leandros’a. kavuşmamak, biri boğazın bir kıyısında, öbürü öbür kıyısında bütün bir gece ayrı kalmak akla sığmayan, olmayacak bir şeydir.

bir gece fırtına daha serttir. hero’nun elindeki meşaleyi söndürür, dağ gibi yükselen dalgalar leandros’un çırpınan gövdesini döve döve sestos’tan çok ötelere sürükler. delikanlı bütün gücüyle karşı koymaya çalışır, ama kulenin tepesindeki ışığı göremez olmuştur artık.nereye doğru yüzeceğini bilemez.

yol gösteren ay ışığını kara bulutlar kaplamıştır. leandros’un yüreğindeki ateş yanar daha, ama kollarının, bacaklarının gücü tükenmiştir. buz gibi bir donukluk sarar bedenini. ne olduğunu bilmeden bırakır kendini denize. sabaha karşı dalganın kıyıya sürüklediği cesediyle acı son başlangıçtır onun için.

sestos kıyılarında kurşun gibi bir sabah ve serin hava hero’yu sarmıştır.bitkin bir şekilde akşamdan beklediği leandros’unu düşünmektedir.fakat kıyıya sürüklenen cesedi görünce hasret ateşini söndürmek için kendisini sadece marmaranın sularına atmak olur çaresi. çaresizliğinin çaresi olarak.

Damalys{ya da Eski Yunan} Efsanesi
istanbul’un, ya da o zamanki adıyla byzantium’un atina’nın hükümranlığı altında olduğu döneme dayanıyor. bu rivayete göre, makedonya kralı filip’in istanbul’a saldırma ihtimaline karşı, atina krallığı, istanbul’u korumak üzere amiral hares komutasında 40 pare gemi gönderiyor. hares’in çok sevdiği eşi damalys öldüğünde, amiral, eşini buradaki kayalıkların içine oydurduğu bir mezara defnediyor.

Bizans Dönemi Efsanesi
bizans dönemiyle ilgili efsane de, eski yunan hikayesindeki gibi ‘acı son’la bitiyor. falcılar, bizans kralına, ‘sevgili kızın, yılan sokmasından ölecek’ diye, kötü bir haber veriyor. kral, kızını yılan sokmasın diye, kız kulesi’nin bulunduğu kayalıklara bir ev yaptırıp, kızını buraya yerleştiriyor. ancak genç bir subay, kralın kızına aşık oluyor. günlerden bir gün, genç subay, prensese sunmak için bir demet çiçek hazırlıyor. çiçek demetinin içinde gizlenen bir yılan, talihsiz prensesi sokup öldürüyor.

Battal Gazi Efsanesi
selçuklu dönemiyle irtibatlandırabileceğimiz battal gazi efsanesinde ise ‘mutlu son’ var. battal gazi, üsküdar tekfuru’nun kızına aşık olunca, tekfur, kızını burada yaptırdığı kuleye hapsediyor. bunu öğrenen battal gazi, kuleyi basarak tekfur’un kızını kaçırıyor.

Evliya Çelebi Efsanesi
evliya çelebi’nin hikayesi ise osmanlı döneminde geçiyor. çelebi, sultan bayezid-i veli zamanında, kız kulesi’nde yaşayan bir velinin, her gün cübbesinin eteklerini toplayıp denizin üstüne oturarak sarayburnu’na gittiğini ve sarayda padişah’a ders verdiğini anlatıyor.


Ayrıca...

**The World Isn't Enough filminin İstanbul çekimlerinde Bond karakterimiz kulenin tepesinden atlar.

***"Sokaktaki Adam" romanında Attila İlhan Yakup karakterine şu lafları söyletir :

"kızkulesi' nin oralardayız. alaman, matah birşeymiş gibi, iyice süzüyor. bir de resmini çekti. ne var bu kızkulesi'nde anlamam. önüne gelen, inek gibi bakar..."

**Bir rivayete göre Galata Kulesi ile sözlüdür bu kule. Birbirlerini kesip dururlar ama Kız Kulesi önünden geçen gemiler yüzünden Galata Kulesi'ni rahatça göremez.

**Kız kulesi geçmişten günümüzde bir çok kez tadilattan geçmiştir.. 1719 yılında fenerinden çıkan yangınla bu onarım tarihi başlar.. bu yangında çok büyük hasar görür.. lale devrinde sadrazam Nevşehirli damat İbrahim paşa kız kulesini onarır, yükseltir.. daha sonra kubbesi kurşunlar kaplatıp, üstüne cam köşk inşa eder.. yine II.Mahmut döneminde kız kulesi tamirattan geçirilir.. kuleye mermere oyularak hattat rakım’ın yazısıyla 1833 tarihi ve padişahın adını taşıyan kitabe yerleştirilir ayrıca barok tarzındaki dilimli kubbesi ve uzun bayrak direği ilave edilir.. 1943 yılında kız kulesinin ömrünü uzatmak için eski eserleri koruma encümen’i tarafından onarma çalışmaları yapılır.. kurşun kaplı ahşap kubbesi ve bayrak direği betonarmeye çevrilir.. burada hemen belirtelim ki 1800’lü yıllarda kız kulesinin depolarında siyanür saklanması kız kulesinin ömrünü oldukça azalmıştır.. haliyle bütün bunlar kız kulesinin genç kızlığını elinden alıp onu olgun bir kadın haline getirmiş..

1992’nin mayıs ayında bir kısım Türk şairleri (Sunay Akın, küçük İskender, Ataol Behramoğlu ve onur akın)kız kulesine giderek kız kulesi şiir cumhuriyeti'ni kurmuşlardır.. burada şiirleri şarkılar söylediler, resim sergileri açtılar ve kız kulesinin o uzun sessizliğini bozdular.. bu tarih yakın dönemde kız kulesi için dönüm noktası sayılabilir.. yine bu tarihte kız kulesinin tiyatro olarak kullanılmasına bakanlık izin çıkarır.. kız kulesi hikayelerinin oynanacağı bir merkez olmasına karar verilir.. fakat öyle olmaz.. 1995 yılında açılan ihaleyi Ahmet Hamoğlu alır ve 5 yıl bekledikten sonra 2000 yılında çaplı bir onarımla birlikte eski görevleri olan fenerlik ve güvenlik görevini bir kenara bırakıp, herkesin ziyaret edebileceği, bahçesine oturup çay içebileceği, sevgilisine sarılıp bahçesinde saatlerce oturabileceği, kulesine çıkıp resim çektirebileceği bir mekan halini alır..


Resimleri
1
2
3
4
5
6
7


Kaynaklar
1
2

Görüntüleme 133 Yorumlar 0 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Yorumlar 0

Yorumlar

Yorum Gönderin Yorum Gönderin
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks