Edirne Üzerine
2005 yılında, birazda babaannemin istek ve ittirmeleri sonucu 2–3 günlük bir Edirne gezisi yaptık. Tabii 2–3 günde fazla bir yer gezemedik. Hele ki Edirne gibi tarih açısından önemli bir şehirdeki tarihi yerlerin hemen hiçbirini gezemedik diyebiliriz. Yine de belli başlı yapılarını görme imkânına sahip oldum. Herkesin hayatında bir defa gezip görmesi gerektiğini düşünüyorum Edirne’yi.
Edirne’nin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun simgesi olan Cami, kentin merkezinde, eskiden Sarıbayır ve Kavak Meydanı denilen yerdedir. Burada daha önce Yıldırım Beyazıt’ın bir saray yaptırdığı bilinmektedir.
Mimar Sinan’ın 80 yaşında yarattığı ve "Ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı Türk sanatının ve Dünya Mimarlık Tarihinin baş eserlerindendir.
II.Selim’in (1564-1575) emriyle yaptırılan, çok uzaklardan dört minaresi ile dikkat çeken cami, kurulduğu yerin seçimi ile de Mimar Sinan’ın aynı zamanda usta şehircilik uzmanı olduğunu göstermektedir. Mimar Sinan’ın ağzı ile yazıldığı söylenen “Tezkiret ül Bünyan” da, Selimiye Cami şöyle anlatılmaktadır:
“Cennet mekân Sultan Selim Han-ı sanî Şehr-i Edirne’ye kemal-i mertebe nazar-ı şefkatleri olmağın bir cami binasına emr-i hümayûnları olduki rüzgârda misali olmiya. Bu hakir dahi bir resm-i âli eyledim ki Edirne içinde menzur-i halk ola, dört minaresi kubbenin dört canibinde vaki olmuştur. Hep üç şerefelidir. Üçer yollu ve ikisinin yolları başka başka vaki olmuştur. Ol mukaddema bina olunan Üç Şerefeli, bir kule gibidir, gayet kalındır. Emma bunun minareleri hem nazik, hem üçer yollu olmak gayet müşkil olduğu ukalaya malûmdur. Halk, cihan, dairesi imkândan hariç dediklerinin bir sebebi, Ayasofya kubbesi gibi kubbe Devlet-i İslamiye’de bina olunmamıştır deyu taifei nasarının mimar geçinenleri Müslümanlar’a galebemiz vardır derlermiş. Ol kadar kubbe durdurmak gayet müşküldür dedikleri bu hakirin kalbinde bir azim ukde olup kalmış idi: Mezbur cami binasında himmet edip biavnillah savei Sultan Selim Han’da izharı kudret edip bu kubbenin Ayasofya kubbesinden altı zira kaddim ve dört zira derinliğin ziyade eyledim”.
Kesme taştan yapılan cami iç bölümüyle 1.575 m2’lik, tümüyle 2.475 m2’lik bir alanı kaplar. Mimarlık tarihinde en geniş mekâna kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43,28 m. Olan, 31,28 m. Çapındaki kubbesiyle ilgi çekmektedir. Ayasofya’nınkinden daha büyük olan kubbe, 6 m. Genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan 8 büyük payeye oturtulmuştur. Köşelerde dört, mihrap yönünde bir yarım kubbe merkezi kubbeyi destekler. Yapıyı, kubbe kasnağında 32 küçük pencereyle, yüzlerdeki üst üste 6 dizide çok sayıdaki pencere aydınlatmaktadır. Mimar Sinan’ın yarattığı 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğidir. Önünde 18 kubbe ve 16 sütunla çevrili revak bulunmaktadır. Ortada mermerden bir şadırvanı vardır. Son cemaat yeri, kalın yuvarlak 6 sütun üzerine 5 kubbelidir. Mermer işlemeli giriş kapısı üzerindeki kubbe yivli, diğerleri düzdür. Caminin 3,80 m. Çapında, 70,89 m. Yüksekliğindeki üçer şerefeli dört minaresi bulunmaktadır. Giriş yönündeki minarelerde şerefelere tek yolla, diğer ikisin de ise üç şerefeye ayrı ayrı yollardan çıkılmaktadır.
Cami, mimari özelliğinin yanında, taş, mermer, çini, ahşap, sedef gibi süsleme özellikleri ile de çok önemlidir. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin baş eserlerindendir. Ortasında 12 mermer sütuna oturan müezzin mahfili yer almaktadır. Sağda kitaplık bulunmaktadır. Mihrabın solunda hünkâr mahfili vardır. Bunun alt bölümü tavanındaki kalem işleri ise dönemin özgün özelliklerini yansıtmaktadır. Kubbe ve kemerleri süsleyen özgün kalem işleri, son onarımlarla temizlenmiştir.
Yapının çini süslemelerinin de Osmanlı ve dünya çini sanatında ayrı bir yeri vardır. XVI.Yüzyıl çiniciliğinin en güzel örnekleri olan bu çiniler, sır altı tekniğinde olup, İznik’te yapılmıştır. Mihrap duvarı, minber köşk duvarı, hünkâr mahfili duvarları, kadınlar mahfili, kemer köşelikleri, kıble yönündeki pencere alınlıkları çinilerle bezenmiştir. Mihrap duvarındaki büyük çini panolarda da al, mavi çiçek ve yaprak süslemeler, pencere üstlerinde lacivert üzerine ak, sülüs Elham suresi yazılı kartuşlar, en üstte de geniş bir ayet bırdürü yer almaktadır. Minber köşkündeki çini pano, lacivert üzerine ortada kırmızı, ak bahar çiçekli ağaç altında yaprak, sümbül ve lalelerle bezenmiştir.
Hünkâr mahfili çinileri zenginliği ve çeşitliliği ile ilgi çekmektedir. Mermer mihrabın sivri kemerli alınlığında lacivert üzerine ak sülüsle, ayet yazısı vardır. Bu bölümdeki kırmızı, mavi, yeşil renkli şakayıklar, bahar ağaçları, beyaz üzerine iri mavi rozetli ve çevresi çiçekli panolar, baklava biçimi yapraklar arasında karanfiller ve bahar dalları XVI.Yüzyıl çinilerinin en güzel örnekleridir. Hünkâr mahfili çinileri arasında, bir saraydan getirilerek buraya sonradan konmuş olabileceği düşünülen iki elma ağacının oluşturduğu “Elmalı Pano”nun Osmanlı çinilerinde özgün süsleme olarak ayrı bir yeri vardır. Bu bölümde sivri kemerli pencere alınlıklarında, lacivert üzerine ak sülüsle ayetler ve iki pencere arasında tepeye yine lacivert üzerine ak kûfi yazılı kare pano da ilgi çekicidir. Hünkâr mahfili duvarlarının yarısını kaplayan bu çiniler, mihrap çinilerinden daha niteliklidir.Ancak düzenleme ve anıtsallık yönünden daha sadedir.
Selimiye Camisi’nin taş duvarlarla çevrili geniş avlusunda, Darül-Sübyan, Darül-Kurr’a ve Darül-Hadis yapıları bulunmaktadır. Bu yapıların bir bölümü ve medrese, Edirne Müzesi’nin çeşitli bölümlerini oluşturmaktadır.
Cami terasının altında yer alan Arasta (çarşı) III.Murad zamanında Selimiye’ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mimarı Davut Ağa’dır.








Üç Şerefeli Camii
1443-1447 yılları arasında, II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Cami Osmanlı sanatında, erken ve klasik dönemler üslubu arasında yer almaktadır. Burada ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak enine dikdörtgen planlıdır. Bu planı Mimar Sinan, İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimi ile uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşesine minareler yerleştirilmiştir. Üç şerefeli cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun sütunları, serpantinli breş, granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemelidir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrak dal bordürü ile çevrilidir. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı camilerindeki en eski örneklerdendir.
Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67,62 m yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılmaktadır. Minare gövdesi kırmızı taştan zikzaklar ve beyaz karelerle hareketlendirilmiştir. Kaidesinde Bursa kemerli sağır nişler bulunmaktadır.
Üç Şerefeli Cami’nin, süslemeleri de ilginç özelliklere sahiptir. Taçkapı, yan kapılar, minareler, sütun başlıkları ve pencerelerde mermer, ak ve kiremit rengi taş kullanılmıştır. Taçkapı’da mukarnaslar ve yan nişlerin üst bölümlerindeki yazıların arasında kıvrık dal ve rumiler göze çarpmaktadır. Büyük kubbede, yan ve avlu revaklarındaki kubbelerde lacivert, al, ak ve sarı renkte kalem işleri vardır. Süslemelerde, yazı kuşakları, rumi, palmet, lotüs motifleri vardır. Kubbe eteği ve pandantiflerde de Rokoko süslemeler bulunmaktadır. Ayrıca ceviz ağacından, kündekâri tekniği ile yapılmış ahşap pencere ve kapı kanatları da dikkat çekici ve bir o kadar da önemlidir.




II. Bayezit Camii ve Külliyesi
Edirne, Sultan II.Bayezid Külliyesi’ni Tunca Nehri kıyısında Sultan II. Bayezid 1484-1488 yıllarında Cami, Tabhane,Tıp Medresesi, İmaret, Köprü, Hamam, Değirmen ve Su Deposu, olarak yaptırmıştır. Sıbyan mektebi, mehterhane ve muvakkitane daha sonraki devirlerde yapı topluluğuna eklenmiştir. Sıbyan mektebi, hamam, değirmen ve su deposu yıkılmıştır.Yapı topluluğunun mimarı Mimar Hayrettin’dir.
Caminin planı, İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapımı tamamlanan Yavuz Sultan Selim Camisi’nden 34 yıl sonra tekrarlanmıştır. Sultan Bayezid Camisi Klasik Osmanlı Cami tipinin erken bir örneğidir ve masif bir mimariye sahiptir.
Caminin giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:
Nâşir-ül hayrat Sultan Bayezıd
Ammâr-elhak hâzel el-mescidi
Hatifün kad kâl amel-ihtimam
Azze nasruh dâm-ı bil kadril celil
Lâ ceremi hakka lehül-ecrül-cezil
Camii tarihu hayr-cemil
893 (1488)
Beyazıt Camisi, kare planlı bir avlu, kare planlı bir ibadet mekanı ile iki yanındaki tabhaneden meydana gelmiştir. Şadırvanlı avlu girişin iki yanında üçerden altı, yan kenarlarda da dörderden sekiz bölümlüdür. Bunlar birbirlerine yuvarlak kemerli sütunlarla bağlanmış, üzerleri de kubbelerle örtülmüştür. Bu avluya biri merkezden diğer ikisi de yandan üç kapı ile girilmektedir.
İbadet mekanının üzeri yirmi köşeli bir kasnak üzerine oturtulmuş 20.25 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe aşağılara kadar uzanan pandantiflerin yardımıyla taş duvarların köşelerine oturtulmuştur. Ana duvarlarda dört sıra halinde avlu cephesine sekiz, arka cepheye on dört, yan cephelerde de on birer pencere ile ibadet mekanı aydınlatılmıştır. Ayrıca kubbe kasnağında da yirmi pencere bulunmaktadır. Yanlarda üçerden altı adet pencere yan kanatlardakiler de tabhaneye açılmıştır.
İç mekan son dönemlerde yapılmış barok süslemeler ile orijinal bezemesinden uzaklaştırılmıştır. İbadet mekanı ile iki yandaki taphanelerin hiç bir bağlantısı bulunmamaktadır. Tabhaneler dış hatları ile kare planlıdır. İçerisi dokuzar kubbe ile dokuz eşit bölüme ayrılmıştır. İbadet mekanından tabhanelere geçiş bulunmamaktadır. Buraya şadırvan avlusundan veya dış avludan girilmektedir. Avlunun köşelerine tek şerefeli taştan iki minare yerleştirilmiştir.





Muradiye Camii
Muradiye mahallesinde, Sarayiçi’ne hakim bir tepeye II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Yazıtında tarih bulunmamaktadır. Vakfiyesine ve kaynaklara dayanılarak 1436’da yapıldığı sanılmaktadır. Mimarı konusunda da herhangi bir bilgi yoktur. Yan mekanlı (zaviyeli) camilerin en güzel örneğidir. Ana mekân, arka arkaya iki kubbeli mekân ve son cemaat yeri, avlusunda da şadırvan bulunmaktadır. Cami, dış görünüşünün sadeliğine karşılık, iç süslemesi bakımından XV.Yüzyıl Osmanlı sanatının en önemli yapıtlarından biridir. Mihrap ve duvarlarını kaplayan çiniler, Türk çini sanatının en güzel örnekleridir. Mihrap önü kubbeli mekânın duvarları doğadan çiçek motifleri ile işlenmiş altıgen mavi, ak çini levhalarla, bunların arası da firuze renkli düz üçgen levhalarla kaplıdır. Hatayili, kıvrık dallarla çevrili çini panoların üstünde kabartma çinilerden bir palmet frizi vardır. Pencereler, rumili kıvrık dal motifleriyle süslenmiştir. Çini mihraptaki kabartma levhalar, geometrik yıldız, rumi, hatayi ve palmetlerden oluşan zengin motiflerle bezenmiştir. Burada renkli sır ve sıraltı tekniği uygulanmıştır.
Aynalıktaki pano, rumili kıvrık dallar arasında iki dize kûfi ve biri aynalı iki dize nesih yazı ile süslüdür. Çinilerde sarı renk egemendir; rumi motif çokça kullanılmıştır. Ayrıca rozet, şakayık ve karanfil de görülmektedir.
Camide çiniden başka, orta kubbeleri birbirine bağlayan kemerde, duvarların üst bölümlerinde ve örtü düzeninde zengin kalem işi süsleme olduğu da izlerden anlaşılmaktadır. Sonradan sıva ile kaplanmış bu süslemelerde al üstüne ak, sarı, lacivert renkte doğa bitkileri, rumiler ve hatayiler işlenmiştir. Minberi ise ahşaptır.
II.Murat’ın, caminin solunda yaptırdığı büyük imaret, Mevlevi tekkesi ve Semahane günümüze ulaşamamıştır.

Meriç {Mecidiye} Köprüsü
Edirne Karaağaç yolu üzerinde Meriç ve Arda nehirlerinin birleştikleri yerde Meriç Nehri’nin üzerinde bulunmaktadır. Bu köprünün olduğu yerdeki selden yıkılan eski köprünün yerine Sultan II.Mahmut Edirne’ye geldiğinde yeni bir köprü yapılmasını istemiştir. Ancak maddi sıkıntıdan ötürü köprünün yapımına hemen başlanamaz ve bu köprü Abdülmecid döneminde yapılabilmiştir. Köprünün yapımına 1842 yılında başlanmış, 1847’de de tamamlanmıştır. Mimarının kim olduğu bilinmemektedir.
