İstanbulda Sis
Aslında bu yazıyı salı günü yazmam lazımdı; ama ancak fırsat bulabildim.
Salı günü neredeyse sabahtan akşama kadar İstanbul'da, en azından sahil kısımları ve yoğun olarak Anadolu Yakasında inanılmaz bir sis vardı. Sisi fırsat bilip, vapurların yolcularını kapan motorlar bile çalışmıyordu; o derece.
Benim de şansa üniversitede bütünleme sınavım vardı. Evim Kadıköy vapur iskelesine oldukça yakın olmasına karşın, etrafta sis olduğunu belirten hiç bir şey yoktu; etraf günlük güneşlikti, ayrıca saat öğleden sonra 1,5 olduğu için vapurların çalışmaması gibi bi sorunu da düşünmeyerek Kadıköy'e, vapur iskelesine yürümeye başladım.
Salı pazarının o inanılmaz kalabalığını yararak güç bela iskeleye varmıştım ki birden bi gariplik fark ettim. Karşı yakayı görmeyi bırakın, vapur iskelesi ve vapurları bile göremeyeceğim kadar yoğunlukta bir sis oluşmuştu. {bkz. aşağıdaki resimler}
Napsam napsam diye debelenip 2,5 saat sonraki sınava nasıl yetişirim diye düşünmeye başladım. Önce "otobüse mi binsem?" dedim. Sonra otobüse nazaran dolmuşun daha hızlı gideceğine kadar verdim. Bütün bunları düşünüp, hızlı hızlı Taksim dolmuşlarına yürürken bir yandan da okul arkadaşlarımı arayıp durumu haber veriyordum. Dolmuş kuyruğuna girmemle tabii şok olmam bir oldu. Önümde en az 150 hatta 200 kişi vardı. Eee tabii vapurlar çalışmayınca herkes dolmuşlara atlamıştı, onu geçtim salı pazarının yoğunluğuda vardı. {bkz. aşağıdaki kuyruk resmi} Kuyruk sürekli artmasına rağmen 15-20dk da gelen dolmuş sayısı 2 hadi en fazla 3tü. Bu dolmuş kıtlığıyla benim sınava yetişmem imkansızdı. Bunun üzerine "Taksiye mi binsem acaba?" diye düşünmeye başladım; fakat üzülerek yanımda taksiye yetecek kadar para olmadığını gördüm. Zaten dolmuş kuyruğundan takip ettiğim kadarıyla boş taksi de yoktu etrafta.
Böylece tekrar eve dönmeye, taksi parası alıp hemen evin arka tarafından trafiğe takılmadan taksiyle köprü yoluna girmeye karar verdim. Koşa koşa eve gittim. Babam da benimle geldi ve ikimiz beraber ayrı köşelerde taksi beklemeye başladık. Ancak taksi bulmak ne mümkün?! Salı pazarı ve sis sağolsun bi tane boş taksi geçmedi yarım saatte.
Neyse, güç bela taksinin birine atladım ve Kabataşa doğru yola koyulduk. Önce köprü trafiği, ardından da köprü çıkışı yıldız yokuşu trafiği derken Beşiktaşa ulaşmak zaten 45 dk sürmüştü herhalde. Buarada sınav da başlamıştı tabii...
Kabataşta in; sonra hafif metroya bin, git üniversitenin önünde in, içeri gir 5 kat çık derken nefes nefese kalmış geberiyordum; sınavın son 15-20dksına yetişmiştim; bir de üstüne üstlük "seni sınava alamayız yavrucum" gibisinden bi cümlecik duyunca az kalsın boğuluyordum. Neysse gelemediğimi haber verdiğimi fln söyledim de güç bela soktum kendimi sınava; fakat sınav nası geçti, ben can havliyle kafamdaki herşeyi nasıl cümleleştirip kağıda aktardım naptım ne ettim bilmiyorum. Tek bildiğim, sisli bir günde insanın sınavının olması; yahut işinin gücünün olması cidden berbat birşey
[break=resimler]
Kadıköydeki Karaköy iskelesi...Korku filmi gibi mübarek

Kadıköyde Haldun Taner sahnesinin hemen yanındayım, fekat gel gör ki ufukta Beşiktaş iskelesini güç bela görüyorum

Kadıköydeki Beşiktaş iskelesinde bekleyen vapurlar

Kadıköydeki Taksim dolmuş kuyruğu, önümde en az 150-200kişi vardı Kuyruğun başını sisten zor gördüm yani, bakınız taaa ilerlerden dönüyor kuyruk

