description
Nietzsche (2)
Posted 04-04-2007 at 16:07 by Psychedelic
Kötüye iyi tepki:
Kendime düşman kazanmayı, çok önemli saydığım durumlarda bile, bir türlü beceremedim; bunu da bir tanecik babama borçluyum. Hıristiyanlığa ne kadar aykırı görünürse görünsün, kendimi de kendime düşman etmiş değilim üstelik. Yaşamımı baştanbaşa karıştırın, o bir tek durum dışında, bana karşı beslenmiş kötü niyet izlerine rastlamayacaksınız, -buna karşılık, belki de biraz çokça iyi niyet izleri kalmıştır... Herkesin kötü deneyim geçirmiş olduğu kimselerle deneyimlerim bile, bu kimselerden yanadır; ben her ayıyı evcilleştiririm, doğru yola getiririm soytarıları.
Basel lisesinin son sınıfında Yunanca öğrettiğim yedi yıl boyunca bir kez bile ceza verecek bir durumla karşılaşmadım. En tembeller çalışkan olmuştu bende. Rastlantıyla her zaman başa çıkabilirim; hazırlıksız olmalıyım, kendi kendim olmam için.İnsan denen çalgı nasıl bir çalgı olursa olsun, nasıl uyumlanırsa uyumlansın, ondan dinlenebilir birşeyler çıkaramazsam, hastayım demektir.
...
Gene de küçük büyük bir sürü kötülük yapılmışsa bana, bunun nedeni "istem" değildir, kötü niyet hiç değildir; asıl iyi niyetten yakınmalıyım ben; az altüst etmedi yaşamımı. Görüp geçirdiklerim, genel olarak o "bencil" olmayan dürtüler denen şeylere, o sözle ve işle yardıma hazır "iyilikseverliğe" karşı güvensizlik duyma hakkını veriyor bana. Bunlar aslında güçsüzlüktür, uyarımlara karşı direnç yeteneksizliğinin özel durumlarıdır benim için; yalnız decadent'lar için bir erdemdir acıma. Acıyanları kınamsıyorum, çünkü utanmayı, saygıyı, insanları ayıran aralıkları sezme duygusunu kolayca yitirirler; çünkü acıma bir anda o ayaktakımı kokusunu belli eder, görgüsüz davranışlara öyle benzer ki ayırdedilmez, -çünkü acıyan eller kimi zaman nerdeyse yokedercesine bir büyük alın yazısının, yaralarla dolu bir yalnızlığın, bir ağır suç işleme ayrıcalığının içine karışabilirler. Acımanın aşılmasını soylu erdemlerden sayıyorum.
VERİLEN TEPKİLER ÜSTÜNE
Hiçbir zaman kendi dengi arasında yaşamayan ve örneğin "misilleme" kavramını da, "eşit haklar" kavramını da yetersiz bulan herkes gibi, bana karşı küçük ya da çok büyük bir ahmaklık yapıldığında, her türlü karşı önlemi, her türlü koruyucu önlemi ve -bekleneceği üzere- her türlü savunmayı, "özür göstermeyi" yasak ederim kendime. Benim misillemem, elimden geldiğince çabuk, ahmaklığın ardından bir akıllılık yollamaktır, belki de böylelikle onu daha yoldayken yakalayabiliriz. Bir benzetiyle söylersek, tatsız bir öyküden kurtulmak için, bir kavanoz reçel gönderirim ben... Hele bana bir kötülük yapsınlar, "karşılığını" veririm hiç şüpheniz olmasın: Çok geçmeden bir fırsatını bulup kötülüğü yapana(bazen hem de yaptığı kötülük için) minnetimi gösteririm ya da birşey isterim ondan; vermekten daha da nazikçe olabilir bu...Hem bana öyle geliyor ki en kaba söz, en kaba mektup bile susmaktan daha bir iyi yüreklice, daha bir dürüstçedir. Susanlar, hemen her zaman içten gelen incelikten, nezaketten yoksundurlar; bir itirazdır susku; yutmak zorunlu olarak kötü kılar kişiyi, -mideyi bile bozar, susanların hepsi de sindirim bozukluğu çeker. -Görüyorsunuz, kabalığın değerini düşürtmek istemiyorum, en insanca karşı koyma yoludur o, çıtkırıldım çağımızda en başta gelen erdemlerimizden biridir.
Bir Tanrı yeryüzüne inseydi, her ne yapsa haksızlık olurdu, cezayı değil, suçu kabullenmek tanrısal olurdu o zaman.
Saldırma üzerine:
Savaşa gelince, o başka şeydir. Yaradılışımdan savaşçıyım ben. İçgüdüsel bende saldırmak. Düşman olabilmek, düşman olmak, -bunun için güçlü bir yaradılış gereklidir belki de; en azından, her güçlü yaradılışta zorunlu olarak bulunur bu. Direnme gerektirir karşısında; dolayısıyla direnç arar: Öç ve hınç duyguları zayıflıktan nasıl ayrılamazsa, saldırganlık tutkusu da öyle ayrılamaz güçten. Örneğin kadın öç güdücüdür; başkasının acısına karşı duyarlığı gibi, bu da zayıflığından gelir. -Saldıranın gücü için, kendine gerekli gördüğü düşman bir çeşit ölçüdür; her artış kendini yaman bir düşman, yaman bir sorun aramakla belli eder: Savaşçı bir feylosof, sorunları da ikili bir kavgaya çağırır çünkü. Burada insana düşen genellikle dirençleri yenmek değil, bütün gücünü, esnekliğini, silah kullanmaktaki bütün ustalığını ortaya koyacağı dirençleri, denk düşmanları yenmektir.. Düşman önünde eşitlik, -erkekçe bir ikili kavganın ilk koşulu. İnsan küçümsediği yerde savaşamaz da; buyurduğu, birşeyi aşağısında gördüğü yerde savaşmamalı hiç.
