Giderken Simten Coşar

Ayyas  »  Bloglar  »  title  »  Giderken Simten Coşar

description
Bu Başlığı Değerlendirin

Giderken Simten Coşar

Posted 23-08-2007 at 12:44 by sea60
Bir terkedi(li)ş, bir gidiş yazısı yazacağım yıllardır. Elim gitmiyor ak sayfalara. Kara sayfalar arıyorum, üzerinden beyaz tükenmez kalemlerle geçeceğim. Geçeceğim ki, daha bir belirgin olacak. Ne sayfalar, ne de kalem varıyor ellerime, ellerim de varmıyorlar hem kara sayfalara, hem de beyaz tükenmez kalemlere.
Dura dura gidiyorum yıllardır; baka baka, göremeye göremeye... Ama gidiyorum işte. Hani, harekette bereket varsa, bendeki bereket fersah ötesine geçiyor. Hep gidiyorum ya... Öyle bir şey işte.

Oysa...

Yaşamın anlamına kanardık biz yıllar önce. Gençlikte, en gençlikte. Ellerimizde minik fenerler, kamp ateşinin ısıttığı Akdeniz dalgalarından uzaklara, dağlara doğru tırmanırdık. Ya da, gün ağartısındaki göz kamaştırıcı ışıktan Akdeniz'in derinlerine dalardık. Nereden öğrenmişsek öğrenmişiz: anlam ya yüksekte ya da dipteydi. Sönmez bir heyecanla, kesilmez bir hevesle, kesilen nefeslerimize ters adım hızımızla kâh en yukarılarda, ya da biraz daha aşağılarda, ya da en aşağılarda, daha da aşağılarda, anlam peşinde sektirir dururduk. Kimimiz zirveye çarptık kafalarımızı, kimimiz dibe vurduk, olmadı, anlam yine gelmedi; biz de ona gidemedik.

Oysa...

Anlam akıp gidermiş önümüzden de, kayıverirmiş avuçlarımızdan, ama bir o kadar işlermiş iliklerimize de, bilemezdik; söylerlerdi de bir türlü inanamazdık. Sonra, bir şeyler oldu; ne oldu, hiçbirimiz tam tarif edemedik. Ama durduk; gide gide durduk. Ayaklarımıza sular çekildi, Akdeniz'in dalgalarını ısıtmayı başkalarına devrettik. Fenerlerimizi hatıra olsun diye görmeyeceğimiz köşelerdeki sandıklara kilitledik. Yıllar geçti; biraz ısınmak için dokunmak istedik. Kilitler paslanmış olsa gerek; açmak için kırmak gerekti. Kırmaya kıyamadık. Kaldılar...

O gün bugündür fenersiz, yönsüz, Akdenizsiz, nemsiz, dalga kokusuz yürüdük durduk. Hiçbir şeye tam başlayamadık; hiçbir şeyi tam bitiremedik. Öyle dura yürüye olunca, yarım yarım yaşamak oluyormuş, çok sonraları fark ettik. Yarımları, eksikleri aldık, birbirlerine tamlamaya çalıştık. Matematik çocuklarıyız ya, biz yaparsak olur sandık.

Oysa...

Olmadı bir türlü. Bizim yerimize başlangıçlar, bizim adımıza bitişler yapıldı. Üstlerine ritüeller düzenlendi. Figüranlar olduk; ama, hiç olmamaya yeğleyerek kendimizi avuttuk. Bir sığıntı gibi girdik diğer yaşamlara, bir sığıntı gibi yaşadık. Sığıntı olarak çıkamadık haliyle. Yeri, zamanı geldiğinde çıkarıldık. Sıkılma durumumuzla çıkarılma zamanımızın eşdüşmesinden keyif duyduk; yaşamayı sevdik biz de...

Oysa...

Aklımızda ne de güzel yaşama reçeteleri vardı. Ne de dört dörtlük. Hem kendi kendimize yazmıştık; okunabilir el yazılarıyla. Gemilere binip, dalgalarla yaşayacaktık; gemilerde yaşayacaktık. Rüzgârda kıyılara sığınacaktık; sakin havalarda kıyı kumlarına, çakıllarına uzanacaktık. Dünya mutlu olacak mıydı, bilmiyorduk ama, tüm insanların denizle hemhal oldukları bir dünya rahat olacaktı. Pek tabii ki, olmadı. Çocukluğumuzun, gençliğimizin denizleri kirlendi; nasıl oldu, bilemedik; nasıl kurtaramadık, anlayamadık. Reçeteleri hayallere havale edip, olana bitene bakar olduk, bir yandan giderken....

Yeri geldi, hızlı adım, ovalara, bayırlara, dağlara sığındık. Trafiğe karıştık. İttik, itildik, sıramız alındı, sıra aldık, projelere girdik, yaşama projelerine değil, yürü(t)me projelerine... Küçük değişiklikler efsanesine inandık. Hayallerimizden daha gerçekçiymiş gibi yaptık. Denizi tüketirken, en içimizde, toprağa çakıldık kaldık. Akdeniz'in neminden kemiklerimizi koruma, toprağın dinginliğini yaşama bahanesiyle durduk. Kemiklerimizi çürümekten kurtarırken, içimizi küflendirdik.

Bugün

Toprakta duruyorum. Masamın üstünde on adet siyah kâğıt; beş adet beyaz tükenmez kalem duruyor. Kâğıtlar boş, tükenmez kalemler tükenmeye başlamamış. Bir yaşam dilimini on sayfaya sığdırma zorluğunda, bir terkedi(li)şi on sayfaya uzatma abartısında bocalıyorum. Penceremin önünde, hemen önünde, dalları camı yalayan ağacın yere düşen sarı yapraklarında kaybolmak istiyorum.

Saçlarımdan Akdeniz'in tuzunun eksilmediği dönemlere nispet saçlarıma kırmızı menekşeler değil, sarı yapraklar takmak istiyorum. Yaprakları toz haline getirip, tuzmuş gibi yapıp, saç tellerimde kaybetmek istiyorum.

Bugün, denizsiz bir zamanda ve yerde, denizsiz bir zamana ve yere, gitmek istemiyorum.

Kategori Etiketlenmemiş
Görüntüleme 87 Yorumlar 0 Edit Tags Blog Başlığını Email ile Gönder
Toplam Trackbacks 0

Trackbacks