Köprü 263 m. uzunluğunda, 7 m. genişliğinde ve 13 ayak üzerine 12 kemerli olarak yapılmıştır. Köprünün kemerleri hafif sivri olup, kemer aralıkları 12 m.dir. Orta ayaklarda ise bu açıklık 6 m. civarındadır. Selyaranlar köprünün memba ve mansap cephelerinde orta ayaklar üzerindedir. Memba cephesindeki selyaranlar üçgen çıkıntılar halinde olup, bunların tepe uçları da üçgen biçimdedir. Mansap cephesindeki selyaranlar yedi köşeli çıkıntılar halindedir. Köprünün ortasında yer alan selyaranlar hem membada hem de mansapta çıkıntı meydana getirmektedirler. Köprünün orta kısmında memba cephesinde bir köşk balkonu, mansap cephesinde de bir kitabe köşkü bulunmaktadır. Kitabe köşkü barok üslupta, mermerden yapılmıştır. Burada birbirine bitişik ikişer paye üzerine bir tonoz yerleştirilerek köprünün kitabesi buraya konulmuştur. Bu bölüm dıştan kubbe şeklindedir. Aynı zamanda bu köşk bir dinlenme yeri olarak da düşünülmüştür. Köşk cephesinde görülen mermer kitabe Yunanlıların Trakya’yı işgali sırasında yok edilmiştir. Bundan sonra Necmettin Okyay’dan icazetli Uğur Derman tarafından talik yazı ile yeniden yazılmıştır (1966).
Kitabe:
Esas-endâz-ı dünyâni kerem Abdülmecid han’ın İmar-ı mülkünün üstad-ı adli oldu mimari
Olalıdan münhel cezb-ü mekârim ol şehin ahdi
Seza mânend derya dehre kılsa lütf-i câri
O Şahinşedir elhakk faiz-ül hayrât âlemde
Sezâdır kılsa âbâdân mülkü böyle âsârı
Edirne beldesi enhrı üzre hayr-i şâhne
Garîk-i cûy-i ihsan eyledi etraf ü aktarı
Gelib geçtikçe halk-ı memleket bu cisr-i sanîden
Duasaz dû-bâlâ kıldılar evrad-ü ezkârı
Meriç ü Arda nehri tâ-revan oldukça bu sûden
O şahin mülkünün feyz-i ilâhi ola enhârı
Bu tâk-ı cisri tersi’i etti Ziver işbu tarihin
Bu âli cisr oldu hayr-ı sanî-i cihandârî.
Sene:1258
Kesme taştan yapılmış olan köprünün korniş taşı ve korkuluk taşları köprü meyiline uygun olarak devam etmektedi



IV. Mehmet Av KöşküPadişah IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1671 yılında yaptırılmış olup; bugün küçük bir eki ayaktadır.
Edirne Belediyesi tarafından 2002 yılında restore edilmiştir.
Bülbül Köşkü olarak da anılmaktadır.

Adalet Kasrı1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Adalet Kasrı, Selçuklu Mimari tarzında ve ve taştan inşa edilmiştir. Bu kasır, Bakanlar Kurulu (Divan-ı Hümayun) ve Yargıtay olarak kullanılırdı.
İlk katında Şerbethane, ikincisinde divan katipleri, en üst katta da Divan heyetinin toplandığı mermer salon bulunmaktaydı.
Divan'ın toplandığı salon ortasında Edirnekari mermer bir havuz ve köşede kafes arkasında padişahın tahtı yer alır.
Ayrıca adalet kasrının önünde ibret taşı ve saygı taşı diye iki tane taş bulunmaktadır.




Muhyi-i Mülk-ü milel hazreti Sultan hamid
Kim Huda kılmada zâtın nice hayre alet
İşte bu hayrı da vali Hacı İzzet paşa verdi
Tesise delaletle bu şehre ziyned yazdı
İhmamına Hafız Güherî
Bir tarih verdi bu şehre şeref Kulede elhâk saat
1330 (1886)
İlk yapılışında ahşap olan bu kule 1894 yılında yıktırılmış, yerine taş ve tuğladan yeni bir kule yapılmıştır. Kule yukarıdan aşağıya doğru genişleyen bir yapı idi. 48 m. yüksekliğinde olan bu kule yangın kulesi olarak da kullanılmıştır. Kulenin ikinci ve üçüncü katlarında bir sofa ile oturulacak yerler bulunuyordu. Ancak bu kule de 1953 yılında depremden hasar görmüş, duvarları çatlamış ve yıktırılmıştır. Bu saat kulesi yuvarlak olup, üzeri küçük bir kubbe ile örtülü idi. Dört cephesinde de yuvarlak nişler içerisine saatler yerleştirilmiştir. Kulenin saati Fransa'dan getirilmiştir.
Edirne Müzesi 2004 yılında Belediyenin saat kulesi çevresindeki ahşap dükkanları yıktırmasından sonra burada bir kazı çalışması yapmıştır. Roma burcunun altında ve etrafında bulunan Roma dönemine ait kalenin temelleri ile 3-4 m. yüksekliğe kadar olan kesme taştan blok halinde sur duvarları ortaya çıkarılmıştır.

Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği (Meçhul Asker Anıtı)
Edirne Sarayiçi’nde Tunca Nehri’nin kıyısındadır. Bir tür Meçhul Asker Anıtı niteliğinde olan bu anıt, Balkan Savaşı sırasında Edirne savunmasında şehit düşenlerin anısına dikilmiştir. Edirne’nin 26 Mart 1913’te teslim oluşundan sonra Sarayiçi bir tutsak kampı durumuna getirilmiş ve burada 10.000 civarında asker soğuk, hastalık ve açlıktan ölmüştür. Bu anıtın dikilme amacı da bu olayla bağlantılıdır. Şehitlikte 12 blok üzerine 100 subay ve 400 erin ismi yazılıdır. Bunlar Genel Kurmay Başkanlığı'ndan sağlanan isimlerdir. Ancak diğer şehitlerin isimleri tam olarak tespit edilememiştir.
Balkan Şehitliği 858 m2 genişliğinde bir alanı kaplamaktadır. Şehitlik 14 Ocak 1994'te törenle ziyarete açılmıştır. Şehitliğin projesi Y.Mimar Nejat Dinçel tarafından çizilmiş, Heykeltraş Prof.Tankut Öktem de Mehmetçik Heykeli'ni, Heykeltraş Metin Yurdanur da Balkan Savaşı rölyeflerini yapmıştır.



Gazi Mihal Camii
Edirne Tunca Nehri’nin yanında, Gazi Mihal Köprüsü’nün sağında bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki mermer kitabeden Gazi Mihal Bey tarafından 1421’de yaptırıldığı öğrenilmiştir.
Kitabe:
Enşee hazel-mekânel-mubareke el-emirül-kebir
Mihal ibn-i aziz tekemmelet fi eyyamis sultan
Murad ibn-i Muhammed ibn-i Bayezid han
Fi seneti hamse ve ışrıne ve semanemieti.
825 (1421)
Edirneli Badi Efendi bu yapının zaviye olarak yapıldığını ve daha sonra da camiye dönüştürüldüğünü yazmaktadır. Cami ile birlikte köprü, hamam ve imaret de yapılmıştır.
Bu cami yan mekanlı, tabhaneli veya zaviyesi, ters T tipi camiler gurubundandır. Kesme taştan yapılmış caminin önünde payeli beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bu bölümler dört kalın paye ve duvarlara bitişik iki yarım payeden oluşmaktadır. Bu bölümlerin üzeri tekne tonozlarla örtülüdür. Girişten sonra üzerleri kubbeli iki mekan birbirini peş peşe izlemektedir. Bunlardan birincisini iki yanına kare planlı iki yan mekan eklenmiştir.Yan mekanların üzeri çapraz tonozlarla örtülüdür. İbadet mekanı kare planlıdır ve üzerini merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanı mihrap yanında ve iki kenardaki altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Alçı mihrabı orijinaldir. Buradaki yıldızlar ve geometrik geçmeler farklı bir teknikte yapılmış olup, benzerlerine Edirne camilerinde rastlanmamaktadır. Mihrabın alt kısmı su basması yüzünden harap olmuştur. Mihrap önündeki hazirede 1435’de ölen Gazi Mihal Bey ile ailesinin mezarları bulunmaktadır.
