Anitta'nın Laneti
Posted 09-03-2008 at 10:42 by Sound_Of_Silence
Yaptığım bir kitap incelemesini sizlerle paylaşmak istedim. Kitabın ismi Anitta'nın Laneti ve yazarı Mahfi Eğilmez.Kitabın konusu gereği, incelemeyi yaparken Hititlerin yaşam tarzına da değinmiş oldum.
****
Anitta’nın Laneti
Anadolu’da bizden önce yaşamış ve büyük bir imparatorluk kurmuş olan Hititleri anlatan bu kitapla, tarihteki pek çok yanlışa ve halk için bilinmeyene de ışık tutuluyor. Çoğu insan Hititler hakkında tek kelime bilgi sahibi değilken, bu kitabın anlatım ve anlayış kolaylığı sayesinde rahatça haklarında pek çok şey öğrenebilir; yahut dış kaynaklarda Hititler üzerine yayımlanan eserlerdeki yanlışları görebilir. Örneğin Kadeş savaşı Hititlerin üstünlüğü ile bittiği halde, dünya bunu bir Mısır zaferi olarak okuyor öteki kaynaklardan.
Kitabı, ilk çıktığı 2000 yılında almış ve severek okumuştum; ancak şimdi bir kere daha okumuş olmaktan da mutluyum. Tarihi; sıkmadan, ilgi çekerek anlatan bir kitap olmuş.
Kitabı okuduğum ilk seferden sonra zaten tarihe merakım sebebiyle Hititlere ilgi duyan biri olarak, üzerlerine daha çok inceleme yapma gereği duydum. Çorum’a gidip Hattuşa ve Yazılıkaya’yı görme fırsatım oldu. Hattuşa gerçekten büyük bir alana yayılmış; kitapta bahsedilen surlar, surdan öteye geçmiş, dışarıdan bakıldığında adeta bir piramidi andıracak biçimde inşaa edilmiş. Yazılıkaya’da da gerçekten muazzam büyüklükte resimler, kayalara işlenmiş. Bu kitabı okumamanın bir kayıp olacağını düşündüğüm gibi, Hattuşa ve Yazılıkaya’yı görmemenin de büyük bir kayıp olacağını düşünüyorum.
Kitapta aklıma takılan şeyler de var tabii, yaptığım incelemeler sonucu kitaptaki bazı bilgilerin yanlış olduğunu düşünüyorum. Belki de yeni baskılarında bu yanlışlar düzeltişmiştir; fakat ben, elimde bulunan kaynaktan tekrar okuduğum için bu yanlışları düzeltme gereği duydum.
Örneğin kitabın başında “Hala bir yer bulup yerleşememişlerdi. Aslında gözleri Hattuşa’da idi. Ama orası Hattilere aitti. Daha önce Hatti Ülkesine doğru göç eden Hititler çeşitli bölgelere yerleşmiş, Hattilerle kaynaşmışlardı.” diye bir cümle bulunmakta. Yani kitapta Hitit veHatti olmak üzere iki farklı toplumdan bahsedilmiş sanki. Oysa bu yanlış; Hititler de Hattiler de hepsi aynı toplum; çünkü Hititlerin alfabesi de tıpkı Arapça gibi sesli harflere yer vermiyor. Yani aslında Hititler kendilerini “HTT” diye belirtiyorlar. Bu HTT’nin okunuşu, Hitit midir, Hatti midir, Hetit midir bu hala bir muamma; sadece günümüz arkeologları Hattuşadaki kral sınıfının bulunduğu yer ve halk sınıfının bulunduğu yerdeki insanları ayırt etmek için birine Hatti, birine Hitit diyebiliyor bazı açıklamalarda; yoksa kitapta anlatığıldığı gibi Hititlerin Hatti diye bir toplumun üzerine gelmesi gibi bir durum yok. {Hatta biz Hititlere “Eti” demekteyiz. Bu Eti kelimesi aslında Hitit kelimesinin Fransızca okunuşundan gelen bir şey; Fransızlar “Hetit” yazıp baştaki H’yi ve sonraki T’yi okumayınca {Fransızca da genellikle H’ler ve sondaki sessiz harfler okunmaz} “Eti” diye telaffuz etmiş oluyorlar Hititleri. }
Biraz daha Hititlerden bahsetmek gerekirse, aslında savaşçı bir toplum olmalarına karşın oldukça iyi bir halk. Yani savaşçılıkları yüzünden “babar” diye niteleyebileceğimiz bir halk değiller. Gittileri, fethettikleri ülkelerdeki halkın Tanrılarının hepsini benimsiyor ve kendi Tanrıları sayıyorlar; bu da Hititlere “Bin Tanrılı Ülke/Kent” denmesine sebep oluyor.
