Esas Suçlu Medya Mı?
Posted 28-02-2008 at 21:57 by Sound_Of_Silence
Pazar günü “Herkes medyayı suçluyor, eses suçlu medya mı?” adı altında bir panele katıldım. Panele konuşmacı olarak gelen kişiler Okay Gönensin, Mehmet Altan, Hilmi Hacaloğlu ve Gökmen Özdemir’di.
Üç bölümden oluşan panelin ilk iki bölümü konuşmacıların görüşlerini bildirmesi, üçüncü bölüm ise soru-cevap şeklinde geçti.
Öncelikle Gökmen Özdemir; spor basını hakkındaki suçlamaların %90
doğru olduğundan, pek çok gerçeğin “halk okumaz” kaygısıyla yayınlanmasından çekinildiğinden ve gazetenin bir süzgeç görevi görmesi gerektiğinden bahsetti. Gazetecilerin, bildiklerini yazmayarak, ya da fazlasını yazarak halka zarar verdiklerini söyledi. Örneğin Türkiye-İsviçre maçı sonrasında, Türk futbolcuların, İsveçli futbolcuları döverkenki fotoğraflarının yayınlanmasında bir günlük bir tereddüt yaşandığını, fakat sonrasında fotoğrafların gazeteye konulduğunu; fakat spor servisine gelen tepkilerin “vatan hainliği bu yaptığınız, bu fotoğrafları nasıl yayımlarsınız”şeklinde olduğunu dile getirdi.
Ardından söz alan Hilmi Hacaloğlu ise; medyanın halkı yansıttığından, NTV ve CNNTürk gibi haber kanallarının izlenme eksikliğinden reytinglere bile giremediğinden, pek çok bilinen şeyin yazılmadığından ve bir insanın bir koltuğa oturduğunda yolsuzluk yapmasının artık halka doğal geldiğinden bahsetti. “Vatana ihanet ve linç kültürü var; yaya iken biz haklıyız; ancak araç sürerken de biz haklıyız.”dedi. Türkiye’deki pek çok yolsuzluğun bilindiğinden fakat yazılmadığından ve medyanın şuanki hükümet ile fazlasıyla diyaloğu olduğundan bahsetti. Öte yandan “Halk sanki askere gitmek için can atıyormuş gibi gösterilen haberler yapıyorlar; fakat bunların gerçeği yansıtmadığını çevremize bakarak da anlayabiliriz, pek çok insan askere gitmemek için bahane bulmaya çalışıyor” dedi.
Sonrasında Okay Gönensin; sorumlulukların ve etiğin gözardı edildiğinden ve hükümetin medya üzerindeki etkilerinden söz etti. Rüşvetin her alanda olduğundan ve medyanın topluma karşı sorumluluğunu yerine getirmediğinden bahsetti. Hükümetin istediği gazeteyi batırabileceğini, fakat desteklediği gazeteyi her zaman yüceltemeyeceğini belirtti, örnek olarak da Turgut Özal’ın “Günayın”ı batırması ve deteklediği Asil Nadir’i örnek verdi.
İstediğimiz gibi tarafsız bir gazete çıkarmanın ise imkansız olacağını söyleyen Gönensin, sadece iki basım yeri olduğundan ve gazetenizin güç bela basılsa bile halk tarafından gereken ilgiden mahrum kalacağından söz etti. Türk medyasının magazinleşmesinin ise 12Eylül dönemine dek geldiğini belirten Gönensin, o dönemde var olan bilmem kaç maddelik yasaklar yüzünden medyanın herşeyi yazamadığına bu yüzden de magazine yöneldiğine dikkat çekti. Ayrıca “bunlar komünist oluyor, biraz da müslüman olsunlar” diyerek Türban, İmam Hatip vb sorunların yine 12Eylül döneminde ortaya atıldığını söyledi.
Her ne kadar medya çoğu konuyu çarpıtsa yahut yalan yanlış yazsa da, şuanda haberimiz olan şeylerin çoğunu da yine ancak medya sayesinde öğrenebileceğimizi vurguladı.
Son olaraksa Mehmet Altan medyanın her konuyu kapsadığından, yabancı basının bazen örnek alınması gerektiğinden ve gazetelerin gelir kaynaklarının azlığından bahsetti. “Medyada önce hükümetin adamı olursun; palazlanıp para ve güç sahibi olunca da hükümete karşı çıkarsın”diyen Altan bunun bir kısır döngü olduğunu söyledi. Ayrıca medyanın herşeyi kapsadığından yakındı. Yani magazin için ayrı, haber için ayrı değil; herşeyin bir arada tek bir gazetede verilmesinden yakındı.
Genel olarak konuşmacılar; medyanın suçlu olduğundan; fakat eğitim sisteminin de yetersizliğinden, gazetelerin başka gelir kaynaklarına ihtiyaç duymaması gerektiğinden ve sırf halk okusun diye gerçeklerin çarpıtıldığından yakındılar. “Gazetecilikten kazanılanlarla gazetecilik olur; başka gelir kaynakları varsa gazetecilik ölür” dediler.
Üç bölümden oluşan panelin ilk iki bölümü konuşmacıların görüşlerini bildirmesi, üçüncü bölüm ise soru-cevap şeklinde geçti.