Caminin tek şerefeli minaresi l752 depreminden sonra yapılmıştır.

Eski Cami
Edirne il merkezinde, Babunî Mahallesinde Selimiye Camisi ile Bedesten arasında kalan dört yol kavşağında bulunmaktadır.
Osmanlıların Edirne’de yaptırdığı ilk cami oluşundan dolayı hutbeye çıkan hatipler ellerine kılıç alırlardı. Hacı Bayram Veli’nin burada kürsüsünün oluşu ve mihrabın sağındaki pencerede Kâbe’den kopmuş bir parçanın bulunuşu halk arasında bu caminin önem kazanmasına neden olmuştur.
Caminin yapımını Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Emir Süleyman (h.805/1403) başlatmış, çalışmalar Musa Çelebi döneminde sürmüştür. Çelebi Sultan Mehmet’in kardeşlerini yenerek tahta çıkışından sonra da (h.816/1414) cami tamamlanmıştır. Kuyumcular çarşısı yönündeki batı kapısı üzerindeki üç satırlı sülüs kitabeden mimarının Konyalı Hacı Alaeddin, yapının da Ömer bin İbrahim olduğu öğrenilmiştir. Badi Efendi, çelebi Sultan Mehmed zamanında ibadete açılan camide bazı eksiklikler olduğunu, bunların Sultan II.Murad tarafından tamamlandığını kaydetmiştir. Büyük bir olasılıkla, iki şerefeli minare de Onun zamanında yapılmış, daha sonra da Mimar Sinan, duvarlarda yeni bazı pencereler açarak caminin aydınlatılmasını sağlamıştır.Evliya Çelebi’nin Ulu Cami olarak tanımladığı caminin mihrap duvarı arkasında kuşların bulunduğu bir çiçek bahçesinden söz etmektedir. Sultan II.Murad’ın vakıf listelerinde de cami bahçesinde yetişen çiçeklerden sağlanan gelire değinilmiştir.
Eski Cami yeterince araştırılmamış, C.Gurlit ilk defa planını çizmişse de bunun yetersiz olduğu iddia edilmiştir. Y.Mimar A.Saim Ülgen’in çizimleri ise bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindedir.
Eski Cami (h.1158)1748’ de yangınla, (h.1165) 1752’de depremden zarar görmüş ve Sultan I.Mahmud tarafından tamir ettirilmiştir. Bunu Cumhuriyet dönemindeki 1924-1934 arasında yapılan onarımlar izlemiştir. Ancak 1953 depremi yapıya bir kez daha zarar vermiş, 1965’te Vakıflar Genel Müdürlüğü minareyi kurşun saçağa kadar yıkarak yenilemiştir. Bu arada şerefe altındaki bezemeler de aslına uygun olarak yapılmıştır.
Erken Osmanlı dönemi Ulu Cami plan tipinde olan bu yapının benzerleri Bursa, Manisa ve İstanbul’da görülmektedir. Burada kemerlerle birbirlerine bağlanmış paye ve duvarlar arasındaki bölümlerin üzerini örten eşit ölçüdeki kubbelerin oluşturduğu plan düzeni vardır. Böylece 2.80 m. Ölçüsünde dört ağır paye ve dört duvarın taşıdığı 13.50 m. çapında dokuz kubbe ana mekânın üzerini örtmektedir. Bursa Ulu Camisinden daha ileri düzeyde bir plana sahip olan yapıda yan neflerdeki yuvarlak kasnaklı kubbelerde pandantifler, orta nefteki sekizgen kasnaklı kubbede ise mukarnaslarla geçişler sağlanmıştır.Mihrap önünde prizmatik üçgenlerle kubbeye geçilmiştir. Ayrıca girişteki ilk kubbe de değişik bir görünümde olup, sekiz dilimli kasnak üzerine aydınlık feneri yerleştirilmiştir. Orta kubbelerin yan kubbelerden daha yüksek olmalarına rağmen kalın payeler ve alçak kubbelerle oldukça karanlık bir mekân etkisi dikkati çekmektedir. Bu ağırlığın etkisi dışarıdaki boş kubbeli, son cemaat yeri ile minarelerde de kendini göstermektedir. Asıl yapının kalın kesme taştan olmasına karşılık son cemaat yerinin tuğla hatıllı kesme taş ve anılmız derzli bir işçilikle yapılmış oluşu bu bölümün XV.yüzyıldan daha sonra yapılmış olabileceğini düşündürmektedir. XVIII.Yüzyılda yapılmış, stalaktitli mermer giriş kapısı kitabesiyle görkemli bir görünüşü vardır.
Eski Caminin kuzeybatı ve kuzeydoğuda iki minaresi vardır. Bunlardan kuzeydoğudaki tek şerefeli minare caminin iki duvarının birleştiği köşede olup Çömlekçiler kapısı denilen kapı aralığından, duvar içerisinden girilmektedir. Minarenin duvar köşelerine oturtulması XV.yüzyılda Bursa ve İznik eserlerinde sık sık karşılaşılan bir özelliktir. Camiye bitişik olmayan batıdaki iki şerefeli minarenin her şerefesine ayrı merdivenlerden çıkılmaktadır.
Evliya Çelebi’nin “musanna” diye sözünü ettiği mihrap özelliğini yitirmiş, geç devirlerde yapılan bezemelerle boyanmıştır. Minber beyaz mermerden olup yan yüzleri rumi ve geometrik örgülerin karışımı bir bezemeyle süslenmiştir. Bunun da benzerleri XIV.-XV. Yüzyıl Bursa Yeşil Camide görülmektedir. Ayrıca burada Sultan II.Murad’ın davetiyle Edirne’ye gelen Hacı bayram Veli’nin kürsüsü de bulunmaktadır. Kadınlar mahfilini de (h.1020) 1612’de Filibeli Ramazan Ağa yaptırmıştır. Caminin beyaza boyanmış duvarları ve payeleri üzerinde XVIII.-XX.Yüzyıllarda yazılmış çeşitli yazılar vardır. Bunların bazıları Sultan I.Mahmud zamanında, bazısı da 1863 yılındaki onarımda ilave edilmiştir. Sonraki dönemlerde de zamanın ünlü hattatları yazılarını buraya vermiş veya yerine yazmışlardır. Mihrap yönündeki payeler üzerindeki hadisleri Cezayirli Hasan Oca, Hünkâr mahfilindekileri de Mustafa Tevfik Efendi’nin eseridir. Minberin sağındaki altın yaldızlı besmele de Sultan II.Abdülhamid’in imzası görülmektedir. Bu yazıların dışında kalan yüzeyler ise 1863’de yapı ile bağdaşmayacak kötü bir barok süsleme ile doldurulmuştur.
Çelebi Sultan Mehmed, 108 dükkân ile 35 odalı bedesteni camiye vakfetmiştir. Böylece Eski Cami ve çevresi Edirne’nin dini ve ticari bir merkezi olmuştur.

Edirne Üzerine Başka Fotoğraflar








Selimiye Camii
Edirne’nin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun simgesi olan Cami, kentin merkezinde, eskiden Sarıbayır ve Kavak Meydanı denilen yerdedir. Burada daha önce Yıldırım Beyazıt’ın bir saray yaptırdığı bilinmektedir.
Mimar Sinan’ın 80 yaşında yarattığı ve "Ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı Türk sanatının ve Dünya Mimarlık Tarihinin baş eserlerindendir.