-Savaşçılık mesleğim dört ilkede toplanabilir:
Birincisi: Yalnız üstün gelmiş şeylere saldırırım, gerekirse üstün gelmelerini beklerim.
İkinicisi: Hiçbir bağlaşık bulmayacağım, tek başıma kalacağım ve yalnız kendi adımı tehlikeye atacağım şeylere saldırırım.. Tehlikeye atmayan bir tek çıkış yapmadım kamu önünde; benim mihenk taşım budur doğru davranış için.
Üçüncüsü: Kişilere saldırmam hiç; onları genel, ama usul usul yayılan ve yakalanması güç bir tehlike durumunu görünür kılmak için bir büyüteç gibi kullanırım.
Dördüncüsü: Altında hiçbir kişisel anlaşmazlık yatmayan, geçmişinde kötü deneyimler bulunmayan şeylere saldırırım yalnızca.
Tersine, saldırmak benim için iyilikseverliğimin, bazen de minnetimin kanıtıdır. Adımı birşeye, bir kişiye bağlamakla onu saydığımı, seçip üstün tuttuğumu göstermiş olurum: Yanında ya da karşısında, -bu bakımdan benim için fark etmez.
Kırılgan mısın?
O zaman koru kendini çocuk ellerinden!
Bir şeyler kırmazsa yaşayamaz çocuk...
Buna ille yanlıştır denemiyorsa
o ille doğru mu olacaktır?
Ey, siz suçsuzlar!
Artık yeni bir ses konuşmayınca
eski sözlerden bir kanun yaptınız:
Hayatın donup kaldığı yerde kanunlar üstüste yığılır.
Kendinde olmayan,
ama gerekli olanı almalıdır insan:
böyle aldım ben temiz vijdanımı.
At derine ağır şeyini!
Ey insan, unut! Unut!
İlahidir unutma sanatı!
İstersen eğer uçmak,
İstersen eğer gökler evin olsun:
At derine en ağır şeyini!
Deniz burada, at kendini denize!
İlahidir unutma sanatı!
Gene kalabalığa girmelisin:
Kalabalıkta kaygan ve sert olunur.
Yalnızlık yıpratır,
yalnızlık bozar...
Ah, sandın ki aşağılamalısın,
oysa sadece vazgeçmiştin.
Ben sadece bir söz yapımcısıyım:
sözlerde ne var ki!
bende ne var ki!
Ah dostlarım:
"iyi" denen nereye gitti!
Nerede bütün "İyiler"!
Nereye, nereye masumluğu bütün bu yalanların!
.................
Her şeye iyi derim,
yaprağa ve ota, mutluluğa, berekete ve yağmura.
Ve kendime sadece ben yük isem,
ağır gelirsiniz bana sizler!
Sevgiyi aramak -ve durmadan maskeleri,
o lanet olası maskeleri bulma ve kırma zorunluluğu!
En çok insandan acı çektiğimde,
onun kusursuzluğundan çektim,
onun günahlarından, büyük budalalıklarından değil.
Şöyledir şimdi benim isteğim:
ve isteğim olduğundan beri bu,
her şey arzuma göre gitmekte-
Şuydu son zekice buluşum:
Neye mecbursam, onu istedim:
Böylece zorladım kendimi her "mecburiyete"...
Ondan beri yok benim için bir "mecburiyet"...
Bir düşünce,
şimdi henüz kızgın-sıvı bir lav:
Fakat her lav kurar
kendi çevresinde bir hisar,
her düşünce ezer kendini
sonunda "kanunlarla".
Şu en yüksek engeli,
düşüncelerin düşüncesini,
kim yarattı bunu kendine?
Hayatın kendisi yarattı kendine
en yüksek engelini:
Aldırmıyor artık kendi düşüncelerine.
...........
Bu düşünceyle
yürüyorum bütün geleceği.
Bir şimşek oldu bilgeliğim;
elmastan kılıcıyla o kesip attı
içimdeki her karanlığı!
Bu kadar hırs için
küçük değil mi dünya?
Putları yıkman değil:
kendi içindeki putperesti yıkman,
buydu senin cesaretin.
Yıldız enkazı:
O enkazdan bir dünya kurdum.
Yükseliyor musunuz?
Yükseldiğiniz gerçek mi sizin
ey yüksek insanlar?
Bağışlayın, top gibi
yükseğe itilmiyor musunuz
-en aşağıdakinin tarafından?...
kaçmıyor musunuz kendinizden, ey yükselenler?...
Ey umutsuzlar!
Sizi seyredenlere ne kadar cesaret veriyorsunuz!
Yalnız şu kurtarır bütün acılardan
(-şimdi seç!):
çabuk ölüm
ya da uzun aşk.
İyi yaptıysam, susalım.
Kötü yaptıysam o zaman gülelim,
ve giderek daha kötüsünü yapalım ki
daha fazla gülelim.
ARIADNE'NIN YAKINMASI
Kim ısıtır, kim sever beni daha ?
Sıcak eller uzatın bana !
Yürek mangalları uzatın bana !
Vurulup düşürülmüş çırpına çırpına,
can çekişenler gibi, ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım, ah ! Bilinmeyen ateşlerle yana yana,
sen peşimdesin, ey Düşünce !