Salı günü neredeyse sabahtan akşama kadar İstanbul'da, en azından sahil kısımları ve yoğun olarak Anadolu Yakasında inanılmaz bir sis vardı. Sisi fırsat bilip, vapurların yolcularını kapan motorlar bile çalışmıyordu; o derece.
Benim de şansa üniversitede bütünleme sınavım vardı. Evim Kadıköy vapur iskelesine oldukça yakın olmasına karşın, etrafta sis olduğunu belirten hiç bir şey yoktu; etraf günlük güneşlikti, ayrıca saat öğleden sonra 1,5 olduğu için vapurların çalışmaması gibi bi sorunu da düşünmeyerek Kadıköy'e, vapur iskelesine yürümeye başladım.
Salı pazarının o inanılmaz kalabalığını yararak güç bela iskeleye varmıştım ki birden bi gariplik fark ettim. Karşı yakayı görmeyi bırakın, vapur iskelesi ve vapurları bile göremeyeceğim kadar yoğunlukta bir sis oluşmuştu. {bkz. aşağıdaki resimler}
Napsam napsam diye debelenip 2,5 saat sonraki sınava nasıl yetişirim diye düşünmeye başladım. Önce "otobüse mi binsem?" dedim. Sonra otobüse nazaran dolmuşun daha hızlı gideceğine kadar verdim. Bütün bunları düşünüp, hızlı hızlı Taksim dolmuşlarına yürürken bir yandan da okul arkadaşlarımı arayıp durumu haber veriyordum. Dolmuş kuyruğuna girmemle tabii şok olmam bir oldu. Önümde en az 150 hatta 200 kişi vardı. Eee tabii vapurlar çalışmayınca herkes dolmuşlara atlamıştı, onu geçtim salı pazarının yoğunluğuda vardı. {bkz. aşağıdaki kuyruk resmi} Kuyruk sürekli artmasına rağmen 15-20dk da gelen dolmuş sayısı 2 hadi en fazla 3tü. Bu dolmuş kıtlığıyla benim sınava yetişmem imkansızdı. Bunun üzerine "Taksiye mi binsem acaba?" diye düşünmeye başladım; fakat üzülerek yanımda taksiye yetecek kadar para olmadığını gördüm. Zaten dolmuş kuyruğundan takip ettiğim kadarıyla boş taksi de yoktu etrafta.
Böylece tekrar eve dönmeye, taksi parası alıp hemen evin arka tarafından trafiğe takılmadan taksiyle köprü yoluna girmeye karar verdim. Koşa koşa eve gittim. Babam da benimle geldi ve ikimiz beraber ayrı köşelerde taksi beklemeye başladık. Ancak taksi bulmak ne mümkün?! Salı pazarı ve sis sağolsun bi tane boş taksi geçmedi yarım saatte.
Neyse, güç bela taksinin birine atladım ve Kabataşa doğru yola koyulduk. Önce köprü trafiği, ardından da köprü çıkışı yıldız yokuşu trafiği derken Beşiktaşa ulaşmak zaten 45 dk sürmüştü herhalde. Buarada sınav da başlamıştı tabii...
Kabataşta in; sonra hafif metroya bin, git üniversitenin önünde in, içeri gir 5 kat çık derken nefes nefese kalmış geberiyordum; sınavın son 15-20dksına yetişmiştim; bir de üstüne üstlük "seni sınava alamayız yavrucum" gibisinden bi cümlecik duyunca az kalsın boğuluyordum. Neysse gelemediğimi haber verdiğimi fln söyledim de güç bela soktum kendimi sınava; fakat sınav nası geçti, ben can havliyle kafamdaki herşeyi nasıl cümleleştirip kağıda aktardım naptım ne ettim bilmiyorum. Tek bildiğim, sisli bir günde insanın sınavının olması; yahut işinin gücünün olması cidden berbat birşey
[break=resimler]
Kadıköydeki Karaköy iskelesi...Korku filmi gibi mübarek

Kadıköyde Haldun Taner sahnesinin hemen yanındayım, fekat gel gör ki ufukta Beşiktaş iskelesini güç bela görüyorum

Kadıköydeki Beşiktaş iskelesinde bekleyen vapurlar

Kadıköydeki Taksim dolmuş kuyruğu, önümde en az 150-200kişi vardı Kuyruğun başını sisten zor gördüm yani, bakınız taaa ilerlerden dönüyor kuyruk

Toplam Yorumlar 4
Yorumlar
| | ikinci fotoğraf çok güzel görünüyor ![]() |
| Posted 09-02-2008 at 13:06 by sevi |
| | teşekkürler ![]() |
| Posted 09-02-2008 at 15:55 by Sound_Of_Silence |
| | korku filimini hatırlatıyo |
| Posted 10-02-2008 at 01:55 by ADA |
| | gerçekten korku filmi gibi bi gündü benim için |
| Posted 10-02-2008 at 17:01 by Sound_Of_Silence |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Sound_Of_Silence ait Blog Başlıkları
- The COOK'tan Haberler... (05-07-2008)
- I love Humeyni - Yılmaz Özdil (13-06-2008)
- Fince Öğrenmek (05-06-2008)
- Sona 54 Kala (04-06-2008)
- Gökyüzünde yemek/Dinner in the sky (24-05-2008)