II.Selim’in (1564-1575) emriyle yaptırılan, çok uzaklardan dört minaresi ile dikkat çeken cami, kurulduğu yerin seçimi ile de Mimar Sinan’ın aynı zamanda usta şehircilik uzmanı olduğunu göstermektedir. Mimar Sinan’ın ağzı ile yazıldığı söylenen “Tezkiret ül Bünyan” da, Selimiye Cami şöyle anlatılmaktadır:
“Cennet mekân Sultan Selim Han-ı sanî Şehr-i Edirne’ye kemal-i mertebe nazar-ı şefkatleri olmağın bir cami binasına emr-i hümayûnları olduki rüzgârda misali olmiya. Bu hakir dahi bir resm-i âli eyledim ki Edirne içinde menzur-i halk ola, dört minaresi kubbenin dört canibinde vaki olmuştur. Hep üç şerefelidir. Üçer yollu ve ikisinin yolları başka başka vaki olmuştur. Ol mukaddema bina olunan Üç Şerefeli, bir kule gibidir, gayet kalındır. Emma bunun minareleri hem nazik, hem üçer yollu olmak gayet müşkil olduğu ukalaya malûmdur. Halk, cihan, dairesi imkândan hariç dediklerinin bir sebebi, Ayasofya kubbesi gibi kubbe Devlet-i İslamiye’de bina olunmamıştır deyu taifei nasarının mimar geçinenleri Müslümanlar’a galebemiz vardır derlermiş. Ol kadar kubbe durdurmak gayet müşküldür dedikleri bu hakirin kalbinde bir azim ukde olup kalmış idi: Mezbur cami binasında himmet edip biavnillah savei Sultan Selim Han’da izharı kudret edip bu kubbenin Ayasofya kubbesinden altı zira kaddim ve dört zira derinliğin ziyade eyledim”.
Kesme taştan yapılan cami iç bölümüyle 1.575 m2’lik, tümüyle 2.475 m2’lik bir alanı kaplar. Mimarlık tarihinde en geniş mekâna kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43,28 m. Olan, 31,28 m. Çapındaki kubbesiyle ilgi çekmektedir. Ayasofya’nınkinden daha büyük olan kubbe, 6 m. Genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan 8 büyük payeye oturtulmuştur. Köşelerde dört, mihrap yönünde bir yarım kubbe merkezi kubbeyi destekler. Yapıyı, kubbe kasnağında 32 küçük pencereyle, yüzlerdeki üst üste 6 dizide çok sayıdaki pencere aydınlatmaktadır. Mimar Sinan’ın yarattığı 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğidir. Önünde 18 kubbe ve 16 sütunla çevrili revak bulunmaktadır. Ortada mermerden bir şadırvanı vardır. Son cemaat yeri, kalın yuvarlak 6 sütun üzerine 5 kubbelidir. Mermer işlemeli giriş kapısı üzerindeki kubbe yivli, diğerleri düzdür. Caminin 3,80 m. Çapında, 70,89 m. Yüksekliğindeki üçer şerefeli dört minaresi bulunmaktadır. Giriş yönündeki minarelerde şerefelere tek yolla, diğer ikisin de ise üç şerefeye ayrı ayrı yollardan çıkılmaktadır.
Cami, mimari özelliğinin yanında, taş, mermer, çini, ahşap, sedef gibi süsleme özellikleri ile de çok önemlidir. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin baş eserlerindendir. Ortasında 12 mermer sütuna oturan müezzin mahfili yer almaktadır. Sağda kitaplık bulunmaktadır. Mihrabın solunda hünkâr mahfili vardır. Bunun alt bölümü tavanındaki kalem işleri ise dönemin özgün özelliklerini yansıtmaktadır. Kubbe ve kemerleri süsleyen özgün kalem işleri, son onarımlarla temizlenmiştir.
Yapının çini süslemelerinin de Osmanlı ve dünya çini sanatında ayrı bir yeri vardır. XVI.Yüzyıl çiniciliğinin en güzel örnekleri olan bu çiniler, sır altı tekniğinde olup, İznik’te yapılmıştır. Mihrap duvarı, minber köşk duvarı, hünkâr mahfili duvarları, kadınlar mahfili, kemer köşelikleri, kıble yönündeki pencere alınlıkları çinilerle bezenmiştir. Mihrap duvarındaki büyük çini panolarda da al, mavi çiçek ve yaprak süslemeler, pencere üstlerinde lacivert üzerine ak, sülüs Elham suresi yazılı kartuşlar, en üstte de geniş bir ayet bırdürü yer almaktadır. Minber köşkündeki çini pano, lacivert üzerine ortada kırmızı, ak bahar çiçekli ağaç altında yaprak, sümbül ve lalelerle bezenmiştir.
Hünkâr mahfili çinileri zenginliği ve çeşitliliği ile ilgi çekmektedir. Mermer mihrabın sivri kemerli alınlığında lacivert üzerine ak sülüsle, ayet yazısı vardır. Bu bölümdeki kırmızı, mavi, yeşil renkli şakayıklar, bahar ağaçları, beyaz üzerine iri mavi rozetli ve çevresi çiçekli panolar, baklava biçimi yapraklar arasında karanfiller ve bahar dalları XVI.Yüzyıl çinilerinin en güzel örnekleridir. Hünkâr mahfili çinileri arasında, bir saraydan getirilerek buraya sonradan konmuş olabileceği düşünülen iki elma ağacının oluşturduğu “Elmalı Pano”nun Osmanlı çinilerinde özgün süsleme olarak ayrı bir yeri vardır. Bu bölümde sivri kemerli pencere alınlıklarında, lacivert üzerine ak sülüsle ayetler ve iki pencere arasında tepeye yine lacivert üzerine ak kûfi yazılı kare pano da ilgi çekicidir. Hünkâr mahfili duvarlarının yarısını kaplayan bu çiniler, mihrap çinilerinden daha niteliklidir.Ancak düzenleme ve anıtsallık yönünden daha sadedir.
Selimiye Camisi’nin taş duvarlarla çevrili geniş avlusunda, Darül-Sübyan, Darül-Kurr’a ve Darül-Hadis yapıları bulunmaktadır. Bu yapıların bir bölümü ve medrese, Edirne Müzesi’nin çeşitli bölümlerini oluşturmaktadır.
Cami terasının altında yer alan Arasta (çarşı) III.Murad zamanında Selimiye’ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mimarı Davut Ağa’dır.
Üç Şerefeli Camii
1443-1447 yılları arasında, II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Cami Osmanlı sanatında, erken ve klasik dönemler üslubu arasında yer almaktadır. Burada ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak enine dikdörtgen planlıdır. Bu planı Mimar Sinan, İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimi ile uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşesine minareler yerleştirilmiştir. Üç şerefeli cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun sütunları, serpantinli breş, granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemelidir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrak dal bordürü ile çevrilidir. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı camilerindeki en eski örneklerdendir.
Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67,62 m yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılmaktadır. Minare gövdesi kırmızı taştan zikzaklar ve beyaz karelerle hareketlendirilmiştir. Kaidesinde Bursa kemerli sağır nişler bulunmaktadır.
Üç Şerefeli Cami’nin, süslemeleri de ilginç özelliklere sahiptir. Taçkapı, yan kapılar, minareler, sütun başlıkları ve pencerelerde mermer, ak ve kiremit rengi taş kullanılmıştır. Taçkapı’da mukarnaslar ve yan nişlerin üst bölümlerindeki yazıların arasında kıvrık dal ve rumiler göze çarpmaktadır. Büyük kubbede, yan ve avlu revaklarındaki kubbelerde lacivert, al, ak ve sarı renkte kalem işleri vardır. Süslemelerde, yazı kuşakları, rumi, palmet, lotüs motifleri vardır. Kubbe eteği ve pandantiflerde de Rokoko süslemeler bulunmaktadır. Ayrıca ceviz ağacından, kündekâri tekniği ile yapılmış ahşap pencere ve kapı kanatları da dikkat çekici ve bir o kadar da önemlidir.