Adlandırılamaz ! Açıklanamaz ! İğrenç !
Sen, ey bulutların ardındaki avcı !
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle,
sen alaycı göz, dikmişin gözünü bana karanlıklardan !
Yatıyorum öyle,
kıvrılarak, çırpınarak, işkencesiyle
bütün sonsuz ezaların,
vurdun beni
sen ey zalim avcı,
sen ey tanınmaz - T a n r ı ...
Vur, daha derine vur !
Bir kez daha, haydi vur !
Kopar, parçala bu yüreği !
Niye bu işkence
körelmiş oklarla ?
Neye göz koydun böyle,
usanmadın mı bu insan işkencesinden,
acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle ?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi ?
Bana - niye eziyet ediyorsun,
sen, ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı ?
Ha ha !
Usul usul sokuluyorsun
böylesi gece yarısında ?...
Ne istiyorsun ?
Konuş !
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha ! Çok yaklaştın yanıma !
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
kıskanç seni !
- neden kıskanıyorsun beni ?
Git ! Defol !
O merdiven de niye ?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak ?
Utanmaz ! Tanınmaz ! Hırsız !
Ne çalmak istiyorsun ?
Ne gözetlemek istiyorsun ?
Ne işkencesi etmek istiyorsun ?
Sen ey işkenceci !
sen - Cellat - Tanrı !
Yoksa köpek gibi,
taklalar mı ataydım karşında ?
teslim mi olaydım, kendimden geçerek
sevginle - sırnaşarak ?
Boşuna !
Sürdür batırmanı !
Zalim diken !
köpek değilim - avınım yalnızca senin,
zalim avcı !
en gururlu esirinim,
en ey bulutların ardındaki haydut...
Konuş artık !
Ey şimşeklerin ardına gizlenen ! Tanınmaz ! konuş !
Ne istiyorsun, ey Eşkiya ... b e n d e n ?
Nasıl ?
Fidye mi ?
Ne istiyorsun fidye diye ?
Çok iste - böylesi yaraşır gururuma !
ve az konuş - böylesi yaraşır öteki gururuma !
Ha ha !
Beni - istiyorsun ha ? beni ?
herşeyimle beni ? ...
Ha ha !
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle ?
S e v g i ver bana - kim ısıtır ki beni daha ?
kim sever ki beni daha ?
sıcak eller uzat bana,
yürek mangalları uzat bana,
bana, yalnızların en yalnızına,
buzunu ver ah ! yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana - k e n d i n i !
Kaçıyor !
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat-Tanrım benim !...
Hayır !
gel geri !
bütün işkencelerinle birlikte geri gel !
Bütün gözyaşlarım
sana akıyor,
yüreğimin son alevi
seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel,
tanınmaz Tanrım ! A c ı m benim !
son mutluluğum benim !
Nietzsche
hepimiz bir sürü parçadan oluşuruz ve bu parçalar kendilerini ifade etmek için çırpınır. bizler yalnızca varılan son uzlaşmadan sorumlu tutulabiliriz, her parçanın sahip olduğu karmaşık dürtülerinden değil ~ Nietzsche
bilinçli bir anınız yok ama anılarımızın çoğu bilinçaltında varlığını sürdürür yaşarken yaşayın ~ Nietzsche
biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığızdır ~ Nietzsche
Şehvet, topuklarımızı kemiren birer orospudur!
Ve bu orospudan bir parça et esirgendiğinde
Bir parça ruh için yalvarmayı iyi becerir.
Şehvet,tahrik olma, tensel zevkler...
Bunların hepsi köle edicidir!
Yığınlar şehvet yalağından beslenen domuzlar gibi yaşam sürerler.
Nietzsche
Ümit en son kötülüktür..Çünkü işkenceyi uzatır..
İnsan ruhu yaptığı seçimlerle belirlenir..
Bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa, hiç değilse bilgi sawaşçıları olun..
Kendin alabileceğin bi hakkı, bırakmayacaksın sana wermelerine..!
Ancak öbür gündür benim olan..Kimileri öldükten sonra doğar..
Şüphe deil kesinliktir insanı deli eden..
Siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız..Bense aşağı bakarım çünkü yükselmişim..
Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır.. Daha alçağını deil..
Gerçekten de hayatın anlamı olmasaydı, we ben anlamsızı seçmek zorunda olsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu..
Zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar..
Ruh hayatın bağrına saplanan hayattır
Nietzsche
"bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarsıyor beni"
Nietzsche
hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşıcakmışsın gibi yaşa,
istemediğin bi durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun
eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğceğini düşünerek
, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bi şeyi çokmu istiyosun,
ama buna cesaret edemiyomusun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok
isteyip hiç bi zaman cesaret etmediğin için ulaşmıycaksın, o yüsden
sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu
şekilde yaşayabileceğin bi kısır döngü oluşturabilmiş ol.
Nietzsche
acılarım we yetersizliklerimdi bütün öte dünyaları yaratan
we en çok acı çekenin yaşayabileceği kısa bir mutluluk çılgınlığıydı.
Nietzsche
Gözlere sahip olmak için içgüdülerimizle eylemlerimizi sert bir
biçimde yaşamalıyız - kendimizi geçici olarak yaşantıya bırakmalıyız
sonra bakışlarımızı geçici olarak onun üstüne dikmeliyiz
Nietzsche
yukseldikce, ucmayı bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir..
Nietzsche
uçurumun kenarına gelmeyi göze alanların kanatları olmalıdır.