Hititlerde kadının yeri de önemli. Kralların birkaç eşle evlenmesine izin olmasına rağmen eşler de eş oluş zamanlarına göre hiyerarşik olarak üstün mertebelere atanıyorlar ve yönetimde söz sahibi oluyorlar. Ayrıca Hititler; kültür, sanat, bilim, hukuk gibi konularda da oldukça ileriler.
Tüm bu bilinenlere rağmen Hititlerin nerden geldikleri, sonra nereye gidip tarihten silindikleri muallakta. Çünkü Hititçe tam olarak çözülebilmiş bir dil değil. Mesela günümüz araştırmalarına göre Hattuşa’dan daha büyük ve daha önplan da olan bir kent daha olduğu söylenmekte. {Ki zannedersem Neşa {Kaniş/Kültepe} den bahsetilmekteydi. Zaten ilk Hitit izlerine de burada rastlanır.}
Dediğimiz gibi Hititlerin sonu da tam olarak bilinmemektedir; öyle planlı programlı bir şekilde değil, hemencecik terkedivermişlerdir Hattuşa’yı; çünkü yanlarına tahıllarını bile almadan sadece en gerekli eşyalarını alarak şehri terk ettikleri günümüzde bilinmektedir; fakat bu ani göçe neyin sebep olduğu bilinmemektedir. {Daha başka bilinmezler de var tabii örneğin Truva’nın bir Hitit şehri olması, yahut Hititlerin Hattuşa’dan sonra gittileri Malataya çevresindeki yerleşim alanının henüz su yüzüne çıkmamış olması gibi…}
Kısacası bu, tarihteki en büyük imparatorluklardan biri olan, Mısır’la rekabet eden ve tarih sahnesinde uzun yıllar hüküm süren Hititlerin, bir anda ortadan kaybolması gerçekten çok ilginçtir. Hititlerin tarihini tabii ki asla, sadece Anitta’nin Laneti’ni okuyarak bilemeyiz; fakat Mahfi Eğilmez’in bu kitabı herkes için, Hititleri tanımak ve araştırmak açısından bir ilk olabilir.
****
Anitta’nın Laneti
Anadolu’da bizden önce yaşamış ve büyük bir imparatorluk kurmuş olan Hititleri anlatan bu kitapla, tarihteki pek çok yanlışa ve halk için bilinmeyene de ışık tutuluyor. Çoğu insan Hititler hakkında tek kelime bilgi sahibi değilken, bu kitabın anlatım ve anlayış kolaylığı sayesinde rahatça haklarında pek çok şey öğrenebilir; yahut dış kaynaklarda Hititler üzerine yayımlanan eserlerdeki yanlışları görebilir. Örneğin Kadeş savaşı Hititlerin üstünlüğü ile bittiği halde, dünya bunu bir Mısır zaferi olarak okuyor öteki kaynaklardan.
Kitabı, ilk çıktığı 2000 yılında almış ve severek okumuştum; ancak şimdi bir kere daha okumuş olmaktan da mutluyum. Tarihi; sıkmadan, ilgi çekerek anlatan bir kitap olmuş.
Kitabı okuduğum ilk seferden sonra zaten tarihe merakım sebebiyle Hititlere ilgi duyan biri olarak, üzerlerine daha çok inceleme yapma gereği duydum. Çorum’a gidip Hattuşa ve Yazılıkaya’yı görme fırsatım oldu. Hattuşa gerçekten büyük bir alana yayılmış; kitapta bahsedilen surlar, surdan öteye geçmiş, dışarıdan bakıldığında adeta bir piramidi andıracak biçimde inşaa edilmiş. Yazılıkaya’da da gerçekten muazzam büyüklükte resimler, kayalara işlenmiş. Bu kitabı okumamanın bir kayıp olacağını düşündüğüm gibi, Hattuşa ve Yazılıkaya’yı görmemenin de büyük bir kayıp olacağını düşünüyorum.
Kitapta aklıma takılan şeyler de var tabii, yaptığım incelemeler sonucu kitaptaki bazı bilgilerin yanlış olduğunu düşünüyorum. Belki de yeni baskılarında bu yanlışlar düzeltişmiştir; fakat ben, elimde bulunan kaynaktan tekrar okuduğum için bu yanlışları düzeltme gereği duydum.