II. Bayezit Camii ve Külliyesi
Edirne, Sultan II.Bayezid Külliyesi’ni Tunca Nehri kıyısında Sultan II. Bayezid 1484-1488 yıllarında Cami, Tabhane,Tıp Medresesi, İmaret, Köprü, Hamam, Değirmen ve Su Deposu, olarak yaptırmıştır. Sıbyan mektebi, mehterhane ve muvakkitane daha sonraki devirlerde yapı topluluğuna eklenmiştir. Sıbyan mektebi, hamam, değirmen ve su deposu yıkılmıştır.Yapı topluluğunun mimarı Mimar Hayrettin’dir.
Caminin planı, İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapımı tamamlanan Yavuz Sultan Selim Camisi’nden 34 yıl sonra tekrarlanmıştır. Sultan Bayezid Camisi Klasik Osmanlı Cami tipinin erken bir örneğidir ve masif bir mimariye sahiptir.
Caminin giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:
Nâşir-ül hayrat Sultan Bayezıd
Ammâr-elhak hâzel el-mescidi
Hatifün kad kâl amel-ihtimam
Azze nasruh dâm-ı bil kadril celil
Lâ ceremi hakka lehül-ecrül-cezil
Camii tarihu hayr-cemil
893 (1488)
Beyazıt Camisi, kare planlı bir avlu, kare planlı bir ibadet mekanı ile iki yanındaki tabhaneden meydana gelmiştir. Şadırvanlı avlu girişin iki yanında üçerden altı, yan kenarlarda da dörderden sekiz bölümlüdür. Bunlar birbirlerine yuvarlak kemerli sütunlarla bağlanmış, üzerleri de kubbelerle örtülmüştür. Bu avluya biri merkezden diğer ikisi de yandan üç kapı ile girilmektedir.
İbadet mekanının üzeri yirmi köşeli bir kasnak üzerine oturtulmuş 20.25 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe aşağılara kadar uzanan pandantiflerin yardımıyla taş duvarların köşelerine oturtulmuştur. Ana duvarlarda dört sıra halinde avlu cephesine sekiz, arka cepheye on dört, yan cephelerde de on birer pencere ile ibadet mekanı aydınlatılmıştır. Ayrıca kubbe kasnağında da yirmi pencere bulunmaktadır. Yanlarda üçerden altı adet pencere yan kanatlardakiler de tabhaneye açılmıştır.
İç mekan son dönemlerde yapılmış barok süslemeler ile orijinal bezemesinden uzaklaştırılmıştır. İbadet mekanı ile iki yandaki taphanelerin hiç bir bağlantısı bulunmamaktadır. Tabhaneler dış hatları ile kare planlıdır. İçerisi dokuzar kubbe ile dokuz eşit bölüme ayrılmıştır. İbadet mekanından tabhanelere geçiş bulunmamaktadır. Buraya şadırvan avlusundan veya dış avludan girilmektedir. Avlunun köşelerine tek şerefeli taştan iki minare yerleştirilmiştir.
Muradiye Camii
Muradiye mahallesinde, Sarayiçi’ne hakim bir tepeye II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Yazıtında tarih bulunmamaktadır. Vakfiyesine ve kaynaklara dayanılarak 1436’da yapıldığı sanılmaktadır. Mimarı konusunda da herhangi bir bilgi yoktur. Yan mekanlı (zaviyeli) camilerin en güzel örneğidir. Ana mekân, arka arkaya iki kubbeli mekân ve son cemaat yeri, avlusunda da şadırvan bulunmaktadır. Cami, dış görünüşünün sadeliğine karşılık, iç süslemesi bakımından XV.Yüzyıl Osmanlı sanatının en önemli yapıtlarından biridir. Mihrap ve duvarlarını kaplayan çiniler, Türk çini sanatının en güzel örnekleridir. Mihrap önü kubbeli mekânın duvarları doğadan çiçek motifleri ile işlenmiş altıgen mavi, ak çini levhalarla, bunların arası da firuze renkli düz üçgen levhalarla kaplıdır. Hatayili, kıvrık dallarla çevrili çini panoların üstünde kabartma çinilerden bir palmet frizi vardır. Pencereler, rumili kıvrık dal motifleriyle süslenmiştir. Çini mihraptaki kabartma levhalar, geometrik yıldız, rumi, hatayi ve palmetlerden oluşan zengin motiflerle bezenmiştir. Burada renkli sır ve sıraltı tekniği uygulanmıştır.
Aynalıktaki pano, rumili kıvrık dallar arasında iki dize kûfi ve biri aynalı iki dize nesih yazı ile süslüdür. Çinilerde sarı renk egemendir; rumi motif çokça kullanılmıştır. Ayrıca rozet, şakayık ve karanfil de görülmektedir.
Camide çiniden başka, orta kubbeleri birbirine bağlayan kemerde, duvarların üst bölümlerinde ve örtü düzeninde zengin kalem işi süsleme olduğu da izlerden anlaşılmaktadır. Sonradan sıva ile kaplanmış bu süslemelerde al üstüne ak, sarı, lacivert renkte doğa bitkileri, rumiler ve hatayiler işlenmiştir. Minberi ise ahşaptır.
II.Murat’ın, caminin solunda yaptırdığı büyük imaret, Mevlevi tekkesi ve Semahane günümüze ulaşamamıştır.
Meriç {Mecidiye} Köprüsü
Edirne Karaağaç yolu üzerinde Meriç ve Arda nehirlerinin birleştikleri yerde Meriç Nehri’nin üzerinde bulunmaktadır. Bu köprünün olduğu yerdeki selden yıkılan eski köprünün yerine Sultan II.Mahmut Edirne’ye geldiğinde yeni bir köprü yapılmasını istemiştir. Ancak maddi sıkıntıdan ötürü köprünün yapımına hemen başlanamaz ve bu köprü Abdülmecid döneminde yapılabilmiştir. Köprünün yapımına 1842 yılında başlanmış, 1847’de de tamamlanmıştır. Mimarının kim olduğu bilinmemektedir.
Köprü 263 m. uzunluğunda, 7 m. genişliğinde ve 13 ayak üzerine 12 kemerli olarak yapılmıştır. Köprünün kemerleri hafif sivri olup, kemer aralıkları 12 m.dir. Orta ayaklarda ise bu açıklık 6 m. civarındadır. Selyaranlar köprünün memba ve mansap cephelerinde orta ayaklar üzerindedir. Memba cephesindeki selyaranlar üçgen çıkıntılar halinde olup, bunların tepe uçları da üçgen biçimdedir. Mansap cephesindeki selyaranlar yedi köşeli çıkıntılar halindedir. Köprünün ortasında yer alan selyaranlar hem membada hem de mansapta çıkıntı meydana getirmektedirler. Köprünün orta kısmında memba cephesinde bir köşk balkonu, mansap cephesinde de bir kitabe köşkü bulunmaktadır. Kitabe köşkü barok üslupta, mermerden yapılmıştır. Burada birbirine bitişik ikişer paye üzerine bir tonoz yerleştirilerek köprünün kitabesi buraya konulmuştur. Bu bölüm dıştan kubbe şeklindedir. Aynı zamanda bu köşk bir dinlenme yeri olarak da düşünülmüştür. Köşk cephesinde görülen mermer kitabe Yunanlıların Trakya’yı işgali sırasında yok edilmiştir. Bundan sonra Necmettin Okyay’dan icazetli Uğur Derman tarafından talik yazı ile yeniden yazılmıştır (1966).