Pazar yerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey.
Hep pazar yerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan.
Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş.
Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük
ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öclerinden
kaç! Onlar sana karşı öcden başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma
onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki...
Nietzsche
cokları pek geç, bazıları erken ölürler, tabii vaktinde yaşamayanlar
nasıl vaktinde ölebilir? keşke hiç doğmasaydı. lüzumsuzlara bu öğüdü
veririm. fakat lüzumsuzlar bile ölümlerini mühimserler. en boş ceviz
bile kırılmak ister. herkes ölüsünü mühimsiyor. ölüm henüz bir bayram
sayılmıyor. insanlar daha en güzel bayramlarını nasıl kutlayacaklarını
öğrenmediler.
Nietzsche
hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da
kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran
küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. ama tam sen bu köprüye adım
atacakken sana şu soruyu sorsam : "bu köprüyü geçip bana gelir misin?" işte
o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın
. o andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve
birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek
istesek de artık yapamayız.
ama o küçücük köprüyü düşündügünde sözcüklere sıgmayacak kadar büyüyüverir
gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın...
Nietzsche
ölüm öğütleyenler vardır. dünya , hayattan çekilmelerini önerdiğimiz böyleleriyle
doludur.
işte böyle gereksiz insanlarla doludur dünya.bu fazlalar yüzünden hayat bozulmuştur.
bunları "sonsuz hayat" sözleriyle kandırıp
bu dünyadan ayırmak gerek.
ölüm öğütleyenlere sarı veya kara diyorlar.fakat ben onları size başka renklerde de
göstermek istiyorum.
işte içlerinde vahşi hayvan taşıyan , keyfetmek ve kendini yemekten başka bir şey
yapamayan korkunçlar.onların keyifleri de bir kendini yenmedir.
bu korkunçlar daha insan bile olamamışlardır.varsın ölüm vaat etsinler ve kendileri
de göçsünler.
işte ruhu veremliler:daha doğmadan , ölmeye başlarlar ve yorgunluktan bir tarafa
çekilip kendi kendine özlem çekerler.onlar
ölmeyi istiolar.bizim de onların bu arzusunu onaylamamız gerekir.bu ölüleri
diriltmekten ve bu canlı tabutları zedelemekten
sakınalım.
karşılarına bir hasta bir ihtiyar bir cenaze çıksa hemen "hayat boştur" derler.
fakat kendileri ve varlığın yalnız bir
yüzünü gören gözleri boştur.
yoğun bir kedere bürünmüş ve ölüm getirecek küçük rastlantılara inanıp böyle
beklerler ve dişlerini gıcırdatırlar.
veyahut şekerlemelerine uzanırlar ve çocuklarıyla alay ederler: bir saman
çöpüne asılı durmakla alay ederler.onların hikmeti
şudur:"yaşamak isteyen delidir.işte biz bu kadar deliyiz ve hayatta en büyük
delilik budur."
"hayat yalnız acıdır."bazıları böyle derler ve bu yalan değildir.
öyleyse bu hayatın bitmesine çalışın.öyleyse yalnız acı olan bu hayatın bitmesine
çalışın.
erdemleri onların şu öğüdü vermelidir:"sen kendini öldürmelisin.sen kendini bu
hayattan çekmelisin."
ölüm öğütleyenlerden bazıları,"şehvet günahtır"derler."bırakın kenara çekilelim
ve çocuk yapmayalım."
bazıları da:"doğurmak güçtür," der. ve niye doğurmalı? " bütün doğanlar mutsuz
oluyolar" bunlar da ölüm öğütçüleridir.
yine bir kısımları "acımak gerek. neyim varsa alın. ben ne isem alın ki hayata
daha az bağlanayım" der.
fakat tam merhametli olsalardı en yakınlarını hayattan bıktırırlardı.kötü olmak ,
onların gerçek iyilikleri olurdu.
fakat bunlar hayattan çekilmek isterler.başkalarını zincirleri ve armağanlarıyla
hayata daha sıkı bağlanmaktan ne bekliyolar?
hayatları vahşi bir çalışma ve huzursuzlukan ibaret olanlar, sizler, hayattan pek
yorgun değil misiniz?ölüm öğütçüleri
için pek olgun değil misiniz?
vahşi çalışmayı aceleyi yeniyi yabancıyı seven sizler kendinizden memnun
değilsiniz.çalışmanız kendinizi unutmak için arzu ve bir kaçmadır.
hayata daha fazla inansaydınız,kendini "an"a bu kadar kaptırmazdınız.fakat beklemek
için , hatta tembellik etmek için bile
yeteri kadar isteğiniz yok.
her yerde ölüm öğütleyenlerin sesi çınlıyor ve dünya,kendilerine ölüm öğütlenmesi
gereken böyle insanlarla doludur.
ya sonsuz hayat? bence onlar için uygun , yeter ki tez göçsünler
Nietsche
Düşünürlerin en derini yazgıları çevrimsel yollar izleyenler deildir.
Devasa bir evreni olduğu gibi kendi içini de gören ve samanyollarını
kendi içinde taşıyan kişi, tüm samanyollarının ne kadar düzensiz olduğunu da
bilir.Bu samanyolları da kaosa ve varlığın labirentine kadar götürür.
Nietzsche
bir zamanlar ruh tanrıydı, sonra insanlaştı, şimdi halklaşıyor.
Nietzsche
Ruh arayanda, hiç ruh yoktur.