Örneğin kitabın başında “Hala bir yer bulup yerleşememişlerdi. Aslında gözleri Hattuşa’da idi. Ama orası Hattilere aitti. Daha önce Hatti Ülkesine doğru göç eden Hititler çeşitli bölgelere yerleşmiş, Hattilerle kaynaşmışlardı.” diye bir cümle bulunmakta. Yani kitapta Hitit veHatti olmak üzere iki farklı toplumdan bahsedilmiş sanki. Oysa bu yanlış; Hititler de Hattiler de hepsi aynı toplum; çünkü Hititlerin alfabesi de tıpkı Arapça gibi sesli harflere yer vermiyor. Yani aslında Hititler kendilerini “HTT” diye belirtiyorlar. Bu HTT’nin okunuşu, Hitit midir, Hatti midir, Hetit midir bu hala bir muamma; sadece günümüz arkeologları Hattuşadaki kral sınıfının bulunduğu yer ve halk sınıfının bulunduğu yerdeki insanları ayırt etmek için birine Hatti, birine Hitit diyebiliyor bazı açıklamalarda; yoksa kitapta anlatığıldığı gibi Hititlerin Hatti diye bir toplumun üzerine gelmesi gibi bir durum yok. {Hatta biz Hititlere “Eti” demekteyiz. Bu Eti kelimesi aslında Hitit kelimesinin Fransızca okunuşundan gelen bir şey; Fransızlar “Hetit” yazıp baştaki H’yi ve sonraki T’yi okumayınca {Fransızca da genellikle H’ler ve sondaki sessiz harfler okunmaz} “Eti” diye telaffuz etmiş oluyorlar Hititleri. }
Biraz daha Hititlerden bahsetmek gerekirse, aslında savaşçı bir toplum olmalarına karşın oldukça iyi bir halk. Yani savaşçılıkları yüzünden “babar” diye niteleyebileceğimiz bir halk değiller. Gittileri, fethettikleri ülkelerdeki halkın Tanrılarının hepsini benimsiyor ve kendi Tanrıları sayıyorlar; bu da Hititlere “Bin Tanrılı Ülke/Kent” denmesine sebep oluyor.
Hititlerde kadının yeri de önemli. Kralların birkaç eşle evlenmesine izin olmasına rağmen eşler de eş oluş zamanlarına göre hiyerarşik olarak üstün mertebelere atanıyorlar ve yönetimde söz sahibi oluyorlar. Ayrıca Hititler; kültür, sanat, bilim, hukuk gibi konularda da oldukça ileriler.
Tüm bu bilinenlere rağmen Hititlerin nerden geldikleri, sonra nereye gidip tarihten silindikleri muallakta. Çünkü Hititçe tam olarak çözülebilmiş bir dil değil. Mesela günümüz araştırmalarına göre Hattuşa’dan daha büyük ve daha önplan da olan bir kent daha olduğu söylenmekte. {Ki zannedersem Neşa {Kaniş/Kültepe} den bahsetilmekteydi. Zaten ilk Hitit izlerine de burada rastlanır.}
Dediğimiz gibi Hititlerin sonu da tam olarak bilinmemektedir; öyle planlı programlı bir şekilde değil, hemencecik terkedivermişlerdir Hattuşa’yı; çünkü yanlarına tahıllarını bile almadan sadece en gerekli eşyalarını alarak şehri terk ettikleri günümüzde bilinmektedir; fakat bu ani göçe neyin sebep olduğu bilinmemektedir. {Daha başka bilinmezler de var tabii örneğin Truva’nın bir Hitit şehri olması, yahut Hititlerin Hattuşa’dan sonra gittileri Malataya çevresindeki yerleşim alanının henüz su yüzüne çıkmamış olması gibi…}
Kısacası bu, tarihteki en büyük imparatorluklardan biri olan, Mısır’la rekabet eden ve tarih sahnesinde uzun yıllar hüküm süren Hititlerin, bir anda ortadan kaybolması gerçekten çok ilginçtir. Hititlerin tarihini tabii ki asla, sadece Anitta’nin Laneti’ni okuyarak bilemeyiz; fakat Mahfi Eğilmez’in bu kitabı herkes için, Hititleri tanımak ve araştırmak açısından bir ilk olabilir.
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
| |
Toplam Trackbacks 0
Trackbacks
Sound_Of_Silence ait Blog Başlıkları
- Nabi'den inciler (05-05-2008)
- The Cook (22-04-2008)
- Arjantin Tango (13-04-2008)
- Odam mutfak gibi... (29-03-2008)
- Samarra Camiileri ve Mali'deki Büyük Çamur Cami (23-03-2008)