Kitabe:
Esas-endâz-ı dünyâni kerem Abdülmecid han’ın İmar-ı mülkünün üstad-ı adli oldu mimari
Olalıdan münhel cezb-ü mekârim ol şehin ahdi
Seza mânend derya dehre kılsa lütf-i câri
O Şahinşedir elhakk faiz-ül hayrât âlemde
Sezâdır kılsa âbâdân mülkü böyle âsârı
Edirne beldesi enhrı üzre hayr-i şâhne
Garîk-i cûy-i ihsan eyledi etraf ü aktarı
Gelib geçtikçe halk-ı memleket bu cisr-i sanîden
Duasaz dû-bâlâ kıldılar evrad-ü ezkârı
Meriç ü Arda nehri tâ-revan oldukça bu sûden
O şahin mülkünün feyz-i ilâhi ola enhârı
Bu tâk-ı cisri tersi’i etti Ziver işbu tarihin
Bu âli cisr oldu hayr-ı sanî-i cihandârî.
Sene:1258
Kesme taştan yapılmış olan köprünün korniş taşı ve korkuluk taşları köprü meyiline uygun olarak devam etmektedi
IV. Mehmet Av Köşkü
Edirne Belediyesi tarafından 2002 yılında restore edilmiştir.
Bülbül Köşkü olarak da anılmaktadır.
Adalet Kasrı
İlk katında Şerbethane, ikincisinde divan katipleri, en üst katta da Divan heyetinin toplandığı mermer salon bulunmaktaydı.
Divan'ın toplandığı salon ortasında Edirnekari mermer bir havuz ve köşede kafes arkasında padişahın tahtı yer alır.
Ayrıca adalet kasrının önünde ibret taşı ve saygı taşı diye iki tane taş bulunmaktadır.
Saat Kulesi
Edirne’nin merkezinde Roma imparatoru Hadrianus’un (117-138) yaptırdığı kalenin burcu üzerinde Vali Hacı İzzet Paşa 1886 yılında belediye gelirlerinden 400 Liraya burç üzerine ahşap bir saat kulesi yaptırmıştır. Burç üzerine de 1886 tarihli bir kitabe yerleştirmiştir:Muhyi-i Mülk-ü milel hazreti Sultan hamid
Kim Huda kılmada zâtın nice hayre alet
İşte bu hayrı da vali Hacı İzzet paşa verdi
Tesise delaletle bu şehre ziyned yazdı
İhmamına Hafız Güherî
Bir tarih verdi bu şehre şeref Kulede elhâk saat
1330 (1886)
İlk yapılışında ahşap olan bu kule 1894 yılında yıktırılmış, yerine taş ve tuğladan yeni bir kule yapılmıştır. Kule yukarıdan aşağıya doğru genişleyen bir yapı idi. 48 m. yüksekliğinde olan bu kule yangın kulesi olarak da kullanılmıştır. Kulenin ikinci ve üçüncü katlarında bir sofa ile oturulacak yerler bulunuyordu. Ancak bu kule de 1953 yılında depremden hasar görmüş, duvarları çatlamış ve yıktırılmıştır. Bu saat kulesi yuvarlak olup, üzeri küçük bir kubbe ile örtülü idi. Dört cephesinde de yuvarlak nişler içerisine saatler yerleştirilmiştir. Kulenin saati Fransa'dan getirilmiştir.
Edirne Müzesi 2004 yılında Belediyenin saat kulesi çevresindeki ahşap dükkanları yıktırmasından sonra burada bir kazı çalışması yapmıştır. Roma burcunun altında ve etrafında bulunan Roma dönemine ait kalenin temelleri ile 3-4 m. yüksekliğe kadar olan kesme taştan blok halinde sur duvarları ortaya çıkarılmıştır.
Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği (Meçhul Asker Anıtı)
Edirne Sarayiçi’nde Tunca Nehri’nin kıyısındadır. Bir tür Meçhul Asker Anıtı niteliğinde olan bu anıt, Balkan Savaşı sırasında Edirne savunmasında şehit düşenlerin anısına dikilmiştir. Edirne’nin 26 Mart 1913’te teslim oluşundan sonra Sarayiçi bir tutsak kampı durumuna getirilmiş ve burada 10.000 civarında asker soğuk, hastalık ve açlıktan ölmüştür. Bu anıtın dikilme amacı da bu olayla bağlantılıdır. Şehitlikte 12 blok üzerine 100 subay ve 400 erin ismi yazılıdır. Bunlar Genel Kurmay Başkanlığı'ndan sağlanan isimlerdir. Ancak diğer şehitlerin isimleri tam olarak tespit edilememiştir.
Balkan Şehitliği 858 m2 genişliğinde bir alanı kaplamaktadır. Şehitlik 14 Ocak 1994'te törenle ziyarete açılmıştır. Şehitliğin projesi Y.Mimar Nejat Dinçel tarafından çizilmiş, Heykeltraş Prof.Tankut Öktem de Mehmetçik Heykeli'ni, Heykeltraş Metin Yurdanur da Balkan Savaşı rölyeflerini yapmıştır.
Gazi Mihal Camii
Edirne Tunca Nehri’nin yanında, Gazi Mihal Köprüsü’nün sağında bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki mermer kitabeden Gazi Mihal Bey tarafından 1421’de yaptırıldığı öğrenilmiştir.
Kitabe:
Enşee hazel-mekânel-mubareke el-emirül-kebir
Mihal ibn-i aziz tekemmelet fi eyyamis sultan
Murad ibn-i Muhammed ibn-i Bayezid han
Fi seneti hamse ve ışrıne ve semanemieti.
825 (1421)
Edirneli Badi Efendi bu yapının zaviye olarak yapıldığını ve daha sonra da camiye dönüştürüldüğünü yazmaktadır. Cami ile birlikte köprü, hamam ve imaret de yapılmıştır.
Bu cami yan mekanlı, tabhaneli veya zaviyesi, ters T tipi camiler gurubundandır. Kesme taştan yapılmış caminin önünde payeli beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bu bölümler dört kalın paye ve duvarlara bitişik iki yarım payeden oluşmaktadır. Bu bölümlerin üzeri tekne tonozlarla örtülüdür. Girişten sonra üzerleri kubbeli iki mekan birbirini peş peşe izlemektedir. Bunlardan birincisini iki yanına kare planlı iki yan mekan eklenmiştir.Yan mekanların üzeri çapraz tonozlarla örtülüdür. İbadet mekanı kare planlıdır ve üzerini merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanı mihrap yanında ve iki kenardaki altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Alçı mihrabı orijinaldir. Buradaki yıldızlar ve geometrik geçmeler farklı bir teknikte yapılmış olup, benzerlerine Edirne camilerinde rastlanmamaktadır. Mihrabın alt kısmı su basması yüzünden harap olmuştur. Mihrap önündeki hazirede 1435’de ölen Gazi Mihal Bey ile ailesinin mezarları bulunmaktadır.
Caminin tek şerefeli minaresi l752 depreminden sonra yapılmıştır.
Eski Cami
Edirne il merkezinde, Babunî Mahallesinde Selimiye Camisi ile Bedesten arasında kalan dört yol kavşağında bulunmaktadır.
Osmanlıların Edirne’de yaptırdığı ilk cami oluşundan dolayı hutbeye çıkan hatipler ellerine kılıç alırlardı. Hacı Bayram Veli’nin burada kürsüsünün oluşu ve mihrabın sağındaki pencerede Kâbe’den kopmuş bir parçanın bulunuşu halk arasında bu caminin önem kazanmasına neden olmuştur.