Nietzsche
Kendime düşman kazanmayı, çok önemli saydığım durumlarda bile, bir türlü beceremedim; bunu da bir tanecik babama borçluyum. Hıristiyanlığa ne kadar aykırı görünürse görünsün, kendimi de kendime düşman etmiş değilim üstelik. Yaşamımı baştanbaşa karıştırın, o bir tek durum dışında, bana karşı beslenmiş kötü niyet izlerine rastlamayacaksınız, -buna karşılık, belki de biraz çokça iyi niyet izleri kalmıştır... Herkesin kötü deneyim geçirmiş olduğu kimselerle deneyimlerim bile, bu kimselerden yanadır; ben her ayıyı evcilleştiririm, doğru yola getiririm soytarıları.
Basel lisesinin son sınıfında Yunanca öğrettiğim yedi yıl boyunca bir kez bile ceza verecek bir durumla karşılaşmadım. En tembeller çalışkan olmuştu bende. Rastlantıyla her zaman başa çıkabilirim; hazırlıksız olmalıyım, kendi kendim olmam için.İnsan denen çalgı nasıl bir çalgı olursa olsun, nasıl uyumlanırsa uyumlansın, ondan dinlenebilir birşeyler çıkaramazsam, hastayım demektir.
...
Gene de küçük büyük bir sürü kötülük yapılmışsa bana, bunun nedeni "istem" değildir, kötü niyet hiç değildir; asıl iyi niyetten yakınmalıyım ben; az altüst etmedi yaşamımı. Görüp geçirdiklerim, genel olarak o "bencil" olmayan dürtüler denen şeylere, o sözle ve işle yardıma hazır "iyilikseverliğe" karşı güvensizlik duyma hakkını veriyor bana. Bunlar aslında güçsüzlüktür, uyarımlara karşı direnç yeteneksizliğinin özel durumlarıdır benim için; yalnız decadent'lar için bir erdemdir acıma. Acıyanları kınamsıyorum, çünkü utanmayı, saygıyı, insanları ayıran aralıkları sezme duygusunu kolayca yitirirler; çünkü acıma bir anda o ayaktakımı kokusunu belli eder, görgüsüz davranışlara öyle benzer ki ayırdedilmez, -çünkü acıyan eller kimi zaman nerdeyse yokedercesine bir büyük alın yazısının, yaralarla dolu bir yalnızlığın, bir ağır suç işleme ayrıcalığının içine karışabilirler. Acımanın aşılmasını soylu erdemlerden sayıyorum.
VERİLEN TEPKİLER ÜSTÜNE
Hiçbir zaman kendi dengi arasında yaşamayan ve örneğin "misilleme" kavramını da, "eşit haklar" kavramını da yetersiz bulan herkes gibi, bana karşı küçük ya da çok büyük bir ahmaklık yapıldığında, her türlü karşı önlemi, her türlü koruyucu önlemi ve -bekleneceği üzere- her türlü savunmayı, "özür göstermeyi" yasak ederim kendime. Benim misillemem, elimden geldiğince çabuk, ahmaklığın ardından bir akıllılık yollamaktır, belki de böylelikle onu daha yoldayken yakalayabiliriz. Bir benzetiyle söylersek, tatsız bir öyküden kurtulmak için, bir kavanoz reçel gönderirim ben... Hele bana bir kötülük yapsınlar, "karşılığını" veririm hiç şüpheniz olmasın: Çok geçmeden bir fırsatını bulup kötülüğü yapana(bazen hem de yaptığı kötülük için) minnetimi gösteririm ya da birşey isterim ondan; vermekten daha da nazikçe olabilir bu...Hem bana öyle geliyor ki en kaba söz, en kaba mektup bile susmaktan daha bir iyi yüreklice, daha bir dürüstçedir. Susanlar, hemen her zaman içten gelen incelikten, nezaketten yoksundurlar; bir itirazdır susku; yutmak zorunlu olarak kötü kılar kişiyi, -mideyi bile bozar, susanların hepsi de sindirim bozukluğu çeker. -Görüyorsunuz, kabalığın değerini düşürtmek istemiyorum, en insanca karşı koyma yoludur o, çıtkırıldım çağımızda en başta gelen erdemlerimizden biridir.
Bir Tanrı yeryüzüne inseydi, her ne yapsa haksızlık olurdu, cezayı değil, suçu kabullenmek tanrısal olurdu o zaman.
Saldırma üzerine:
Savaşa gelince, o başka şeydir. Yaradılışımdan savaşçıyım ben. İçgüdüsel bende saldırmak. Düşman olabilmek, düşman olmak, -bunun için güçlü bir yaradılış gereklidir belki de; en azından, her güçlü yaradılışta zorunlu olarak bulunur bu. Direnme gerektirir karşısında; dolayısıyla direnç arar: Öç ve hınç duyguları zayıflıktan nasıl ayrılamazsa, saldırganlık tutkusu da öyle ayrılamaz güçten. Örneğin kadın öç güdücüdür; başkasının acısına karşı duyarlığı gibi, bu da zayıflığından gelir. -Saldıranın gücü için, kendine gerekli gördüğü düşman bir çeşit ölçüdür; her artış kendini yaman bir düşman, yaman bir sorun aramakla belli eder: Savaşçı bir feylosof, sorunları da ikili bir kavgaya çağırır çünkü. Burada insana düşen genellikle dirençleri yenmek değil, bütün gücünü, esnekliğini, silah kullanmaktaki bütün ustalığını ortaya koyacağı dirençleri, denk düşmanları yenmektir.. Düşman önünde eşitlik, -erkekçe bir ikili kavganın ilk koşulu. İnsan küçümsediği yerde savaşamaz da; buyurduğu, birşeyi aşağısında gördüğü yerde savaşmamalı hiç.