Öncelikle Gökmen Özdemir; spor basını hakkındaki suçlamaların %90
doğru olduğundan, pek çok gerçeğin “halk okumaz” kaygısıyla yayınlanmasından çekinildiğinden ve gazetenin bir süzgeç görevi görmesi gerektiğinden bahsetti. Gazetecilerin, bildiklerini yazmayarak, ya da fazlasını yazarak halka zarar verdiklerini söyledi. Örneğin Türkiye-İsviçre maçı sonrasında, Türk futbolcuların, İsveçli futbolcuları döverkenki fotoğraflarının yayınlanmasında bir günlük bir tereddüt yaşandığını, fakat sonrasında fotoğrafların gazeteye konulduğunu; fakat spor servisine gelen tepkilerin “vatan hainliği bu yaptığınız, bu fotoğrafları nasıl yayımlarsınız”şeklinde olduğunu dile getirdi.
Ardından söz alan Hilmi Hacaloğlu ise; medyanın halkı yansıttığından, NTV ve CNNTürk gibi haber kanallarının izlenme eksikliğinden reytinglere bile giremediğinden, pek çok bilinen şeyin yazılmadığından ve bir insanın bir koltuğa oturduğunda yolsuzluk yapmasının artık halka doğal geldiğinden bahsetti. “Vatana ihanet ve linç kültürü var; yaya iken biz haklıyız; ancak araç sürerken de biz haklıyız.”dedi. Türkiye’deki pek çok yolsuzluğun bilindiğinden fakat yazılmadığından ve medyanın şuanki hükümet ile fazlasıyla diyaloğu olduğundan bahsetti. Öte yandan “Halk sanki askere gitmek için can atıyormuş gibi gösterilen haberler yapıyorlar; fakat bunların gerçeği yansıtmadığını çevremize bakarak da anlayabiliriz, pek çok insan askere gitmemek için bahane bulmaya çalışıyor” dedi.
Sonrasında Okay Gönensin; sorumlulukların ve etiğin gözardı edildiğinden ve hükümetin medya üzerindeki etkilerinden söz etti. Rüşvetin her alanda olduğundan ve medyanın topluma karşı sorumluluğunu yerine getirmediğinden bahsetti. Hükümetin istediği gazeteyi batırabileceğini, fakat desteklediği gazeteyi her zaman yüceltemeyeceğini belirtti, örnek olarak da Turgut Özal’ın “Günayın”ı batırması ve deteklediği Asil Nadir’i örnek verdi.
İstediğimiz gibi tarafsız bir gazete çıkarmanın ise imkansız olacağını söyleyen Gönensin, sadece iki basım yeri olduğundan ve gazetenizin güç bela basılsa bile halk tarafından gereken ilgiden mahrum kalacağından söz etti. Türk medyasının magazinleşmesinin ise 12Eylül dönemine dek geldiğini belirten Gönensin, o dönemde var olan bilmem kaç maddelik yasaklar yüzünden medyanın herşeyi yazamadığına bu yüzden de magazine yöneldiğine dikkat çekti. Ayrıca “bunlar komünist oluyor, biraz da müslüman olsunlar” diyerek Türban, İmam Hatip vb sorunların yine 12Eylül döneminde ortaya atıldığını söyledi.
Her ne kadar medya çoğu konuyu çarpıtsa yahut yalan yanlış yazsa da, şuanda haberimiz olan şeylerin çoğunu da yine ancak medya sayesinde öğrenebileceğimizi vurguladı.
Son olaraksa Mehmet Altan medyanın her konuyu kapsadığından, yabancı basının bazen örnek alınması gerektiğinden ve gazetelerin gelir kaynaklarının azlığından bahsetti. “Medyada önce hükümetin adamı olursun; palazlanıp para ve güç sahibi olunca da hükümete karşı çıkarsın”diyen Altan bunun bir kısır döngü olduğunu söyledi. Ayrıca medyanın herşeyi kapsadığından yakındı. Yani magazin için ayrı, haber için ayrı değil; herşeyin bir arada tek bir gazetede verilmesinden yakındı.
Genel olarak konuşmacılar; medyanın suçlu olduğundan; fakat eğitim sisteminin de yetersizliğinden, gazetelerin başka gelir kaynaklarına ihtiyaç duymaması gerektiğinden ve sırf halk okusun diye gerçeklerin çarpıtıldığından yakındılar. “Gazetecilikten kazanılanlarla gazetecilik olur; başka gelir kaynakları varsa gazetecilik ölür” dediler.
İpek Ortaer
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
| | 1994 yılında(yanlış hatırlamıyorumdur umarım) özel radyo-televizyonculuğun serbest bırakılmasıyla, bir anda ortaya mantar gibi pekçok radyo ve televizyon çıktı. Etik medyacılık anlayışı olmayan, daha fazla izlenebilmek için bir filtre olmadan programlar yapan ve yayınlayan (Bkz. Sıcağı sıcağına) düzgün bir şekilde kontrol edilmeyen. Bugünkü medya da o günkü anlayışla devam ediyor. Esasen şu anda yaşadığımız durumu sanırım şu söz çok iyi açıklar : Deveye sormuşlar "boynun neden eğri" demiş "nerem doğru ki" |
| Posted 28-02-2008 at 22:50 by Thunderpeak |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Sound_Of_Silence ait Blog Başlıkları
- The COOK'tan Haberler... (05-07-2008)
- I love Humeyni - Yılmaz Özdil (13-06-2008)
- Fince Öğrenmek (05-06-2008)
- Sona 54 Kala (04-06-2008)
- Gökyüzünde yemek/Dinner in the sky (24-05-2008)