Caminin yapımını Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Emir Süleyman (h.805/1403) başlatmış, çalışmalar Musa Çelebi döneminde sürmüştür. Çelebi Sultan Mehmet’in kardeşlerini yenerek tahta çıkışından sonra da (h.816/1414) cami tamamlanmıştır. Kuyumcular çarşısı yönündeki batı kapısı üzerindeki üç satırlı sülüs kitabeden mimarının Konyalı Hacı Alaeddin, yapının da Ömer bin İbrahim olduğu öğrenilmiştir. Badi Efendi, çelebi Sultan Mehmed zamanında ibadete açılan camide bazı eksiklikler olduğunu, bunların Sultan II.Murad tarafından tamamlandığını kaydetmiştir. Büyük bir olasılıkla, iki şerefeli minare de Onun zamanında yapılmış, daha sonra da Mimar Sinan, duvarlarda yeni bazı pencereler açarak caminin aydınlatılmasını sağlamıştır.Evliya Çelebi’nin Ulu Cami olarak tanımladığı caminin mihrap duvarı arkasında kuşların bulunduğu bir çiçek bahçesinden söz etmektedir. Sultan II.Murad’ın vakıf listelerinde de cami bahçesinde yetişen çiçeklerden sağlanan gelire değinilmiştir.
Eski Cami yeterince araştırılmamış, C.Gurlit ilk defa planını çizmişse de bunun yetersiz olduğu iddia edilmiştir. Y.Mimar A.Saim Ülgen’in çizimleri ise bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindedir.
Eski Cami (h.1158)1748’ de yangınla, (h.1165) 1752’de depremden zarar görmüş ve Sultan I.Mahmud tarafından tamir ettirilmiştir. Bunu Cumhuriyet dönemindeki 1924-1934 arasında yapılan onarımlar izlemiştir. Ancak 1953 depremi yapıya bir kez daha zarar vermiş, 1965’te Vakıflar Genel Müdürlüğü minareyi kurşun saçağa kadar yıkarak yenilemiştir. Bu arada şerefe altındaki bezemeler de aslına uygun olarak yapılmıştır.
Erken Osmanlı dönemi Ulu Cami plan tipinde olan bu yapının benzerleri Bursa, Manisa ve İstanbul’da görülmektedir. Burada kemerlerle birbirlerine bağlanmış paye ve duvarlar arasındaki bölümlerin üzerini örten eşit ölçüdeki kubbelerin oluşturduğu plan düzeni vardır. Böylece 2.80 m. Ölçüsünde dört ağır paye ve dört duvarın taşıdığı 13.50 m. çapında dokuz kubbe ana mekânın üzerini örtmektedir. Bursa Ulu Camisinden daha ileri düzeyde bir plana sahip olan yapıda yan neflerdeki yuvarlak kasnaklı kubbelerde pandantifler, orta nefteki sekizgen kasnaklı kubbede ise mukarnaslarla geçişler sağlanmıştır.Mihrap önünde prizmatik üçgenlerle kubbeye geçilmiştir. Ayrıca girişteki ilk kubbe de değişik bir görünümde olup, sekiz dilimli kasnak üzerine aydınlık feneri yerleştirilmiştir. Orta kubbelerin yan kubbelerden daha yüksek olmalarına rağmen kalın payeler ve alçak kubbelerle oldukça karanlık bir mekân etkisi dikkati çekmektedir. Bu ağırlığın etkisi dışarıdaki boş kubbeli, son cemaat yeri ile minarelerde de kendini göstermektedir. Asıl yapının kalın kesme taştan olmasına karşılık son cemaat yerinin tuğla hatıllı kesme taş ve anılmız derzli bir işçilikle yapılmış oluşu bu bölümün XV.yüzyıldan daha sonra yapılmış olabileceğini düşündürmektedir. XVIII.Yüzyılda yapılmış, stalaktitli mermer giriş kapısı kitabesiyle görkemli bir görünüşü vardır.
Eski Caminin kuzeybatı ve kuzeydoğuda iki minaresi vardır. Bunlardan kuzeydoğudaki tek şerefeli minare caminin iki duvarının birleştiği köşede olup Çömlekçiler kapısı denilen kapı aralığından, duvar içerisinden girilmektedir. Minarenin duvar köşelerine oturtulması XV.yüzyılda Bursa ve İznik eserlerinde sık sık karşılaşılan bir özelliktir. Camiye bitişik olmayan batıdaki iki şerefeli minarenin her şerefesine ayrı merdivenlerden çıkılmaktadır.
Evliya Çelebi’nin “musanna” diye sözünü ettiği mihrap özelliğini yitirmiş, geç devirlerde yapılan bezemelerle boyanmıştır. Minber beyaz mermerden olup yan yüzleri rumi ve geometrik örgülerin karışımı bir bezemeyle süslenmiştir. Bunun da benzerleri XIV.-XV. Yüzyıl Bursa Yeşil Camide görülmektedir. Ayrıca burada Sultan II.Murad’ın davetiyle Edirne’ye gelen Hacı bayram Veli’nin kürsüsü de bulunmaktadır. Kadınlar mahfilini de (h.1020) 1612’de Filibeli Ramazan Ağa yaptırmıştır. Caminin beyaza boyanmış duvarları ve payeleri üzerinde XVIII.-XX.Yüzyıllarda yazılmış çeşitli yazılar vardır. Bunların bazıları Sultan I.Mahmud zamanında, bazısı da 1863 yılındaki onarımda ilave edilmiştir. Sonraki dönemlerde de zamanın ünlü hattatları yazılarını buraya vermiş veya yerine yazmışlardır. Mihrap yönündeki payeler üzerindeki hadisleri Cezayirli Hasan Oca, Hünkâr mahfilindekileri de Mustafa Tevfik Efendi’nin eseridir. Minberin sağındaki altın yaldızlı besmele de Sultan II.Abdülhamid’in imzası görülmektedir. Bu yazıların dışında kalan yüzeyler ise 1863’de yapı ile bağdaşmayacak kötü bir barok süsleme ile doldurulmuştur.
Çelebi Sultan Mehmed, 108 dükkân ile 35 odalı bedesteni camiye vakfetmiştir. Böylece Eski Cami ve çevresi Edirne’nin dini ve ticari bir merkezi olmuştur.
Edirne Üzerine Başka Fotoğraflar
Toplam Yorumlar 3
Yorumlar
| | sevdigim mekanlardan biri edirnede gezmek.camiler buyuluyor insani heleki o zamanlarda nasil yapilmis olmasi,selimiye camii ozelliklede.sehre girerken kandiriyor sizi 2 minaresi varmis gibi gorunuyor.edirnenin cigercileride meshurdur.simdi ismini hatirlayamadigim bir yer vardi avrupada odul almis,eskiden insanlarin nasil tedavi edildigini gercege cok benzer mankenlerle anlatan. |
| Posted 07-09-2007 at 15:55 by bilmemben |
| | O ismini hatırlayamadığın yer Beyazıt Külliyesi olmalı. Hatta yukarıda içinde mankenlerin gözüktüğü resimler var. Onlar külliyenin içinde çekildi. Burada insanlar tedavi ediliyormuş, genellikle psikolojik vakalar. Huzurlu, sessiz bir ortamı olduğu için insanlar rahatlıyor ve hastalıklarından kurtuluyorlarmış. Ayrıca ben belirtmeyi unutmuşum ama sen hatırlatmışsın; gerçekten de Selimiye camii 4 minaresi olmasına rağmen şehre girerken uzun süre sadece 2 minareyi görebiliyorsunuz. |
| Posted 08-09-2007 at 02:05 by Sound_Of_Silence |
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Sound_Of_Silence ait Blog Başlıkları
- The COOK'tan Haberler... (05-07-2008)
- I love Humeyni - Yılmaz Özdil (13-06-2008)
- Fince Öğrenmek (05-06-2008)
- Sona 54 Kala (04-06-2008)
- Gökyüzünde yemek/Dinner in the sky (24-05-2008)