-Savaşçılık mesleğim dört ilkede toplanabilir:
Birincisi: Yalnız üstün gelmiş şeylere saldırırım, gerekirse üstün gelmelerini beklerim.
İkinicisi: Hiçbir bağlaşık bulmayacağım, tek başıma kalacağım ve yalnız kendi adımı tehlikeye atacağım şeylere saldırırım.. Tehlikeye atmayan bir tek çıkış yapmadım kamu önünde; benim mihenk taşım budur doğru davranış için.
Üçüncüsü: Kişilere saldırmam hiç; onları genel, ama usul usul yayılan ve yakalanması güç bir tehlike durumunu görünür kılmak için bir büyüteç gibi kullanırım.
Dördüncüsü: Altında hiçbir kişisel anlaşmazlık yatmayan, geçmişinde kötü deneyimler bulunmayan şeylere saldırırım yalnızca.
Tersine, saldırmak benim için iyilikseverliğimin, bazen de minnetimin kanıtıdır. Adımı birşeye, bir kişiye bağlamakla onu saydığımı, seçip üstün tuttuğumu göstermiş olurum: Yanında ya da karşısında, -bu bakımdan benim için fark etmez.
Kırılgan mısın?
O zaman koru kendini çocuk ellerinden!
Bir şeyler kırmazsa yaşayamaz çocuk...
Buna ille yanlıştır denemiyorsa
o ille doğru mu olacaktır?
Ey, siz suçsuzlar!
Artık yeni bir ses konuşmayınca
eski sözlerden bir kanun yaptınız:
Hayatın donup kaldığı yerde kanunlar üstüste yığılır.
Kendinde olmayan,
ama gerekli olanı almalıdır insan:
böyle aldım ben temiz vijdanımı.
At derine ağır şeyini!
Ey insan, unut! Unut!
İlahidir unutma sanatı!
İstersen eğer uçmak,
İstersen eğer gökler evin olsun:
At derine en ağır şeyini!
Deniz burada, at kendini denize!
İlahidir unutma sanatı!
Gene kalabalığa girmelisin:
Kalabalıkta kaygan ve sert olunur.
Yalnızlık yıpratır,
yalnızlık bozar...
Ah, sandın ki aşağılamalısın,
oysa sadece vazgeçmiştin.
Ben sadece bir söz yapımcısıyım:
sözlerde ne var ki!
bende ne var ki!
Ah dostlarım:
"iyi" denen nereye gitti!
Nerede bütün "İyiler"!
Nereye, nereye masumluğu bütün bu yalanların!
.................
Her şeye iyi derim,
yaprağa ve ota, mutluluğa, berekete ve yağmura.
Ve kendime sadece ben yük isem,
ağır gelirsiniz bana sizler!
Sevgiyi aramak -ve durmadan maskeleri,
o lanet olası maskeleri bulma ve kırma zorunluluğu!
En çok insandan acı çektiğimde,
onun kusursuzluğundan çektim,
onun günahlarından, büyük budalalıklarından değil.
Şöyledir şimdi benim isteğim:
ve isteğim olduğundan beri bu,
her şey arzuma göre gitmekte-
Şuydu son zekice buluşum:
Neye mecbursam, onu istedim:
Böylece zorladım kendimi her "mecburiyete"...
Ondan beri yok benim için bir "mecburiyet"...
Bir düşünce,
şimdi henüz kızgın-sıvı bir lav:
Fakat her lav kurar
kendi çevresinde bir hisar,
her düşünce ezer kendini
sonunda "kanunlarla".
Şu en yüksek engeli,
düşüncelerin düşüncesini,
kim yarattı bunu kendine?
Hayatın kendisi yarattı kendine
en yüksek engelini:
Aldırmıyor artık kendi düşüncelerine.
...........
Bu düşünceyle
yürüyorum bütün geleceği.
Bir şimşek oldu bilgeliğim;
elmastan kılıcıyla o kesip attı
içimdeki her karanlığı!
Bu kadar hırs için
küçük değil mi dünya?
Putları yıkman değil:
kendi içindeki putperesti yıkman,
buydu senin cesaretin.
Yıldız enkazı:
O enkazdan bir dünya kurdum.
Yükseliyor musunuz?
Yükseldiğiniz gerçek mi sizin
ey yüksek insanlar?
Bağışlayın, top gibi
yükseğe itilmiyor musunuz
-en aşağıdakinin tarafından?...
kaçmıyor musunuz kendinizden, ey yükselenler?...
Ey umutsuzlar!
Sizi seyredenlere ne kadar cesaret veriyorsunuz!
Yalnız şu kurtarır bütün acılardan
(-şimdi seç!):
çabuk ölüm
ya da uzun aşk.
İyi yaptıysam, susalım.
Kötü yaptıysam o zaman gülelim,
ve giderek daha kötüsünü yapalım ki
daha fazla gülelim.
ARIADNE'NIN YAKINMASI
Kim ısıtır, kim sever beni daha ?
Sıcak eller uzatın bana !
Yürek mangalları uzatın bana !
Vurulup düşürülmüş çırpına çırpına,
can çekişenler gibi, ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım, ah ! Bilinmeyen ateşlerle yana yana,
sen peşimdesin, ey Düşünce !
Adlandırılamaz ! Açıklanamaz ! İğrenç !
Sen, ey bulutların ardındaki avcı !
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle,
sen alaycı göz, dikmişin gözünü bana karanlıklardan !
Yatıyorum öyle,
kıvrılarak, çırpınarak, işkencesiyle
bütün sonsuz ezaların,
vurdun beni
sen ey zalim avcı,
sen ey tanınmaz - T a n r ı ...
Vur, daha derine vur !
Bir kez daha, haydi vur !
Kopar, parçala bu yüreği !
Niye bu işkence
körelmiş oklarla ?
Neye göz koydun böyle,
usanmadın mı bu insan işkencesinden,
acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle ?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi ?
Bana - niye eziyet ediyorsun,
sen, ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı ?
Ha ha !
Usul usul sokuluyorsun
böylesi gece yarısında ?...
Ne istiyorsun ?
Konuş !
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha ! Çok yaklaştın yanıma !
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
kıskanç seni !
- neden kıskanıyorsun beni ?
Git ! Defol !
O merdiven de niye ?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak ?
Utanmaz ! Tanınmaz ! Hırsız !
Ne çalmak istiyorsun ?
Ne gözetlemek istiyorsun ?
Ne işkencesi etmek istiyorsun ?
Sen ey işkenceci !
sen - Cellat - Tanrı !
Yoksa köpek gibi,
taklalar mı ataydım karşında ?
teslim mi olaydım, kendimden geçerek
sevginle - sırnaşarak ?
Boşuna !
Sürdür batırmanı !
Zalim diken !
köpek değilim - avınım yalnızca senin,
zalim avcı !
en gururlu esirinim,
en ey bulutların ardındaki haydut...
Konuş artık !
Ey şimşeklerin ardına gizlenen ! Tanınmaz ! konuş !
Ne istiyorsun, ey Eşkiya ... b e n d e n ?
Nasıl ?
Fidye mi ?
Ne istiyorsun fidye diye ?
Çok iste - böylesi yaraşır gururuma !
ve az konuş - böylesi yaraşır öteki gururuma !
Ha ha !
Beni - istiyorsun ha ? beni ?
herşeyimle beni ? ...
Ha ha !
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle ?
S e v g i ver bana - kim ısıtır ki beni daha ?
kim sever ki beni daha ?
sıcak eller uzat bana,
yürek mangalları uzat bana,
bana, yalnızların en yalnızına,
buzunu ver ah ! yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana - k e n d i n i !
Kaçıyor !
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat-Tanrım benim !...
Hayır !
gel geri !
bütün işkencelerinle birlikte geri gel !
Bütün gözyaşlarım
sana akıyor,
yüreğimin son alevi
seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel,
tanınmaz Tanrım ! A c ı m benim !
son mutluluğum benim !
Nietzsche
hepimiz bir sürü parçadan oluşuruz ve bu parçalar kendilerini ifade etmek için çırpınır. bizler yalnızca varılan son uzlaşmadan sorumlu tutulabiliriz, her parçanın sahip olduğu karmaşık dürtülerinden değil ~ Nietzsche
bilinçli bir anınız yok ama anılarımızın çoğu bilinçaltında varlığını sürdürür yaşarken yaşayın ~ Nietzsche
biz arzulanana değil arzulamanın kendisine aşığızdır ~ Nietzsche
Şehvet, topuklarımızı kemiren birer orospudur!
Ve bu orospudan bir parça et esirgendiğinde
Bir parça ruh için yalvarmayı iyi becerir.
Şehvet,tahrik olma, tensel zevkler...
Bunların hepsi köle edicidir!
Yığınlar şehvet yalağından beslenen domuzlar gibi yaşam sürerler.
Nietzsche
Ümit en son kötülüktür..Çünkü işkenceyi uzatır..
İnsan ruhu yaptığı seçimlerle belirlenir..
Bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa, hiç değilse bilgi sawaşçıları olun..
Kendin alabileceğin bi hakkı, bırakmayacaksın sana wermelerine..!
Ancak öbür gündür benim olan..Kimileri öldükten sonra doğar..
Şüphe deil kesinliktir insanı deli eden..
Siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız..Bense aşağı bakarım çünkü yükselmişim..
Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır.. Daha alçağını deil..
Gerçekten de hayatın anlamı olmasaydı, we ben anlamsızı seçmek zorunda olsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu..
Zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar..
Ruh hayatın bağrına saplanan hayattır
Nietzsche
"bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarsıyor beni"
Nietzsche
hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşıcakmışsın gibi yaşa,
istemediğin bi durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun
eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğceğini düşünerek
, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bi şeyi çokmu istiyosun,
ama buna cesaret edemiyomusun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok
isteyip hiç bi zaman cesaret etmediğin için ulaşmıycaksın, o yüsden
sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu
şekilde yaşayabileceğin bi kısır döngü oluşturabilmiş ol.
Nietzsche
acılarım we yetersizliklerimdi bütün öte dünyaları yaratan
we en çok acı çekenin yaşayabileceği kısa bir mutluluk çılgınlığıydı.
Nietzsche
Gözlere sahip olmak için içgüdülerimizle eylemlerimizi sert bir
biçimde yaşamalıyız - kendimizi geçici olarak yaşantıya bırakmalıyız
sonra bakışlarımızı geçici olarak onun üstüne dikmeliyiz
Nietzsche
yukseldikce, ucmayı bilmeyenlere daha kucuk gorunmemiz kacinilmazdir..
Nietzsche
uçurumun kenarına gelmeyi göze alanların kanatları olmalıdır.
Pazar yerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey.
Hep pazar yerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan.
Yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş.
Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! Yalnızlığına kaç! Sen küçük
ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. Onların göze görünmez öclerinden
kaç! Onlar sana karşı öcden başka bir şey değildirler. Artık el kaldırma
onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki...
Nietzsche
cokları pek geç, bazıları erken ölürler, tabii vaktinde yaşamayanlar
nasıl vaktinde ölebilir? keşke hiç doğmasaydı. lüzumsuzlara bu öğüdü
veririm. fakat lüzumsuzlar bile ölümlerini mühimserler. en boş ceviz
bile kırılmak ister. herkes ölüsünü mühimsiyor. ölüm henüz bir bayram
sayılmıyor. insanlar daha en güzel bayramlarını nasıl kutlayacaklarını
öğrenmediler.
Nietzsche
hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da
kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran
küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. ama tam sen bu köprüye adım
atacakken sana şu soruyu sorsam : "bu köprüyü geçip bana gelir misin?" işte
o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın
. o andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve
birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek
istesek de artık yapamayız.
ama o küçücük köprüyü düşündügünde sözcüklere sıgmayacak kadar büyüyüverir
gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın...
Nietzsche
ölüm öğütleyenler vardır. dünya , hayattan çekilmelerini önerdiğimiz böyleleriyle
doludur.
işte böyle gereksiz insanlarla doludur dünya.bu fazlalar yüzünden hayat bozulmuştur.
bunları "sonsuz hayat" sözleriyle kandırıp
bu dünyadan ayırmak gerek.
ölüm öğütleyenlere sarı veya kara diyorlar.fakat ben onları size başka renklerde de
göstermek istiyorum.
işte içlerinde vahşi hayvan taşıyan , keyfetmek ve kendini yemekten başka bir şey
yapamayan korkunçlar.onların keyifleri de bir kendini yenmedir.
bu korkunçlar daha insan bile olamamışlardır.varsın ölüm vaat etsinler ve kendileri
de göçsünler.
işte ruhu veremliler:daha doğmadan , ölmeye başlarlar ve yorgunluktan bir tarafa
çekilip kendi kendine özlem çekerler.onlar
ölmeyi istiolar.bizim de onların bu arzusunu onaylamamız gerekir.bu ölüleri
diriltmekten ve bu canlı tabutları zedelemekten
sakınalım.
karşılarına bir hasta bir ihtiyar bir cenaze çıksa hemen "hayat boştur" derler.
fakat kendileri ve varlığın yalnız bir
yüzünü gören gözleri boştur.
yoğun bir kedere bürünmüş ve ölüm getirecek küçük rastlantılara inanıp böyle
beklerler ve dişlerini gıcırdatırlar.
veyahut şekerlemelerine uzanırlar ve çocuklarıyla alay ederler: bir saman
çöpüne asılı durmakla alay ederler.onların hikmeti
şudur:"yaşamak isteyen delidir.işte biz bu kadar deliyiz ve hayatta en büyük
delilik budur."
"hayat yalnız acıdır."bazıları böyle derler ve bu yalan değildir.
öyleyse bu hayatın bitmesine çalışın.öyleyse yalnız acı olan bu hayatın bitmesine
çalışın.
erdemleri onların şu öğüdü vermelidir:"sen kendini öldürmelisin.sen kendini bu
hayattan çekmelisin."
ölüm öğütleyenlerden bazıları,"şehvet günahtır"derler."bırakın kenara çekilelim
ve çocuk yapmayalım."
bazıları da:"doğurmak güçtür," der. ve niye doğurmalı? " bütün doğanlar mutsuz
oluyolar" bunlar da ölüm öğütçüleridir.
yine bir kısımları "acımak gerek. neyim varsa alın. ben ne isem alın ki hayata
daha az bağlanayım" der.
fakat tam merhametli olsalardı en yakınlarını hayattan bıktırırlardı.kötü olmak ,
onların gerçek iyilikleri olurdu.
fakat bunlar hayattan çekilmek isterler.başkalarını zincirleri ve armağanlarıyla
hayata daha sıkı bağlanmaktan ne bekliyolar?
hayatları vahşi bir çalışma ve huzursuzlukan ibaret olanlar, sizler, hayattan pek
yorgun değil misiniz?ölüm öğütçüleri
için pek olgun değil misiniz?
vahşi çalışmayı aceleyi yeniyi yabancıyı seven sizler kendinizden memnun
değilsiniz.çalışmanız kendinizi unutmak için arzu ve bir kaçmadır.
hayata daha fazla inansaydınız,kendini "an"a bu kadar kaptırmazdınız.fakat beklemek
için , hatta tembellik etmek için bile
yeteri kadar isteğiniz yok.
her yerde ölüm öğütleyenlerin sesi çınlıyor ve dünya,kendilerine ölüm öğütlenmesi
gereken böyle insanlarla doludur.
ya sonsuz hayat? bence onlar için uygun , yeter ki tez göçsünler
Nietsche
Düşünürlerin en derini yazgıları çevrimsel yollar izleyenler deildir.
Devasa bir evreni olduğu gibi kendi içini de gören ve samanyollarını
kendi içinde taşıyan kişi, tüm samanyollarının ne kadar düzensiz olduğunu da
bilir.Bu samanyolları da kaosa ve varlığın labirentine kadar götürür.
Nietzsche
bir zamanlar ruh tanrıydı, sonra insanlaştı, şimdi halklaşıyor.
Nietzsche
Ruh arayanda, hiç ruh yoktur.
Nietzsche














